banner391
banner405

Yalnız değilsiniz

Hayatınızda bir şeyler yanlış mı gidiyor? Kariyeriniz planladığınız gibi ilerlemiyor mu? Dostlarınızla, ailenizle konuşsanız dahi çıkış noktası bulamıyor musunuz? Daha kaliteli bir yaşam arzusunda mısınız? Artık yalnız değilsiniz. Alanya’da sayıları gittikçe artan psikolog, yaşam koçları ve danışmanları Portakal’a bu mucizevi uzmanlık dalını anlattı…

Yalnız değilsiniz

banner404
 BİR dönem terapiste gitmek utanç vericiydi… Ama zaman değişti. Belki yıllardır seyrettiğimiz Woody Allen filmleri, belki de hayat koşuşturması içinde insanların dertleşmeye ayıracak vaktinin azalması sonucu artık utanılacak bir durum değil bir terapistinizin olması. Hatta insanlar birbirlerine terapist hikayelerini anlatıyor, terapistlerini tavsiye ediyor, öyle ki nasıl kendileriyle, ruhlarıyla barışık olduklarını dünyaya duyuruyor şimdi.
- Gökçen Hanım, bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Okurlarımıza kendinizi ve profesyonel bir psikoloğun verdiği hizmetleri kısaca tanıtır mısınız? 

Alanyalı'yım. 2009 yılı, İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji bölümü mezunuyum. Üniversitedeki eğitimim sırasında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde çalışmalarım oldu. Daha sonra Alanya ve İstanbul'da çeşitli devlet ve özel hastanelerde görev aldım. Lisans eğitimimin yanı sıra pozitif psikoterapi, oyun terapisi, yaşam ve eğitim koçluğu eğitimlerimi tamamladım, iki yıl Alanya Bahçeşehir Koleji'nde çalıştıktan sonra eylül 2011 tarihi itibariyle kendime ait olan 'M. Gökçen Nazifoğlu Danışmanlık' isimli ofisimi açtım. Profesyonel bir psikolog, çok farklı kişilere çok farklı konularda destek verebilir. Duygu durumu ile ilgili sıkıntısı olan, uyum problemi yaşayan, stresli durumlarla baş etmeye çalışan, gündelik yaşamda baş edemediği durumlarla karşılaşan ve bunun gibi birçok kişiyi rahatsız eden durumlarda kişilere destek vermek bizim amacımız.

- Başarılı bir akademik geçmişe sahip olup, alanında hızla yükselmekte olan bir psikolog olarak eğitiminin başında olan kişilerle başarınızın sırlarını paylaşabilir misiniz?

Bunda en büyük faktör bana göre mesleğimi çok sevmem. Çocukluğumdan beri tek hedefim psikolog olmaktı. Eğitim hayatım ve mesleki hayatım boyunca her zaman kendime koyduğum hedefler olmuştur. Hedefler, tabi zaman içerisinde daha da büyümeye başlıyor. Elde etmiş olduğum başarı, eğitim ve meslek hayatımda bana tamam ben artık oldum bitti hissi uyandırmadı. Hep bir basamak daha üste çıkmak istedim. Beni motive eden güç, aslında başarı elde etmekten çok faydalı olmak mesleki yaşantımda. Zaten bence bu ikiside doğru orantılı.
- Eğitim hayatınızda zor durumlarda pes ettiğiniz ya da bırakmak istediğiniz durumlar oldu mu? Olduysa da devam etme isteğinizi ne gibi durumlar sağladı?

Hayalimi gerçekleştiriyordum. Evet çok zorlandığım zamanlar oldu. Ağır bir eğitim alıyoruz. Ama bırakmak, pes etmek belki çok az aklımdan geçmiştir. Bu zamanlarda en büyük desteğim ailem oldu. Bunun yaında da hep kendimi beş, on sene sonrasında hayal ettim. Bu bana güç verdi.

- Bildiğiniz gibi psikoloji toplumda 'deli doktorluğu' olarak anılıyor. Siz psikolog olucağınızı ilk bildirdiğinizde ailenizden ve çevrenizden nasıl tepkiler aldınız?

Psikolog olmamı annem de çok istiyordu. Babam da her zaman için aldığım kararların arkasındadır. Böyle olunca onlardan herhangi bir olumsuz tepki almadım. Ancak geçtiğimiz yıllara baktığımız zaman gerçekten sadece Alanya için değil, genel anlamda psikologlara bu gözle bakılıyordu. Bu meslek insanların çok önceliği değildi. Psikolog mesleğine olsa da olur, olmasa da olur gibi bir bakış açısı vardı. Ben son yıllarda bu alana ilginin çok olumlu yönde değiştiğini düşünüyorum. Bence bu Alanya için de böyle. İnsanlar herhangi bir problem durumu olmadan bile danışma, farklı bir bakış açısı geliştirme amaçlı olsun bu hizmeti almak istiyor. Yani artık 'deli doktoru' mantığının ortadan kalktığını düşünüyorum. Buna değişim ve gelişimin bir parçası da diyebiliriz.  

- Mesleğe başladığınızdan beri bu alanda gelişmeler olduğunu düşünüyor musunuz? Olduysa bu gelişmeler iyi yönde mi, kötü yönde mi?

Her bilim dalında olduğu gibi psikoloji alanı da sürekli gelişen bir bilim dalı. Çok geniş bir alan, her gün alanımızla ilgili yeni gelişmeler oluyor. Tabi ki bizler de gelişmeleri takip ederek, göz önünde bulundurarak kendimizi yenileyip geliştirmek zorundayız. Yaşanan gelişmelerin olumlu yönde olduğunu düşünüyorum. Birçok teknik uygulama bir arada kullanılabiliyor.

- Merak ediyorum, şu 'Çocukluğunuza inelim, oradan başlayalım' cümlesi her insanda kullandığınız bir cümle mi?

Psikologlar direkt olarak bu cümleyle özdeşleştiriliyor. Psikolog demek, çocukluğa inmek demek gibi bir algı var. Ancak, insanı, insan davranışını, insan zihnini ögrenme biçimini, problem yaşama nedenlerini ve bu problemle baş etme yollarını savunan farklı farklı ekoller var. Çocukluğa inmek demek bugün yaşanan problem geçmişten, çocukluk döneminden kalma bir karmaşanın yansıması mı diye düşünmektir. Bu psiko analitik kuramının savunduğu modeldir. Her psikolog kendine uygun veya çalıştığı danışanına uygun yöntemi seçer. Bu alanda kendini geliştirir ve yeniler. Analitik yaklaşımla çalışan bir psikolog çocukluk yaşantılarıyla ilgilenir ancak, 'hadi çocukluğunuza inelim' cumlesini açıkça kullanmaz.

- İnsanlar ağır yaşam koşulları nedeniyle sıkça psikolojik sorunlar yaşıyor. Bir insanın psikolojisinin bozuk olduğunu nasıl anlayabiliriz?

Kişinin davranışı kendisini ve çevresindeki kişileri olumsuz yönde etkiliyor mu? Kişinin hareket ve davranışları kendine ve çevresindekilere zarar veriyor mu? Günlük basit işleri yerine getirmede zorluk, isteksizlik var mı? Bunda güçlük çekiyor mu? İş, okul, ev ortamındaki sorumluluklarla baş etmede güçlük var mı? Verdiği tepki yaşadığı olaya ve duruma uygun mu? Yaşadığı olumsuz süreç hangi nedene bağlı? Bunun süresi veya sürekliliği nedir? Kişi bulunduğu durumun farkında mı? Olumsuz tepkilerinin, davranışlarının farkında mı? Davranışları, tepkileri, düşünceleri kabul edilebilen türden mi? Normalden farkı ve fark derecesi ne? Kişiyi ne kadar rahatsız ediyor? Etki alanındaki diğer kişileri ne kadar etkiliyor? Bunların hepsini değerlendirmek gerekiyor. Bu konuda herhangi bir genelleme yapılamaz. Ancak benim her zaman savunduğum düşünce bir psikoloğa gitmek için bireyin psikolojisinin bozuk olması gerekmiyor. Sağlıklı bir kişi de bu desteği alabilir. Günlük hayatla baş edebilme becerilerini geliştirmek, değişim sürecinde koyduğu hedeflere ulaşabilmek ve kişinin kendi bilişsel kaynaklarından daha iyi yararlanabilmek için kişi bu desteği alabilir. Hayatına farklı bir pencere açabilir, iç görü kazanır, kendine dışarıdan farklı bir gözle bakıp yorumlayabilir. 

- Tam tersi, çok bakımlı ve mutlu görünen ama, psikolojisi bozuk insanlar da görüyoruz?

Tabi ki bu da olabilir. Genelleme yapılamayacak bir  konu az önce de dediğim gibi. Tabi bu bir duygu durumu bozukluğunun belirtileri arasında yer alan bir şey mi, diğer semptomlarla birleştirip uzman bunun kararını verebilir.

- Sorunları içine atarak bu durum nereye kadar gidiyor? 

Antidepresan kullanan o kadar çok insan var ki, bu kişinin demografik ve kişisel özelliklerine göre değişen bir durum. İçsel çatışmalar farklı farklı dışa vurumlarla kendini gösteriyor. Evet çok fazla kullanan var ancak, birçok kişi de bu tür ilaçları kullanmaktan kaçınıyor. Benim kendi gözlemim insanlar yaşadıkları problem durumunu, psikoterapi süreciyle ve kendi becerileriyle ortadan kaldırmak istiyorlar.

- Peki bu çalışmalarda ilaç ne noktada kullanılıyor?

Burada önemli olan yaşanılan sorunun şiddeti. Bazı problem durumlarında direkt psikoterapi sürecine başlamak o bozukluğu ilerletiyor bile diyebilirim. İlaç tedavisi, psikolojik sorunun türüne göre bir parçasıdır. Psikologların ilaç verme yetkileri yoktur. Ben bana başvuran bir danışanın ilaç tedavisine ihtiyacı olduğunu tespit etmişsem eğer, bir psikiyatriste yönlendirip ilaç tedavisi öneriyorum. Bu durumlarda bir müddet ilaç tedavisinden sonra ek olarak psikoterapi sürecine de başlanabilir.

- Terapist olarak yolunda gitmeyen evliliklerde karı kocayı karşınıza alıp yönlendiriyorsunuz değil mi?

Evet. Danışmanlığını sürdürdüğüm aileler var. Aile ilk başvurduğu zaman yaşadıkları problem durumunu, sorunun ne olduğunu kendileri de tam tanımlayamıyor. Evet bir problem var ama, bunun nedeni veya nedenleri nedir? Asıl çatışmaya neden olan durum farklı bir olaya veya başka bir aile bireyine atfedilebiliyor. Var olan asıl çatışma nedenini ortaya çıkarıp farkındalık kazandırma ve iyileştirme sürecinde izlenmesi gereken yollar üzerinde çalışıyorum.

- Şiddetin ana nedeni nedir?

Şiddetin nedenleri çeşitli ve karmaşıktır. Bu yüzden tek bir nedene bağlayamayız. Baktığımızda, üç başlık altında toplayabiliriz. Biyolojik nedenler dediğimiz, erkeklik hormonunun etkisi, bazı kişilik bozuklukları, akıl hastalıkları bu kategoriye girebilir. Psikolojik ve sosyal nedenler olarak da, şiddet öğrenilebilen bir davranıştır. Çocukluk ve gençlik dönemlerinde şiddete maruz kalan veya şiddetin uygulandığı bir ortamda yetişen bireyin, şiddet uygulama eğilimi oldukça fazladır. Ayrıca şiddet, toplumun bazı kesimlerince problem çözmeye yönelik paylaşılan bir değer yargısı olarak kabul edilebilir ve kuşaktan kuşağa aktarılır.

- Toplumsal sorunlarda yaşanan artışlar, işsizlik, güvenlik sorunu, şiddet gibi. Bireylerde önemli psikolojik travmaları da beraberinde getiriyor. Bu konuda sonuç ve nedenler birbiriyle iç içe geçmiş durumda. Örneğin, şiddete neden olan sorunlar ortadan kaldırılamadığı sürece, şiddet konusu hem sorun hem de sonuç olarak farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkıyor. Kişisel gelişim ile psikolojik ve toplumsal sorunlar arasında ilintili bir durum var mı sizce?

Muhakkak vardır. Ancak şiddetin tamamen ortadan kalkması yaşamsal koşulların bir çoğunun tamemen değişmesiyle olacaktır. Bu da ütopyadan başka bir şey değildir.  Zorlu yaşam koşullarıyla baş etmek, şiddetten arındırılmış bireyleri topluma kazandrımak için atılacak ilk adım aile ile başlar. Aile içerisinde iletişim kanallarını açık tutmak en önemli nokta. İletişim kopukluğu şiddetin en önemli nedenleri arasındadır. Kadınların çalışmasına eğitim görmesine destek olmayı bir diğer adım olarak sayabiliriz. Eğitim-öğretim kurumlarında şiddet uygulanmamasına önem verilmeli, eğitimler düzenlenmeli, bu eğitimlerdeki amaç da öğrenimden çok davranış şekillendirmeye, farkındalık kazandırmaya yönelik eğitimler olmalıdır.

- Kişisel gelişim konusunda bireylere önerileriniz nedir? Bu hizmeti alırken nelere dikkat etmeleri gerekir sizce?

Kişisel gelişim, kişinin hedeflerine ulaşmasında, kişiyi motive eden birçok teknik ve strateji içeren bir süreçtir. Her kişisel gelişimle ilgilenen bu alanda hizmet veren kişi psikolog değildir. Günümüzde çok da profesyonel olmayan, üç, beş aylık eğitimlerle alınan sertifikalarla bu hizmetleri veren kişiler var. Ben, kişinin fayda sağlamak amaçlı gittiği bu yerde zarar görebileceğini düşünüyorum. Eğitim anlamında yeterli donanıma sahip uzmanlardan bu hizmeti almaya özen göstermek gerekiyor.

- Anladığımız kadarıyla sizin ilacınız sözden oluşuyor. Sohbet bir diğer anlamda yani doğru mu?

Öyle de diyebiliriz. Ancak yapılandırılmış bir sohbet. Bu sohbet içerisinde kullanılan birçok teknik var, uyguladığım psikolojik testler, seans sırasında kendi gözlemim, süreci şekillendirmede bize yardımcı unsurlardır.

- İnsanları sözle etkilemek, peki sizin sözünüz etkiliyor mu? 

Terapi sürecine başladığım bir danışanımda aksi bir durumla henüz karşılaşmadım.

- Söz diyorsunuz. Kelime diyorsunuz. Bunun önemine vurgu yapıyorsunuz. Hatta tedavi aracıdır diyorsunuz. Nasıl bu kadar etkili olabiliyor ya da bu çok iddialı bir yaklaşım değil mi?

Bir cerrah düşündüğümüz zaman insan bedeninin bütün işleyiş biçimini, sistemin bütünüyle işleyişini biliyor ve bu sistemde meydana gelen aksaklığı ortadan kaldırabilme becerisine sahip. Bizim işimiz de aslında bundan çok farklı değil, insan davranışları, zihinsel süreçleri, işleyiş biçimleri, bunlara ailesel ve toplumsal faktörlerin yansımasını inceliyoruz. Bu bilgiler ışığında, yapılandırılmış bir görüşmenin amacına ulaşması kaçınılmaz.

- İşyerlerinde sıkça rastlanan çalışanlar arasındaki gerginliği önlemek, sağlıklı iletişim, barış ve huzuru sağlamak için neler yapılmalı?

Kurum içerisindeki iletişim kanalları açık tutulmalı, çalışanların talep, istek ve görüşlerini rahat bir şekilde ifade edebilmeleri için gerekli koşullar sağlanmalıdır. Görev tanımları iyi yapılandırılmış olmalı, bu anlamda herhangi bir belirsizlık olmamalıdır. Böyle olunca takım ruhu kaybolmaz, kişi bütünün bir parçası olduğunu hisseder.  Elde edilen bireysel başarıların farkedilip takdir edilmesi, kişiyi motive eden bir başka etkendir.

- Çalışanların değişime olan dirençlerini ortadan kaldırmak için neler yapılmalı?

Sıkça karşılaşılaşılan bir durum. Kişinin var olan değişim sürecine tepkisinin nedenleri tespit edilmelidir. Bu direncin altında yatan kaygıları var olabilir. Bunları paylaşmasına fırsat verilmeli ve bu anlamda eğitim süreci gereklidir. 

- Bu çılgın dünyada aklımıza sahip olmak adına ne yapmamızı öneriyorsunuz ?

Duygularımız, düşüncelerimiz ve davranışlarımız arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Günlük yaşamda karşılaştığımız herhangi bir olay veya durumun tek başına olumlu veya olumsuz bir değeri yoktur. Olaylara anlam yükleyen bizim onu algılama ve yorumlama biçimimizdir. Kısaca, bakış açımızı, algılama biçimimizi gözden geçirmek, bizi mutsuz eden durumlara olaylara farklı bir pencereden bakmaya çalışmak, bizim duygularımız ve davranışlarımızda da olumlu değişimleri beraberinde getirecektir.



banner355

Etiketler; #değilsiniz

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.