banner391
banner405

İstifa edip dünyayı gezdiler

Özcan Bostancı ve İsmail Özger, hayatın monoton akışına kapılmış iki mühendis... Bir gün aniden istifa edip kendilerini yollara vurdular ve düşündüklerinin aksine gezmek için çok fazla paraya ihtiyaç olmadığını anladılar

İstifa edip dünyayı gezdiler

banner404
HÜRRİYET'TEN İpek İzci'nin röportajı; Özcan Bostancı ve İsmail Özger, hayatın monoton akışına kapılmış iki mühendis… Üniversite yıllarında trenle Avrupa’da seyahat etmenin hayallerini kuruyorlardı. Ancak o zamanlar bu hayal gerçeğe dönüşememişti. Bir gün aniden istifa edip kendilerini yollara vurdular ve düşündüklerinin aksine gezmek için çok fazla paraya ihtiyaç olmadığını anladılar. Polonya’dan başlayıp Brezilya’ya vardılar; 13 ay boyunca 26 ülke, 96 şehir gezdiler. Bostancı’yla cesaret isteyen 13 aylık macerayı konuştuk. İ
Bir anda her şeyi bırakıp dünya turuna çıkmak biraz gözü karalık mı sizce? 
Böyle bir maceranın anahtarı bunu ne kadar çok istediğinizle ilgili. Gerçekten çok istediğinizde karşınıza çıkabilecek tüm engelleri aşmanın bir yolunu bulabiliyorsunuz ama yeterince istemiyorsanız kendinize yüzlerce bahane bulabilirsiniz. Bahaneleri aşmaya hazır olduğunuzda geriye kalan tek şey de biraz cesaret. Zaten pek çok problemi bu cesaret sayesinde aştık.
İşin en zor kısmı neydi?
Ailelerimizi ve arkadaşlarımızı ikna etmekti çünkü işten istifa edip, kurulu düzenimizi bir anda terk etmek, üstelik bunu dünyayı gezmek için yapmak pek alışılmış bir durum değil. Ailelerimiz “Bizim çocuklarımız neden normal değil?” sorusunu kendilerine mutlaka sormuştur.
Yolculuk sırasında “Biz burada ne yapıyoruz” dediğiniz oldu mu?
Oldu ama vazgeçmeyi düşünmedik. Geriye dönüp baktığımda en zor anlarımızda bile bu kararlılığı göstermiş olmaktan büyük mutluluk duyuyorum çünkü bize geriye kalan sadece anılar değil, aynı zamanda yepyeni bir yaşam görüşü oldu.
Nasıl bir görüş bu? 
Önyargılarımızdan kurtulmamız gerektiğini fark ettik. Araştırmadan, sorgulamadan, öğrenmeden körü körüne fikir sahibi olmanın doğru olmadığını gördük. Bunun yanı sıra hayatta hiçbir şeyin imkânsız olmadığını düşünmeye başladık, önemli olan denemekti.
En mutlu olduğunuz yer neresi oldu?
Güneydoğu Asya ülkesi Laos’u 10 gün boyunca eski model bir motosikletle gezdik. Küçük köylere girdik, çocuklarla nehirlere atladık, şelalelerin altında yüzdük ve insanların masalarına konuk olduk. Ellerindeki imkânsızlıklara rağmen insanların mutluluğu bizi çok etkiledi.  Çin’in güneyinde üç bin metrenin üzerindeki pirinç teraslarının bulunduğu ve yerel Hani halkının yaşadığı köyde hiçbir restoran bulunmadığı için aç kaldık. Aynı günün akşamında tüm köylülerin beraber yediği akşam yemeğinin tek yabancı konukları olmak sıradışıydı. Yine Çin’de çeşitli şehirlerde karşılaştığımız Uygurlar’la Türkçe iletişim kurmak bizi çok duygulandırdı. Ayrıca Tibet’te hac mevsiminde köylülerin kilometrelerce yolu dua ederek kutsal şehir Lhasa’ya gelmeleri ve tapınakların önlerinde gece gündüz dua edip ağlamaları, gezimizin unutulmaz anları arasındaydı. Ve tabii ki Kuzey Hindistan’da, Varanasi’de Hinduların Ganj Nehri kıyısında her sabah gündoğumuyla tekrarladıkları ritüel de çok ilginçti.
Peki, mutsuz olduğunuz...
Mutsuzluk, yol halinin doğal bir parçası ama mutsuzluğu bir şehre adamak çok mümkün değil çünkü en büyük mutsuzluk özlemdi. Öyle anlar oluyordu ki, çok beğendiğimiz bir şehirde bile ailemize, arkadaşlarımıza hatta Türk yemeklerine özlem duyup mutsuz hissedebiliyorduk. Biz gün geçtikçe yeni şehirlere, yeni ülkelere doğru ilerliyorduk ama bir yandan da bıraktığımız hayat akmaya devam ediyordu. Yolculuk bizim için hayatın ta kendisi haline gelmişti ve özlem bizi bıraktığımız hayata bağlayan en temel parçalarından biriydi.
Başınızdan geçen en trajik an neydi?
Hindistan’ın en büyük şehri Mumbai’de, kaotik bir tren istasyonunda çantamızı çaldırıp parasız ve pasaportsuz kaldık. İki günümüzü karnımızı ekmekle doyurup, etrafında farelerin cirit attığı istasyonda uyuyarak geçirdik. Bu iki gün, gezimizin belki de en kilit noktası oldu. Bu kadar zor bir durumda bile düştüğümüz yerden kalkıp yola devam etmemiz kendimize ve yaptığımız işe güvenimizi en üst seviyeye çıkardı.
Türkiye’ye dönünce kendinizi nasıl hissettiniz?
Dönüş için çok büyük bir beklentimiz ya da yaşamımızı kökten değiştirmek gibi bir fikrimiz yoktu. Temel amacımız dünyayı görmek, dünyada bizim dışımızdaki kültürleri tanımak ve vizyonumuzu geliştirmekti. Yol boyunca kendimizi ve pek çok şeyi sorgulayacak olaylarla karşılaştık. Farklı kültürlerden insanlarla tanıştık. Her insan, her olay bizde ayrı izler bıraktı. Şimdi geriye dönüp baktığımızda hayata bakış açımızın değiştiğini görüyoruz. En önemlisi artık hiçbir şeyin imkânsız olmadığını, sadece denemek gerektiğini düşünüyoruz.
Böyle bir seyahate bir daha çıkar mısınız?
Seyahat fikri her zaman çekici ancak bu kadar uzun soluklu bir geziyi tercih etmezdim herhalde. Bu gezi bizim hayatımız boyunca unutamayacağımız bir deneyim oldu. Fakat bu gezi için feragat ettiğimiz şeyler göz önüne alınınca böyle bir geziyi ikinci kez yapmanın zorluğu ortaya çıkıyor.
Nelerden feragat etmiştiniz? 
Seyahate çıkarken geride bıraktığımız bir işimiz ve sosyal yaşamımız vardı. Döndüğümüzde hiçbir şeyin aynı kalmadığını gördük. Biz hayata 13 ay ara vermiştik ancak doğal olarak hayat kaldığı yerden devam etmişti. Dolayısıyla döndüğümüzde etrafımızdaki insanlar kariyerlerinde yola devam etmiş, maddi birikimler yapmış, hatta kimileri evlenmişti. Bizse geriye doğru zaman yolculuğu yapmış gibiydik. Ne bir işimiz ne de birikimimiz vardı. Geriye kalan sadece ailemiz, arkadaşlarımız ve tabii ki anılarımızdı.
SERÜVEN KİTAP OLDU
İki kafadarın 13 aylık macerası ölümsüzleşti. ‘Başka Türlü Bir Şey’ adını verdikleri geziyi aynı isimle Özcan Bostancı kaleme aldı. Bostancı, kitap hakkında şunları söyledi: “Bu, tam bir yol hikâyesi; iki sıradan gencin durağan yaşamlarını terk edip, hayallerinin peşinde kendilerini yollara vurmasını anlatıyor. Karşınızda kocaman bir dünya olunca, ister istemez yaşadıklarımız zamanla romanlaşıyor. Dolayısıyla bir rehber olmaktansa, anı kitabı olarak öne çıkıyor. Zaten kitabın temel amacı insanlara ilham olmak ama gerek zorlukları ve hayal kırıklıklarını gerekse mutlulukları ve sevinçleri paylaşarak sadece varılacak yerleri değil, yolun kendisini anlatmak.”
En sevdiği beş şehir: Dalanzadgad (Moğolistan), Lhasa (Tibet), Cape Town (Güney Afrika), Kudüs (İsrail), Kyoto (Japonya)
Seyahatten ne alır?: Şehre ait küçük simgeler
Nerede kalır?: Hostel, couchsurfing evlerinde
Seyahatte ne okur?: Macera romanları
Seyahat çantasının vazgeçilmezleri: Telefon, kitap, defter ve kalem
Seyahate kiminle gider?: Arkadaşlarıyla
Kaynak: Hürriyet
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.