banner391
banner405

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

banner404

Doç. Dr. Muammer OYTAN
E.Danıştay ve HSYK Üyesi                                     
                           
“Rabbî ! E’ınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetike." 
Rabbim! Seni zikretmeye, sana şükretmeye ve sana güzel bir şekilde ibadet etmeye beni muvaffak kıl!”                                         
                                     Resulullâh, Hz. Muhammed (s.a.s)
                            
MÜSLÜMAN MUNAFIKLIK ETMEMELİ

Münafık, mümin olmadığı halde küfrünü gizleyerek kendisini mümin gibi gösteren, kalben inanmadığı halde inkâr ettiğini gizleyip diliyle inandığını söyleyerek mümin görünen, imanı kalplerine tam olarak yerleştirememiş, bu konuda kararsızlık ve tutarsızlık gösteren kişilerdir. “İnsanlardan, inanmadıkları halde, ‘Allah’a ve ahret gününe inandık’ diyenler de vardır.” (Bakara,2/8). "Ey Muhammed. Münafıklar sana geldiklerinde, ‘Senin, elbette Allah’ın Peygamberi olduğuna şahitlik ederiz’ derler. Allah, senin, elbette kendisinin peygamberi  olduğunu biliyor. Fakat Allah o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder.” (Münâfikûn,63/1). “Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir” (Nisa,4/142). “Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın.” (Nisa, 4/145)
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) münafıkların konuştuklarında yalan söylediklerini, verdikleri sözde durmadıklarını, emanete hıyanetlik ettiklerini bildirmiş ve dini tebliğ görevinde kâfirlerle olduğu kadar münafıklarla da mücadele etmiştir. Kuran-ı Kerim’de de münafık olan kişiler, “…kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanlar…” (Maide,5/52) olarak nitelendirilmişlerdir.
Münafıkların en belirgin özelliği yalancılıktır. Yaptıklarında samimi olmadıkları için de riyakârdırlar. Yalancı ve riyakârların ne topluma, ne de insanlığa faydası olur. Münafıklar insanların temiz duygularını istismar ederler. Onlar Allah’ı da aldattıklarını sanırlar. Münafıklar insanların arasına ikilik sokarak toplumu bölmeye ve kardeşlik duygularını yok etmeye çalıştıkları halde kendilerini toplumu “düzeltenler” olarak takdim ederler. Laf getirip götürmek ve topluma fitne-nifak tohumlarını ekmek, söz verdiklerinde sözünde durmamak, emanete hıyanetlik etmek onların belirgin vasfıdır. Bunların en bariz özellikleri de inanmadıkları için aslında kılmadıkları halde tanınmamak için durdukları namazda da içten ve samimi olmamalarıdır (Dr. Fatih Yücel, Münafık İnanmadığı Halde İnanmış Gözüken Kimsedir, Kur’ân’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını , s.190-191 )

30- MÜSLÜMAN BOZGUNCULUK YAPMAMALI
Bozgunculuk, ailede, akrabalar arasında, mahallede, komşulukta, köyde, kentte, yeryüzünde insanların birbirleriyle olan münasebetlerini bozmak, yerleşmiş sistemi ve düzeni kendi çıkarları doğrultusunda aksatmak, problemler çıkararak iyi işlerin yapılmasını engellemek vs gibi tutum ve davranışlardır. Verilen sözlere sadık kalmak, akrabalık bağlarını gözetmek, kul hakkına riayet etmek, komşuluk haklarına uygun davranmak, toplum içinde bozgunculuktan uzak durmak, Allah Tealâ tarafından emredilmiştir.
Cenabı Allah; Kuran-ı Kerim’deki, “Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar ve Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar  ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya, işte lânet onlara, yurdun kötüsü Cehennem de onlaradır.” (Ra'd,13/25) ayeti ile bozgunculuk etmenin, fesat çıkarmanın cezasının cehennem olduğunu buyurmuştur.

31- MÜSLÜMAN ŞERRİ İSTEMEMELİ
Şer, hayırlı olan şeyin karşıtıdır. Allah Teâlâ, insanoğlunun hayrı istediği gibi şerri de istediğini, “İnsan,  hayra dua eder gibi şerre de dua eder. ” (İsrâ,17/11) bunun yanlış olduğunu, herkesin kendi mizaç ve meşrebine göre iş yaptığını, bunun sonucunda da günaha veya sevaba girdiğini, hiçbir günahkârın, diğer bir günahkârın günahını yüklenemeyeceğini buyurmaktadır. “Hiçbir günahkâr, diğer bir günahkârın günahını yüklenemez.” (İsrâ ,1715) Ayrıca, insanoğlunun amel defterini boynuna astığını, kıyamet gününde açılmış olarak önüne konulacağını ve şer şeklindeki davranışlarının hesabının sorulacağını, hayırlı davranışlarının da mükafatının verileceğini buyurmaktadır. “Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.” (İsrâ,17/13) “Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de onun yaptıklarını alıp kaydetmektedir.” (Kâf, 50/17) 
Şer işlemler ve eylemler de, tıpkı salih ve hayırlı işlem ve eylemler gibi son derecede yaygın olan, hayatın her kesiminde görülen işlem ve eylemlerdir. Zina, içki, kumar, kapkaç, hırsızlık, uyuşturucu, aldatmak, dolandırmak, hile yapmak, zimmete geçirmek, ahlaksızlık yapmak, fuhuş vb fiiller başlangıçta belirli kişilerle sınırlı gibi görülse de, doğurduğu sonuçlar itibariyle bütün toplumu ilgilendiren bir duruma gelebilmekte ve tüm toplumu huzursuz edebilmektedir. Bu nedenle Müslümanlar olarak her dem hayra anahtar, şerre kilit olma gayreti içinde olmak erdemini göstermemiz zorunludur. (Dr. Yaşar Yiğit, Mümin Hayra Öncü, Şerre Engeldir, Kuran’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını 2, s.175-176)

KOŞAR MEVLÂ’YA
Gönlüm âşık olduğunda,
Uçar Mevlâ’ya Mevlâ’ya,
Ruhum özgür kaldığında,
Uçar Mevlâ’ya Mevlâ’ya!

Timsirikten oburuna,
Herkes yatar kabrine,
Bu dünyadan öbürüne,
Geçer Mevlâ’ya Mevlâ’ya!

Göçmen kuşlar sıralanmış,
Kanatları aralanmış,
Yürekleri berelenmiş,
Göçer Mevlâ’ya Mevlâ’ya!

Güz-kış geçer, bahar gelir,
Güneş sıcak karlar erir,
Doğaya çiçek serilir,
Açar Mevlâ’ya Mevlâ’ya!

Oytan Muammer bîçare,
Bulamaz derdine çare ,
Sığınır biricik yâre,
Koşar Mevlâ’ya Mevlâ’ya!


32- MÜSLÜMAN EDEP VE HAYA SAHİBİ OLMALI
    İnsanoğlunun fıtratında var olan duygulardan biri de edep ve hayadır. Anonim bir şiirde belirtildiği gibi:
    "Edep bir tâc imiş nûr-i Hüdâ’dan,
    Giy o tâcı emin ol her belâdan."
Edep ve hayâ, Peygamber efendimizin de işaret ettiği gibi yaratılış hikmet ve gayesine uygun, insana yaraşır bir hayat sürme çabasıdır. Kuran-ı Kerim’in İsra Suresi’nin 37. ayetinde de kastedildiği üzere, edep ve hayâ, insanın nefsini terbiye etmesi, kendini ve haddini bilmesidir.
    Edep ve hayayı kuşanan kalpte ancak hayır ve güzellik bulunur. Edebi şiar edinmiş bir zihinden ancak faydalı düşünceler sâdır olur. Edeple konuşan bir dilden ancak hayırlı ve hoş sözler dökülür, kendisini ilgilendirmeyen boş sözlerden, dedikodu, yalan, iftira gibi mümine yakışmayan konuşmalardan uzak durur.
   Peygamber efendimiz (s.a.s.) bir gün ashabına,
- “Allah’tan hakkıyla hayâ ediniz!” buyurdu. Ashab,
-Yâ Resulallah, biz zaten Allah’tan hayâ ediyoruz, elhamdülillah” şeklinde karşılık verdi. Resûl-i Ekrem, sözlerine şöyle devam etti:
-Haya, sizin anladığınız anlamda değildir. Allah’tan hakkıyla haya etmek, bütün organları her türlü günah ve haramdan korumaktır. Dünyanın geçici nimetlerine aldanmamaktır. Ölüm ve ölümden sonraki hayatı asla unutmamaktır.”
Kamil insan olma yolu da bu anlamdaki edep ve haya sahibi olmaktan geçer. Müminin söz ve davranışları edeple değer bulur. Edeple yapılan tövbe makbul olur, dua ve ibadetler edeple eda edilirse Allah’a yükselir ve sahibini yüceltir. Bu nedenle insan, her yaşta, her çağda ve her konumda edep ve hayâya muhtaçtır. Edep, bizim medeniyetimizde üstün bir ahlâki meziyet olarak değer görmüştür. Ancak bugün insanlık büyük oranda bir edep ve haya mahrumiyeti, bir ahlâk çöküntüsü yaşamaktadır; ahlâki değerler giderek yozlaşmaktadır. Öyle ki, nice zihinler, gönüller ve bedenler edep ve hayâ ile yücelmek yerine edepsizliğin girdabında boğulmaktadır. Fıtratı zedeleyen, ahlâkı zayıflatan, hayâ perdesini yırtan araçlar her gün artmaktadır. İnsanlık nicelerinin ar damarlarının çatlayışını üzüntü ve ibretle izlemektedir. Her gün hataya teşvik eden, günahı tatlı gösteren, kötüye ve şiddete özendiren, çocukları istismar malzemesi haline getiren, kadınları cinsel meta olarak gören yayınlar yapılmaktadır. Bunlar İslam'la bağdaşan tutum ve davranışlar değildir. Edepsizleşmiş, ar damarı çatlamış ve hayâsızlaşmış bir insan, fıtratındaki yani doğuştan getirdiği edep ve hayayı kaybetmiş, “en şerefli varlık” olma özelliğini yitirmiştir. Bütün bunların temelinde erdem ve ahlâk üzerine bina edilmeyen bir hayat anlayışının var olduğu açıktır! (Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 08.01.2016 Cuma günü Hutbesi) Bu hayat anlayışı da, çevrenin ve arkadaşların etkisi ile ailenin telkinlerinden kolayca kurtulan çocuklara, dolayısıyla giderek tüm topluma ancak okullarda, din ve ahlâk derslerinin zorunlu olarak okutulması ve öğretilmesi ile genç dimağlara yerleştirilebilir. 
33- MÜSLÜMANLAR BİRBİRLERİNE KARDEŞ GİBİ DAVRANMALIDIR

Kuran-ı Kerim’de buyrulmaktadır ki, “Müminler ancak kardeştirler. Onun için iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki merhamet olunasınız!” (Hucurât,49/10). Şu halde müminlerin birbirlerine karşı gerçek bir kardeş gibi davranmaları, kavgadan-nizadan uzak durmaları, birbirlerini kıskanarak basit menfaat ve çıkarları için birbirlerinin kuyusunu kazmaktan vazgeçmeleri, uyum, anlayış, yardımlaşma ve iyi komşuluk ilişkileri içinde davranmaları ve anlaşmazlığa düşmüş olanların aralarını düzeltmeleri gerekir.
Cenabı Hak, “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı kılar, zekatı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir.” ( Tevbe,9/71)  buyurmaktadır. Ne yazık ki günümüz toplumu bu duyguları ve düşünceleri giderek unutmakta, birbirine karşı daha yabancı, daha uzak, daha acımasız, daha kıskanç olmaktadır. Hısımlık-akrabalık-komşuluk bağları zayıflamıştır. Çağımız menfaat çağı, materyalizm çağı olmuştur. Birbirimize karşı kardeşlik, sevgi, saygı, yardımseverlik, iyilik etmek, yardıma koşmak duyguları zayıflamıştır. Bu durumun sebeplerinin başında, çağımızda yaşamın çok zorlaşmış olmasının, insanların geçim sıkıntısı çekmesinin, tekniğin ilerlemesi ve icatların artmasıyla ihtiyaçların çığ gibi çoğalmasının ve bunların karşılanmasının insanları büyük menfaatperestliğe sevk etmesinin yanında, hiç şüphesiz din ve ahlak eğitiminin giderek zayıflaması ve neredeyse yok olması da vardır. Çocuklarımızın genç dimağlarına Allah korkusunu ve sevgisini, Allah’ın şah damarımızdan daha yakınımızda olduğunu ve her türlü tutum ve davranışlarımızı yaparken bizi görüp gözettiğini, bu dünyada yapılan tüm amellerin uhrevî hayatta cezasının ve mükâfatının çekileceği bilgisini yerleştirmedikçe, din ve ahlak kurallarını, sevgi, saygı-yardımlaşma, iyilik etme, hayırlı evlat, iyi vatandaş olma erdemlerini işlemedikçe durumun daha da kötüye gideceği açıktır. 

YA RAB!
Cihanın mis kokuyor, aşkın yürek yakıyor ,
Her yol sana çıkıyor, er-geç varılır ya Rab!

Verilsin ikrar sözü, görülsün melek yüzü,
Açılsın gönül gözü, yareler sarılır ya Rab!

Sayılı gün dolmadan, garip ahı almadan,
Günahlara dalmadan, kâmil kalınır ya Rab!

Çok şükür alnımız ak, kalbimiz de paktır,
Sual soran Hak’tır, lütfunla bilinir ya Rab!

Gönül gözü hep görür, ruhu ol melek alır,
Beden burada kalır, günahlar silinir ya Rab!

Hakikat hep aranır, kitaplıkta sanılır,
Has irfanda barınır, orada  bulunur  ya Rab!

Harpte döküldü kanlar, şehit oldu nice canlar,
Gelsin huzurlu anlar, namaz tam kılınır ya Rab!

Geçmeye köprü kuran, fakir-yetim hâli soran
Fitre-zekâtın tam veren, dua alınır ya Rab!

Oytan Muammer canım, zikirde geçer her anım,
Emrindeyiz ey Han'ım, emret, tez gelinir ya Rab !
                                                                                          
DEVAMI YARIN

Antalya: 20.29
Alanya: 20.23
Manavgat: 20.26
Gazipaşa: 20.21


 
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.