banner391
banner405

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

banner404

Doç. Dr. Muammer OYTAN
E.Danıştay ve HSYK Üyesi  

“Rabbî. E’ınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetike."
"Rabbim! Seni zikretmeye, sana şükretmeye ve sana güzel bir şekilde ibadet etmeye beni muvaffak kıl!”                                        
Resulullâh, Hz. Muhammed (s.a.s)

40- ÖLÜM VE İKİNCİ HAYATA DOĞUŞ

Ölüm ve Ruh. İslâm felsefesine göre Cenabı Allah insanı ana rahminde yaratmakta, kendi ruhundan bir ruh üflemekte, insanın hayatı boyunca bedenini bir kafes gibi kullanmakta, ölüm gelince bedeni terk edip Allah’ın emrine, bilinmeyen bir yere gitmektedir. “Vefat edenler hak Mevlâları Allah’a iade ve teslim edilirler. İyi bilin ki hüküm O’nundur ve O, en seri şekilde hesap görendir. ” (Enam, 6/62) Bu bilinmeyen mekâna, uhrevî hayata Allah’ın emrine girip gidenlerin hiç birisi de geri gelip bir haber vermemiş, verememiştir. 
İnsanlar, bünyelerine can veren, hayat veren ruhu ölünceye kadar vücutlarında taşırlar, onun özelliklerini yaşarlar, öldükten sonra da ruh insan vücuduyla alâkasını keser ve kendine mahsus manevi aleme, (daha sonra terimleşen ifadesiyle halk aleminden emir alemine) intikal eder. (Hayrettin Karaman ve Arkadaşları. Kuran Yolu, Türkçe Meal ve Tefsir, Diyanet İşleri Başkanlığı. Yay. C. II. s. 190) 
    İslâm alimleri, İsra Suresi'nin 85. ayetini tefsir ederken ruhu, “İnsanı canlı varlık yapan, bedeni yöneten manevî cevher” olarak açıklamışlardır. Ruhun maddeden ve maddi niteliklerden bağımsız gerçek bir varlık olduğunu, her insanın kendine özgü ferdiyeti olan bir ruhu bulunduğunu ve bireysel sorumluluğunun böyle bir bağımsız ruha sahip bulunmasının sonucu olduğunu belirtmişlerdir.
(Hayrettin Karaman ve Arkadaşları. a.g.e. C. III. s. 517)
       Bazı alimler ise, nefsin “ruh ve zat” anlamına geldiği gerekçesinden ve Al-i İmran Suresi'nin 185. ayetindeki “Herkes ölümü tadacaktır” mealindeki hükümden hareketle ruhun ölmeyeceği kanaatine varmışlardır. Çünkü tatmak bir hayat eseri olup, tatma anında tadan kimsenin diri olmasını gerektirir. Buna göre ayetten anlaşılan şudur: Ruh ve beden ayrı varlıklar olduğu için bedenin ölmesiyle ruh ölmeyecektir, diri ve baki olan ruh, bedenin ölümünü tadacaktır. Bu görüşte olanlar ahiret kavramını da ruhun ölmezliği prensibine dayandırarak ahret hayatını ruhsal bir hayat şeklinde düşünmüşlerdir.
(Prof. Dr. Hayrettin Karaman ve Arkadaşları a.g.e. C.I.s. 731) Bu konuda Prof. Dr. Süleyman Ateş de şöyle demektedir: “Ruh yaratılmıştır. Evveli vardır ama sonu yoktur. Ruha ölümsüzlük verilmiştir. Beden içinde olgunlaşan ruh, bedenden ayrıldıktan sonra varlığını korur. Dünyada yaptığı şeylere göre ya güzel yerlerde bulunur veya bir süre azap çeker. Kıyamet gününde ruhlar tekrar bedenlere sokulup haşır olunurlar. Ayet ve hadislerden anladığımız budur. Gerçeği Allah bilir.” (Hayrettin Karaman ve Arkadaşları. a.g.e.. C.I. s. 731)
    Mülk Suresi'nin 2. ayetinde: “Hanginizin davranışta daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” buyrulmaktadır. Allah’ın, dünyada insanların güzel işler yapma hususunda birbirleriyle rekabet etmelerini sağlamak, kimlerin kendi emir ve yasaklarına uyarak daha güzel işler yapacağını ortaya çıkarmak için hayatı ve ölümü yarattığı bildirilmektedir.” (Hayrettin Karaman ve Arkadaşları Kuran Yolu, Türkçe Meal ve Tefsir, Diyanet İşleri Başkanlığı. Yay. C.V., s. 416-417)

Enbiya Suresi'nin 35. ayetindeki “Her can ölümü tadacaktır. Denemek için sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz” mealindeki ayet, insana ölümlülüğün, hayatın iyi ve kötü yönleriyle bir sınav alanı olduğunun, sonunda herkesin Hakk’ın huzuruna varıp hesap vereceği gerçeğinin yalın fakat etkili bir ifadesidir. (Hayrettin Karaman ve Arkadaşları. A.g.e. C. III. s.679)

O halde şu gerçeği zikretmek vakti gelmiştir: Bitki, hayvan, insan, hasılı dünyaya gelen her canlı göz kamaştırıcı bir sanat eseri olarak gelir, fakat zaman içerisinde büyür, gelişir, yaşlanır ve kısa bir zaman içinde dünyaya veda eder. Çiçekler solar, fidanlar kurur, kelebekler ölür, her şey toprağa karışır. İnsan da yaratılanların en şaheseri, en güzeli, en hikmetlisi, en akıllısı olduğu halde bu ilâhî kanuna uygun olarak o da bir gün mutlaka toprağa karışır. 
Dünyadan bakıldığında ölüm, bir yokluk şeklinde görülür, başka bir taraftan bakıldığında ise bir doğuştur. Tıpkı gün batımı gibi: Bir yerdeki insanlar güneşin batımını seyrederken, diğer bir yerdeki kişiler güneşin doğuşunu görürler. Aynı şekilde ölüm, başka bir hayata doğuştur. Başka bir hayat demek, farklı kanunları, farklı nizam ve düzenleri, farklı şartları olan bir yer demektir. Örneğin denizin altı bizi boğar, fakat balıkları yaşatır. Bizim birkaç dakika olsun ayrı kalamadığımız hava ise balıklar için ölüm demektir. İşte ölümle beraber adım attığımız uhrevî hayat âleminin de kendisine özgü şartları vardır. 
-    Göremediğimiz, duyamadığımız, algılayamadığımız bu gaip aleminin kendisine özgü şartları hakkında ancak Allah’ın ve Resulünün verdiği haberlerle ve ancak bu kadar bilgi edinebiliyoruz. Ölümden sonraki hayat bu dünya hayatından çok farklı olmakla beraber bu dünya hayatı ile de yakından ilgilidir. Zira o hayatın huzurlu ve mutlu bir hayat olup olmayacağını belirleyecek olan bu dünyada yaşadığımız hayat tarzıdır. Yani burada ekilenler orada biçilecektir. İkinci ve sonsuz bir hayat olan ölüm ötesindeki hayatımızın kalitesini dünya hayatımızdaki yaşantımız belirleyecektir. Bu bakımdan şu kısacık zaman diliminde ebedî hayatımızın mutluluğunu kazanmak zorundayız. Yüce yaratıcımız, dünya hayatı konusunda insanoğlunu 47 ayette uyarıyor ve anlamazlıktan gelenleri de ayetlerin sonundaki şu ifadelerle azarlayıp sarsıyor.
-"Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (Müminun,23/80) 
-“Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?” (En’âm, 6/80) 
-“Hiç düşünmüyor musunuz?” (Araf, 7/169)
- “Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?” (Yunus, 10/35)
- “İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?” (Hud, 11/78)

Ölüm ötesi hayatımızın mutluluğunu bu dünyada hazırlamak demek, bu dünyanın nimetlerinden tamamen vazgeçmek demek değildir tabii. İnsanın bu dünyası için de çalışmak, ailesi efradına iyi bir gelecek hazırlamak, “alan ele” nazaran  daha hayırlı olan “veren el” olmak, malını, mülkünü, varlığını meşru yollardan çoğaltmak, dünyanın meşru zevk ve eğlencelerinden istifade etmek tabii ki mümkündür. Ölüm ötesi hayatımızın mutluluğunu hazırlamak demek, elbette bu dünyada Hint fakiri gibi yaşamak, her şeyden elini çekmek değildir. Doğru ve dürüst davranmak, helâl yollardan kazanmak, meşru sınırlar içerisinde kalmak, mutlaka ihsan ve ihlâs duygu ve düşünceleri içinde davranmak şartıyla Hak Tealâ’nın sayesinde çok fazla mal, mülk, para, varlık sahibi olmak iyi bir şeydir. Büyük din adamı, büyük mütefekkir, büyük Hoca Ebu Hanife’nin zenginliği dillere destandır. Ne var ki kazanç hırsının bizi saptırmaması, Allah Tealâ sevgisini, O’na kulluk etmeyi unutturmamsı gerekir. O halde bizi dünyaya bağlayan şeylerle ebedî hayata ait değerler arasındaki dengeyi çok iyi kurmalıyız, gerektiğinde doğru tercihi yapmalıyız. (Halil Altıntaş, a.g.e.s. 156) Bu denge içinde ölüm ötesi hayatımız için titiz davranmamız kadar, bu dünya için de çalışmamız, varlığımızı artırmamız, makam ve mevkiimizi yükseltmemiz ve muhtaçlara yardım edebilecek, insanlara iyilik yapabilecek konuma gelmemiz de son derecede normal ve muteber bir davranıştır. Oraya giderken herkesin dağarcığında az-çok bir şeyler vardır, olmalıdır: “Kim bir iyilik getirirse, ona daha hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük getirirse, bilsin ki, kötülük işleyenler ancak yapmakta olduklarının cezasına çarptırılırlar.”(Kasas, 28/84)(Ümit Şimşek, a.g.e.s.212-117)
İşte ölüm dediğimiz hadise bir kesişme noktasıdır ki, o noktada, bizim bildiğimiz âlemden, bilmediğimiz bir başka âleme, hayata geçilir. O noktadan sonra varılan âlem, artık, bu dünyada iken görülemeyen, bu dünyanın bilgisi ve ölçüleri ile anlaşılamayan, algılanamayan, artık kendisine özgü kanunları, düzenleri, kuralları olan, kendi hayat şartları olan bambaşka bir âlemdir!
Merhume Yazar Mütefekkir Ayşe Şasa, kendisiyle yapılan bir röportajda, ölüm ve ölüm korkusu hakkında şöyle demektedir: “Üzerinde okuyup, düşünüp, tefekkür edip bir eğitimden geçtikten sonra bana ayne-l yakin ile açılan boyut şu: Ölüm yoktur, hayattan daha derin hayat vardır. Ölüm, gerçekte yaşadığımız bu hayattan çok daha derin bir hayatın karşılığıdır. İrfansız insan korkar ölümden. Gerekli terbiyelerden geçtiğinizde ölüm korkulacak bir şey değildir. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, ‘Kâmil insan için ölüm şekerdir’ diyor. İnançsız biri için çok büyük bir musibettir ölüm. Zahirden bakarsanız ölümle her şeyin bittiğini zannedersiniz. En korku verici yanı bu. Bir son! Bitme, tükenme, kaybolma, yok olma, hiç olma, sonlanma. Halbuki alemin sonu yok! Sonsuzluk tasavvuru bir defa en büyük ümit. İnsan, bu sonsuzluk düşüncesinden mahrumsa, yok olacağını, sonlanacağını düşünerek büyük bir korkuya kapılıyor. Bursalı İsmail Hakkı Hazretleri anlatıyor: "Evliyaullah halvete girdiği zaman ahretin sedirlerini, ağaçlarını, böyle cam gibi net bir biçimde görüp seyredermiş. Gördüğün şeyden korkar mısın?” (Ali Burhan Eren, Açık Görüş, Star Gazetesi'nin Pazar Eki, 22.06.2014, s.7) 

GÖSTER BİZE
Ya Yüce Allah’ım, affet her günahım,
Bitmez feryadı ahım, Firdevs’i göster bize.
Ey yücelerden yüce, sahipsin büyük güce,
Cennet’te gündüz-gece, yüzünü göster bize.

Soğuk kabre varınca, Münkir ile Nekir sorunca,
Cevap vermek yorunca, kolaylık göster bize.
Mahşerde cem yapılır, iyi bir yer kapılır,
Resul eli öpülür, yolunu göster bize.
Sensin her derde derman, sendedir kesin ferman.
Arş gölgesinde seyran edelim göster bize.

Dünyada çektik cefa, görmedik kuldan vefa, 
Yalvardık bin bir defa, sefalar göster bize.
Oytan Muammer, eline sahip ol diline.
Defteri sağ eline almayı göster bize.

İnsan, son nefesini verirken gideceği yerin neresi olduğunu, yani cennet veya cehennem olduğunu öğrenir ve görür mü?
Bu konuda, Hz. Peygamber (s.a.s.) efendimizin bir hadisini zikredelim: ”Sizden hiç biriniz, gideceği yerin neresi olduğunu bilmeden ve hatta cennet veya cehennemdeki yerini görmeden dünyadan ayrılmaz” (İ. Gazali, a.g.e.s.308; İbn Ebid- Dünya)
Bu hadisi bir ayet de teyit etmektedir: “Melekler, onların canlarını iyi kimseler olarak alırken, ‘selâm size! Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete’ derler.” (Nahl,16/32).Yani ölüm meleği, henüz ruhunu teslim almadan, mümin kişi hayatta iken, tam canını alırken cennetle müjdelemektedir.
Dünya hayatının sonu ve kabir hayatının başlangıcı olan âleme, “berzah âlemi” denir. Kabir hayatı müminler için ne kadar müjdeli ise, inkâr ehli için de o kadar ürkütücüdür. Peygamberimiz, “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizî, Kıyamet,26, Ümit Şimşek, a.g.e. s.118-121) buyurmuştur. 
“Dini kaynaklarımızda ölüm meleğinin korkunç görünüşlü ve heybetli bir melek olduğu belirtilmiştir. Ancak o, inanan iyi insanların canlarını alırken son derecede yumuşak ve şefkatli davranırken, inançsız ve kötü kimselerin canını alırken şiddetli ve acımasız davranacaktır.” (Tevfik Yücedağ, a.g.e.s.266)
Ölüm meleği, emanetini almaya geldiği zaman, vadesi bitmiş olan kişinin amellerine göre, yukarıda yazdığımız hadiste de belirttiğimiz üzere, “Ey Allah’ın düşmanı, senin için cehennem vardır” diye haber verir, veya, “ Ey Allah’ın dostu müjde, senin için cennet vardır” diye müjdeler, ancak bundan sonra ruh bedenden ayrılır. (İ. Gazali, a.g.e.s. 308). 
Ayrıca Kuran’a göre, “Melekler, onların canlarını iyi kimseler olarak alırken, ‘Selâm size! Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete’ derler.” (Nahl,16/32). Yani Azrail, insanın canını alırken, yani henüz almadan önce, ahrete intikal etmemiş, ölmek üzere olan bir kişiye söylüyor bu sözü.
Cenabı Allah’ın, cümlemizi, vakti saati geldiğinde, Azrail’in, Cennet-i Âlâ ile müjdeleyeceği kulları arasına dahil etmesini, Allah Tealâ’nın rızasını almayı başarmış Salih kulları arasına kaydetmesini niyaz ederim.
-SON-
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.