banner391
banner405

'Koç'un ölümü cehaletten'

Alanyalı dünyaca ünlü 'Mucit Doktor' lakaplı Kalp Cerrahı Özcan "Türk insanının sofrada revizyon yapması gerekiyor. Beslenme alışkanlığı değişmeli" dedi

'Koç'un ölümü cehaletten'

banner404
YAPTIĞI icatlar ve dik duruşu nedeniyle başı bir türlü beladan kurtulmayan 'Mucit Doktor' lakaplı Kalp Cerrahı Mesut Özcan, Pazartesi Sohbeti'nin bu haftaki konuğu oldu. Yasin Araz'ın sorularını yanıtlayan Özcan, Türkiye'de ve dünyada her geçen gün yaygınlaşan kalp rahatsızlıklarına değinerek, "Kalpten ölüm yoktur, cehaletten ölüm vardır" dedi. İşte Özcan ile yaptığımız sohbetten öne çıkanlar:

'AVRUPA'DA YAŞAMAK ZORUMA GİTTİ'

- Biz sizi tanıyoruz ama okuyucularımıza da kendinizden biraz bahseder misiniz?

14 yaşında Alanya'dan ayrıldım. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne gittim hatta Gazi Üniversitesi'nin ilk mezunlarındanım. 22 yaşında Tıp Fakültesi'nden mezun oldum. Okul bittikten sonra İsviçre'ye gittim. Kalp cerrahisine ilk orada başladım. Not ortalamam yüksek olduğu için hemen kabul edildim. O dönemde Sağlık Bakanlığı Zürih İhtisasını her ne hikmetse kabul etmediği için Türkiye'ye döndüğümde sınavlara girdim ve 1989'da Cerrahpaşa'da kalp cerrahisini kazandım. Çok kaliteli bir klinik yoktu o dönemlerde Cerrahpaşa'da ben de tekrar sınava girdim, hatta o dönem 25 bin kişi girmişti sınava ama yüksek lisansta kalp cerrahisinde bir kişilik kontenjan vardı. Çalıştım ve orayı kazandım. İhtisası bitirmeye yakın geliştirdiğim bazı cihazlar oldu. Halen de kullanılır bu cihazlar. Ardından Tekrar Zürih'e gittim, Kardiyo Patalojist Sertifikası aldım ve Türkiye'ye döndüm. Çünkü bu insanların parasıyla okuyup orada başkalarını tedavi etmek insanın zoruna gidiyor"

'TÜRKİYE'DE İLKLERİN ÖNCÜSÜ OLDUM'

1997'de Ankara Etlik İhtisas Hastanesi'ne başladım. O zamanlar Türkiye'de ilk stent greft ameliyatlarını 2002'de ben yaptım. Dört vaka yapıyorsun gazeteye çıkıyor. 'Umut veren yöntem' diye. Bunun protatipleri üzerine benim kara kalem çizimlerim vardı 1992 yılında. Her neyse, ondan sonra hakkımda 'Protokolsüz malzeme takmaktan' soruşturma açtılar. Bu yeni bir ameliya tekniği ve ilkini yapmışım. 12 yıl kadar Etlik İhtisas Hastanesi'nde kaldım bu arada da özel hastanelerde Türkiye'de ilk açık kalp ameliyatına biz başladık. O ameliyat tekniğinin patenti de bana aittir. Bu arada Kat Kaloriferi ve Kombi Sistemi'nin patenti de bana aittir, onu da ben geliştirdim. Temel şu, bir şeyin nasıl ve neden çalıştığı ile ilgili bilginiz varsa oluyor. Her şeyin sebebini tedavi etmek gerekiyor. Sonucu tedavi etmekle olmaz.

'ALANYA'YA VEFA BORCUM VAR'

Kanser mesela, bunun bir sebebi var. İnvün sistem güçlüyse bu kanser hücrelerini yakalar ve tedavi eder, ama çökmüşse hastalık ortaya çıkar. Sineklerden kurtulmak için bataklığı kurutmak gerek. Aksi halde yaptığınız sadece Don Kişotluk olur. Sonrasında başımıza Ergenekon belası geldi. Bir dalgaya tutturulduk gittik. Kayseri'de Acıbadem Hastanesi'nde Kalp Cerrahisi Bölümü'nü kurdum, Diyarbakır Alman Hastanesi'nde Kalp Cerrahisi Bölümü'nü kurdum sonrasında yine Kayseri'ye gittim. Çünkü tutundurmuyorlar, sıkıntılar baş gösteriyor. Ergenekoncu olmuş adın ve insanlar sana iş vermekten korkuyor. Şu anda Antalya OFM Hastanesi'ne başladım. Alanya'ya vefa borcum var. O yüzden burada da irtibat ofisim olacak.

'MEMLEKETÇİYSEN TEMİZ OLMAN GEREK'

- Türkiye sizi 'Trilyonluk yolsuzluğu ortaya çıkaran doktor' olarak tanıdı. Neler yaşadınız, olaylar nasıl gelişti?

Olayın biraz başına gitmek gerekiyor. Önce bilgi vereyim, çalışan kalpte by-pass ameliyatı 1970'lerde yapılmış ve bırakılmış. Ama biz o dönemde Yüksek İhtisas Hastanesi'nde aynı teknikle 2 bin 200 tane ameliyat yaptık. Hiç bir sarp malzeme kullanmıyoruz. Oksinatör dediğimiz ve kalp akciğer makinesini kullanarak yapılan ameliyat değil. Bunları kullanmıyorsunuz, ki o zamanlar bu aletlerin parası 2 bin 200 dolardı. Her hastaya bir kere kullanılır ve atılır. Fakat biz bunları kullanmadan yapıyoruz ameliyatları. Daha sonra faturalara bakıyorum oksinatör devlete yine fatura edilmiş. 'Bunlar nereye gidiyor?' diye düşündüm ve arşive indim. Arşivde 2 bin 200 dosyanın fotokopisini çektim ve faturaları önüme koydum. Baktım, hepsi birilerinin cebine gidiyor. Bunu götürdüm o dönem Hürriyet'te muhabir olan Tuncay Özkan'a verdim. Tanışmamızın ilk sebebi de budur. Götürdüm kendisine verdim, pek ilgilenmiyormuş gibi oldu, sonra baktı ki olay gerçek ve ciddi bir yolsuzluk var, hemen atladı üstüne. Hatta ödül almıştı bu haberle. Daha sonra bana ölüm tehditleri falan geldi. Yurt dışında daha önce çalıştığım Marko Turina'yla iletişime geçtim ve tekrar Zürih'e gittim. Burada iki ihtimal vardı ya sesimi çıkarmayıp işime devam edecektim, ki bana göre bir şey değil. Ya da olay bu deyip ortaya koyacaktım. Atatürk posterinin altında Cumhuriyetçi geçinmenin bir anlamı yok. Memleketçi geçiniyorsan herkes kendini temiz tutmak zorunda.

'YENİ BİR ŞEYLER ÜRETMEK HEYECAN VERİCİ'

- Tıpta halen yerini koruyan bir icadınız var, Clamp. Mucitliğiniz nereden geliyor?

Bu buluşumu ilk olarak Kanada'da Amerikan Kardoyo Vasküler Cerrahi Kongresi'nde sunmuştum. Patent öyle bir şey ki, üzerinde ufacık bir değişiklikle başka bir şekilde değiştirip koyabiliyorlar. Bir çok tıbbi malzeme üreten firma bunu yaptı. Farklı bir çerçeveye oturtup patent kapsamından çıkararak clampi üretti. 'Cross Clamp' dediğimiz bir cihaz var, MesPros adı altında biz patent almıştık ama modifiye ettiler, silikonlusunu ürettiler. Benim hevesim, ortaya yeni bir şeyler koyabilmek. Kalp Cerrahisi 1954'ten sonra çok ciddi bir gelişme sağladı. Daha öncesinde pek bir şey yoktu. Ben yapılanları yapmak yerine yeni bir şeyler yaparak kalp cerrahisini ilerletmeyi hedefliyorum. Türkiye'de kalp cerrahisinin gelişmesi 75'li yıllardan sonra olmuş. Şu anda Türkiye'de bir çok yerde kalp ameliyatı yapılabilecek durumda. Bugün İngiltere'ye gidip kalp ameliyatı ya da anjiyo olmaya kalksan ciddi bir süre beklemen gerekir. Ama bizim burada hasta hemen anjiyo olup aynı gün ameliyat bile olabilir. Sağlık turizminin ortaya çıkması ve insanların da buraya gelmesinin sebebi de bu. Ama bu, bütün hekimlerin iyi yönde çalışması ve özel hastaneler sayesinde ortaya çıkan bir şey ve böyle de devam etmeli.

'HASTANIN DEĞİL DOKTORUN AMELİYATA İHTİYACI VAR'

Şu an Türkiye'deki kalp ameliyatlarının yüzde 85'i özel hastanelerde yapılıyor. Bir de şuna dikkat etmek gerekiyor, özel sektörlerde döner sermayeden dolayı doktorların ameliyat etmeye ihtiyacı var, hastaların ameliyata ihtiyacı yok. Böyle bir format gelişiyor. Bu yüzden bir hekimin önce şunu yapması lazım, 'Bu hasta benim annem, babam. Ben bu hastaya neyi yapmalıyım.' Hekimlik sanatı farklı bir şey. Yeni mezun olup da işe başlayanlar branş seçerken 'Kalp cerrahisinde para var mı?' diyorsa, kalp cerrahı olamaz. Çünkü bizim mesleğimiz kutsal bir meslek. İnsan bedenine müdahale etmek için haklı bir gerekçe olması lazım. Yoksa Allah'tan korkacaksın. Aksi halde kaldırılabilecek bir iş değil.

'GENÇ NESLİN ÖNÜNÜ KESİYORUZ'

- Dünyanın ilk 'Aort Yırtığı' ameliyatını yapan birisi olarak neler hissediyorsunuz?

Aort diseksiyonu kalp cerrahisinde ölümcül olan hastalıklardan birisi. Eskiden 90'lı yıllarda hastayı 20 derecelere kadar soğutarak yapardık ve ölüm oranları çok yüksek olurdu. Ben 1992 yılında bununla ilgili stend greftlerin ilk dizaynını çizdim. O zamanlar bölüm başkanımız Kemal Beyazıt'tı. Bu çizimleri ona götürdüm ve dedim ki, 'Biz hastaları ameliyat etmeden bu şekilde tedavi edebiliriz, şunlar şunlar yapılabilir' ve bana döndü dedi ki, 'Yahu Mesut sen bunları rüyanda görüp sabah gelip bana anlatıyorsun herhalde.' Bu sözü epey ağrıma gitti, üzüldüm. Aradan bir sene geçti, İsrail'de bir çalışma grubu aynı dizaynı çizmiş bir köpek denekte çalışmış ve yayınlamış. Aklın yolu bir tabi. Bu yayını ve çizimlerimi aldım Kemal beyin yanına yine gittim, 'Ben size 1 yıl önce bunları getirmiştim bana böyle demiştiniz ama bakın İsrail yapmış' dedim, 'Sen beni terbiye mi ediyorsun?' dedi. Mucitlik kimsenin tekelinde değil. Herkes yeni bir şey ortaya koyabilir. Yeni bir şey yapacaksın ki insanlığın geliştiğini görebilesin. Her zaman yeni bir şeyler bulmak zorundasın. Stent greft dediğim tekniği üreten firma milyar dolarla üretim yapıyor. Fikri diye bir arkadaşım var benden 5 yıl kıdemliydi Muğla'daki çiftliğe geldi, otururken konu birden stent greftlere geldi ve eşime döndü dedi ki, 'Sen biliyor musun stent greftlerin gerçek mucidi kim? Kocan Mesut. 92'de çizdi bana da göstermişti' diye. İnsan üzülüyor. Türkiye'de de özellikle genç neslin önünü kesiyoruz ve tamamen çaresizleştiriyoruz.

'MESTECH TEKNİĞİ İLE TIP TARİHİNE
TÜRKİYE'NİN ADINI YAZDIRDIM'

- Tüm Alanya ve Türkiye'yi onurlandıran bir çalışmanız var, MesTech. Tekniğinizden bahseder misiniz?

Kalp damarında tıkanıklık olan bir hastanın yüzde 20 ihtimalle boyun damarında, kol damarında, ayak damarında eşlik eden bir tıkanıklık vardır. Bu bir damar iltihabı. Damar vücudun her yerinde var. Bir hastanın damarında tıkanıklık olan bir hastaya önce by-pass yapılacak. 2-3 ay sonra sırtından yapılacak ikinci bir ameliyat daha olacak. Bu hasta için çok ciddi bir travma. Ben ne yaptım bu noktada, 'lima' dediğimiz arteli, aselden aorta bağladım. Lima dediğimiz artelin kökünün, kol damarıyla birleşen bir yapısı var. Dolayısıyla o hastanın by-passını ve kol damarı ameliyatını birlikte tek seansta yaptım. Buna da Mesut Tekniği yani MesTech Ameliyatı adını verdim. Dünyada ilk kez yapıldı ve ben bunu Avrupa Cerrahi Bilimleri Enstitüsü'ne gönderdim. 2012 yılında kabul edildi ve tıp literatürüne geçti. Dünya tarihine Türk ismiyle girmiş ilk ameliyat türüdür. Ben bunu kalp cerrahı arkadaşlarıma anlatmakta bile zorlanıyordum. Hep alıştıkları bir sistem vardı. Ben farklı bir şey yaparak hem by-pass'ı, hem de ameliyatı aynı anda yaptım.

'MUCİT ÖZİCAT DİYE LAKAP TAKMIŞLARDI'

- Cerrahlık ve mucitlik bir arada nasıl gidiyor?

Yeni bir şeyler yapmak çok güzel bir duygu. Hatta Kemal Beyazıt bana bir lakap takmıştı, Mucit Özicat diye. Eskiden anjiyo filmlerini izlediğimiz makara filmler vardı, onların birbiri arasında kopuklar oluşuyordu, Kemal bey o zaman, 'Mesut'a söyleyin buna bir cihaz yapsın' dedi, ben de yaptım. Adım o yüzden Mucit Özicat kaldı. İki filmi birbirine bantlayan bir sistem yapmıştım. Cerrahlıkta siz sorunu çözme üzerine bir hayat kuruyorsunuz. Ameliyat esnasında karşılaştığınız bir çok sorun olabilir. Ona pratik çözümler bulmanız gerekir. Hemen çözüm bulamazsan zaten cerrahlık yapamazsın. Temel unsur budur. Hastayı açtın, kalp ve by-pass yapacaksın ama bu esnada daha önce görmediğin bir delik daha var. Pratik çözüm bulmak gerekir, mucitlik zaten pratik bir şeyler bulmaktır.

'DOĞALGAZ PAHALI DİYE KALORİFERİ BULDUM'

Mesela bir diğer icadım Elektromanyetik Dalgayla Çalışan Kat Kaloriferi ve Kombi Sistemi. Bu icadım da doğalgazın pahalılığından çıktı. Ben bunu daha ucuz nasıl yaparım diye düşündüm ve bazı teknik bilgilerim doğrultusunda bunu başardım. Kanser tedavisiyle ilgili olarak da hep söylediğim bir şey var, 'İnvün tedavi yöntemi en önemlisidir' diye. Çünkü sebebe yönelik tedavi yapmadığınız sürece başarılı olamazsın. Eşimin teyzesi akciğer kanseriydi bir buçuk yıl önce. 2014'te tomogrofisinde tümör duruyor, biopsi örneğinde kanser var, ben teyzeye detoks tedavisi yaptım, bağırsak fiorasını değiştirdim ve propolis dediğimiz arının ürettiği ve bizim damla haline getirdiğimiz bir ürünle tedavi ettim. Mayıs 2015'te teyzemin sonuçlarında tümör sıfırdı. Kanser hücresi tamamen tedavi olmuş durumda. Kanserin tedavisinde yapılacak şey invün sistemi kuvetlendirmektir. Diğerleri sonucu düzeltmeye çalışır ama ne yazık ki başarılı olamıyor. Bakteri florası değiştiği için invün sistem çöküyor. Çünkü bu ülkede leblebiden fazla antibiyotik tüketiliyor. Çocuklarda gelişi güzel antibiyotik kullanımından lösemi çok büyük oranda arttı. İnvün sistem çok çabuk düşüyor. Evlerdeki ilaçlar ecza depolarında yoktur. Antibiyotiklere ve kolestrol ilaçlarına gerek yok.

'KALP BİR KAPALI KUTU'

- Bir kalbi elinizin arasında tutmak?

Bu benim için inanılmaz uçurucu bir duygu. Ameliyata girdiğinizde bir tamir işiyle uğraşıyorsunuz. O tamiri yaparken de çok hassas olmanız gerekiyor. İnanılmaz derece dikkat etmeniz gerek. Bir pensetle bir dokuyu tuttuğunuzda 5 bin hücreyi öldürürsünüz. 'Kalp kadın gibidir, iyi bakarsan yüzünü güldürür, kötü bakarsan hayatı beter eder.' Kalbe yaptığın işlemleri son derece nazik ve bir o kadar radikal olarak yapman gerekir. Benim için bungee jumping andrenalini aldığım bir şey. Küçükken rüyamda göğsümü denize vurarak uçtuğumu görürdüm onun gibi bir şey. Çünkü kalp her şeyin merkezi. Kalp çalışırsa hayattasın, çalışmazsa ölürsün. Bazen dermatolog arkadaşlara takılıyorum, 'Sizin hastanız en fazla kaşınır' diye. Kalp hayattır. Kalp hastalıklarında en büyük handikap kalp, kapalı bir kutudur. Bir dişçi dişi görür ama kalp öyle değil.

'KALPTEN ÖLÜM YOKTUR'

İnsanların büyük çoğunluğu kalp hastalığını kendine kondurmuyor. 'Yel geldi, üşüttüm' deyip geçiştiriyorlar. Şunu net olarak söylüyorum, hiç bir zaman kalpten ölüm yoktur. Ama iki şey kalpten öldürür, birincisi hastanın cehaleti, ikincisi doktorun cehaleti. Yoksa kalpten ölüm yoktur. Çünkü ya hasta gidip kendini kontrol ettirmez ya da hastanede doktorun cehaletinden ölmüştür. Ama maalesef dünyada ölümlerin birinci sırasında kalp ve damar hastalıkları var. Sunni kalp bile takabiliyorsun ama insanları hastaneye götüremiyorsun. Mustafa Koç mesela, neden öldü? By-pass olmuş olmuş bir adamı nasıl koşu bandına çıkartıp, efor yaptırabiliyorsun? Anjiyo yaptır, önce gör, ondan sonra yapıp yapmamasına müsade et. Mustafa Koç doktor cehaletinden ölmüştür. Her hasta bir yakının diye düşüneceksin, ancak o zaman başarılı olursun.

'HASTALARIM BENİM İÇİN EYLEM YAPTI'

- Hayatınıza etki eden bir olay oldu mu?

Hastalarımla ameliyata girmeden önce bir kader birliği yapıyorum. Bunu hissediyorum, acısı, sıkıntısı hep içimde oluyor. Hastayı çıkarıp tedavi ettikten sonra bile seninle devam eden bir ilişkisi var. Ben Ergenekon'dan içeri girdiğimde hastalarım Kızılay'da toplanıp bana destek için yürüyüş yapmıştı. Eşimi çok arayan olmuş 'Hocamız için yapacak bir şey var mı?' diye. Benim bu adımın Ergenekoncuya çıkmasından sonraki iş bulma dönemlerimde bana ulaşamadığı için hayatını kaybeden hastalarım olmuştur. O beni çok etkiler. Bir çok hastam bu Ergenekon döneminde beni bulamadı. Bu mesleğin hakkını vermek gerekiyor. Mesela bazı doktorlar var hastalara bağırıp çağırıyorlar, hiç sevmiyorum bu tipleri. O insanlar size bir medet umarak geliyor ve sen onu tedavi etmekle yükümlüsün. Doktor hataları olunca çok üzülüyorum. Eğitim kalitesi düştükçe kötülüğe neden oluyor. Doktorların hipokratta birinci kuralı şudur: 'Önce hastaya zarar verme.' Çok basit bir cümle gibi gelse de meslekte yapılanları gördükten sonra ne kadar önemli olduğunu anlıyorsun. Düşünün bunu Hipokrat 2 bin yıl önce söylemiş.

'SEN SAÇMALARSAN HERKES SAÇMALAR'

Bunların yanında unutmadığım çok olay var, bir doktorun en çok isteyeceği şey hastane altyapısının mükemmel olması. Ekibim beni çok sever, çünkü ameliyatta hiç bir zaman gerginlik oluşturmam. Hem eğlendiririm, hem çalıştırırım. 11 kişi ameliyata girer, sen saçmalarsan herkes saçmalar. Bir keresinde Kayseri'de ameliyattayız, ben hastayı açtım, hazırladım ameliyata hastayı soğutacağız ve ameliyata başlayacağız. Arkadan bir ses geldi ama böyle ezilmiş bir ses. 'Hocam ısıtıcı-soğutucu makinesi bozuldu, çalışmıyor' dedi. Kayseri gibi bir yerdesin, Ankara'da olsan neyse, makine falan getirtirsin ama öyle bir imkan yok. Hastayı da açmışsın, kapatma şansın yok. Hastanın üzerini örttüm, çıktım kendi mekanik bilgimle açtım makineyi, bu arada bu cihazın içerisinden su geçer, bu suyla ısıtıp soğutma işlemini yapar. Her neyse cihazın pervanesine kağıt sıkıştığını gördüm. Kağıdı çıkarttım taktım cihaz çalıştı, hiç kızmadan ameliyatı tamamladım ve bitirdim. Sonra ekibi topladım, 'Bu olay nasıl oldu anlatayım size, biriniz bu kağıdı cihazın üzerine koymuş ve daha sonra cihazın titremesinden dolayı kağıtlar içine düşmüş ve pervaneyi sıkıştırmış' dedim. Bunu yapan da çıktı 'Ben yaptım' dedi. 'Biz bir takımız, halkada kopukluk varsa hepimize yansır' dedim.

'HASTALAR ÇOCUĞUM GİBİDİR'

- İlginç de bir olay var hayatınızda, bir hastanız ameliyatın sadece 4 gün sonrasında cezaevine girdi. Neler hissetiniz duyduğunuzda?

Dediğim gibi hastalarımla bir kader birliği yapıyorum. Ameliyat oldu, bitti diye bir şey yok. Adamın göğsü ağrıyacak, sıkıntıları olacak. Çocuğun gibi emek verdiğin birisini birileri tutup cezaevine koyuyor. Dehşete düşüyor insan. Ergenekon'dan dolayı cezaevine düşmüş birisi olarak cezaevi şartlarını da az çok biliyorsun. 'Bu adam orada yaşamaz' diyorsun. Ne yapabilirsin, bir şekilde kurtarman gerek. Üstelik bu adam Kıbrıs gazisi, borcundan dolayı cezaevine düşüyor. Ben yargı mercii değilim ama çok da düzgün, efendi bir insan. O adamı oradan çıkartacaksın ki yaptığın iş bir işe yarasın. Adamı kaliteli bir hayat yaşasın diye amaliyat ettim ben, cezaevine girsin diye değil. Bir kampanya başlattık, ilk bağışını da ben yaptım hatta, parayı topladık ve çıkardık oradan. O adam gariban bir insan, para da almadım ondan. Almadığım gibi üste para verdim. Burada insanlık devreye giriyor. Hiç bir vicdan bunu kabul edemez.

'PROPOLİS KULLANIMI ARTARSA İLACA GEREK KALMAZ'

- Aynı zamanda bir beslenme uzmanısınız, Muğla'da bir çiftliğiniz var. Çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Evet, 2007 yılında kurduğumuz bir çiftlik. Yatırımlarımızı oraya yönlendirdik. 30 bin ağaçlık bir çiftlik ve nar üretiyoruz. Neden nar, çünkü nar içerisinde peroloik asit içeren en iyi antioksidandır. Mide-bağırsak sistemini temizleyen en önemli şeylerden birisi. Bir de 150 kovan kadar arılarımız var. Propolis üretiyoruz, propolis arının yapmış olduğu bir dezenfektan maddedir. Anti viral özelliği olan ve insan sağlığı için doğanın bir mucizesidir. Propolis ile ilgili birebir çalışan birisi olarak ne olduğunu, neleri değiştirebildiğini çok iyi biliyorum. O yüzden, Ankara'da ham maddesini vererek damlasını ürettiriyoruz. Propolis kullanımı bir şekilde artarsa insanların hastalık ve hastalıkta ilaç kullanımı çok büyük ölçüde azalacaktır. Mısır piramitlerinde 2 bin yıllık bozulmamış bal bulundu, nasıl oluyor bu? Çünkü arı, propolisi yaptığı balın içine koyuyor. Bal o yüzden bozulmaz.

'ÇER ÇÖPÜ İLAÇ DİYE SATIYORLAR'

- Bal da dahil olmak üzere televizyonlarda satılan bazı ürünler var, bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sakın olaki onları kullanmayın. Çer çöpü kapsülün içine koyup satıyorlar. Öyle şeyler var ki saçmalamış vaziyetteler. 'Bunları kontrol edebiliyor musun', noktasında ise çok çaresiziz. 5 kilo balı 20 liraya satıyorlar. Biz kendimiz yapıyoruz, 1 kilosunu 80 TL'ye satıyoruz. Bu fiyatın altına inemezsin. Onda parafin vardır muhtemelen. Arının yaptığı bir şey değildir o.

'SAĞLIKLI BİR YAŞAM İÇİN SPOR ŞART'

- Sağlıklı bir kalbe sahip olmak için neler yapmalıyız?

Sağlıklı bir kalbe sahip olmak zaten tüm vücuda sahip olmaktır. Bunun için beslenme şekliniz çok önemli. Beslenme şekliniz derken karbonhidrattan uzak duracaksınız.
Dediğim gibi ekmek, makarna, börek, çörek, tatlı, bisküviler bunlardan uzak duracağız. İkincisi et tüketiminiz fazla olsun. Tercihen küçükbaş hayvan, yumurta, balık, sebze meyve ne kadar istiyorsanız yiyin ama hamur işlerinden, şekerden uzak duracağız. Çünkü neredeyse çay kabuğundan bile reçel yapar hale geldik. Dünyanın hiç bir yerinde bu kadar tatlı çeşidinin olduğu bir yer yoktur. Şöyle söyleyeyim, bizim bir defa Türk insanları olarak beslenme şeklimizi değiştirmemiz lazım. Avrupa'ya göre bizde kalp hastalıkları görülme riski daha fazla. Ama Amerika'ya göre değil, Amerika bizden daha fazla. Çünkü onlar fast food tarzı tüketimleri çok fazla yapıyor. Neyse, bundan kurtulmanın yolu, bir diyet, iki spor, spor, spor. Eskiden atalarımız kuyruk yağı yerdi ama sonra tarlaya çalışmaya giderdi. Şimdi biz tuvalete bile arabayla gidiyoruz. İnsan vücudu çalışırsa işleyen bir demirdir. İnsan vücudunu calıştırmadan inaktif halde tutarsanız sağlığınızı kaybedersiniz.

'İNSANLARI YILLARCA KANDIRDILAR'

Bir diğer önemli faktör uyku. Uyku düzeniniz mutlaka olmalı. 9 buçukta neden yatsı ezanı okunur? Çünkü 'Yat artık' diyor. Niye, çünkü uyku insan vücudunun kendisini tamir edebildiği en iyi ortamdır. Ama eğer siz tamir olayını kaldırırsanız daha fazla kimyasala maruz bırakırsanız kendinizi hasta olmamanız mümkün değil. Çok kolay diyet, spor, uyku. Bunları yaparsanız sağlıklı bir insan olursunuz. Diyet dediğim de diyetisyenin verdiği bir kibrit kutusu peynir falan değil. Diyetteki seçenekleriniz et, sebze, meyve, balık, tereyağ, zeytinyağı yiyin. Ayçiçek yağını tavsiye etmiyorum. Çünkü hepsi GDO'ludur. Zeytinyağı yiyin çünkü GDO'sunu değiştiremezler. Fındık yağı, tereyağı en önemlisi. Yağda yumurta yapıp yiyebilirsiniz, yıllarca insanları kandırdılar 'Yumurta yemeyin, kolestrolunuz yükselir' gibisinden. Yumurta insan bedeninde yüzde 100 sindirilen besinleren biridir.

'SPOR BÜTÜN STRESİ ALIR'

- İnsan kalbini en çok zorlayan şey nedir?

'İnsan kalbini en çok stresli yaşam zorlar' diyoruz ama stressiz bir yaşam da yoktur. Ama stresle başa çıkmayı öğrenmek gerekir ki bu da spordur. Spor yaparsanız stres anında yaşanan adranalin deşarjına vücut adapte olur. Dolayısıyla spor yapan insanlar günlük hayattta daha iyi yaşarlar, stres yapmazlar. Çünkü o stres hormonunu vücuttan spor yaparak atıyorsun ve vücuduna stresi tanıtıyorsun. Kalbi zorlayan şey hemen hemen yok diyebiliriz. Ama hasta kalbi zorlayan şeyler vardır. Nedir bunlar, kalp damar tıkanıklığı, kalp kapak hastalığı, şu vardır, bu vardır. Hasta olan kalp zorlanır, normal kalp zorlanmaz.

'YERE UZANIP AYAKLARINIZI KALDIRIN'

- Kalp rahatsızlıklarının belirtileri nelerdir?

Kalp rahatsızlıkları kendisini bir çok belirtiyle göstebilir, göğüs ağrısı olur, kola vuran ağrı olur, çeneye vuran ağrı olur. Ama bunlarla beraber bir miktar fenalaşma hissi olur. Dolayısıyla böyle bir durumdaki insanın hemen yere uzanması gerekir. Bazen yüksek tansiyonda olabilir, düşük tansiyon da olabilir. Müdahale olarakta sadece yere yatırıp bir sağlık kuruluna haber verilmelidir. Birisi kalp krizi geçiriyorsa hemen yere yatırıp ayakları havaya kaldırılmadır. Çünkü yoldan geçen herhangi birisine müdale edilmesi yasaktır. Hekimin bile müdale etmesi yasak. Mesleki yeminden dolayı bir takım sonuçları göze alıyorsan müdahale edebilirsin.

'TÜRKİYE ÖNCÜ OLMALI'

- Bir sıralama yapmanız gerekse Türk tıbbını dünyada nereye koyarsınız?

Türkiye'de tıp yeterli seviyede şu an. Ama şu ayağı her zaman açık, AR-GE. Bilimsel olarak üniversitelerin bu işe çok daha iyi angaje olmaları gerekir. Üretici bir ruh ile bunu yapmalılar. Yeni bir şeyler geliştirilmeli. Olan bir teknolojiyi transfer etmenin bir anlamı yok. Tamam her şeyi kendin bulmayacaksın ama sen de öncü ol. Niye hep Amerika'daki yayınları konuşuyoruz? Veya neden 'Amerika'da şu yapıldı' diye tartışıyoruz? Niye Türkiye'de de bu yapıldı dedirtmiyoruz? Sağlık hizmeti açısından Türkiye ciddi bir ivme kaydetti. Ama bunun kalite ayağını da iyi bir şekilde kontrol etmek gerekiyor.

'AMERİKA'DA 100 BİN DOLARA YAPILAN 
BURADA 15 BİN DOLARA YAPILIYOR'

- Sağlık turizminden Türkiye olarak ne kadar faydalanabiliyoruz?

Sağlık turizmini yeterince kullanabildiğimiz söylenemez. Çünkü şu andaki mevcut kapasite çok daha büyük. Sağlık turizmi, estetik cerrahide, bir takım diş tedavisinde kullanılıyor. Çok kısıtlı düzeyde kalp cerrahisinde de kullanılabiliyor. Ama önü çok açık. Antalya'da bunu kullanabileceğiz. Avrustralya dahil bazı anlaşmalar olacak. Avrupa'da ve dünyanın gelişmiş bir çok ülkesinde beklemesi gereken insan çok. Amerika'da çok pahalı sağlık hizmetleri. Amerika'da bir by-pass ameliyatı 50 ile 100 bin dolar arasında maal oluyor. Türkiye'de 10-15 bin dolara oluyor. Aynı iş, aynı kalite. Bu sektör, Türkiye'nin geldiği en iyi noktalardan. Hekim olarak da çok şeyi yapabilen konumdayız. Elimizdeki kapasite çok daha yüksekken değerlendirmek mümkün.

'EVDEKİ İLAÇLAR ECZA DEPOLARINDA YOK'

- Kılıçdaroğlu döneminde SSK öneriniz vardı. 'SSK'yı bana verin, 8 ayda düzelteyim' demiştiniz. SSK'yı şimdi nasıl buluyorsunuz?

SSK'yı zaten o dönemde bitirdiler. SSK'nın finans ayağı farklı, hizmet ayağı farklı. SSK'nın bugün 11-12 milyar gibi bütçeden destek almasına sebep olan açık, tamamen yanlış ilaç kullanımından kaynaklanıyor. Bu paralar ilaç firmalarına gidiyor. SSK'nın şu anki yapısında hiç sübvansiyona gerek kalmadan kendi kendini çevirebilecek hale gelmesi tamamen iletişim kanallarını açmakla olur. En fazla sarfiyat olan ilaç savurganlığından vazgeçirmekle olur. Bunu da doktorlarla birebir iletişime geçerek halledebilirsiniz. 'Bu kadar gereksiz olduğunu düşündüğümüz ilaç yazılmış. Bunlarda daha hassas davranabilir misiniz? Tedavinize karışmıyoruz ama bunlar gibi gerçekler var' demeliyiz. Çünkü 11 milyar gibi bir rakam farklı bir şekilde harcansa ülkeye büyük bir katkı olur. Kimsesiz insanlara verseniz bile çok büyük bir şey başarırsınız. Bu işin yanlışlığı ne? En basitinden her insan dönsün 'Evimde hangi ilaçlar var' diye baksın. Bu insan ilacı hekim yazdığı için alıp koyuyor. Her evde ne kadar ilaç olduğuna bakarsan, o 11 milyarın nerede olduğunu görürsün. Bunları milli servet olarak düşünmek lazım. Dolayısıyla milli servet evde yatıyor. Gereksiz ilaç yazmayın, talep de etmeyin. Bazen öyle şeyler oluyor ki hastalar da 'Doktor bana bir antibiyotik bile yazmadı' diyor. O yüzden toplumsal duyarlılığı oluşturmak lazım. Evde bulunsun diye ilaç alınmaz.
MESUT ÖZCAN KİMDİR

13 Nisan 1966'da Alanya'da doğdu. Yaşıtlarına göre zeki bir çocuk olmasından dolayı ilkokula ikinci sınıftan başladı. İlkokul ve lise öğrenimini Alanya'da tamamladıktan sonra 14 yaşında Alanya'dan ayrıldı. 16 yaşında Ankara Gazi Üniversitesi'nde Tıp alanında eğitim aldı ve Gazi Üniversitesi'nin ilk mezunlarından biri oldu. Mezuniyetinin ardından İsviçre Zürih Üniversitesi'nde Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği'nde dünyaca ünlü Kalp Cerrahi Prof. Dr. Marko Turina ile birlikte çalıştı. 1989 yılında Türkiye'ye geri döndü. Bundan sonraki süreçte sırasıyla İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Ankara Güven Hastanesi, Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi, Zürih Üniversitesi, Çankaya Hastanesi, Etlik İhtisas Hastanesi, Kayseri Acıbadem Hastanesi, Diyarbakır Alman Hastanesi, Kayseri Ömür Hastanesi'nde çalıştı. Şu anda Antalya OFM Hastanesi bünyesinde faaliyet göstermekte olan Özcan, evli ve bir çocuk babasıdır. Özcan ayrıca, Cerrahi Teknik British Journal ve Avrupa Cerrahi Bilimler Derneği’nde yayınlanan MesTech Tekniği'nin, MESIC, Cam Koilli Hava Tutuculu Kardiopleji Seti, MesCross, Elektromanyetik Dalga ile Çalışan Kat Kaloriferi ve Kombi Sistemleri'nin mucididir.
Antalya OFM Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği'nde görev yapan Özcan Alanya'da da bir irtibat ofisi açtı. Bu ofisin irtibat numaraları (0242) 519 10 13, 0532 323 0888 ve 0532 178 9188. 


banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Büyük dr ve insan=Mesut ÖZCAN - 10 ay önce
"Atatürk posterinin altında Cumhuriyetçi geçinmenin bir anlamı yok. Memleketçi geçiniyorsan herkes kendini temiz tutmak zorunda." Kesinlikle haklısınız. Her düşünce ve inançta şark kurnazları sözkonusu! Dr. Mesut Özcan gibi Atatürk'çü ve vatanseverlerden birkaç milyon olsa ülkede, Türkiye gerçekten çok ileri bir ülke olur! Tebrikler sayın Özcan!
Avatar
Jale - 10 ay önce
Alanyamızın gururu çok çok degerli doktorumuzu başarılarından dolayı kutluyor, başarılarının devamını diliyorum