banner391
banner405

'Kafes insanı olmayın'

5 ciltlik seri romanın 2. cildini yayınlayan Dr. Mehmet Mutlu: İnsan, yatak odası, mutfak ve tuvalet arasında sıkıştırıldı. Bu insanın özgürlük üretmesi mümkün değil

'Kafes insanı olmayın'

banner404
 - Serhan ALTIPARMAK
DR. Mehmet Mutlu'nun "İnsanlığa manifestomdur" dediği "Mephisto'nun Rahipleri" isimli 5 ciltlik eserinin birinci cildinin arka kapağını şu mısralar süslüyordu; 
"Özgürlük! 
Ne bir dilim ekmek
Ne bir tas aştır
Özgürlük!
Dik omuzlarda yükselen
Eğilmez bir baştır." 
Birinci cildin hemen ardından Dr. Mehmet Mutlu, "Mephisto'nun Rahipleri - Arayış ve Fondaki Gerçek" isimli ikinci cildini yayınladı.
İnsanın özgürlük yolundaki arayışını ve mücadelesini Dr. Mehmet Mutlu ile konuştuk.

> 30 yıllık doktorluktan sonra böylesine önemli bir uğraş içine girmenizin sebebi nedir?
> Bende bir özellik var. Ortaokulda şiirler ve koşmalar yazardım. Ailede de var bu. Annem Yunus Emre'yi ve halk edebiyatını çok iyi bilirdi. 

> Annenizin eğitimi neydi?
> Cumhuriyet öncesinde medrese eğitimi almış. Babam da medrese eğitimi almış bir imamdı. Ve ailem, okuma yazma olaylarına ve edebiyata karşı çok ilgiliydi. İlerde yazar olma duygusu hep içimde yaşamıştı. Bir de müziğe de merak vardı. Okulun korosunda solisttim.

> Yani çok hareketli eğitim dönemi geçirdiniz.
> Evet, dönemin şartlarının üstünde bir eğitim aldık. Okul yıllarında da şiirler ve hikayeler yazmaya devam ettim ama doktor olmak da içimde beslediğim bir başka düşünceydi.  

> İlk ciltteki imam tiplemesi aileden birisi mi?
> Oradaki imam tiplemesinin esin kaynağı babamdır. Onun görüşlerini o tipleme ile sundum. Çok farklı bir insandı babam. Hatta zaman zaman elini açar ve "Yarabbi çocuklarımın rızkını bu köyden kes" diye dua ederdi. Seneler sonra ben lisede okurken babamla bir araya geldiğimizde, bunu hatırlattım ve "Baba bu duayı neden yapardın" diye sordum. "İlerde aklınız erecek" dedi. Sonra yine ısrar ettim ve o zaman cevap verdi, "Bak oğlum köyde bir köpek için insan öldürülür. İki adım sınırımı geçtin diye tarla kavgaları olur, adam öldürülür. Köy cehaletin yuvalandığı yerdir. Onun için uzaklara büyük şehirlere giderek başınızın çaresine bakın" dedi. 

> Peki babanızın duası kabul oldu mu?
> Oldu galiba. Aileden kimse kalmadı köyde. Bütün kardeşlerim okudu ve köyden ayrıldı.

> Doktorluk ve yazarlık hayalinizden doktorluk olanı ağır bastı galiba...
> Doktor olmayı çok isterdim. Çocukken kendi kendime ilaçlar yapardım. Küçük küçük renkli şişeler vardı. Onları ben toplardım içine renkli su koyardım, çocukların kollarına sürerdik. Temiz su koyardım içlerine ve arkadaşlarıma ilaç diye içirirdim suyu. Ve hayvanların organlarını incelerdim. Hangi organ nerede ve nasıl işliyor diye...

> Her iki cilde de baktığımızda hayatınızdan kesitler olduğunu görüyoruz.
> Evet, bu 5 ciltlik eserde hayatımdan kesitler var. Biraz önce de dediğim gibi ilk ciltteki imam tiplemesini babamdan esinlendim ve bundan sonraki bölümlerde de hayatımda gördüğüm, karşılaştığım tipler yer alıyor romanımda ama tamamen birebir değil.

> Bu 5 ciltlik eserinizin ana teması özgürlük. Özgürlük nedir sizce, insan kendisini nasıl özgürleştirebilir?
> Bir defa bu romanın temelinde yazılış amacı, kendi çığlığımı insanlara duyurmak. Doktor olmamın da yardımıyla insanımıza biyolojik, sosyal ve psikolojik olarak 46 yıl emek vermiş bir insanım. Abartılı olmasın ama 1,5 milyon insanla yüz yüze gelmiş birisiyim. Bu sayede insanı tanıma fırsatı buldum. 

> Hasta ve doktor ilişkisinde maskeler düşüyor ve yalın insanla karşılaşıyorsunuz...
> Evet. İnsan önce kendini Allah'a, sonra da hastalandığında 'Beni iyi etsin' diye doktora teslim eder. Eğer hasta güvenirse bir doktora yüzde 60'a yakın o anda başlar şifa. 

> Peki bu gözlemlerinize göre insanımız nasıl?
> İnsanı ben çok iyi tanıdığım kanaatindeyim ama şunu gördüm ben hayatım boyunca, insanımız aldatıldı. Hep aldatıldı. Aslında insan kendisini de aldattı. Neden? İnsan özgür olamadı bunun için. Özgürlüğü ben tanım olarak algılamıyorum. Bu romanın bilhassa ikinci kısmında amaca, ne olduğuna doğru bir gidiş var. Bazı kavramlar var, özgürlük vurgusu bu romanın temel kurgusu. Bana göre insanın üç hakkı var. 

> Nedir bunlar?
> Bir doğma hakkı, iki yaşama hakkı, bunlar ilahi haklardır. İnanan için Allah'ın verdiği haktır, inanmayan için de tabiatın tanıdığı haktır. Yani bunun insanları bir ilgisi yok. Bunlar verili haklardır. Doğma hakkı nedir? Döllenmiş yumurtanın anne karnında geçirdiği süredir. Yaşama hakkı da insanla ilgili değil. Gereksinimleri karşılanan her canlı yaşar. Bu kiminde bir dakika olur, kiminde 5 yıl olur, 30 yıl olur, 100 yıl olur. Bunun da insanla ilgisi yok. Bu da verilen haktır. Üçüncü bir hak vardır ki, bu özgürlük hakkıdır. Bu insanın kendi kendine ürettiği bir haktır. Özgürlük hakkını kendin isteyeceksin ve kazanacaksın.

> Peki insan özgür mü?
> Günümüzde şunu gördüm. Doğma hakkına müdahale var. Dolayısıyla cinayet var. Yaşama hakkına müdahale var. Orada da cinayet var. Zaten doğma ve yaşama hakkının olmadığı yerde nasıl tanımlarsanız tanımlayın özgürlük olur mu, özgürlük gelir mi? Gelmez, o zaman insanın temel görevi, kendi potansiyellerini tanımlayarak bu iki hakkın üstüne kendi özgürlük alanını açması ve genişletmesi zorunluluğu vardır. Özgürlük, bireyin potansiyellerini limitine taşınmasıdır.  

> Peki özgürlük yolunda insan, kitapta belirttiğiniz Mehpisto'dan veya daha doğrusu şeytandan nasıl kurtulacak?
> İnsanoğlunun engramlarından kurtulması gerek. Engram nedir? Baskıların zorlamaların ve engellerin insanın zihin alanında oluşturduğu cehennem lekeleridir. Bunlar elektromanyetik dalgalar halinde insanın bellek bankasında işleniyor ve kodlanıyor. Bu süreç döllenmeden sonra 37. günde başlanıyor. Anadolu'da '40 günde ruh üflenir' denir. Bu aslında 37. gündür. 37. günde engramlar ekilmeye başlıyor. Fizyolojik sinyaller şeklinde çocuğun bellek bankalarına bunlar işleniyor. 

> Peki engram kaynağı nedir?
> En büyük engram kaynağı annedir, babadır, ailedir. Daha sonra yakın çevredir ve toplumdur. En son olarak insanlıktır. Engram temizlenebilir. İnsanın hayatta dört tane cenneti vardır yeryüzünde. Birincisi anne rahmidir. İkincisi ana kucağıdır. Üçüncüsü aile ocağıdır. Dördüncüsü vatanıdır. Bunların günümüzde 4'ü de saldırıya maruz. Bu sadece Türkiye'ye özgü bir durum değil. Anne karnına kucağına aileye ve vatana saldırı var. Böyle bir ortamda özgürlük tohumu yeşermez. 

> Engramları nasıl sileceğiz?
> İyi anlamak ve tanımak gerekir. Onu silebilmek için. İnsanoğlunun kurtuluşa erebilmesi ve gerçek özgürlüğü tadabilmesi için bunlardan kurtulması gerekiyor.

> Bugün insan haklarından dem vuran çok fazla. Bu bağlamda bunlara nasıl bakacağız?
> Yeryüzünde siyasi alan bir engram bataklığıdır. Yani özgürlük adına söylenen her söz bir engram bataklığından çıkan dumandır. İnsan hakları diye bir şey yok. İnsanın özgürlük hakkını kendisi üretmesi gerekir. Engramlarla kirlenmiş bir beyin özgürlük üretemez. 

> "Fetişist bir yapı engram deposudur" diyorsunuz yani... 
> İnsanoğlu aklını kullanmak zorunda. Aklınızı kullanmadığınız sürece siz vicdan olgusuna erişemezsiniz. Kutsal kitaplarda bunlar bize belirtiliyor. Vicdan bir muhakeme, yargı hükümdür. Engramlar aklın prangalarıdır. 

> İnsanlar beyinlerini tam kapasite çalıştırabiliyorlar mı? 
> Hayır. Çünkü lekelerle dolu. Dünya toplumlarının ekseriyetinde vicdan, yani adalet sorunu var. Bunun için ne gerekiyor. İsyan ahlakı, kavramı devreye giriyor. İsyan ahlakının ilkeleri var? Elinize silah alıp, isyan etmek değil. İslam dogmadır derler. Benim anlayışıma göre İslam bir dogma değildir. İslam'a dogma yakıştırması yapanlar, İslam'ı anlamayan, anlamakta statik davranan bağnaz beyinlerdir. Ki onlar o beyinler engramlarla yüklenmiş, temizlikten uzak beyinlerdir. Ve bu beyinler özgürlük üretemez. Oysa, İslam bir özgürlük dinidir. Ne anlamda, engramsız temiz bir beyin anlamında. 

> Romanınızda da anlatıyorsunuz ve "Kafes insanı"ndan bahsediyorsunuz. Nedir "Kafes insanı"?
> Ne yazık ki, insan bugün kafes insanıdır. Bunu bir önceki romanımda da anlattım. Bunu bu seride daha iyi anlaşılması için yeniden yazdım. "Masa", "Kasa", "Nisa"... Bu ne demek fetişiz, fedonizm ve popülizm primadinin içinde kafes insanı durumundadır. Yatak odası, mutfak ve tuvalet arasında sıkıştırıldı. Bu insanın özgürlük üretmesi mümkün değil. 

> Biraz daha açabilir misiniz konuyu?
> Ben insan davranışlarını sinir sistemi üzerinden yorumlamaya çalışırım. Zihinsel kurgu yapısı olarak insanları daha iyiye anlatabilmek için de kategorize ederim. Somatik (bedensel) insan, yer içer ürer. Başka bir işlevi yok. Bunun zihinsel kurgusu somatik zihindir. Yani beyni kaslarının emrinde olan insan. Bu üretimden uzaktır, köle olmaya adaydır. Kimin kölesi olur? Tepkisel zihnin. 

> Tepkisel zihin nedir? 
> Tepkisel zihin, alet yapar, öbürü yapamaz. Çevreden etkilenir, çevreyi etkiler, değiştirir dönüştürür ama bütün faaliyetleri fedonizm, fetişizm, popülizm sınırlaması içinde kalır. Mutluluk için yapar ama kendinin dışındaki kimseye de bir yararı olmaz. Kendi çıkarlarının daha doğrusu. Kendi engramlarının tatmini dışında da herhangi bir toplumsal yararı olmaz. Çünkü toplumu kullanır bu. Materyalistlerin bütünü bu grup içerisine girer. Bunlar özgürlük sözünü çok kullanırlar ama asla özgürlük üretemezler. 

> Romandaki karakterler arasındaki tartışmalarda dikkat çeken bir konu da İslam'ın dogma olup olmadığı konusu. İslam niye dogma değildir?
> Dogma, statik, donmuş demek. Peki biz canlı varlık olarak bir donmuşluk görüyor muyuz iç evrenimizde? Bir donmuşluğa rastlıyor muyuz? Hayır. Yani Allah-u Teala, yaratılışın sürdürdüğünü ve her an bir yaratış içinde olduğunu söylüyor. Yani Allah çalışıyor. Boş duruyor mu? Yani donmuşluk diye bir şey söz konusu değil. Allah'ın koyduğu ilahi anayasa programlanmış şekilde o program işliyor. Dolayısıyla İslam dini, anlaşılamadı. Müslümanlar anlayamadı, diğerleri zaten anlamaya ihtiyaç duymadı. İslam dini dinamik bir oluş. Her an yeniden oluş. Yeniden yeniden bir yaratılış sürdüğüne göre Müslümanın da yeniden bir oluş üretmesi gerekir. Anlamadığı için üretemedi, üretmediği için de böyle oldu.

> Bugünkü İslam dünyasının içinde bulunduğu sıkıntının sebebi sizce bu mu? 
> Secde özgürlüğün giriş kapısıdır. Tabii ki biz bunları yapacağız. Dolayısıyla vicdanı yakalayacaksın, adaleti yakalayacaksın. Müslümanlar adil olamadı. Secde ile özgürlük arasındaki bağlantıyı kuramadı. 

> Peki ya "Asr-ı Saadet" olarak isimlendirilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) dönemi...
> Peygamberimiz görevini yaptı, sahabe görevini yaptı. Onlar sistemin altyapısını sağlam bir şekilde kurdular. Onlar sürekli bir oluşum içerisindeydi. Rahmeti rahmana kavuştular. Ondan sonrakiler anlamadılar, üretmediler, çalışmadılar. Yetersiz kaldılar devam etmediler. O dinamizmi anlayamadılar. Secdedeki potansiyeli enerjiyi kinetiğe dönüştüremediler. Secdeden sırtını dönen temize ulaşamaz. Bugünün Müslümanın secdeden uzak kalması demek, kendi varoluşunu inkarı demek. Yani küfürle eş değerdir. 

> Materyalizm ile İslam arasındaki mücadele Müslümanın görevi ne olmalı?
> Şimdi iki inanç var. Kozmoz yaratıldı mı, kendi kendini mi yarattı? Materyalistler "Kendi kendini yarattı" diyor, ilahi dinlere inananlar ise "İlahi bir güç tarafından yaratıldı" diyor. Bunu diyen inançlı bir insanın bunun sorumluluğunu hissetmesi gerekmez mi? Bunu ispat etmek zorundasın. Bunun için de öbürlerinin engramını da sen temizlemekle görevlisin. Ama sen ne yapıyorsun öbürlerinin ektiği bütün engramları emiyorsun. Öbürü zaten ruhunu emdirmiş. O kafeslenmiş. Etrafına engram püskürtüyor. Müslümanın misyonu o engramları emmek değil, temizlemek. Senin misyonun bu. 

> Peki nasıl temizleyecek?
> Sürekli üreteceksin. Cenab-ı Allah, "Sana ben yaratıcı ruhumdan bir nefes üfledim" diyor. Allah'ın yaratma gücü sonsuzdur. Sonsuzun parçası yine sonsuzdur. Buradaki ilahi yaratılış anlam ile bizim yaratışımızın amacı ondan nasiplenmektir. Bu müminin, müminlik sorumluluğudur, misyonudur. Müminin analitik düşünme evresine sıçraması gerekir. O da engramsız bir beyine ulaşmaktır. Yani temizlenmeye ulaşmasıdır. Bu düzeye ulaşan bir beynin çözemeyeceği hiçbir sorun yoktur. 



Var mısın?
Toplayıp cesaretini
Çıkarıp bütün maskelerini
Ortaya koyup kendini
Yürümeye, var mısın?

Bu sınav tünelini
Dikip çevrene gözlerini
Göze alıp olabilecekleri
Adım adım yürümeye
Var mısın?

Bir kez olsun yaşamında
Sabahtan akşama
Gün boyunca
İnsanların arasında
Maskesiz dolaşmaya
Var mısın?

Varım diyorsan
Dolaşabiliyorsan
İşte o zaman sen bir insansın.
Hem de gerçek bir insan
Özgürlüğe giden yolları aşan.

Yoksa eğer cesaretin
Sen bir kölesin
Hem de gerçek bir köle!
Köleliğin neyse de
Hasret gidecek tüm insanlık
Senin yüzünden özgürlüğe

Yazık!
Ne yazık şu yeryüzüne!
Yazık
Ne yazık şu toprağa!
Sahip çıktığı için
Senin gibi bir aşağılık kölenin
Hem dirisine, hem ölüsüne!
Dr. Mehmet Mutlu


Engram nedir?

Bellek izi, hatırlatıcı iz, mnem de denilmektedir. Belleğin biyolojik temeli olduğu düşünülen ancak henüz belirlenemeyen bellek izi. Yaşanan şeylerin hatırlanabilmesi, yani öğrenmenin gerçekleşebilmesi için, beyinde veya merkezi sinir sisteminde elektriksel, kimyasal veya başka türlü kalıcı değişmelerin olması gerektiği iddiasından yola çıkılarak ortaya atılan sabit bir kayıt mekanizması.


1. CİLT
* Mephisto'nun Rahipleri
2. CİLT
* Mephisto'nun Rahipleri - Arayış ve Fondaki Gerçek

KİTABIN SATILDIĞI YERLER
- Öz Kırtasiye
- Dora Kırtasiye

Kitap temini için telefon: 0555 635 31 52
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.