banner391
banner405

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

banner404

Doç. Dr. Muammer OYTAN
E.Danıştay ve HSYK Üyesi      

“Rabbî! E’ınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni                                  
ibadetike." Rabbim! Seni zikretmeye, sana şükretmeye ve sana güzel bir şekilde ibadet etmeye beni muvaffak kıl!”                                         
                                     Resulullâh, Hz. Muhammed (s.a.s)


MÜSLÜMAN HER İŞTE ADALETLİ DAVRANMALI

Adalet; hukukun, ahlâkın ve toplumsal vicdanın gereklerine göre davranmaktır, haksızlık yapmamaktır. Doğru, dürüst ve tarafsız şekilde davranarak haklı ile haksızı ayırt ederek haklının hakkını savunmaktır.
Adalet; kültür, bilgi, mevki, cinsiyet, ırk, dil ve din farkı gözetmeden insanlara, salt insan olmaları hasebiyle eşit davranmak ve haklarını vermektir. Müminlerin adaletle davranmaları Allah Tealâ’nın buyruğudur. “…Adaletli  davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.” (Hucurât,49/9)
Kuran-ı Kerim’de adaletle ilgili olarak şöyle buyrulmaktadır: “...Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın…” (Nisa,4/135)
Şüphesiz ki her meslekte, zanaat ve sanatta doğru ve dürüst davranmak şarttır. Bazı mesleklerde bilerek veya bilmeyerek yapılmış olan hatalarda yüce Mevlâ’nın affedeceği, bu hatanın hoş görülebileceği, hatayı yapanın giderek vicdanen rahatlayabileceği varsayılabilir. Ancak adalet hizmetinde çalışan, adalet dağıtan, adaletin tecelli ettirilmesinde doğrudan sorumlu ve görevli olan hakimlerin, özellikle bilerek ve isteyerek görevini kötüye kullanmalarının, görevini siyasete alet etmelerinin, ideolojik ve siyasî amaçları için adaletin terazisini saptırmalarının hiç bir mazereti yoktur, asla hiç bir gerekçe ile hoş görülemez. Özellikle uhrevî hayatta, bu meslektekilerin iki türlü sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.
    Birincisi, nefsine uyarak, çıkarcılık yaparak, ideolojik veya siyasi sebeplerle görevini kötüye kullanmasının sorumluluğudur, ki, burada Allah’ın emirlerine uygun davranmadığı için, adaleti tarafsız olarak, kanuna-hukuka ve vicdanına göre tecelli ettirmediği için sorumlu tutulmalıdır.
    İkincisi de, bilerek-isteyerek, üstlerinden emir alarak veya ideolojik veya siyasi davranarak yanlış karar verip, davalı veya davacının hakkının kaybolmasına sebep olduğu için, haklının haksız çıkarılması- haksızın haklı çıkarılması sebebiyle “kul hakkının” geçmesine sebep olduğu için, haklı olanın hakkını teslim etmeyip, haksız olana geçmesine sebep olduğu için, kul hakkının yenmesine vesile olduğu için manen sorumludur. 
    Adaletli davranmak, şüphesiz ki sadece adalet hizmetlerine has bir özellik değildir. Aile fertleri arasında, çocuklar arasında, toplum içindeki her türlü tutum, davranış, iş ve işlemlerde adaletli davranmak şarttır. 
Adaletli davranmak, alışverişte, ölçüde, tartıda muhatabını aldatmamak, terazi kullanmada hile yapmamak demektir. Kuran-ı Kerim, terazinin doğru kullanılması konusuna çok büyük önem arz etmektedir. Adaletli davranmak düsturu en çok da alışverişte, tartıda ve terazide kendini göstermekte, önem arz etmektedir. “Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.” (Rahmân,55/9) 
“…Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin…” (Hûd,11/85) “…Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın…” (En’am,6/152)
Kişinin mali haklarının korunması, aldanmaması için ölçü ve tartının doğru yapılması gerekmektedir. Çünkü karşılıklı olarak hakkın zayi olmaması karşı tarafa duyulan kin ve öfke duygularının yok edilmesi bu iki hususa riayet etmekle mümkün olur. Toplum içinde teraziyi doğru ölçenler daima takdir toplamıştır. Doğru ölçmek-tartmak hayırlı bir iştir. Dünyada zengin olmaya, ahrette de sevap kazanmaya vesile olur. Ölçü ve tartıyı doğru yapmak dini bir emir, eksik yapmak ise büyük bir günah sayılmıştır. Cenabı Hak, ölçüyü eksiksiz, tam yapmamızı, tartıyı da zulüm ve haksızlığa sapmadan adaletle yapmamızı emretmiştir. İnsanları doğru ölçü ve tartıya riayet edip hileli davranışlardan alıkoyacak en büyük faktör ise, hiç şüphesiz ahiret inancıdır. Ahrette hesap, ceza ve mükâfata kesin olarak inananlar asla böyle aldatmalara cesaret edemezler. (Dr. Ercan Eser, Ölçü ve Tartıyı Doğru Yapmak Hayırlı İşlerdendir, Kur’ân’dan Öğütle 2, D.İ.B.Yayını , s.237) “…Allahın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır…” (Hûd,11/86) “Ölçtüğünüzde ölçüyü tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.” (İsrâ, 17/35)

26-MÜSLÜMAN ŞAHİTLİKTE ADALETİ GÖZETMELİ, YALANCI ŞAHİTLİK YAPMAMALI
    İslâm’da şahitliğe büyük önem verilmiştir. Gerektiğinde şahitliği yerine getirmek dinî bir görev ve farz, şahitlik yapmamak veya yalancı şahitlik yapmak ise büyük günahtır. (Mustafa Güney, Yalan Yere Şahitlik ve Boş Şeylerle Meşguliyet, Kuran’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını, s.399)
Yalancı şahitlik, doğruyu söylememek, yalan-yanlış şeyler söylemek suretiyle adaletin doğru şekilde tecelli etmesinin engellenmesi, haklı olan tarafın haksız çıkarılması ve bu suretle kul hakkının geçmesine sebep olunmasıdır. Tanrı huzurunda bu büyük bir günahtır ve Cenabı Allah’ın, kendisinin affetmeyeceği, ancak helâlleşmek ve tövbe etmek suretiyle mağdur olan kişinin affedebileceği veya affedilmesine vesile olabileceği bir günahtır. “Ey iman edenler, kendiniz, ana-babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarptırırsanız veya (şahitlikten çekinirseniz bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Nisâ,4/135) “Onlar yalan yere şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.” (Furkan,25/72)

İslâm dininde, yalan söylemeye, yalan yere yemin etmeye izin verilmemiştir. Şayet bilmeden böyle bir duruma düşmüşsek hatamızı anladığımız zaman hiç beklemeden günahlarımızı bağışlaması için Allah’a tövbe etmeli, üzerimizde kul hakkı var ise hak sahipleriyle dünyada iken helalleşmeliyiz. (Dr. Hamdi Tekeli, Yalan Yere Yeminden Sakınalım, Kuran’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını, s. 402)
Toplumun huzuru, insanlar arasında adaletli olmaya ve insan haklarına saygı duymaya bağlıdır. Dirliği, birliği ve bütünlüğü temsil eden mülkün temeli adalettir. Adaletin destek ve payandası ise doğru şahitliktir. Doğru şahitliğin olmadığı yerde adalet yanılır ve haklı haksız, haksız da haklı çıkar.
Bilerek yapılan yemin, hiçbir gereği yok iken, boş yere, gerçek olmayan sözlerine sahicilik ve doğruluk payı kazandırmak için ve böylece başkalarını aldatma aracı olarak kullanmak amacıyla bilerek ve isteyerek yapılmış olan yemindir. Allah Tealâ bunu hoş görmemekte, kınamakta ve cezasını kesmektedir. “Onlar bile bile yalan yere yemin ederler.” (Mücadele, 58/14) “Allah onlar için çetin bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür.” (Mücadele,58/15) “Onlar yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah’ın dininden alıkoydular. Bunun için onlara alçaltıcı bir azap vardır.” (Mücadele,58/16)

27-MÜSLÜMAN YALAN YERE BİLEREK YEMİN ETMEMELİ
Yemin, dinî bir kavram olarak, bir kimsenin, Allah’ın adını anarak sözünü kuvvetlendirmesi demektir. “Vallahi, billahi, tallahi, Allah şahit, Allah hakkı için, Allah adına yemin ederim" gibi ifadeler bu tür sözlerdir. Yeminin üç türü vardır: 
    -Yanlışlıkla, boş bulunarak, bir kasıt bulunmaksızın, günlük hayatta dil alışkanlığı sebebiyle söz sırasında “Vallahi” şeklinde söylenen sözlerle yapılan yeminler. Bunlar için herhangi bir kefaret gerekmez. “Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin kefareti, ailenize yedirdiğiniz orta hallisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir.Kim (bu imkanı ) bulamazsa onun kefareti üç gün oruç tutmaktır.” (Mâide,5/89).
-Kişinin, gelecekte bir şeyi yapacağına veya yapmayacağına dair ettiği yemin. Bu yeminin yerine getirilmesi, yemine uyulması gerekir. Yeminin bozulması halinde kefaret gerekir.
-Bile bile, yalan yere edilen yemin. Bu tür yemin büyük bir vebaldir; bu tür yeminler kefaretle temizlenemez. Tövbe ve istihfar gerekir. 

28- MÜSLÜMAN KİBİRLİ, GURURLU DEĞİL, MÜTEVAZI OLMALI
    İnsan ahlâkını oluşturan huylar iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılır. Güzel ve iyi huyların arasında tevazu, doğruluk, sabır, cesaret, emanete riayet, nimete ve iyiliğe karşı şükür, yumuşaklık, sevgi, merhamet, cömertlik gibi övülen tavır ve davranışlar sayılabilir. Kötü huylar arasında ise kibir, gazap, zulüm, gaflet, haset, yalancılık, iki yüzlülük, iyiliği başa kakma, riya, kendini beğenme gibi yerilen duygu ve tavırlar sayılabilir. Yüce kitabımızın yerdiği kötü huylardan birisi de kibir ve gururdur. (Dr. Zafer Koç, Kibir ve Gurur, İnsanı Helake Sürükler, Kuran’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını, s. 98) 
    Kibir, büyüklenmek, gururlanmak, kendini başkasından üstün görmek ve başkasına itibar etmeyip onu yok saymak anlamına gelmektedir. Kutsal kitabımız, kötü duygu ve düşüncelerin ruhu bozup insanı iyiliklerden ve doğru yoldan saptırdığından sıkça bahseder. Hatta bu kötü duyguların, demirin paslandığı gibi kalbi paslandırdığını ve bir zaman sonra gerçeği göremez hale getirdiğini belirtir. Eğer yüce Allah’ın sevgisine ulaşmak istiyorsak, kalbimizdeki tüm kötü duygu ve düşüncelerden sıyrılmamız ve arınmış bir kalple Allah’ın huzuruna çıkmamız gerekir. (Dr. Zafer Koç, a.g.m.,s .99-100) İnsanlara surat asmak, kendini büyük, başkalarını küçük görmek, küçümsemek, övünmek iyi bir şey değildir. “Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez.” (Lokman, 31/18)
-“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin.” (İsrâ,17/37)
Kibirli olmak insanı azdırır. Başkasının hakkını ihlâl etmesine sebep olur. Çünkü kibirli kişi, hiç kimsenin kendisinden hesap sormayacağını, herkesin kendisinden korktuğunu zannederek hak hukuk tanımaz, zalim konumuna düşer. Kibir, boş kuruntudan başka bir şey değildir. Gerçekten, değerli, akıllı, bilgili ve erdemli insanlar daima alçak gönüllü, ağır başlı olurlar. (Dr. Ercan Eser, Kibirlenmek ve Böbürlenmek Haramdır, Kuran’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını, s. 103-104) 
Kibirli olan kişilerin hayatlarından ve sonlarından ibret almak gerekir: Karun, Firavun, Haman, Ebu Cehil ne oldular? Kibir, sahibini ancak ateşe götürür.
Tevazu, alçak gönüllü olmak, kimseyi hakir görmemek ve sosyal durumu ne olursa olsun herkese sevgi göstermektir. Tevazu sahibi olmak, kişiye hem Allah’ın, hem de kulların yanında saygınlık ve itibar kazandırır. Nitekim Cenabı Allah, kullarının bu erdeme sahip olmalarını isteyerek, “Onlar yeryüzünde tevazu içinde yürürler.” (Furkân, 25/63) buyurmaktadır.
Tevazunun karşıtı kibirdir. Tevazu olmayan yerde kibir vardır. Kişinin kendini beğenmesini ve böbürlenmesini dinimiz hoş görmez. Büyüklük Allah’a mahsustur, buna rağmen büyüklük taslayanları Allah hoş görmez ve açık bir ihtarda bulunur: “İçinde ebedi kalmak üzere cehennem kapılarından içeri girin. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür.” (Mümin,40/76 )

MEVLAM-2 
Yüzüm sürdüm Kabri Muhammed Mustafa’ya,
Kalbî saf duygularla inandım Mevlâ’ya.

Kalp pasını silmek çün küseyim dünyaya,
Yalvarıp ağlayarak yaklaşayım Mevlâ’ya,

Namazda gönlüm akar gider Kâbetullâh’a,
Elim semada, dilim dua eder Allah’a.

İstisna yok, her ruh gider dâr-ı Ukbâ’ya,
Kulluk-ibadet-şükür etmeli Mevlâ’ya.

Günahım çoktur, çıkamam kat-ı Kibriyâ’ma,
Affı çün sığındım Cenâb-ı Zât-ı Mevlâ’ma.

Ol şefaat pınarı olan Mustafa’ma,
Yakardım, Rahman ve Gaffar olan Mevlâ’ma.

Kavruk çöllerde tek başıma susuz kalsam,
Acep malûm olur mu bu halim Mevlâ’ma!?

İnancı zayıf insanoğlu nankör-âmâ,
Verdiği nimetler çün şükretmez Mevlâ’ma!

Su içen tavuk dahi şükr çün bakar semaya,
Sel kendini parçalar, akıp gider Mevlâ’ya.

Ey dost rüzgâr, esiver Yesrip güzergâhından,
Resûl’e tâ’zim arzeyle âşık-ı zarından.

Has gül götür Oytan Muammer gülzârından,
Şefaât dilerim Cenâb-ı Allah Yâr’ından!

DEVAMI YARIN
 
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.