banner391
banner405

Gazipaşa'nın sanat aşıkları

Gazipaşa'da yaşayan Atasoy çifti, bir yandan öğretmenlik yaparken bir yandan da insanlığa anlamlı eserler bırakıyorlar

Gazipaşa'nın sanat aşıkları

banner404
-  TOLGA ŞİLİL

1969 Gazipaşa doğumlu Canan Atasoy, 1970 Ankara doğumlu eşi Murat Atasoy ile birlikte sanat yaşamlarına Gazipaşa'da devam ediyor. 
Canan Hanım, Ankara Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Heykel Bölümü'nden mezun. Murat Bey ise aynı üniversitenin Resim Bölümü'nden mezun olmuş. 3 yıl Adıyaman, 15 yıl Gazipaşa olmak üzere toplam 18 yıldır resim ve heykel öğretmenliği yapıyorlar. Halen Gazipaşa'da öğretmenlik yapmakta olup resim ve heykel çalışmalarına kendi atölyelerinde devam ediyorlar. 

- Alanya Kültür Merkezi (AKM) önündeki ‘Anne ve Çocuk’ heykelinizin hikayesi nedir?

CANAN ATASOY: Demirtaş bölgesinden çıkartılan Diabaz (Akdeniz graniti) denilen bir taş var. O tarihte fabrikanın sahibi Ahmet Saz, bu taştan bir heykel yapmamızı istedi. Taş oldukça sert ve çalışması da zor olduğu için heykel yapmayı deneyen olmamış ve biz de bu sert taşa dünyanın en yumuşak ve güzel duygusu olan annenin bebeğine olan sevgisini işlemeye karar verdik. Ahmet Bey ile o tarihten sonra kalıcı bir dostluğumuz oldu. Anne ve çocuk heykeli o sene İzmir Uluslararası Mermer Fuarı'nda sergilendi. Daha sonra Alanya Belediyesi tarafından AKM önüne yerleştirildi.

- Gazipaşa Atatürk Anıtı'nın ortaya çıkışı nasıl oldu?

MURAT ATASOY: Pek fazla bilen yoktur. Gazipaşa’ya Mustafa Kemal Atatürk meclis kararıyla kendi ismini vermiştir ve bu ilçede maalesef Atatürk’ü anlatan bir anıt yoktu. Anlatan diyoruz, çünkü yaptığımız çalışma Atatürk’ü, Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyetimizin aydınlık yüzünü simgeleyen özgün bir çalışmadır.

- Ülkemizde Heykel sanatının durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

CANAN ATASOY: Heykel fiziksel güç ve zaman isteyen, maliyeti çok yüksek bir sanattır. Böyle olunca sanatçının özgün eserler üretip sergi açması neredeyse imkansız hale geliyor. Kurumlarla anlaşarak yapılan çalışmalar ise sipariş usulü oluyor. Sanatçı yeterince kendini ifade edemiyor ve gene bu çalışmalarda ucuz malzeme kullanımı, sürenin kısalığı sonucu etkiliyor.

- Genelde heykel istekleri, belediyelerden ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarından geliyor. Bu bağlamda yerel yöneticilerle ilişkileriniz nasıl?

MURAT ATASOY: Bu anlamda sıkıntılarımdan bahsetmek isterim. Bir iş verildiğinde, bir anıt yapılacağı zaman heykeltıraşa yeterli süre verilmiyor. Sanatçıya ve yapılan işe çok fazla değer verilmiyor. Bir açılış yapılacaksa onlar için önemli olan o açılıştır. Şimdiye kadar hiçbir işte yeterli süre alamadık. Her zaman sıkıştık. Belki de daha iyi çalışmaların çıkamamasının sebebi de budur. Bu ülkede sanata çok fazla değer verildiğini düşünmüyorum. Bir yazar şöyle diyor: ‘İlk kez gördüğüm bir kentin gelişmişliği hakkında fikir sahibi olmak için önce lokantalarına, kafelerine ve heykellerine bakarım.’ Düşündükçe bu tespitin doğruluğuna daha çok inanıyorum. Bizim ülkemizde, genel olarak, 'heykel' denince tek bir şey anlaşılır, Atatürk heykeli. Atatürk heykelinden anlaşılan şeyse, öncelikle 'estetik' değildir. Olmadığını, gördüklerinizi şöyle bir aklınızdan geçirince anlarsınız. Çoğunun oranları bozuktur, anatomisi oturmamıştır. Hemen hemen hepsinde fazlasıyla resmi, tumturaklı bir duruş vardır. Çünkü sorun sanat değil, ulusal bir ritüeldir. Böyle olunca da doğallık ortadan kalkmakta, 'yaratıcılık' buradan da kovulmaktadır. Günümüz insanı ekonomik ve toplumsal sorunlardan dolayı iyice bireyselleşmeye başlamış. Duygular yozlaşmaya, estetik kavramı değişmeye başlamıştır. Bu çok ciddi toplumsal sorunların başlangıcıdır. Sanat bence mimarisiyle, resmiyle, heykeliyle, şiiriyle, tiyatrosuyla ve tüm dallarıyla yaşamın içinde olmalıdır.

- Denizkızı heykeli Gazipaşa’nın simgesi oldu. Onun hikayesi nedir?

CANAN ATASOY: Denizkızı Mitolojik bir varlıktır. Dünyanın denize kıyısı olan tüm şehirlerinde denizkızı efsaneleri vardır. Ama gerçek şu ki hepsinde yarı insan, yarı balık olan denizkızının özlemi karaya çıkabilmektir. Yürüyebilmek ve özgür olmaktır. Yani özgürlüğün simgesi olan güneşe ulaşabilmektir. Biz de denizkızının bu özlemini, hayalini sembolik de olsa Gazipaşa'da gerçekleştirdik.

- Yaptığınız diğer çalışmalardan bahseder misiniz?

MURAT ATASOY: Mezun olduktan sonra ilk görev yerimiz olan Adıyaman'da ilk anıt heykel çalışmamızı yaptık. O zaman belediyede tesadüfen yeni yapılacak olan bir park projesi gördük ve anıt heykel için bir bölüm ayrılmıştı. Belediye başkanına gidip anıt yapımına talip olduğumuzu söyledik. Başkan bir proje istedi, hazırladık ve sunduktan sonra kabul edildi. Sekiz ay süren oldukça zorlu, geceli gündüzlü bir çalışma oldu. Killeri yakın çevreden kepçeyle çıkardık. Elimizde ayıkladık, sabah okula gidip öğleden sonra ertesi gün sabaha kadar çalıştık. Çalışmamızı belediyeye ait büyük bir hangarda yaptık. Gece eve gitmemiz sorun oluyordu. Sokak köpeklerinden dolayı tehlikeliydi. Bir gün itfaiye aracı, bir gün cenaze aracı, bir gün de ambulans bizi eve bırakıyordu. Artık hangisi denk gelirse. Güzel bir çalışma oldu. Adıyaman’ın belli özelliklerini anlatan bir heykel oldu. Gazipaşa liman sahilinde yaptığımız 5 metre boyunda ‘Deniz kokusu ve huzur’ adlı kadın figürü.
Gene Gazipaşa’da en son yaptığımız çalışma, gerçi biraz sıra dışı bir çalışma oldu. Altı metrelik ‘oturan adam’ heykeli. Sıra dışı bir çalışma dememin sebebini açıklamak istiyorum. Modern kentlerde heykeller o kentin süsüdür. Bunların pek çoğu anıt heykelden çok farklı kent heykelleridir. Kimisi soyut, kimisi figüratiftir, ilginçtir, çarpıcıdır, etkileyicidir, düşündürücüdür. Oturan adam heykelimiz de bu bağlamda yapacağımız çalışmalardan ilki sayılır.

- Gazipaşa halkının sanata olan bakış açısı nedir ve öğrencileriniz var mı?

CANAN ATASOY: Gazipaşa gerçekten kültür seviyesi yüksek bir ilçe, yapılan çalışmalara sahip çıkıyor ve değer veriyorlar. Pek çok karşılaştığım kişi bu oturan adam heykelinin ne anlama geldiğini soruyor bana ama bence önemli olan esere sanatçının yüklediği anlamdan çok izleyicinin kendine göre farklı anlamlar yüklemesidir.
Çünkü izleyici kendi algılamasına göre bir anlam yüklerse ancak o zaman kendiyle özdeşleştirir ve sahiplenir, beğenir. Yapılması gereken toplumun kültür, sanat ve kavramları algılama seviyesini yükseltmektir. Bu da eğitimle, özellikle sanat eğitimiyle sağlanabilir ve bu yüzden toplumların gelişmesinde bireyin, bireyin gelişiminde de özellikle insanı insan yapan özelliği olan duygu ve algılarının geliştirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle bizler gibi sanat eğitimcilerine çok ciddi görevler düşmektedir. Eşimin ve benim bu gün içlerindeki eğilimi ortaya çıkartıp güzel sanatlar fakültelerine yönlendirdiğimiz pek çok öğrencimiz var, hepsi de gerçekten göğsümüzü kabartan çocuklar.
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.