banner391
banner405

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

banner404

Doç. Dr. Muammer OYTAN
E.Danıştay ve HSYK Üyesi                                     
                           
“Rabbî! E’ınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni                                  
ibadetike." "Rabbim! Seni zikretmeye, sana şükretmeye ve sana güzel bir şekilde ibadet etmeye beni muvaffak kıl!”                                         
Resulullâh, Hz. Muhammed (s.a.s)


İNSANLARIN BİRBİRİNİ SEVMESİ, NEFSİNE HÂKİM OLMASI VE ŞEYTANA UYMAMASI GEREKİR
    Sevgi, yüce Yaradan’ın, mahlûkata bahşettiği ilâhî bir lütuftur, nimettir. Sevgiyi kullarının kalbine yerleştiren yüce Rabbimiz, özü itibariyle bütün sevgilerin kaynağıdır. O, Vedûd’dur. Çok muhabbetli, çok şefkatlidir. Hem seven, hem sevilendir. Bu sevgi, şefkat ve muhabbet sayesinde tüm varlıklara rızık verir. Bu sınırsız sevgi ve merhameti ile biz kullarına yardımcı olur ve bizi bağışlar. Allah Tealâ, sınırsız lütuf ve kerem sahibidir. O, kulunu sevdiğinde kendisinden istediğini ona verir. Kendi rahmetine sığındığında onu korur. Bağışlanma dilediğinde onu affeder. Yeter ki kul istemeyi bilsin, Rabbine iltica eylesin!
    Mümin kişinin yüreği de her daim Allah sevgisi ile titrer. Bu sevgi sadece kalpte hissedilen bir duygu olarak kalmaz, tutum ve davranışlara, söz ve düşüncelere de yansır. Kalbini Allah sevgisi kuşatan bir mümin, rahmeti kuşanır. O, emindir, ondan endişe edilmez! Allah’ı sevenlere, Allah için birbirini sevenlere asla korku ve hüzün yoktur.
Allah sevgisinin yer aldığı kalpte başka sevgilere de yer olur mu? Acaba, Allah sevgisi kalpteki tüm sevgi haznesini doldurur da, başka sevgilere, başka varlıkların sevgisine hiç yer kalmaz mı? Peygamber efendimizin, bununla ilgili çok güzel bir hadisi şerifi vardır. Bir gün efendimiz Hz. Ali’ye sorar:
-“Ya Ali, Allah’ı seviyor musun?
-Evet, ya Resulallah!
-Peki beni seviyor musun?
- Evet, ya Resulallah!
-Peki eşini seviyor musun?
-Evet, ya Resulallah!
-Peki çocuklarını seviyor musun?
-Evet, ya Resulallah!
-Peki bunların hepsini bir kalpte nasıl taşıyorsun?
Hz. Ali, beklemediği bu soru karşısında şaşırmış ve cevap verememiştir. “Bunu düşünmek gerek” diyerek oradan ayrılmıştır. Hz. Ali düşünceli bir şekilde dolaşırken, eşi Hz. Fatma düşünceli olduğunu fark ederek sorar. “Nedir bu halin, ya Ali? Eğer bu düşünceliğin dünyevî kaygılardan dolayı ise sana yakışmaz, bırak gitsin. Yok, bu halin rahmani kaygılardan dolayı ise anlat, birlikte çözüm bulmaya çalışalım” der. Hz. Ali, efendimizle arasında geçen konuşmayı anlatır. Hz. Fatma:
-    Ya Ali, babama git ve de ki: 'Kişi Allah’ı aklıyla ve ruhuyla sever, Peygamberimizi kalbiyle sever, eşini nefsiyle sever, çocuklarını şevkatiyle sever” demiştir. Hz. Ali, peygamber efendimize gelerek, Hz. Fatma’dan öğrendiklerini anlatır. Efendimiz:
-    Ya Ali, bu bana getirdiğin gül, nübüvvet ağacından koparılmıştır” der. (Tırmizi’den nakleden, Umut Atay, a.g.e.s.17-18)
İnsanın sahip olduğu en büyük hazine, sihirli duygu sevgidir. Cenabı Allah’ı (c.c.) peygamber efendimizi (s.a.s.), O’nun ehlibeytini sevmektir. Allah’ın sevdiklerini, değer verdiklerini sevmektir. Allah için birbirini sevmektir. Böylece, bu ruh haline kavuşmuş olarak tabii ki birbirimizi sevmektir. İnsanları, hayvanları, bitkileri, taşı-toprağı, çiçeği-böceği, kısaca tümüyle doğayı sevmektir, yaşamı sevmektir. Karşılıksız, beklentisiz olarak, bizatihi insan, hayvan, bitki, taş-toprak olduğu için, kısacası Allah Tealâ tarafından yaratıldığı için sevmektir. Büyük derviş Yunus’un ifadesi ile, “Yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmektir.”  Her yöne, her yana, her şeye sevgiyle bakmaktır. Duyulan sevginin ruhumuzu titretmesidir. Sevmek, sevilmek, gönüllere sevgi ekmektir. Aç-susuz kalsan da sevgisiz kalmamaktır. Bir ilâhî aşk nağmemizde belirttiğimiz gibi, tüm insanlığa sevgi taşımaktır.

Tüm müminlere durmadan taşırız,
Yükümüz sevgidir, özümden sevgi,
Kırklar Meclisi'nde lokma bölüşürüz, 
Gönlümden sevgi akar sözümden sevgi!

İslâm Dini, dolayısıyla Hz. peygamber efendimiz (s.a.s.), sevgiye, sevmeye-sevilmeye o kadar önem veriyor ki: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de kâmil iman etmiş olmazsınız” ( Ebu Davud, Edeb, 130, 131) buyuruyor.
Neredeyse birbirimizi sevmenin iman etmiş olmanın ön şartı olarak görüyorlar. 
Sevgi, insanın en büyük hazinesidir.
Sevgi, insanın hatta her canlının, hayvanların dahi bizatihi fıtratında vardır, doğuştan gelen bir haslettir.
Allah Tealâ doğuştan yüreğimizi sevgi ile yüklemiş, şarj etmiştir.
Ne var ki insanoğlu bu hazinesini, bu değerini, bu özelliğini kullanmakta son derecede cimri, hasis, kıskanç davranmaktadır. "Aman ha, kullanırsam biter" diye korktuğu için değil. Çünkü sevgi içimizdeki öyle bir kaynaktır ki, harcadıkça, kullandıkça, eksildikçe artar, çoğalarak akar, daha gür akar.
 Sevgi yaratılıştan getirdiğimiz, Allah vergisi bir duygudur.
Fıtratın, insandan istediği iyiyi, güzeli, doğruyu vb seçmesidir.
İyi bir kul, iyi bir evlat, iyi bir vatandaş olmasıdır. Ne var ki bu yolda insanın karşısına çıkan bir çok engelleyiciler vardır.
Birinci engel, nefistir. Nefis, engellerin başında gelir. Sürekli olarak olumsuz telkinlerde bulunan, kötüyü-kötülüğü teşvik eden nefis. Nefsi emare.
İkinci engel şeytandır. Sanki aralarında işbirliği yapmış gibi, şeytan ve nefsi emare, insanı durmadan kışkırtır. Böyle bir etki altındaki insan, hatalarını ve bunların yaratacağı sonuçları göremez. Hatta görse bile bunları savunur, doğru yaptığını ileri sürer, özeleştiri yapmak bilinci ve ruhu gelişmemiştir bu tür kişilerde. Nefsini lider konumuna getirmenin ve onun peşinde gitmenin cinsiyeti yoktur. Hem kadın hem erkek nefsaniyet yönelişine kapılmış olabilirler.
Nefsi emare, maazallah insanı gaflete düşürür.
Gaflet nedir?
Gaflet, nefsin arzularına uymak suretiyle Allah’tan uzaklaşmaktır. Allah’tan uzaklaşarak gidilecek yön, düşülecek yol, insanı doğrudan doğruya cehenneme ulaştırır. O halde nefsimizi ıslah etmeliyiz..

Nefis ıslah olup muma çevrilir,
Ol Tanrı’yı zikirle, hep zikirle!

Nefsin ıslah olması, mertebeler aşması halinde ruh da kemale erecektir, olgunluğa doğru yol alacaktır. Nefsin mertebe durumu ve ruhun kemale ermişlik, olgunluk seviyesi bizlerin Allah katındaki konumumuzun belirlenmesinde önemli bir yere sahiptir.
Şu ayet bunu vurguluyor: “Her kim Rabbinin makamından korkmuş ve nefsini de kötü arzularından korumuş ise, onun varacağı yer de muhakkak ki cennettir!” (Nâziât, 79/40-41)
Doğuştan fıtraten temiz, günahsız, saf, iyiliksever, İslam'a yatkın olan insanoğlu, ailenin, çevrenin, kötü eğitimin etkisiyle yoldan çıkmadan iyi-temiz kalabilmek için gayret sarf etmelidir. Yani tedbirlerini almalıdır.
Nasıl alacaktır? Yüce Tanrıyı çok zikrederek, O’na çok şükrederek, O’na çok güzel ibadet ederek alacaktır tedbirini.
Hz. peygamber efendimiz (s.a.s) dahi: “Rabbim, seni çok zikretmeye, sana çok şükretmeye ve sana güzel bir şekilde ibadet etmeye beni muvaffak kıl!” diye dua etmektedir. Biz aciz kullar da yüce Tanrıyı zikrederek nefsini ıslah etmeli, mertebesini yükseltmelidir, ibadetlerini tam yaparak ve Cenabı Allah’a gece gündüz şükrederek ruh olgunluğunun mertebesini, kemal derecesini yükseltmelidir!
Böylece insanoğlu, sevgi pınarının ağzını açmalı, her şeye, herkese, her zaman sevgi akışına izin vermelidir. Allah Tealâ sevgiyi yüreğimize doğuştan yüklemiş, kullandıkça pınar gibi daha gür akmasını halk etmiş, bizim kullanmamızı, her şeye, her zaman, her yerde harcamamızı, göstermemizi bekliyor. 
Sevgi duyulsa, saygı da duyulacak. Tüm canlı- cansız varlıkların Allah Tealâ’nın yarattığı birer güzellik olduğu, mucizevî eser olduğu düşünülüp tefekkür edilecek. Dolayısıyla Cenabı Allah’ın büyüklüğü, gücü idrak edilecek, her güzellikte hayretler içinde, şaşkınlık içinde O’nun aksi, O’nun görüntüsü aranacak ve bulunacak, O’na ilâhî bir aşkla bağlanılacak, dolayısıyla tüm buyruklarına, kitabına uyulacak.
Böylece nefisler körletilecek, şeytanın telkinlerine uyulmayacak, yeryüzündeki kötülükler ve fenalıklar son bulacak, canı burnunda olanlar, siniri tepesinde olanlar, etrafına saldıranlar, yakıp yıkıp insana ve doğaya zarar verenler, incir çekirdeğini doldurmayan sebeplerle Allah’ın eserine, insana kurşun sıkanlar sakinleşecek.
Yukarda,
 “Nefis ıslah olup muma çevrilir,
  Ol Tanrı’yı zikirle hep zikirle!”     dediğimiz gibi, herkes ıslah olacak.

    Ne yazık ki, ortada bir fasit daire mevcuttur. Allah'a inanmayan, O’na ortak koşanlar, Kuran yolundan ayrılanlar, esasen yanlış yoldadırlar, yanlış işler yapmaktadırlar. Ruhlarında kötülük çöreklenmiştir. Bu tıynetteki insanlara şeytan da musallat olduğu için, tüm vaktini, tüm amacını bunları azdırmak için harcadığı için daha fazla yanlış yapmakta, daha fazla kötülük etmektedirler. Nefislerinin ıslah olması giderek daha zor olmaktadır. Bu şekilde inançsızlıkları yüzünden, üzerlerinde hakimiyet kuran şeytanın azdırmasıyla, bu dünyada kötülük yapanlar, yanlış yapanlar, sırat-ı müstakimden ayrılanlar hem insanların yanında itibarlarını kaybetmekteler, hem de ahret hayatında onları Allah’ın cezası şiddetlenerek beklemektedir. 

“Kötü ameller işleyenlere gelince, kötülüğün cezası misli iledir ve onları bir zillet kaplar.” (Yunus,10/ 27) 

Tam aksine inançlı müminlere ise, hem şeytan yaklaşamamakta, azdıramamakta, bu nedenle nefislerini ıslah edip salih ameller işlemekteler. İnsanların yanında muteber dost olmaktalar, hem de ahret hayatında cennet hayatı ile mükâfatlandırılmaktadırlar.

“İman edip güzel işler yapan kimselere gelince, yarın onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağız ve ebediyen orada kalacaklar. Bu, Allah’ın gerçek bir vaadidir. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?” (Nisa, 4/122)

DOSTA  DAVET 
Dünya âlem fânidir kimseye kalmaz, 
Sevgi-saygı dengesin kuralım dostum, 
Hayatta iz bırakan müminler ölmez, 
İnsanlığa bir eser verelim dostum.
    
Nefistir doğru yoldan çıkaran bizi, 
Ne kadar sindirsen de kalıyor izi, 
İçinde yaşadıkça veriyor sızı, 
Mahkûm edip kalemi kıralım dostum.

İslam'da yardımlaşmak has ana yoldur, 
Tek, derde derman bulup olmazı oldur,
En hayırlı kul, yardıma koşan kuldur, 
Önce yürek yaresin saralım dostum.
    
Şeytan semtimizden ta Fizan'a kaçsın, 
Sohbetimiz koyulsun neşeler saçsın, 
Gülizarımızda tomurcuk güller açsın, 
Ol Kırklar Meclisi'ne girelim dostum.

İlim, ibadet, zikir, dua yapalım, 
Hacca gidip üç şeytanı taşa tutalım, 
Yetimler okutup topluma katalım, 
Allah’ın rızasını derelim dostum.

Dağları, ovaları, çölleri aşıp, 
Nefes almadan Şah-ı Resûl’e koşup, 
Mescidinde huşuyla sevgimiz taşıp, 
Ravza’ya seccademiz serelim dostum.

Oytan Muammer, önce özüne güven, 
Korkma, Rab sayesinde sağlamdır nüven, 
Geç, olmazsa olmasın hiç, seni öven, 
Ruhların gizemine erelim dostum.

DOSTUM
Sırat kıldan ince kılıçtan keskin, 
Boynunda günahla geçilmez dostum, 
Gönül sevdiğine oluyor küskün, 
Hatır için zehir içilmez dostum.
    
Özü doğru olan hiç yolda kalmaz, 
Kendini bilmeyen evliya olmaz, 
Israr etme dolu testi su almaz, 
Riyakâr can diye seçilmez dostum. 

Bencillik ipini çekip kopardım, 
Her daim cihana yardım yapardım, 
Ezelden beri tek Tanrı’ya tapardım, 
İlâhî kaderden kaçılmaz dostum.

Bitsin artık gönül çilesi bitsin!
Uzattım elimi Resul’üm tutsun, 
Kalbine girmeye takatim yetsin, 
İlâhî sırları sezilmez dostum. 

Şakıyan bülbüller konsun dalına, 
Tamah etme sakın dünya malına, 
Bu can feda olsun Rabbim yoluna, 
Allah aşkı çeken üzülmez dostum. 
    
Oytan Muammer, kalbi aşkla dağlıdır, 
Rabbini çok sever yürekten bağlıdır. 
Allah âşığı Sabit Hoca oğludur, 
İlâhî aşktan hiç bezilmez dostum.

DEVAMI YARIN

Antalya: 20.29
Alanya: 20.23
Manavgat: 20.26
Gazipaşa: 20.21

 
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.