banner391
banner405

'Evren'e kızıp oruç bozmayız'

12 EYLÜL YARGILAMALARININ CANLI ŞAHİDİ ÜLKÜCÜ ŞAHİN GÜLHAN ANLATIYOR

'Evren'e kızıp oruç bozmayız'

banner404
 19 yaşındayken tutuklanarak Ankara Ulucanlar Cezaevi'ne konuldum. Sonrasında da sıkıyönetimin ilanıyla Mamak Cezaevi'ne nakledildim. Ankara Emniyet Müdürlüğü İkinci Şube Müdürlüğü'nde ilk işkence maceramı yaşadım 
yerinden elektrik veriyorlardı. Her gün iki saat falaka, Filistin askısı, cop ve tekme tokadın haddi hesabı yoktu

12 Eylül'deki referandumda oyum 1981'de olduğu gibi "Hayır" olacaktır. Sayın Başbakan, Mamak’ı yaşamış Ülkücülerin Kenan Evren’e olan hıncını, nefretini, kininin boyutunu ölçmek istiyor ama Evren'e kızıp orucumuzu asla bozmayız 

ÜLKEDE gündemin 'Referandum' olduğu şu günlerde 12 Eylül yargılamalarının canlı şahidi Ülkücü Şahin Gülhan ve bir dönemin hızlı solcularından olan Yeni Alanya Yazarı Sami Çaycoşar gündeme ilişkin bir söyleşi yaptılar. 
İşte, uzun yıllar MHP'den Alanya Belediye Meclis Üyeliği yapan Gülhan ile Çaycoşar'ın röportajı:  

- Sayın Gülhan, 12 Eylül darbesi öncesi ve sonrasıyla ilgili kendi konumunuzu kısaca anlatır mısınız?

15 yaşlarında ortaokul üçe giderken Ülkü Ocakları ile tanıştım. 19 yaşında Ülkü Ocakları Derneği Solfasol Şube Başkanı oldum. 1978 Haziran ayında tutuklanarak Ankara Ulucanlar Cezaevi'ne konuldum. Sonrasında da sıkıyönetimin ilanıyla Mamak Cezaevi'ne nakledildim. Bir hafta boyunca Ankara Emniyet Müdürlüğü İkinci Şube Müdürlüğü'nde ilk işkence maceramı yaşayıp, tadına vardım!

- Nasıl bir işkenceydi?

Özellikle, gece nezaretten alınıyordum. Gözlerim bağlı emniyet sarayında biraz gezdirilip, ardından işkence haneye götürülüyordum. Tamamen çıplak vücudumun üç yerinden elektrik veriyorlardı. Falaka, Filistin askısı, cop ve tekme tokadın haddi hesabı yoktu. Bir hafta boyunca sorgumu yapan polisler tarafından her gün bir iki saat bu işkenceye tabi tutuldum.

- İsnat edilen suç neydi?

Cinayet. Ben bu suçu bunca işkenceye rağmen yine kabul etmedim. Sonra da beraat ettim.

- Sayın Şahin, Başbakan grup toplantısında 12 Eylül'de yargılanıp idam edilen üç gençten söz ederken ağlama noktasına gelmişti. Bu gençleri tanıyor musunuz? Başbakanın duygulanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben bu üç genci de tanıyorum. Bunlardan, Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu benim cezaevinde yirmi ay yattığım sürece en samimi arkadaşlarımdan birisiydi. Mustafa kimseyi öldürmemiştir. Bundan kesinlikle eminim. Buna rağmen, cunta tarafından, tarafsızlık namına idam edilmiştir. Aynı şekilde ülkücü Fikri Arıkan okuma yazarlığı olmadığı halde, halkı silahlı eyleme teşvik etmek, asileri silahlandırmak suçundan yargılanıp idam edilmiştir. Sol görüşlü Necdet Adalı ile Mamak Cezaevi'nde aynı koğuşta kaldım. Sessiz sakin birisiydi. Başbakan’ın bahsettiği üçüncü şahıs Erdal Eren’in de yaşı büyütülerek idam edildiğini biliyorum.
Bir Başbakan'ın otuz yıl sonra, bu haksızlığı dile getirmesi bence iyi bir başlangıç ama ben bunların yeterli olmadığını, 12 Eylülcü cuntacıların yargıçlarını, polislerini, işkencecilerini yargılayabileceklerine inanmıyorum. Böyle bir şeyin milliyetçi hareketin iktidarında olabileceğine inanıyorum. Başbakan’ın bu çıkışları, cuntanın Mamak Cezaevi'nde uyguladığı denge politikasına benziyor. O zaman da, Mamak’a tarafsız koğuşlar yapıp, mahkumlara "rahat edin" diyorlardı. Televizyon dahil, her tür imkanın sunulduğu koğuşlar yapılmasına rağmen, yaklaşık bin kişinin bulunduğu ülkücü gruptan sadece "Deli" dedikleri Y.G. ile sol kesimden de sadece dokuz kişi geçmişti. Dün bu tutmamıştı, bugün de bunun tutmayacağı kanısındayım. Bir ülkücünün ülkücü olabilmesi için, teşkilatının olması ve lider, doktrin, teşkilat üçlüsünden asla taviz vermemesi gerekir. Bugün de yarın da ülkücülerin partisi Milliyetçi Hareket Partisi'dir.

- Yani referandumda her şeye rağmen "Hayır" oyu mu kullanacağınızı söylemek istiyorsunuz?
 
Evet. 12 Eylül'deki oyum 1981'de olduğu gibi "Hayır" olacaktır. Sayın Başbakan, Mamak’ı yaşamış Ülkücülerin, Kenan Evren’e olan hıncımızın, nefretimizin, kinimizin boyutunu ölçmek istiyorsa, benim Apo’ya olan nefretimin on katı olduğunun bilinmesini isterim. Sayın Başbakan Evren'e kızıp orucumuzu bozacağımızı sanıyorsa yanılıyor. 

- 12 Eylül öncesi çocuk denecek bir yaştaydınız. O tarihte, soyut belli kavramların çekiciliğiyle, vatanı ve milleti kurtarma adına, idealistçe bir mücadeleye girdiniz. Aynı şeyleri solcular için de söyleyebiliriz. Otuz yıl aradan sonra, belli bir olgunluğa eriştiniz. O gün, bugünkü kafaya sahip olsaydınız, yine aynı şeyleri yapar mıydınız?

Bugünkü kafamla o günlere götürülsem, gençlere özellikle de her iki kesime de "Yapmayın, etmeyin" derdim. Ama, o günün şartlarında ve aynı kafayla hareket edersem, aynı şeyleri yapmaktan çekinmeyeceğimden de eminim...
Şimdi ben de size bir soru sorabilir miyim?

- Buyrun.

12 Eylül öncesi siz pul koleksiyonu mu  yapıyordunuz?

- Ben pul koleksiyonu yapmıyordum ama o tarihlerde de kaba kuvvete karşıydım. Militan değil teorisyendim. "Demokratik Sol" anlayışı savunuyor, üst yapıda Marksizm’in materyalist felsefesini belli ölçülerde benimserken, alt yapıda kolektivist ekonomik model yerine piyasa ekonomisine daha sıcak bakanlardandım. Bu yüzdendir ki, benim çatışmalarla işim olmadığı gibi, o yıllarda yaşadığım Kastamonu ilinde de, bu tür çok ciddi çatışma olmadı.
Bir bakıma ben, ideolojik fanatizmin şaha kalkmadığı şanslı bir alanda ve olumlu bir atmosferde bu süreci atlattım.

banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.