banner391
banner405

1 Mayıs'ın Alanyalı kurbanı

Bu öykü, 24 acı yılın öyküsü... Özlemin, aşkın, hayallerin, hissedilen ve yaşanan ölümün öyküsü... Öğretmenlik diplomasıyla beklediği oğlunun cenazesini teslim alan bir ananın öyküsü... İşte, 1 Mayıs 1977'de Taksim'de öldürülen Niyazi Darı'nın acı ve ibret dolu yaşam öyküsü

1 Mayıs'ın Alanyalı kurbanı

banner404
-Ferit KESEN
İŞÇİ
sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü 50 yıllık aradan sonra Türkiye’de 1976 yılında yüz binlerce kişinin katıldığı kitlesel bir gösteriyle kutlanmıştı. DİSK’in organize ettiği 1977 yılı 1 Mayıs’ı ise bu kez daha güçlü ve kapsamlı bir biçimde kutlanacaktı.
Büyük ölçüde TKP’nin etkinliği altında olan DİSK, 22 Nisan günü yaptığı açıklamada 1 Mayıs’a katılacak örgütleri ve atılacak sloganları ilan ediyor ve 20 bin DİSK görevlisinin güvenlik için hazır olduğunu duyuruyordu. Bu arada 20 Nisan gününün Ortadoğu Gazetesi "Sol 1 Mayıs’ta Halkı Galeyana Getirmek İstiyor" şeklinde manşet atmıştı. 1 Mayıs gününün Tercüman’ında ise Rauf Tamer, "Arabalar tahrip edilecek, inşallah aldanırız ama kanlar akacak. Çeşitli solcu gruplar arasında slogan kavgasıdır bu" diye yazıyordu. 30 Nisan tarihli Bayrak Gazetesi'nin manşeti de "DİSK ve Maocu Gruplar arasında çatışma bekleniyor!" şeklindeydi.
Aslında provokasyon daha mitingin afişleri asılırken başlamış ve 18 Nisan gecesi Kocamustafapaşa’da öldürülen Sadık Canaslan adlı öğrencinin sol içi çatışmada vurulduğu söylentileri yayılmıştı. Cinayetten ötürü suçlanan İGD yönetimi bir açıklamayla olayla ilgilerinin olmadığını duyurmuş fakat bu kez 28 Nisan sabahı İzmir’de yapılan afişlemelerde İdris Türkoğlu adlı bir başka öğrenci öldürülürken aynı iddialar öne sürülmüştü. 
Ve 1 Mayıs 1977 sabahı... Türkiye’nin her yanından akın akın gelen işçiler ve devrimci yurtseverler alandaki yerlerini almaktadırlar.
Yürüyüş son derece düzenlidir ve katılım yaklaşık 500 bin civarındadır. Saatler 19.00’u gösterirken katılımın umulanın çok üstünde olması nedeniyle miting hâlâ bitmemiş, Anadolu’dan gelen kortejler henüz alana girememiştir. Bu arada DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler de konuşmasını tamamlamak üzeredir.
İlk silah sesi o an duyulur. Daha sonra alana hakim noktalardan kitlelerin üzerine kurşun yağmaya başlar. İlk silah sesi olayı başlatmak için bir işarettir. DİSK’in kürsü sorumlusu Sıtkı Coşkun’un “Sular İdaresi üzerinde ateş eden insanlar var. İhtar ediyoruz. Bunları etkisiz hale getirin, alın...” diye yaptığı anons işe yaramaz. 
O gün Taksim alanında 126 kişi yaralanmış, 34 kişi de ölmüştür. Ölümlerin 28’i ezilmeler sonucu meydana gelmişti. Yalnızca 25 kişi Kazancı Yokuşu’nda ezilerek, Meral Özkol ise panzer altında kalarak yaşamını yitirmişti. Olayda 2000’e yakın mermi atıldığı saptanmış, buna karşın yalnızca 5 kişi kurşun yarası nedeniyle ölmüştü. 
Ertesi gün Günaydın "Maocu vatan hainleri işçi bayramını kana buladı" manşetini atıyordu. 
Olayların sonrasında devrimci sosyalist hareket ve Dev-Genç gibi yapılar ise olayın CIA tarafından tezgahlandığını, sol içi bir olay olmadığını vurgulamışlardı. 
Olayı yakından yaşamış biri olan Şükran Ketenci ise “Bence olayı başlatmada araç olma anlamında, yürüyüşe alınmayan gruplar suçlansa bile, olayın boyutlarını büyüten, yönlendiren çok daha değişik güçlerdi” diye açıklama yapıyordu. 
İstanbul Emniyet Müdürlüğü hiçbir iz bulamadı, kalabalığa çapraz ateş açanlarla ilgili hiçbir ipucu ele geçirilemedi. 
Yarım yüzyıllık uzun bir aradan sonra Türkiye’de ikinci kez kutlanan 1 Mayıs, böyle sonuçlanmıştı. 8’i kadın tam 34 kişinin kanı Taksim Alanı’nı kızıla boyamıştı. 
TAKSİM'DE CAN VERENLER 
Ahmet Gözükara, Aleksandros Konteas, Ali Sildal, Ali Yeşilgül, Bayram Çıtak, Bayram Eyi, Bayram Sürücü, Diran Nıgız, Ercüment Gürkut, Garabet Ayhan, Hacer İpek Saman, Hamdi Toka, Hasan Yıldırım, Hatice Altun, Hikmet Özkürkçü, Hüseyin Kırkın, Jale Yeşilnil, Kadir Balcı, Kadriye Duman, Kahraman Alsancak, Kenan Çatak, Leyla Altıparmak, Mahmut Özbelen, Mehmet Ali Genç, Meral Cebren, Mültezim Oltulu, Murat Elmas, Nazan Ünaldı, Nazmi Arı, Niyazi Darı, Ömer Narhan, Ramazan Sarı, Rasim Elmas, Sibel Açıkalın ve Ziya Baki. 
... VE ALANYA
Bu liste içerisinde adı yer alan pırıl pırıl bir genç, henüz ekonomisi muz tarımına bağlı, sakin bir kıyı kasabası olan Alanya'da yüreklere ateş düşürmüştü. Bu genç Alanyalı Mısırlıoğulları sülalesinden Niyazi Darı'ydı. Henüz 24 yaşındaydı. Ankara'da öğrenciydi ama İstanbul'da kurşunlara hedef olarak ölmüştü...
Niyazi Darı, 1 Eylül 1953 tarihinde Alanya'da doğmuş, ilk, orta ve lise öğrenimini Alanya'da tamamlamıştı. Uzun boylu, sportmen, yakışıklı ve saygılı bir delikanlıydı. Alanya'da çok sevilen bir genç olmuştu. Temiz yüzü ve insancıllığı ile takdir topluyordu. 
Maddi imkansızlıklar nedeniyle ağabeyleri yüksek tahsil yapamamışlardı. Baba Mehmet Darı, oğullarını okutamamanın ezikliğini Niyazi ile üzerinden atmak istiyordu. Niyazi de Alanya'da o günlerin deyimiyle "Kafası çalışan, adam olacak çocuk" izlenimi veriyordu. Kendisi de okumak istiyordu. Bu yolda en büyük desteği şu anda Alanya Esnaf Kefalet Kredi Kooperatifi Başkanı olan ağabeyi Ali Darı'dan aldı. Ve üniversite sınavına gireceği günün sabahı arkadaşlarına "İçim içime sığmıyor. Ailemin yüzünü kara çıkarmayacağım" demişti. 
1975 yılında öğrenci yerleştirme sonuçları açıklandığında, Niyazi, yapısına uygun bir bölümü tutturmuştu. O günlerde Antalya Amatör Ligi'nde mücadele eden Alanya Kale Gençlik Spor'da forma giyen Niyazi, Ankara'da bulunan Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği'ne girmişti. 
Niyazi, 1975 Eylül'ünde arkadaşları ve akrabaları tarafından Alanya otogarından uğurlandı. Bindiği Makoros marka otobüsten yakınlarına yüzündeki sevimli gülümsemeyle el sallarken hafızalarda kalan görüntüsü, yıllarca yürekleri yakmaya devam edecek, hatırlandıkça gözyaşlarına dönüşecekti...
'SİYASETE GİRMEK İSTEMİYORUM' 
Niyazi, dönemin taşrası Alanya'dan gittiği Ankara'ya sosyalliği ile çok çabuk uyum sağladı. Ancak okumaya çalıştığı dönem çetindi. Gençlik sağ-sol kavgasına tutuşturulmuştu. Sağcılar solcuları, solcular sağcıları öldürüyordu. İç savaştan beter günlerdi. Alanya da bu kavgadan etkilenmişti. Solcu Gazipaşalılar sağcıların yoğun olduğu Alanya'ya giremiyorlardı. Bir süre sonra Alanyalılar da Gazipaşa'ya giremez olmuşlardı. 
Başkent Ankara, bu kavganın merkeziydi. Niyazi Ankara'da ve üstelik öğrenciydi. Üniversitelerde anarşi ortamı oluşmuştu. 
O günlerde Ali Darı'ya kardeşi Niyazi'den bir mektup gelmişti. Mektupta, "Ağabey, bu okulda herhangi bir görüşü savunmadan okumak imkansız. Ben bu siyasi ortamın içine girmek istemiyorum. Dersler dışındaki zamanımda çalışırsam bu ortamdan uzak kalırım. Bana Ankara'da bir iş ayarlayabilirsen sevinirim" yazıyordu. 
Ali Darı, hemen Ankara'daki tanıdığı Rahmi Tümkaya'yı aradı. Kardeşine bir iş bulmasını rica etti. Tümkaya'dan beklenen yanıt iki gün sonra alındı. Niyazi'ye Ankara'daki bir fabrikada iş bulunmuştu. 
Niyazi hem okuyup, hem çalışıyordu. O dönemde her öğrencinin yaptığı gibi o da bir ideolojiyi benimsedi. Sol görüşlü bir genç oluşu derslere girebilmesini sağlıyordu...
CEBİNDE ADANA BURMASI VARDI 
Niyazi, 1977 yılına gelindiğinde yüksek öğreniminin üçüncü yılına girmişti. Dersleri çok iyiydi. Hem okuyor, hem çalışıyordu. 6 Mayıs 1977 günü, bir diğer ağabeyi Tevfik Mısırlıoğlu'nun düğünü vardı. Nisan ayı başında ağabeyi Ali Darı, Niyazi'den bir mektup daha aldı. Mektupta, "Ağabey, Tevfik abimin düğününe geleceğim. O'na iyi bir hediye almak istiyorum. Param yetmedi. Biraz para çıkarırsan çok sevinirim" yazıyordu. 
Ali Darı parayı çıkardı. Artık Niyazi'yi düğüne bekliyorlardı. Annesi, Niyazi'nin en sevdiği yemekleri yapmak için haftalar öncesinden hazırlanmıştı. 
28 Nisan günü Niyazi, Ankara'daki bir kuyumcuya gidip, birikmiş parası ve ağabeyinden gelen parayı birleştirerek Tevfik Darı'ya bir Adana burması (bilezik) aldı. Cebine koyduğu Adana burması ile otogara gittiğinde, Alanya yerine İstanbul otobüsüne binmişti...
Niyazi doğruca İstanbul'a gitti. Olayın iç yüzü daha sonra anlaşılacaktı. O dönem İstanbul'da tahsil yapan Alanyalı kız öğrenciler de vardı. Niyazi ile iyi arkadaştılar. Niyazi, Alanya'ya ağabeyinin düğününe gideceğini söylediğinde kızlar "İstanbul'a gel. 1 Mayıs'ta Taksim yürüyüşüne katılalım. Oradan beraber Alanya'ya gideriz" demişlerdi. Niyazi de bu çağrıya uymuştu...
1 Mayıs 1977'de Taksim Meydanı hınca hınç doluydu. İçlerinde Niyazi ve Alanyalı kız arkadaşları da vardı. Niyazi'nin evlenmeyi düşündüğü Alanyalı kız arkadaşı da yanıbaşındaydı. Birlikte yürümeye başladılar. Kısa süre sonra kurşunlar yağmaya başladı...
Dehşet saatlerini yaşayan Niyazi'nin arkadaşları, o anı yıllar sonra şöyle anlatacaklardı:
"Tarama anında Niyazi çevik bir hareketle yere yattı. Yere yatarken kız arkadaşını da kurşunlardan korumak için yere çekti. Kız yere düştüğünde panikledi ve birden ayağa kalktı. Niyazi 'Kalkma, vurulacaksın!' diyerek kızı yere çekti. Bu arada kendisi ayağa kalkmıştı. Ve ilk kurşun kafasına isabet etti. Yere düşmeden kafasına iki kurşun daha saplanmıştı. Üç kurşunla can verdi..."
ÖLÜM ONA HİÇ YAKIŞMAMIŞTI
Genç adam kanlar içerisinde yerde yatıyordu. Ölüm ona hiç yakışmamıştı. Yanıbaşında çığlıklarla ağlayan genç bir kız vardı...
2 Mayıs 1977 sabahı Alanya yine çok sakindi. İkindi üzeri ağabeyi Ali Darı, Hükümet Caddesi'nde Nuri Kılıç'ın zahireci dükkanının önünde yürüyordu. Dükkandan fırlayan biri "Radyoda ajansı (haberleri) dinledim biraz önce. İstanbul'da 34 kişi ölmüş. İçlerinde bir de Niyazi Darı var!" dedi. Ali Darı, "Niyazi İstanbul'da değil, Ankara'da okuyor" diyerek çevresini ve kendisini rahatlatmaya çalıştı.
Ancak içine bir kurt düşmüştü. Sevgili kardeşinin adı radyoda geçmişti. Ali Darı, aynı ad ve soyadı taşıdıkları amca oğlu Ali Darı'yla bu duyumu paylaştı. Hüseyin Türktaş'ın taksisine bindiler ve soluğu Ankara'da aldılar. Ankara'da oturdukları evi bulduklarında ev sahibi "Alanya'ya düğüne gidiyorum diye ayrılmıştı" dedi. Hemen İstanbul'a hareket ettiler...
İstanbul'da Taksim olaylarını net biçimde öğrenir öğrenmez cenazelerin tutulduğu morga hareket ettiler. Loş ve çok büyük morg önüne geldiklerinde ağabey Ali Darı "Ben içeri giremeyeceğim. Sen gir!" diyerek amca oğlunu yolladı. Ali Darı, içeride kanlar içerisinde yatan gencecik bedenler içerisinde Niyazi'yi bulduğunda gözyaşlarını tutamadı. 
4 Mayıs sabahı Niyazi'nin cenazesi polis kordonu eşliğinde Alanya'ya geldi. Evinde, şehrinde yas vardı. "Oğlum, öğretmen olup gelecek!" diye umut eden ancak oğlunun cansız bedeniyle karşılaşan annesinin acısı en usta edebiyatçıların bile anlatamayacağı düzeydeydi. 
Ankara'dan, İstanbul'dan, Antalya'dan öğrenciler akın akın Alanya'ya geliyorlardı. Alanya adeta anacık, babacık günü olmuştu. Müthiş bir kalabalık Mısırlıoğulları'nın evinin önünde toplanmıştı. Alanya o güne kadar böyle bir kalabalık görmemişti. 
Niyazi'nin cenazesi Türk bayrağına sarılı bir şekilde evden dışarı çıkarıldığında binlerce öğrenci hep bir ağızdan "Niyaziler Ölmez!" sloganları atmaya başladılar. Bu sloganlar Bektaş Mezarlığı'na kadar sürdü. Niyazi toprağa verilirken binlerce gözü yaşlı insan vardı...

NİYAZİ DARI'NIN SON MEKTUBU  
Niyazi Darı, ağabeyi Ali Darı'ya yolladığı son mektubunda o günlerin siyasi ortamını anlatıyordu. İşte o mektup: 
Sevgili Ağabey,
Ne kadar memnun kaldım biliyor musun şu mektubuna. Hem de öyle bir anda geldi ki içimi rahatlattı. Bir bunalımdan kurtardı. Henüz daha yeni geldim ve karamsarlık içerisindeyim. Masanın üzerinde mektubu gördüğümde bile fazla sevinememiştim. Ama içini açınca her satır beni rahatlattı ve şu anda gayet sakin olarak ve memnuniyetle sana yazıyorum.
Biliyor musun abi, şu sıra durumumuz gittikçe kötüye gidiyor. Eğer böyle devam ederse önümde çok büyük, aşılması zor bir sorun var. Sınıfta kalma durumu. Eğer gerçekten sınıfta kalırsak bana neye mal olacağını anlatmak çok güç. En azından bir yıllık ömür, en azından sizlerin ve ailemin çabaları. Daha fazla bahsetmek istemiyorum.
Şu son günlerde okula gidemez olduk, faşistler üst üste bölüme baskın yapıp, çifte tabanca çekiyorlar. Her gün bölümden bir arkadaşımız ya yolda yada okul civarında dövülüp haşat ediliyor. Tek temennim bu durumların düzelmesi.
Anlattığına göre Alanya çok iyi, ne güzel, biz de iyi olmayı çok istiyoruz, maalesef başaramıyoruz. Geçenlerde öldürülen üç arkadaştan Eşari Oran, en yakın arkadaşımızdı. İkinci bir yönü Antalyalı ve çok iyi bir çocuktu. Abi gönderdiğin listeyi en kısa zamanda sana bant olarak iade edeceğim, bu konuda merakın olmasın. İbrahim kaseti doldururken ben kendisine söylemiştim "Bunlar abimin kendi istediği değil" diye. Ama o kendi bildiği gibi hareket etti.
En yakın zamanda Taner abimin yanına gideceğim, merak etme. Selamını da söyleyeceğim. Yengemler ne yapıyorlar? Annem falan iyi mi? Hepsinin ellerinden öperim. Benim iyi olduğumu ve merak etmemelerini söyle. O Memo'yu çok özledim. Hele bir gelirsem, ona yapacaklarım var. Gözlerinden öperim Memo'nun.
Abi ne yazayım? Aslında yazacak şey çok ama bir kısım gerçekleri sen ne güzel ifade etmişsin "Bu düzen değişmelidir" diye. Evet abi değişecektir bu düzen. Kendi akıttıkları, gençlerin ve ana babaların kanları, acıları üzerinde saltanat süremeyecektir kimse. Ama belki daha gençlerin kanı akar ve analar babalar acı çeker başka.
Bizim kızlara uğrarsan selamlarımı iletiver. İyi olduğumu söyle. Daha yazacak bir şeyim yok. İbo'nun selamı var. Diğer arkadaşların da. Mektubuna çok memnun kaldım. En kısa günde kaseti posta ile göndereceğim merak etme.
Esen kal. Başarılar dileğiyle.
Kardeşin Niyazi. 

- KİM NE DEDİ? 

- ALİ DARI 
Niyazi, aile bireylerimiz içerisinde çok müstesna bir insandı. İnsanlık yönü çok güçlüydü. Kalbi sevgiyle doluydu. Yardımseverdi. Kendinden yaşça büyük bir insanı elinde bir şeyler taşırken görse hemen koşar, elindekileri alıp, o kişinin evine kadar taşırdı. Örneğin bunu ben yapmam. Beş vakit namazını kılardı. Hasbahçe'de uzun süre müezzinlik bile yapmıştı. Kuran okurdu. Oruç tutardı. Sesi çok güzeldi, düğünlerde şarkılar söyletirlerdi. Sporcuydu, çok iyi futbol oynardı. Ankara'ya gidinceye kadar da siyasetle hiçbir ilgisi yoktu. Bizim sülalemiz olan Mısırlıoğulları yüzyıllardır sol ideolojiyi benimsemişlerdir. Hala çoğu CHP'lidir. Ama Niyazi hiç ilgilenmezdi siyasetle. Bana yazdığı mektuplardan anladığım kadarıyla, siyasete mecburen girdi. Çünkü o yıllarda bir tarafa mensup olmayan kişileri okula sokmuyorlarmış. Biz Niyazi'yi düğüne gelecek diye bekliyorduk, cenazesini bulduk. Çok acı günlerdi. Hala içimiz çok acıyor.

- OĞUZ KORUM 
O günler gerek Alanya için, gerekse bütün ülke için karanlık ve acı günlerdi. Her gün memleketin bir iç savaşa doğru gittiğini üzülerek ve ürpererek izliyorduk. Can güvenliği yoktu. Alanya'da kardeşler arasında bile siyasi düşünce sebebiyle husumetler başlamıştı. Alanya'da öyle aileler biliyorum ki, o dönemde siyaset yüzünden akraba oldukları halde bayram ziyaretlerini bile yapmaz olmuşlardı. O yıllarda Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde öğrenciydim. Yolda, sokakta herkes birbirinden şüphelenirdi. Provokasyon olaylar birbirini izliyordu. Üniversiteler öğrenci gruplarınca paylaşılmış, üniversitelerde eğitimin yerini ideolojik öğrenci forum toplantıları almıştı. Olanları şimdi gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiriyorum da içim sızlıyor. Çok yakından tanıdığım, samimi arkadaşlarım olan 4 öğrenci bu kargaşalı, olaylı yılların devam ettiği günlerde vurularak bu dünyadan göçüp, gittiler. 
Yunus Emre'nin bir deyişi vardır: Bir nesneye yanar özüm, göğnür özüm, gök ekini biçmiş gibi, yiğit iken ölenlere...
Bu gençlerin hepsi de yiğit iken bir hiç uğruna bu dünyadan göçtü, gitti. 
Bunlardan birisi de Alanyalı Niyazi Darı'ydı. Niyazi'yi ben ortaokul yıllarımda tanıdım. Bizden bir dönem öndeydi. Sportmen bir yapısı vardı. Alanya Ortaokulu'nun, Alanya Lisesi'nin iyi bir futbolcusuydu. Sporun bütün dallarında maharetliydi. Bir tarafı Büyük Hasbahçe'den Mısırlılar sülalesi, bir tarafı da Tellal Niyaziler sülalesindendi. Cevvaldi. Liseden sonra sportmenliğinden dolayı o yıllarda ismi Gazi Eğitim Enstitüsü olan bugünkü adıyla Gazi Üniversitesi'ne Beden Eğitimi Öğretmeni olmak için girmişti. Ben Niyazi'nin yapısında hiçbir zaman siyasetin fanatikliğini, keskinliğini hissetmedim. Ben de Ankara'da okuduğumdan zaman zaman Alanya'dan Ankara'ya yaptığım yolculuklarda otobüste karşılaşmışızdır. Hatta birkaç kez yan yana koltuklarda Ankara'ya gittiğimizi hatırlıyorum. Ankara'da da zaman zaman karşılaşmalarım olmuştu. Ölümünden 3 gün önceydi. Ulus'ta karşılaştık ve Akman Bozacısı'na oturduk. Orada Niyazi'yle bir hayli dertleşmiştik. O günlerde Gazi Eğitim Enstitüsü'ne sağ görüşlü öğrencilerin hakim olduğunu belirterek bu yüzden derslerine giremediğinden dert yandı. Hatta bana "Benim o gruptan da arkadaşlarım var. Bunların için de Alanyalı da var. Ben gitsem bana herhangi bir şey yapmayacaklarına inanıyorum. Ancak bazı arkadaşlar grup kararı aldılar. Bu karar okula gitmeme yönünde. Ben de onlara uyuyorum" demişti. Niyazi, Türkiye'nin o gün içinde bulunduğu durumdan hiç de memnun olmadığını ve öğrenci kesiminin bölünmüşlüğünden bazı çıkar gruplarının faydalandığını söylemişti. Bu konuşmanın üç gün sonrası 1 Mayıs 1977'ydi. Bana 1 Mayıs yürüyüşüne katılacağından hiç bahsetmemişti. O günlerde şimdiki gibi bol kanallı televizyon yoktu. Sadece TRT siyah beyaz yayın yapıyordu. TRT Radyosu'nun akşam 19.00 ajansı (haberleri) vardı. 1977'nin 1 Mayıs akşamı öğrenci yurdundaki odamda bulunan küçük el radyosundan haberleri dinlerken Taksim alanında olayların çıktığını ve çok sayıda ölünün olduğunu duydum. Radyoda Niyazi Darı'nın da ismi geçince yüreğim "cız" etti. Yunus Emre'nin genç ölümleri için söylenmiş sözleri aklıma geldi. Tanıdığım bir Alanyalı'yı böyle kaybetmek elbette çok acı. Niyazi'nin cenaze törenini annem hala anlatır. Gençlerin Küçük Hasbahçe, Enişdibi'nden yürüyüşlerini ve cenaze töreninde attıkları sloganları hala anlatır. Büyük bir kalabalıkla yürüyüş halinde Bektaş'a doğru yol aldıklarını ifade eder. Bu umulmaz acıyı bir kez daha hatırladığım için hala yüreğim sızlar. Niyazi'ye Allah'tan rahmet, o günden bugüne hala o acıyı yaşayan ailesine sabır dilerim. 

- HASAN UYSAL
Ben Niyazi Darı'yı lise yıllarından tanırım. Üniversitede beraberliğimiz olmadı. Spor, müzik, sosyal etkinlikleriyle kendi yaşıtları arasında etkin bir insandı. İkimiz de aynı dönem (1973-1974)  mezunlarıyız. Sağlam karakterli bir insandı. Alanya'da o yıllarda üniversiteye giden insan sayısı çok azdı, böyle bir değerin bir hiç uğruna ölümü bizi çok üzmüştü. Lisede arkadaşımız olmasına rağmen siyasi görüşünü bile bilmiyorduk. Çünkü bizim dönemimizde Alanya Lisesi'nde çok aktif siyaset söz konusu değildi. 
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ş.öztürk - 3 yıl önce
yazk olmuş gencimize. şerefsizlerin ozamanlar kardeşi kardeşe düşürdüğü zamanlardı. allah ogünleri birdaha geri getirmesin işallah. şimdi bile bir mayıs adı altında polis ve askerimize devletimizin kurumlarına esnafa saldıran şerefsizler varoyuna gelmeyelim.insanımız ölmesin.
Avatar
hasany - 2 yıl önce
alanyanın gururu. yiğit insan, bütün alanyalı bu insanı tanımalı, alanyanın en büyük caddesine,bir okula ve bir parka ismi verilmeli.
Avatar
Ş. ÖZTÜRK - 2 yıl önce @hasany
ne kahramanlikyapmişkialanyanin gururu olmuş.bir mayisi işçi bayrami deyilde işçi terörü yapan disk ve benzersendikalarin ve türküyemizin huzurunu istikrarini bozmak isteyenlerin kurbani olmuş allah rahmet eylesin