banner391
banner405

'Alanya Adliyesi'ne giderken ayaklarım geri geri giderdi'

20 YILDIR KESTEL'DE YAŞAYAN MEHMET AKZAMBAK, SON KİTABINDA ALANYA'NIN ADALET SARAYI'NA KAVUŞMASININ ÇARPICI ÖYKÜSÜNE YER VERDİ

'Alanya Adliyesi'ne giderken ayaklarım geri geri giderdi'

banner404
 Modern Alanya Adalet Sarayı'nın mimarlarından Akzambak, Alanya Hükümet Konağı içerisindeki ucube adliyeyi şöyle anlatıyor: Hiçbir yabancı tanıdığımı bu binalara getirme cesaretini, yerleşim yerlerinin namüsait bulunması nedeniyle bulamadım. Gidebildiğim yabancı memleket adliyelerinin gördüğüm mükemmelliği içimde bir üzüntü kaynağı idi memleketim yönünden
İSTANBUL ve Ankara eski emniyet müdürlerinden, Güreş Federasyonu eski Başkanı Mehmet Akzambak'ın anılarını içeren "Geçmiş Zaman Olur ki" adlı kitabı yayınlandı. Akzambak'ın kitabının tüm gelirini bağışladığı Türk Güreş Vakfı, eserin dağıtımına başladı. Dönemin Alanya Cumhuriyet Başsavcısı Selami Hatipoğlu ile Alanya'nın modern bir Adalet Sarayı'na kavuşmasının mimarlarından olan Akzambak, daha önce hiç bir yerde yayınlanmayan o süreci kitabında aynen şu ifadelerle anlatıyor: 
ALANYA'DAKİ ADLİYE BİNALARI 
Alanya'da adliye binaları Ceza ve Hukuk olmak üzere iki ayrı yerde bulunmakta idi. 
"Alanya Belediye Sarayı ki muhteşem diyebileceğim, denize nazır ferah bir bina idi." Pırıl pırıl bu yapının arkasına düşmüş eski hükümet konaklarından kalma Kaymakamlık binası içinde sıkışmış, bodrumu rutubetli ve kısmen su içinde arşivi bulunan Ceza Adliyesi, bir han binasının katları kiralanmış, dar odalarında, çalışan hakimlerin duruşma yaptıkları, koridorlarında neyin koktuğunu yazmaktan çekindiğim, sigara dumanından nefes alınamayan, aman duruşmaya çabuk girelim diye mübaşirin yanında beklediğim ve bu duruma kendimi yediremediğim adliyeye gelirken ayaklarımın geri geri gittiğini hissettiğim, Hukuk Adliye binası. 
Hiçbir yabancı tanıdığımı bu binalara getirme cesaretini, bu anlattığım yerleşim yerlerinin namüsait bulunması nedeniyle bulamadım. Gidebildiğim yabancı memleket adliyelerinin gördüğüm mükemmelliği içimde bir üzüntü kaynağı idi memleketim yönünden. 
Alanya Cumhuriyet Başsavcısı Selami Hatipoğlu, kendisi ile çekinmeden konuşabildiğim, her yönü ile mükemmel olarak vasıflandırabileceğim bir şahsiyet idi. Konuşmalarında kültür birikiminin yüksekliği, mesleğinin, takdiri benim hududumu aşar, tecrübesi ve zekası ve insancıl vasfı ile her meselesine vakıf insanı cezbeden, diğerkâm bir hukukçu idi. 
Bir gün İnsan Hakları kitabımın birer takımını, kendisinin saptayacağı Hakim ve Savcılara vermek istediğimi, mahzur görmezler ise hep birlikte bir öğle yemeğini hukuk müşaviri olduğum kuruluşta yiyebileceğimizi teklif ettim. 
Kararlaştırılan bir öğle vakti buluştuk. Evden getirdiğim ikinci baskı İnsan Hakları kitaplarımı yemek sonrası hakim ve savcı yardımcılarına takdim ettim. 
Bir ricam olduğunu Başsavcıma söyledim. Merak ettiler. "Ben Seydişehirliyim. Burası da memleketimdir. Bu müessesenin hukuk müşaviriyim. Yabancı hukukçular da buraya gelmekte, onlarla fırsat buldukça konuşmaktayım ama bir türlü sizleri ziyarete getirememekteyim" dedim ve sebebini yukarıda yazdığım gibi anlattım.
Ve Başsavcıma "Bir birey olarak sizden rica ediyorum, sizler de gelip geçicisiniz. Sizden burada bir eser bırakmanızı rica ediyorum. Dilekte bulunuyorum. Alanya'ya bir Adalet Sarayı kazandırın" dedim. 
Başsavcının cevabı, "Projesi hazır. Adalet Bakanlığı kabul eder ve bir lira tahsisat koymuş olursa yapı zamanı içinde tamamlanır" şeklinde oldu.  
Bana proje örneğinden bir suret verebilir misiniz? Hay hay! Prof. Dr. Hikmet Sami Türk'ün İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı olduğunu TV'den öğrendiğim anda İnsan Hakları kitabım için içimden bir hissi kablelvuku bana nasıl "Kitap basıldı" diye beni tavana başım değecek kadar zıplatmış ise, Başsavcımın yukarıya aldığım sözlerini işitince "Aynı hissi kablelvuku şimdi Adalet Bakanı olan Prof. Dr. Hikmet Sami Türk'ün Alanya'nın Adalet Sarayı'nı yaptıracağını içime doğdurdu. 
Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, 28 Mayıs 1999'da kurulan 5. Ecevit Hükümeti'nde Adalet Bakanlığı'na getirilmişlerdi. 
Kendilerini Adalet Bakanı oldukları sırada bir vesile ile ziyaret etmiş, Mahmut Esat Bozkurt'un La Haye'de kazandığı davanın Osmanlıca dava metnini bulmuş olduğumu, konu üzerinde kitap yazma hazırlığında bulunduğumdan söz etmiştim. 
Alanya Başsavcısı Sayın Selami Hatipoğlu'ndan Adalet Sarayı inşaatı konusunda gereken bilgiyi aldıktan sonra, kurucu üyesi bulunduğum Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı'nın bir faaliyeti nedeniyle Ankara'ya gitmem gerekmişti. 
Hazırlığını yapmakta olduğum kitap vesilesi ile Ankara Hukuk Fakültesi Kütüphanesi'ne de uğrama fırsatım doğdu. 
Kütüphane Müdürü Fuat Türker Bey, bana La Haye Adalet Divanı kararları ile ilgili, toz içinde kalmış, hemen hemen kimsenin eli değmemiş gibi duran, tüm Adalet Divanı Yayınlarının fotokopilerini çektirerek verdiler. 
Bozkurt Lotus Davasının bu belgeler ile bendeki Osmanlıca metinde yazılı olanların doğru biçimini ortaya koymam Alanya'ya döndüğüm zaman mümkün oldu. 
Bu belgeleri aldıktan sonra yolum Adalet Bakanlığı'na düştü. Adalet Bakanı, Muhterem Özel Kalem Müdiresi'ne her zamanki insani yaklaşımından cesaret alarak "Sayın Bakanımı şahsi bir dileğim nedeniyle rahatsız etmeyeceğim, Alanya'nın nasıl bir adliye binasına ihtiyaç duyduğunu arz etmek için rahatsız edeceğim" demem üzerine ilgisini derinliğine hissetmekle konunun nezaketini kısaca kendilerine de anlattım. 
Sayın Bakanım, her zamanki nazik insancıl ruh zenginliği içinde beni dinlemeye başladı. Alanya'nın Türk Rivierası olduğundan başlayarak turizmdeki yerini, gelişmekte oluşunu, nedense bu gelişmeden Adliye kuruluşunun nasibini alamadığını, eski hükümet binasının içine sıkışmış Ceza Adliyesinin bulunduğunu ve yukarıda anlattığım biçimde olan Hukuk Adliyesi kısmını aynı biçimde ifade ettiğim sırada, adliyelerin ayrı ayrı binalarda olduğunu, yurtdışında yabancı adliye binalarının nasıl mükemmellikte bulunduğunu, Alanya gibi, yabancıların kum gibi kaynadığı yerde hiçbir yabancı hukukçuyu bizim adliye binamız olarak içimiz rahat bir şekilde götüremediğimizi, ben avukat olarak özellikle Hukuk adliyesinin bulunduğu binanın içine girilemez durumu dolayısıyla gitmekten çekindiğimi, bunların yerine bir Adalet Sarayı yapılması projesinin mevcut bulunduğunu, Sayın Bakanım Zatıalinizin himmeti ile bu projenin tahakkuku için bir lira tahsisat konulabildiği takdirde bütün kurtuluşun yolu açılacağını ariz amik arzettim. Bahsettiğim binanın kiralık olup olmadığını sordular. Kiralıktır diye cevap verdim. Anlatımıma gösterdikleri ilgi sonunda sözleri "pekala" oldu. Konuyu Özel Kalem Müdiresi'ne de anlattım, çıkışımda ilgilerini rica ettim. Ne söyleyeyim. 1930 yılında vapurla gemi gezisinde Alanya'ya uğrayan Adliye Vekili Mahmut Esat'ı karşılayanlar arasında ilçenin hakiminin olmadığını görenlerin "Hakim gelmedi efendim" demeleri karşılığında "O Hakimdir, biz ona gideriz" diyen ve Türk Hakiminin yüceliğini bir özdeyişle dile getiren Adliye vekili Mahmut Esat'tan sonra Türk Hakiminin yüceliğine toz kondurmayan, O hakimin çalışacağı yerin de yüceliğine uygun yer olması gereğini düşünen Adalet Bakanı Prof. Dr Hikmet Sami Türk, tarih nazarında kendisinin de yüceldiği Alanya Adalet Sarayı'nın temelini 29.09.2000 yılında bizzat Alanya'ya gelerek atmış ancak inşaatı tamamlanarak 24.lO.2004'te hizmete konulan Adalet Sarayı'nın açılışında bulunamamıştır. 
Hükümet değişikliği nedeniyle açılış Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek'e nasip olmuştur. 
Projenin öncüsü, yapımda emek sahibi Alanya Cumhuriyet Başsavcısı Selami Hatipoğlu da açılış öncesi tayin olduğu Denizli Cumhuriyet Başsavcısı olduğundan açılışa gelememiştir. Yapılan eserler kalıcıdır. Hizmeti geçenler geçicidir. Yapılan ne biçim eser olursa olsun bu memlekete bırakılan bir eserdir. Yapanın, yaptıranın, yapılma zamanının, eserin bir köşesine mermere hak edilmiş bilgi yazısının bırakılmasının yasaklanacak bir yanı var mıdır? Yok ise nedir bu eksikliğin nedeni? 
Bunu her zaman düşündüm. 
Bakınız ne güzel, İstanbul'da Ayasofya Camisi'nin sağ tarafında ve Topkapı Sarayının Padişah Kapısı önündeki meydanda bir tarihi çeşme vardır. 
Bu çeşmeye Sultan Ahmet Çeşmesi derler. 
Anıtsal bir çeşmedir, muhteşemdir. 
Çeşmenin bir yüzünde "Aç besmeleyle iç suyu Han Ahmed'e eyle dua" yazar. Bu kitabe ebcet hesabına göre çeşmenin yapıldığı tarihi göstermekte imiş. Hicri 141, Miladi 1728. 
Burası III. Ahmet'in sebili ve çeşmesi olarak yaptırılmıştır. Lale devrinin eseri. 280 küsur yıldır yerinde, duasıyla ve yaptıranın ismi ile anılmaktadır. 
Alanya Adalet Sarayı'na da böylece ufak bir not düşülse olmaz mı idi? 
Hele hele Mahmut Esat'ın ruhu da, Alanya'yı ziyaret etmiş, hakimin itibarını yüceltmiş bir bakan olarak sarayın bir salonuna "Mahmut Esat Bozkurt" adı verilmiş olsa idi, şad olmaz mı idi? 
HATİPOĞLU: BELEDİYE SARAYINI 
ADLİYE SARAYI SANIYORDUM 
Pazartesi Yeni Alanya'da 

banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.