banner391
banner405

Yeni sistem hastayı kızdırıyor’

O ALANYA'NIN İLK ECZACILARINDAN AMA DİMDİK İŞİNİN BAŞINDA

Yeni sistem hastayı kızdırıyor’

banner404
 Eczacı Naci Güler, “Adama bakıyorsun ayağında 250-300 TL’lik ayakkabı var, altında arabası var, yeri yurdu var ama yeşil kart kullanıyor” dedi
YILLARIN Eczacısı Naci Güler, bu haftaki röportaj konuğumuz oldu. Güler, astım hastalığının Alanya ilişkisinden Başbakan Erdoğan’ın eczacılara olan yaklaşımına, hasta ve yakınlarıyla eczacılar arasında olan ilişkilerden Alanya’daki ilk eczacılık yıllarına kadar birçok konuda önemli açıklamalarda bulundu. İşte Güler’in açıklamaları:

- Eczacılığa başlangıç serüveniniz nasıl oluştu?

İlk ve ortaöğrenimimi Alanya'da tamamladım. O dönemlerde Alanya'da lise olmadığından İstanbul'a giderek Kabataş Erkek Lisesi'nde askerlikten daha sıkı bir eğitim alarak lise öğrenimimi tamamladım. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'ni bitirdikten sonra İstanbul'da bir süre çalıştım ve ailemin de Alanya'da bulunuyor olmasından dolayı memleketime geri dönüş yaptım. 1970 senesinden beridir de Alanya'da yaşıyorum.

- O günkü eczacılık şartlarıyla şimdiki şartlar arasında ne gibi farklılıklar var?

Eski zamanlarda şartlar çok daha iyiydi. İlaç sayısı azdı fakat mesleğe karşı bir saygı vardı. Çok samimi söylüyorum eski insanlar eczaneme geldiği zaman ayakkabısını, şapkasını çıkarır hatta önünü ilikler öyle girerdi. Ve dürüstlük vardı. Eczanem Kuyularönü Camisi'nin karşı tarafındaydı. Cuma namazına gideceğim zaman eczanenin kapısını kapatmazdım bile. Kapıya bir sandalye koyardım, döndüğümde 5-6 kişi birikmiş olurdu, kapıda beklerlerdi, büyük bir dürüstlük vardı. Şimdi ise kapıları kırıp giriyorlar, saygı, sevgi kalmadı.

- Müşterilerle güler yüz ve espri temelinde sıra dışı bir ilişkiniz var. Bu iletişimi nasıl sağlıyorsunuz?

Ben liseden sonra İktisadi Ticari İlimler Fakültesi’nden ayrıldım. Abimlerin de isteğiyle Eczacılık Fakültesi'ne geçtim. İnsan ilişkilerim bu sebepten çok kuvvetlidir. Dilim de biraz tatlıdır. Soyadım zaten 'Güler'. Eskiden Alanya'da her evde bir kiler olurdu. O kilerde tuz, biber, kabak, fasulye, nohut, patlıcan, her şey olurdu. Alınacak her şey de çuvalla alınırdı. Şimdiki gibi her yerde bakkal da yok tabi. Bizim kilerde şeker çuvalıyla tuz çuvalını yan yana koymuşlar. O zamanlar doğan çocukları tuz çuvalına batırırlarmış, çocuğun sağlıklı büyüyeceğine inanılırmış. Ben de diyorum ki “Annem beni yanlışlıkla şeker çuvalına batırmış herhalde.” Dilim de ondan tatlı sanırım. Şaka bir yana zor bir meslek grubundanız. Sürekli hastane yakınındayız, hastalar ve hasta yakınlarıyla ilişki içerisindeyiz. Ben gelen bazı hastalarıma “Bu suratının hali ne, mahkemeden mi geliyorsun?” diye espri yaparım. Onlar da beni bilirler zaten, alınmazlar. Ekşi suratla gelir, gülen suratla giderler eczanemden.

- Eczacılık hep iyi para kazandıran meslekler arasında görülür. Bu meslekte durumu nasıl?

1973 Ekim'de askere gideceğim zaman bir kalfaya ihtiyacım olmuştu. Bana Isparta'da yaşayan “Şah Mat” lakaplı birini önerdiler. Bu adamın da çok iyi satış yapmasıyla ilgili bir ünü vardı. Görüşmek için yanıma geldiğinde kendisine nasıl iyi satış yaptığıyla ilgili bir soru sordum. O da bana “Örneğin geçenlerde 73 yaşındaki bir adama 48 kutu ‘SMA’ mama sattım" dedi. Ben de kendisine "Peki bu adam komada mıydı? Çiğneme sorunu mu vardı? Hortumla mı besleniyordu?" diye sordum. Eskiden SMA mamalar tahta kolilerde 48'li olarak gelirdi. Bizim uyanık da koliyle satılmak zorundaymış gibi hasta adama 3 paket yerine koliyle satmış ve bunu bir övünç kaynağı olarak bana anlatıyor. Ben de kendisine kızarak "Eczacılık, kasaya para girsin mi demektir?" diyerek geldiği gibi geri gönderdim. Tabi ki bizlerde bu işten para kazanacağız ama bu şekilde değil. Eczacılık dürüstlük ister. Formül 5 gramsa 5 gram. 3 ise 3 gramdan şaşmamanız lazım. İhtiyaç neyi gösteriyorsa onun uygulanması lazım.
Böyle zihniyetlerden dolayı biz eczacılar halkın saygısını biraz kaybettik. Eczacılık ciddi anlamda dejenerasyona uğradı.

- Eczanelerin tahsil ettiği doktor muayene ücretleri yanlış anlamaya mahal bırakıyor mu?

Geçim sıkıntısı çok büyük. 3 TL'lik muayene payını hastalarımızdan isterken bu parayı devlet adına aldığımızı çok zor anlatıyoruz. Allah’tan bilgisayar sistemi var da oradan gösterebiliyoruz. Vatandaş, “Başbakan para ödemeyin dedi” diyor. Bizler de bir yandan devletin sistemine bilgisayardan bağlanarak işlem yapıyoruz. O 3 liraları kesintisiz devlete iade ediyoruz, sistem böyle. Maaştan 5 lira kesiliyor, sistemden de 3 lira. Hastalarımız bazen sinirleniyor “Ver o zaman reçetemi” diyor. “Buyurun beyefendi-hanımefendi” diyoruz tabi ki. Başka eczanelerde de sistem aynı olunca, aynı işleme tabi tutulunca, bizim haklı olduğumuzu anlıyorlar neyse ki.

- Kullandığınız bilgisayar sisteminin faydaları neler?

Yeni kurulan sistem tüm hesap kitap işlerini sağlıklı bir şekilde kontrol altında tutuyor. Zayi ilaç oranını en düşüğe indiriyor. Hastamız ilaç almak için reçetesiyle geliyor fakat bazen sistem ilaç vermeyi engelliyor. Çünkü sistem, hastanın daha önce ilaç aldığını ve bu ilacın reçeteye göre hala bitmemiş olduğunu söylüyor. Hesap böyle sıkı tutulunca ilaçlar da zayi olmuyor.

- Hükümet ile eczacılar arasında yaşanan gerginlik son buldu mu?

Hükümet ile eczacının arasının bozulmasındaki asıl sebep, bizim, hastane muayene ücretlerini tahsil etmemizden kaynaklanıyor. Hastalarımız da haklı. Bize, “Yahu beni sen mi muayene ettin?” diyorlar. Günde 5-6 hastayla münakaşa ediyoruz sırf bu yüzden. Hükümet şu anda eczacıların sayısını da düşürmeyi planlıyor. Yaklaşık 25 bin eczane var Türkiye genelinde. Bunu 15 bine çekmeyi planlıyorlar. Çekelim fakat bu durumda eczacılık fakültelerindeki alımı da azaltmanız gerekir. Eczacı, ya kendi işletmesini açar, ya da gider ilaç fabrikasında çalışır. Bu insanların başka seçenekleri yok. Sayıyı düşürelim demekle olmaz. Yüksek Öğretim Kurumu'ndan (YÖK) üniversitelerde okuyacak olan öğrenci sayılarına kontenjan getirmeniz gerekir. Zamanla ve planlı bir şekilde yapılır bu iş. Binlerce insanı işsiz mi bırakacaksın? Sadece benim eczanemde 7 personel çalışıyor. Düşünün Alanya'da, şehir içi ve beldelerde olmak üzere 130 tane eczane var. Kapatırsak dükkanları, bu insanlar ne iş yapacak? 

- Başbakan Erdoğan'ın "İlaçları marketlerde sattırırım” şeklindeki açıklamalarına yaklaşımınız nedir?

Dünyada birçok devlet, ilaçları büyük marketlerde satmaya teşebbüs etti fakat bu denemelerinde başarı sağlayamadılar. Bu, soğan, fasulye değil ki, marketlerde nasıl satacaksın? Birçok devlet yaptığı yanlıştan geri döndü ve şu anda dünyada 4-5 devlet kaldı bu uygulamayı devam ettiren. Onlar da yavaş yavaş sistemi yeniden gözden geçirmeye başladılar. Tıp’ta Kanada en gelişmiş ülkelerden birisidir, o dahi bu işi kıvıramadı. Market sepetine ilaç doldurmak hiç mantıklı değil.

- Boş zamanlarınızda Alanya’da nasıl vakit geçirmeyi tercih ediyorsunuz?

En büyük hobim güler yüz ve halka hizmet. Ondan sonra gezmeyi çok severim. Canım çok sıkıldığı zaman Alanya'nın en sevdiğim mekanlarından birisi olan Köşk Restoran var. Gitmeden bir telefon açarım, çayı koyun geliyorum diye. Giderim 2 saat kadar oturur, evime dönerim. Veya Han Restoran vardır, orayı da çok severim. Giderim yalnız başıma bir akşam yemeği yerim. Bazen kafam bozuk olur bir iki duble alkol alırım. İş hayatı kolay değil, olumsuzluklar çok oluyor. Vatandaşa kızamazsınız. İçinize atıyorsunuz her şeyi.

- Yeşil kart kullanımı Alanya’da hangi düzeyde?

Bu konuda içim çok acıyor. Adama bakıyorsun ayağında 250-300 TL’lik ayakkabı var, altında arabası var, yeri yurdu var. Bir bakıyorsunuz yeşil kart kullanıyor. Benden çok daha zenginleri var, utanmadan cebinde yeşil kart taşıyor. Bu nasıl oluyor? Bu insanlara bu kart nasıl veriliyor diye çok üzülüyorum. Hakikaten ihtiyacı olan dul bir kadının, yaşlı bir kimsenin bu karta ihtiyacı varken bu iş nasıl oluyor? Alanya’da o kadar çok var ki. Son model arabalarla gezip pahalı markalı gömlekleri giyebilen bu insanlar yeşil kart kullanamamalı. Memurlarımızın, devletimizin buna izin vermemesi gerekiyor. Çok üzücü. Toplum ahlakını ilgilendiren bir konu bu. Veren vermemeli, alan da almamalı ihtiyacı yoksa. Eskiden gariban biri vardı, anormal olarak bilinirdi, adı İbrahim. Tanıdığımız da biri vardı, yeni vefat etmişti. Her ikisinin de vücut ölçüleri aynı olduğundan vefat eden kişinin daha giyilmemiş elbiselerini İbrahim’e verelim dediler. İbrahim’i çağırdık, bu elbiseleri vermek istedik. İbrahim de oracıkta insanlık dersi verircesine, “Benim elbiselerim var, bunları olmayana verelim” dedi. Bakın bu saf ve temiz İbrahim, 30 sene önce böyle cevap verirken, şimdi düştüğümüz hallere bakın. Malı mülkü olduğu halde yeşil kart alana bakın. Yazıklar olsun. İbrahim olsaydı bunu yapmazdı.

- Eczaneniz Alanya Devlet Hastanesi önünde. İnsanlarımız en çok hangi hastalıklardan muzdarip? 

Kalp, şeker, tansiyon hastaları zaten müzmin hastalarımız. Örneğin şeker hastamız geliyor, “Bu ilaçlar bana iyi gelmedi” diyor. “Söyle bakalım” diyorum “Bu sabah ne yedin?” Bana diyor ki “3 tane gözleme yedim.” “E düşmez tabi, 3 tane gözleme yemişsin, bırak bu ilaçları boşuna kullanma” diyorum. Sen yemene içmene önem vermezsen bu ilaç sana ne yapabilir? Örneğin tansiyon hastaları. İlaca devam ama tuza da devam. Diyorum ki “Tuzu kestin mi?” “Yok hayır tuzu kesmedim. Çok severim ben tuzu” diyor. O tansiyon nasıl düşecek? Mesela “Perhiz yapıyorum” diyor bir hastamız. “Bu sabah ne yedin?” diyorum yine. “Bizim orda fırın var. Oradan aldım bir ekmeği, sürdüm arasına peyniri, yağı yedim” diyor. Ben de “Yahu sen öyle yersen nasıl perhiz olacak bu?” diyorum. “Ya o kadar da olsun, bir şey olmaz” diyor. Yani verdiğim örneklerde olduğu gibi bu iş sadece ilaç kullanmakla olmuyor. Biz de karşılaştığımız, bildiğimiz bu konularda hastalarımızı sürekli bilgilendiriyoruz. Böyle olayları da yaşıyoruz sürekli.

- Alanya ve Damlataş Mağarası havasının astım hastalığına etkisi nedir?

Astım, çok çeşitli bir rahatsızlıktır. Alanya’nın havasının iyi geldiği kişiler olduğu kadar iyi gelmeyenler de çok var. Benim bir yengem vardı astım rahatsızlığı olan. Ona Alanya’nın havası katiyen iyi gelmezdi. Onun için de senenin 8 ayını Mahmutseydi Köyü’nde geçirirdi. Hatta etkisi o kadar çabuk görülüyordu ki, daha arabayla Alanya’ya inerken nefesi daralmaya başlıyordu. Alanya’nın nemli havası ona yaramazken, kuru yayla havası çok iyi geliyordu. Mesela Konya’dan gelen bir vatandaş da daha Damlataş Mağarası’na girmeden Alanya’nın nemli havasıyla düzeliveriyor ve ilacı kesiyor. Astım çok büyük bir illet hastalıktır. Ne öldürür, ne güldürür. Yaşam kalitesini düşüren bir hastalık.

- Yeni nesil eczacılara neler söylemek istersiniz? 

İnşallah genç arkadaşlarımız da bizleri örnek alır. Aynı hizmeti vermek için çabalarlar. Bizde dikkat en ön plandadır. Sürekli işinizin başında durmak zorundasınız. Bunca yıllık eczacıyım, yeri geliyor bir reçeteyi okuyamıyorum, tereddütlü kalıyorum.
Nerden gelmiş reçete? İstanbul Tıp’tan, Ankara’dan, şu isimli doktor tarafından yazılmış. Açarım telefonu “Doktor bey şu hastamıza şu reçeteyi yazmışsınız. Şunu çıkaramadık imkan var mı acaba” deriz. Veya devlet hastanesi kapısındayız. Çocuklardan birini gönderirim, “Git oğlum hocan ne yazmış bir öğreniver.” Hiçbir zaman gururuma yediremeyip “Ben şunca yıllık eczacıyım” demem çünkü hata affetmez bir meslek mensubuyum. Yeri geliyor doktor bile yanlış yazmış oluyor, hata düzeltiliyor. O da insan. Kesinlikle gurur, kibir kabul etmez bir meslekle uğraşıyoruz.

- Son olarak, Alanya sizce il olmalı mı?

Şahsi fikrim, ben il olmasını istemiyorum. Eşimi 1970 yılında İstanbul’dan Alanya’ya getirdim. Şu anki belediye binasının halk plajı olduğu zamanlar. Oradan denize girerdik. O kadar berraktı ki, su tuzlu olmasa insanın içesi gelirdi. Eşimi 6 sene evvel kaybettim. Derdi ki “Alanya’nın ilk geldiğim zamanlardaki halini getirin de başımın üzerine koyayım.” Herkes birbirini tanırdı, kötülük olmazdı. Herkes saygılı-sevgiliydi. Ben il olmakla Alanya’yı kazanacağımızı zannetmiyorum. Daha da kalabalıklaşacağına ve kaybedeceğimize inanıyorum. Ömrümün büyük bir kısmı İstanbul’da geçti benim. Orada aynı apartmanda oturduğumuz insanları nasıl tanımıyorsak artık Alanya’da da birbirimizi tanımıyoruz. Alanya’mızın resmi kurumları, belediyeleri zaten iyi çalışırsa il olmamıza gerek kalmaz. Siyasi parti, grup, kişi gözetmeksizin herkes hizmeti ön plana koyarsa il olma gerekliliği kalmayacağını düşünüyorum. Ben, dargın olduğum insana da ilaç satmak zorundayım, dargın olmadığıma da. Hizmet de böyle bir şey. Ayrımcılık yapılmadan herkese hizmet etmek lazım. Dayımın kızı, halamın oğlu denirse bu işler yürümez. Ben o yüzden siyasetle hiç ilgilenemedim. Yıllar önce bana belediye reisliği teklif edildi ama ben yapamam. Şurada abimin evi olsa, ortasından yol geçecek olsa, yıksan bir türlü, yıkmasan bir türlü. Bizim meslek siyaseti kaldırmaz. Siyaset üstü ulvi bir meslek bizimki. Kim gelirse aynı hizmeti vermek durumundayız.

banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.