banner391
banner405

'Halka hizmet etmek en büyük ibadettir'

THD ALANYA ŞUBE BAŞKANI CEMAL ŞENCAN, ÇALIŞMALARINI VE TÜKETİCİ SORUNLARINI AKTARDI

'Halka hizmet etmek en büyük ibadettir'

banner404
 Şencan, “Çarkı çevirenler ‘Ekonomi iyi’ diyorlar. Ama çarkı çeviren ekonomi hep vatandaşın cebine bakıyor. Vatandaşın cebinden doluyor” dedi
PAZARTESİ Sohbeti'nin bu haftaki konuğu Tüketici Hakları Derneği (THD) Alanya Şubesi Başkanı Cemal Şencan oldu. Şencan ile, Tüketici Yasası'nı, son zamanlarda tüketicilerin bilinçlenip bilinçlenmediğini, iyi bir tüketici olmanın nerede başladığı gibi birçok konuyu konuştuk. İşte Şencan’ın çarpıcı değerlendirmeleri:

- Türkiye'de sizce tüketici hakkı diye bir şey var mı?

‘Türkiye'de tüketici hakkı var mı’ diye soruya hemen cevap vermek mümkün değil. Türkiye her ne kadar demokrasi ile yönetiliyor desek de demokrasinin tam temelleri oturmuş değil. Yasalarımız müsait değil. Türkiye'nin ekonomisine bakmak lazım. Tepeden Türkiye'nin ekonomisine bakacaksınız. Türkiye'deki yatırımlara, bilince, eğitime bakacaksınız. Tüketici hakkı ancak bunların işleviyle, yetişmişliğiyle, erişmişliğiyle var ya da yok olur. Bunun yanında burada adalet sistemi de çok önemli. Bu adalet sistemi sadece bizim anladığımız adalet değil. Bir de ticari ahlak adaleti vardır. Zaten biz bu ticari ahlakı çözersek, herkes, hakkına razı olmayı ilke edinirse zaten tüketici hakları kendiliğinden çözülür. Diğer yasalara gerek yok. Biz buna özen göstermiyoruz. Önce insan odaklı düşünmüyoruz. ‘Önce insan’ diye düşünsek, inanın, karşımızdakinin yerine kendimizi koyarsak bunu çözeceğiz. Ama koymuyoruz. Biz biraz da doymamış bir milletiz. Hiçbir konuda doymuyoruz. Bunun basit örnekleri var. Televizyonda görüyorsunuz. Bir ürün tanıtılıyor. Ballandıra ballandıra söyleniyor. Sonra biz o ürüne birdenbire hemen sahip olmayı arzuluyoruz. Bize gereksinimi var mı, bize yararı var mı yok mu, bunu düşünmeden bütçemiz ona uygun mu değil mi onu düşünmeden ‘A bu çok güzelmiş bunu alalım’ diyoruz. Zaten ip burada kopuyor. İyi bir tüketici olmak için önce öğrenmek lazım. Hepimiz zaten haklarımızı öğrenirsek, haklarımızı yerinde savunmayı da becerebilirsek, karşıdakinin size haksızlık yapması çok az bir ihtimal olur. Maalesef biz öğrenmeyi de sevmiyoruz. ‘Tüketici hakkı nedir’ bunları da bilmeyi çok fazla istemiyoruz.

- Yasalar tüketicinin yanında değil mi?

Yasalar 20 yıllık. Yasalara göstermelik bir yasa diyorum. Uygulanabilirliği ne kadar? Yarı yarıya uygulanabilirliği mevcut o 20 yaşındaki güncelliğini kaybetmiş yasanın bile yarısının uygulama alanında olmadığını görüyoruz. Onlar bile uygulanmıyor. Uygulayıcılar kimlerdir? Bilinçli bir tüketici olmak uygulamayı rayına oturtabilir. Bilinçli satıcı olmak da gerekiyor. Bilinçli satıcı yani, hakkına riayet eden, dürüst satıcı da olmak gerekiyor. Herkes ‘ben dürüstüm’ diyor ama, ‘peki sen ve alıcı dürüstse bu sorunlar nereden kaynaklanıyor’ diye soru sorduğumda kimse bunu cevaplayamıyor. Herkes birbirini suçluyor. Bundan önceki üç Ticaret Bakanı'mız Avrupa Birliği'ne (AB) ‘Uyum yasaları çerçevesinde tüketici yasalarını yeniledik. Avrupa'nın daha da ötesinde bir yasa taslağı hazırladık’ dediler. Maalesef rafta kaldı. En son önceki Ticaret Bakanı Nihat Ergün, ‘Ben yasayı Başbakanlığa verdim’ dedi. Fakat beş yılı doldurduğu için yasa kadük oldu, yani gündemden düştü ve ortadan kayboldu. Hazırladıkları taslağı bizim gibi sivil toplum örgütlerine de sormadılar. Biz, eğer ki sanayi altyapımızı oluşturur, üretime dayalı bir Türkiye modeli, bir ekonomik model ortaya koyarsak, işte o zaman işler değişecek. Her şey değişecek. Biz o zaman daha geniş bir tüketici yasası isteriz. Ancak şimdi her konuda dışa bağımlıyız. Bir tüketici toplumu olarak kapitalist ülkeler bizi seçmiş. Bunun yanında bir de makro ekonomi denilen çok tartışılan bir kavram var. Makro ekonomide söylemek istedikleri İstanbul'daki borsadır. Borsa eğer ki iyiyse ‘Türkiye'nin ekonomisi iyidir’ diyorlar. Bir de halka sormak lazım. Halka demek lazım ki, ‘Makro ekonomide senin payın var mı?’ Yani borsada senin herhangi bir yatırımın var mı? Kimsenin yok. Makro ekonomi ne oluyor? Makro ekonomi Türkiye'deki ticaret, yatırım yapan bankalar, büyük sermaye grupları olsun onların ortak bütçesi. Onların ortak para çıkını diyorum ben ona. Halkın orada bir hissesi yoktur. Ama onlar çarkı çevirdikleri için çarkı çevirenler ‘Ekonomi iyi’ diyorlar. Ama çarkı çeviren ekonomi hep vatandaşın cebine bakıyor. Vatandaşın cebinden doluyor. Bir makro varsa bunun bir de mikrosu vardır. Makro ekonominin iyi olabilmesi için mikro ekonominin de iyi olması lazım. Bir taraf iyi bir taraf kötüyse, bilin ki orada bir yanlışlık var.

'ŞİKAYET MERCİİ HALK DEĞİL'
- Peki hükümetin yeni bir tüketici kanunu hazırlama planı yok mu?

Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı yeni bir Tüketici Kanunu hazırladığını söylüyor. Yazıcı, kredi kartlarından alınan yıllık aidatlarla ilgili açıklamalarda bulundu. Hazırlıkları olduğunu söyledi. ‘Bu yapılanlar yasal değil, kesintiler alınmamalı’ dedi, ama sonra, ‘Bunu daha bankalarla konuşacağız’ diyor. Dönüp geriye bakmak lazım. Herkes şikayet edilen konuların tepesinde oturuyor. Ben bunu bakanlar için söylüyorum. Ama bakanlara bakıyorsun, bana, yani, halka şikayet ediyorlar. Yazıcı, ‘Bankalar 36 çeşit haksız kazancı vatandaştan elde etmiş’ diyor. Ben şikayet mercii değilim ki. Sayın Yazıcı, eğer böyle bir durum varsa o zaman yasal düzenlemeyi getirecek olan sizlersiniz. Bunları sayın bakan biliyor ama şikayet mercii halk değil. Şikayet eden halk. Çözüm noktasında kendileri oturuyor. Yasaları yapacaklar. Yasal düzenlemeleri yapsınlar, adliye saraylarındaki hakimlerin dosya sayıları yılda 2 bin 500'den Bin 500'e düşer. Çünkü oradaki davaların çokluğu da yasal boşluklardan meydana geliyor.
 
'ÖNCE İNSAN GELMELİ'
- Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, hileli üretim yapan firmaların isimlerini açıklayacaklarını söyledi. Bakanlık bunu sadece açıklayacak mı? Bu firmalara bir yaptırım uygulanmayacak mı?

Üç yıl önce bakanlık bir araştırma yaptı. 176 üründe hile bulmuşlar. Bu kendilerinin tabiri. O 176 firmanın adını açıklamadılar. Açıklamıyorlar da. Yaptırım da yok. Siz tüketicisiniz. ‘Hileli gıda üreten firmaların adını bana bildirin’ diyorsunuz. Ama onlar diyorlar ki, 'Hayır ticari yasak var. O adamın ticari şahsiyetiyle oynayamayız' diyorlar. Bu ne demek? O zaman insan hayatı yerlerde sürünüyor demektir. Bir tarafta insan sağlığını tehdit eden unsurları üreten firma var. Bir tarafta insan hayatı var. Firmayı koruyorsunuz, insanları korumuyorsunuz. Önce insan gelmeli. Sermaye korunuyor. Sermaye korunuyorsa insan ikinci plandadır. İnsan ikinci planda olursa insan hırsızlık da yapar, suç da işler. O 176 ürünün listesini Bursa'da bir avukat 'Bilgi Edinme Yasası'na göre dava açtı. Bu listeyi ancak o avukata verdiler. Onu da üçüncü şahıslara bildirmemek üzere verdiler. Eğer o avukat o firmaların listesini açıklarsa, herhalde sittinsene borç ödese bitiremez. Eğer sermaye böyle korunursa, halk sağlığı gözardı edilirse, bunun adını koymak mümkün değil. O zaman insan yok demektir. İnsan olmayan bir ülkeye de ülke denmez.

'BEN ALIRIM KARDEŞİM DİYOR'
- Son dönemde tüketiciler hiç bilinçlenmedi mi?

Biz de kamu yararına çalışan dernekleriz. Gönüllü kuruluşlarız. Merkezi yönetimlere yardımcı kuruluşlarız. Yani halkı bilgilendirmek, doğru yönlendirmek adına buralarda bulunuyoruz. Elimizden geldiği kadar uğraşıyoruz. Ama burada en büyük pay basın örgütüne düşüyor. Biz burada akşama kadar otursak ancak 20-30 kişiye bir şeyler anlatırız. Ancak bir gazete, televizyon, haberiyle sizler, toplumun daha geniş kesimlerine bunu iletiyorsunuz. Bunu hep birlikte yapıyoruz. Buna biz vesile oluyoruz. Üreten biz, yayan siz oluyorsunuz. Bilinçlenme tek kişinin yapacağı bir iş değil. Bilinçlenme için tepeden tırnağa herkesin, satıcı firmaların bile tüketici haklarına saygılı olması gerekiyor. Tüketici kanunları herkes için geçerli. Herkes için emredici. Ticari şahsiyet, ticaret erbabı için de emredici. Ama tüccar 'Git hakkını ara kardeşim. Ben senin hakkını vermiyorum' diyor. Böyle tüketici yasası olmaz. Neden böyle? Çünkü bizde yasalar, yasaları uymayan kişilere ceza vermiyor. Yasaların caydırıcı önlemi yok. O da diyor ki, 'Yasaların caydırıcılığı yok. Vatandaş gitsin hakkını arasın. Ben günde 500 kişiyi kandırırım, aldatırım. Onun 10 tanesi gider hakkını arar. Çok çok hakkını alır. Benden bir şey alamaz' diyor. Biz hala bu noktadayız. Biz hala bu noktaları aşamıyoruz. Yoksa tüketici bilinci çok çabuk gelişir. Bana göre en az vatandaşın kazancının yüzde 10'u başkalarının cebine giriyor. Bunu devleti yönetenler bile yapıyor. Buna örnek, elektrik faturasındaki kaçak kullanım bedelidir. Falan yerde insanlar kaçak kullanım yapacak, ödemeyecek. Onu bir başkası ödeyecek. Bu ülkeye ne denir? Böyle bir düzene ne denir? Ondan alamıyorum da ben kimi tutarsam ondan alırım demekle ülke yönetilmez. Bu yanlış. Bunların tepeden düzeltilmesi lazım. Bunun gündeme getirilmesi bile doğru değil. Demek ki bunu gündeme getiren elektrik kurumu bir yerlerden cesaret alıyor. 'Ben alırım kardeşim' diyor. 
 
KIRSAL KESİMDEKİLER HEDEF ALINIYOR
- Alanya'daki tüketiciler en çok hangi konuda mağdur?

Sadece Alanya’da değil de Türkiye genelinde en çok şikayet bankalardan, GSM şirketlerinden, dayanıklı tüketim malları olarak telefonlardan var. Kapıdan satışlar her gün şekil değiştiriyor. Diyelim kapıdan satış yapan kişi usulüne uygun satış yapmadığı için rapor ediliyor. Onu kapatıyorlar. Onu kapatan isim değiştiriyor yeniden başka türlü satışa başlıyor. Bunlar kırsal kesimdeki eğitimsiz insanı daha çok hedef alıyorlar. Bu o kadar devasa boyutlara ulaşmış ki bu işi yapanlar minibüslerle köye gidiyorlar. Bu işi yapanlar birer beyaz önlük giyiyor. Biz sağlık kuruluşundan geliyoruz, sağlık taraması yapıyoruz. Uydurma bir teşhis yapıyorlar. Amca senin tansiyonun var. Sana bir tansiyon aletimiz verelim diyorlar. Onlar da beyaz önlüklü olduğu için halkımız itimat ediyor. 15-20 TL'lik ürünleri 300-500 TL'ye rahatlıkla satabiliyorlar. 

- Bunu önlemenin yolu nedir?

Bunu önlemenin yolu bunlara ruhsat, çalışma izni veren kurumlardan geçiyor. Bunların sattıkları ürünün ne olduğunu, bu ürünlerin hangi kalitede olduğunun test edilmesi lazım. Sonra satıcıların hepsinin gerçek usulde personel olması lazım. Personelin de eğitimli olması lazım. Bunlara Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nın belge vermesi lazım. Yani ‘Bu adam kapıdan satış yapabilir’ diye bir diploma vermesi lazım. Bunun da bir eğitimi olması lazım. Bir pazarlamacı kimliği olması lazım.

'BENDE BÜYÜK YARA AÇTI'
- Kredi kartı kullanmayı öğrenebildik mi?

Bunun bana en bariz örneğini bir hakim hanımefendi söyledi. O hanımefendi 'Lütfen tüketicilere söyleyin. Kredi kartı kullanmasınlar' dedi. Bu bende öyle büyük bir yara açtı ki, şimdi vatandaşın bankaya 250 milyar TL borcu olmuş. Bizim hakimimiz böyle dürüst tavsiyede bulunuyor. Bunlar meselenin neresinde olduğumuzu gösteriyor.

'BANKAYA MAHKUM OLUYOR'
- Vatandaşın kredi kartına yönelme sebebi nedir?

En son yeşil kart sayımız 14 buçuk milyondu. Ben diyorum ki o zaman Türkiye'de 14 buçuk milyon işsiz var. Çünkü onun hiçbir şeyi yok. Hiçbir geliri yok ki, yeşil kart aldı. Gerçek işsizlik sayısı ile bize söylenen arasında dört kat fark var. İnsanlar geçimini sağlamak zorunda. Bir şekilde açlığını gidermek zorunda. O zaman bankaya mahkum oluyor. Gidecek kartını alacak. Vatandaş sözleşmede yazanları okumadan imza atıyor. Zaten onu kabul etmese banka ona ne kredi kartı verir ne de kredi verir. Buna ticari ahlak denir mi? Onun için vatandaş mecbur kalıyor.

'HERKES KENDİNİ BİLİR'
- Alanya esnafı tüketiciye karşı saygılı mı? Yoksa tüketiciye 'Git hakkını ara' mı diyor?

Alanya'da üç-dört çeşit esnaf tipi var. Sattığı malı iyi tanıyan, sattığı ürünün arkasında duran, kendisinin ürünlerini alan vatandaşlara iyi, güler yüzlü davranan, o ürünün gerçek özelliklerini anlatan, hatta onun seçmesine yardımcı olmak için değişik alternatifler sunan, fişini kesen, yasalara saygılı, dükkanının önündeki çöpü asfalta süpürmeyen, çalıştırdığı işçinin haklarını yemeyen, onun sosyal güvencesini sağlayan, vergisini dürüstçe veren insana esnaf denir. Bu tarife uyan varsa ben onlara ‘esnaf’ diyorum. Böyle esnaf var mı yok mu ben bilmiyorum. Herhalde herkes kendini bilir.

'PEDERİN CANI SAĞOLSUN DİYEN VAR'
- İyi bir tüketici olma nerede başlıyor?

İyi bir tüketici olma konusunda ailenin çok büyük fonksiyonu var. Eğer aile savurgan bir aileyse, kendi içinde bir dinamizm değilse, münazaralı bir aile yapısı varsa çocuk da zaten ona göre yetişecektir. Çocuk anneden babadan gördüğünü yapar. Anne baba çocuğunu yönlendirir. Ama aile koruyucu olmayacak. Kollayıcı olacak. Biz iyi bir toplum yetiştirmek istiyorsak, koruyuculuktan çıkıp kollayıcı bir aile zihniyetine sahip olmamız lazım. Onun için çocuklarımız çok tozpembe yetişiyor. 20 yaşındaki bir genç de 30 yaşındaki evli adam da 'Nasıl olsa beni bir koruyan var' diyor. 'Benim bütçe açık verdi ama pederin canı sağolsun' diyen de var. Bunlar hep çocukluktan geliyor.

'EN ÇOK HATA BİZDE'
- Alanya Kaymakamı Erhan Özdemir, şehirde çevre kirliliği gözlemlediğini söyledi. Siz buna katılıyor musunuz?

Burada, turizm sezonunda Alanya'nın nüfusu yedi-sekiz kat artıyor. Buraya değişik kültürlerden insanlar geliyor. Bunu sadece yerli halka mal etmek doğru değil. Ama en çok hata da bizde. Esnaf, dükkanının önündeki atıkları caddeye süpürünce ya o atıklar rögarı tıkıyor ya da herhangi bir aracın rüzgarıyla o çöpler dükkanın önüne geri geliyor. O atığı süpürüp çöpe atarsan sorun olmaz. Alanya'da sabahleyin bazı esnaflar ya eline bir hortum alarak suyla dükkanının önünü süpürüyor ya da eline bir fırça alarak çöpü yola süpürüyor. Çevreyi kirleten bizleriz. Biz insan olarak hala sulu çöpleri getirip poşete koyup çöp tenekesine atıyoruz. Gündüz hava sıcaklığı 50-60 dereceye çıkıyor. Güneşte akşama kadar o çöp bekliyor. Biz bunları hala aşamadık, öğrenemedik. Bu bir kültür meselesi. Ama geriye dönüp baktığımızda Alanya'da son 10 yılda çok şeyin değiştiğini görüyoruz. Ama insanların da çok fazla değişmediğini görüyoruz. Topluma yön veren kişilerimizin, yerel yöneticilerin veya sivil toplum örgütü temsilcileri olsun bunların bu konuları sık sık dile getirmesinde yarar var.

- Alanya'ya katı atık tesisi gerekmiyor mu?

Katı atık tesisinin olmaması bir ayıp. Yerel yönetimler güçlendirilmeli. Bunlar, mutlaka hemen şu tarihe kadar yapılmalı denilmeli.

'BURAYA ADAY BULAMIYORUM'
- Tekrar THD Alanya Şubesi Başkanlığı’na aday olacak mısınız?

Ben, aslında buraya bir aday bulamıyorum. Birisi gelse bayrağı alsa, ben de birazcık dinlensem. İnanın oltalarım, zıpkınlarım vardı. Arkadaşlara verdim. Emekli olup birazcık dinlenelim diye buraya geldim ama, biz cumhuriyet çocuklarıyız. O okuduğumuz okulları babamız yaptırmadı. O öğretmenlerin parasını babamız vermedi. Biz bu ülkenin kaynaklarıyla beslendik. Eğer bir bilgi dağarcığımız varsa, bize bir şeyler konduysa onun sayesinde konmuştur. Karnımızı doyurduksa, iş bulduksa onlar sayesindedir. ‘Emekli oldum, görevimi yaptım, ben bundan sonra gideyim hoş vakit geçireyim’ düşüncesi bana pek uymuyor. Çünkü herkesin bu ülkeye ölünceye kadar borcu var. Şikayetimiz varsa mutlaka herkes bir şeyin ucundan tutacak. Bir şeye mutlaka yardımcı olacak. Bir katkı sağlayacak. Bunu yapmadığımız sürece maalesef şikayetimiz çok oluyor. Sonra da ahkam kesiyoruz. Pervasızca eleştiri bile yapanlarımız var. Bunlar da o hakka sahip değil diye düşünüyorum. Önce gelsinler bir şeyin ucundan tutsunlar, yardımcı olsunlar. Bir şeye yararlı olmak kadar onurlu bir şey yoktur. Eğer yararlı olduğunuza inanıyorsanız en onurlu şey odur. Bana göre halka hizmet etmek en büyük ibadettir. Onların sorunlarının çözülmesine yardımcı olmak mutluluğun en büyüğüdür. Bunun parasal değeri ölçülemez. Böyle bir anlayışa sahip olmak gerekiyor. Çünkü bu ülkeye hepimizin borcu var. 

'HABERİ ÇIKARANA KADAR CANIMIZ ÇIKARDI'
- Eski bir gazeteci olarak Alanya medyasını nasıl buluyorsunuz?

Alanya medyasını diğer medyalardan ayırmak mümkün değil. Elbette ki geriye dönüp baktığımızda mutlaka ilerlemeler var. Çalışanlar olarak sizleri görüyorum. Büyük gayretler içerisindesiniz. Ben her zaman çalışanların özlük haklarından yanayım. Çünkü bir orada, bir orada, bir oradasınız. Oturup haberinizi yazıyorsunuz. Fotoğrafınızı çekiyorsunuz. Bizim zamanımıza göre daha şanslısınız. Bizim ses kayıt cihazımız, dijital makinelerimiz, bilgisayarımız yoktu. Giderdik çalakalem haberimizi yazardık. Kendi anlayışımıza göre onu da daktiloda yazardık. O yazdıklarımız bir iki kere de rötuşlanırdı. O haberi çıkarana kadar canımız çıkardı. Tabi sizler daha şanslısınız. Şimdi her şey çok kolay. Ama şimdi sürat var. Artık rutin haberlere değil de biraz özel haberlere önem vermek gerekiyor diye düşünüyorum… Ülke çapında basını, siyaset kurumları ne kadar etkiliyorsa, Alanya'da da bunun etkilerini görüyoruz. Bunun yanında yerel basın kuruluşları paylarına düşeni alamıyor. Asıl sorun burada. Onun için güçlenemiyor. Büyük medya kuruluşları bölge gazeteleri, ekler çıkarıyorlar. İlanları, parsayı onlar topluyor. Daha çok onların yayınladığı reklamlar tercih ediliyor. Bundan dolayı yerel basının hakları kısıtlanıyor. Yerel basın güçlenmediği zaman da o medya grubumuz her zaman siyasete, ekonomiye yön veren birinci silah olarak kalıyor. O çok tehlikeli bir güçtür. O kendisini aşan bir güç. O güç bana göre çok da tehlikeli olur. Onun için basının görevi halkı doğru aydınlatmaktır.
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.