banner391
banner405

'İnanç yerme hakkımız yok'

Alevilerle ilgili çalışmasını kitaplaştıran ve gelirini Kanserli Çocuklara Umut Vakfı'na bağışlayan Dr. Koç, bugün yaşanan sorunların ancak din ile vicdan özgürlüğü çerçevesinde ve toplumsal bilinçlenmeyle çözülebileceğini söyledi 

'İnanç yerme hakkımız yok'

banner404
ALANYA'YA tatile gelen Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Malike Bileydi Koç, 'Cumhuriyet Döneminde İnsan Hakları Bağlamında Aleviler' adlı kitabını yayınladı. Daha önce 'Bileydi Ailesi ve Atatürk'ün Bileydi Çiftliği'ni Ziyareti', Yahudi azınlıklar, Rumlar, Agos Gazetesi ve Ermeniler üzerine çalışmalar yapan, ardından da 'İsrail Devletinin Kuruluşu ve Bölgesel Etkileri' kitabını yayınlayan Dr. Koç, yeni kitabı 'Cumhuriyet Döneminde İnsan Hakları Bağlamında Aleviler'i çıkardı. Kitabı hakkında bilgiler veren Koç, Aleviler ile ilgili çalışmasının 4 yıl sürdüğünü söyledi. Koç, "Alevilik konusunu 3 bölümde ele almak gerekiyordu. Aleviliği ele alabilmek için bunun dini, tarihi, teolojik kısmını almak gerekiyordu. Aleviliğin ne olduğunu, Bektaşilik ile ilişkisini, Alevilik kavramının nasıl ortaya çıktığını ve bu kavramların ne içerdiğini izah etmek için önce bir tanım yapmak gerekiyordu. Çalışmanın ilk aşamasında ben İslam tarihi bölümüne yer verdim. İkinci aşamasında her ne kadar dini içerikli bir konu olsa da aska planı olan tarihsel bilgiye de yer vermek gerekiyordu. Biz Yavuz Sultan Selim dönemindeki Şah Hatayi ve Safevi Devleti ile Osmanlı Devleti arasındaki ilişkileri bilmeden günümüzdeki sorunların kaynaklarını çözümleyemeyiz. Dolayısıyla Alevilik gibi inancı temellendiren bir konunun köpürtülmesinin en önemli etkeni bir siyasi mesele haline dönüştürülmesiydi. Alevi sorununu yaşıyorsak bu sorunun arka planında yaklaşık yüzlerce yıl öncesinde toplumda mevcut olan problemlerin varlığını görmeden bu problemi çözemeyiz" dedi. 
'ALEVİLER PARTİ KURDULAR'
Atatürk ve Alevilerin çok ilişkilendirildiğini de ifade eden Koç, "Hatta Alevilik cumhuriyet tarihinin sigortası olarak ifade edilir. Bunun arka planında yatan nedeni de tarihsel verilerle doldurabiliriz. Osmanlı İmparatorluğu döneminde din esaslı bir bölünme vardı. İnsanlar Müslüman ve gayrimüslim şeklinde tamamıyla din temelli olarak bölümlendiriliyordu ve tanımlandırılıyordu. Cumhuriyet döneminde vatandaşlık şemsiyesi altında eşit yurttaşlık prensibiyle herkes toplumun bir bütünü içerisinde eşit şekilde sadece vatandaş olma hakkıyla yer aldı. Dolayısıyla Alevilerin bu anlamda cumhuriyetin tüm toplumu vatandaşlık şemsiyesiyle eşitlemesiyle Atatürk ve cumhuriyete destek verdikleri ifade ediliyor. Alevilik problemini cumhuriyet dönemiyle her ne kadar anayasa temelli olarak, eşit yurttaşlık ve sosyal, hukuk devlet anlayışı olarak betimlense de çözümleyebilir miyiz? Maalesef diyemedik. Kanaat önderleriyle yaptığım röportajlarda onlar, yüzyıllar öncesine dayanan problemlerin hala günümüzde devam ettiğini belirtti. Bunun en açık örneğini cumhuriyet tarihinde üzen olaylarla yaşadık. Sivas, Gazi, Madımak olayları yaşandı. Aleviler hala kendilerine yönelik ayrıştırıcı bir tavrın mevcut olduğunu ifade ediyor. Aleviler cumhuriyet döneminde parti kurdular. Topluma entegre olabilmek ve seslerini duyurabilmek için 2 parti kuruldu. Kendileri bu bütünün içerisinde yer almak için bütün alternatifleri kullandılar. Özellikle 90'lardan sonra dernekleşme ve vakıflaşma faaliyetleriyle seslerini duyurmaya çalıştılar" şeklinde konuştu. 
'TOPLUMSAL BİLİNÇLENMEYLE ÇÖZÜLEBİLİR'
Kitabın üçüncü bölümünün Türkiye'nin de imza koyduğu uluslararası hak ve özgürlükleri nitelendiren çerçeve içerisinde Alevilerin haklarının verilip verilmediğini tartıştığını dile getiren Koç, "Bu bölüm içerisinde aynı zamanda Türk tarihinin anayasaları da yer alıyor. Türk tarihinde 5 anayasanın içerisinde acaba insan hak ve özgürlüklerinin önemli kapsamından biri olan din ve vicdan özgürlüğüne ne kadar yer verildiği tartışıldı. 22 kişiyle yaptığım bir mülakatım oldu. 22 kişinin 14'ü Alevi kanaat önderleriydi. Bunlar inanç önderleri ve aynı zamanda alanında uzman akademisyenlerdi. Bu, Alevilerin problemlerini kendi dillerinden öğrenme ve onların taleplerini yansıtma şansımın olduğu bir röportaj silsilesiydi. Diğer 8 kişi Alevi olmayan önderlerdi. Kitabın bu kısmı Alevi olmayan önderlerin Aleviliği değerlendiriş biçimi, nasıl çözüm ve bu sorunların nasıl üstesinden gelebilirsizin tartışıldığı 20 sorunun hem 14 Alevi öndere, hem de 8 Alevi olmayan öndere sorulduğu, toplam 22 önderin görüşlerinin alındığı, derlendiği bir bölüm halini aldı. En son bölümde de elde edilen bulgularla çalışmayı sonlandırdım. Çalışmanın amacı bir tarihçi olarak sorunun bir insan hak ve özgürlüğü sorunu olduğunu ve bu sorunun ancak din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde ve toplumsal bilinçlenmeyle çözülebileceğini, inanmanın en büyük hak olduğunu, bu hakkın ikinci ve üçüncü kişi tarafından tanımlanmayacağını anlatması. Biz toplumda maalesef Sünniliği merkeze alarak Aleviliği yorumlamaya çalıştık. Oysaki tam tersini yaptığımız zaman elbette ikisi arasında çok büyük farklılıklar ortaya çıkacaktır ama önemli olan birbirlerini mukayese etmek değil. Önemli olan her inanç sahibinin kendi içsel, özel alanı olduğundan dolayı müdahale etmemek, tanımlamaya çalışmamak, yermemek, yermemek hakkına ve haddine sahip olmadığımızı anlamak. Bu çalışmada en önemsediğim konu, insanların ellerinin dokunamayacağı olan vicdanlarda yer alan din olgusuna ikinci kişinin karışma hakkının ve haddinin olmadığını tekrar ve tekrar bir hukuk çerçevesi içinde, toplumsal etik boyutuyla anlatmaya çalışması" diye konuştu.    
'İNANÇ KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİL'
Sürekli olarak 'Yüzde 90'ı Müslüman bir ülkede yaşıyoruz' denildiğini hatırlatan Koç, "Ama içimize döndüğümüz zaman Aleviler 'Sen Müslüman mısın?' ya da 'Senin peygamberin kim?' sorularıyla karşı karşıya kalıyor. İnanç hiç kimsenin tekelinde değil. Çalışmanın önemsediğim başka bir tarafı da toplumsal bilinçlenmeye katkı sağlaması. Toplum ancak birlik ve beraberliği sağladığı müddetçe güçlü olur. Eğer toplum inanç, kimlik temelli bölünürse kutuplaşır, holiganlaşır. Zıtlıkların oluştuğu bir toplumun güçlü olmasını beklemek mümkün değil. Kitabın tüm gelirini ben Kanserli Çocuklara Umut Vakfı'na bağışladım" dedi.    
'ALEVİ OLDUĞUMUZU SÖYLEYEMİYORUZ'
Alevilerin en büyük şikayetinin eşitsizlik olduğuna değinen Koç, "Aleviler, 'Biz bu ülkenin vatandaşıyız. En doğal hakkımız inanma hakkı. Biz istediğimiz gibi inancımızı ibadethanelerde yaşayamıyoruz. İbadethanelerimiz eleştiriliyor. En önemlisi Alevi olduğumuzu söyleyemiyoruz.  Toplumda baskı gördüğümüz için birçok işyerinde çalışamıyoruz. Kamu kurumlarında yer alamıyoruz. Dolayısıyla biz toplumda kendimizi öteki hissediyoruz. Toplumun sürekli dışlanan, Osmanlı döneminden beri ahlak dışı tanımlamalarla sürekli suçlanan, evleri işaretlenen, toplumda gayriahlaki suçlamalara maruz bırakılan bir durumdayız' diyor. Diyanet İşleri Başkanlığı onlar için eleştirilen bir kurum. Diyanet işlerini Sünni inancın ihtiyaçlarını gideren bir kurum olarak tanımlıyorlar. Aynı zamanda zorunlu din derslerini çok eleştirirler. Aleviler, inancı Sünni inancın öğretisi şeklinde yaşamak durumunda olmadıklarını, kendilerinin de inanç ve öğretileri olduğunu fakat çocuklarına zorunlu din dersiyle Sünni öğretinin baskılandığını söylüyor" şeklinde konuştu. Destek Yayınları'ndan çıkan 340 sayfalık kitap, Remzi Kitapevi ve D&R'larda da bulunuyor. Kitapçılarda 22 TL olan kitap, internetten daha uygun fiyatlara da alınabiliyor. 
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.