banner391
banner405

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

banner404

Doç. Dr. Muammer OYTAN

E.Danıştay ve HSYK Üyesi      
“Rabbî ! E’ınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetike." Rabbim! Seni zikretmeye, sana şükretmeye, ve sana güzel bir şekilde ibadet etmeye beni muvaffak kıl!”                                         
                                    Resulullâh, Hz. Muhammed (s.a.s)

MÜSLÜMAN “İHSÂN” İLE HAREKET ETMELİ
İhsan; her işi güzel ve iyi bir şekilde yapmak, her zaman ve her yerde sanki Cenabı Allah bizi gözetliyormuş ve yaptığımız işleri, sergilediğimiz tavır ve davranışları denetlemekteymiş gibi hareket etmek anlamını taşır. Hz. Peygamber (s.a.s.) “İhsân, Allah’a, sanki O’nu görüyormuş gibi kulluk etmendir. Çünkü her ne kadar sen Allah’ı görmesen de O seni görmektedir"  buyurmuştur. İnsanın, daima Allah Tealâ’nın huzurundaymış gibi davranması ve yaptığı işi, görevi en iyi ve güzel şekilde yapması, her türlü kötülükten-hıyanetlikten-kaytarmaktan-hileden-ahlâksızlıktan sakınması, kaçınması gerekir. Rabbini görüyormuşçasına samimi ve içten kulluk eden bir kimse, kulluğun zirvesindedir. Böyle bir kimse bütün gönlüyle Rabbine yönelmiş, özünü Rabbine teslim etmiş ve dinin özünü kavramıştır. Ayeti Kerime’de belirtildiği üzere: “… Kim ihsan derecesine yükselerek özünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur…” (Bakara, 2/112) İhsan derecesine yükselmek, ibadeti en iyi ve en güzel şekilde yapma anlamına gelmektedir. (Dr.Fatih Yücel, Allah’ı Görüyormuşçasına Kulluk etmenin Mükâfatı, Kurân’dan Öğütler 2, D.İ.B.yayını s. 89)
    Bu ilke; hayatımızın her anında, her kademesinde uygulamak zorunda olduğumuz bir ilkedir. İbadetlerin erkânına ve şartlarına uygun olarak yapılması, mesleğin-görevin hakkının verilerek ifa edilmesi, ticaretin doğruluk-dürüstlük kurallarına uyularak yapılıp aldatmaya, kandırmaya, hileye tevessül edilmemesi, aile hayatında eşlerin birbirlerine iyi ve şefkatli davranmaları, evlâtların ebeveynlere karşı saygılı davranmaları ihsanın günlük hayattaki tezahürleridir. Yukarıda, insanoğlunun, besmele ile başladığı ve Cenabı Allah’ın rızasını almayı düşünerek yaptığı hareketlerin, davranışların, işlerin, ifa edilen mesleğin “ibadet varsayıldığını ve Hak Tealâ tarafından sevap verildiğini söylemiştik. İşte bu hal ve hareketler ihsan ile yapılmış olan hareketlerdir. Esasen Allah’a iman edip, yalnızca O’nun rızasını, sevgisini kazanmak için çalışmak ve ibadetlerimizi sadece O’na özgü kılmak aslî kulluk görevimizdir. Nitekim Kuranı Kerim’de: “Allah'ım, yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fatiha,1/5)  buyrulmuştur. (Mehmet Kapukaya, Hedefimiz Allah Rızasını Kazanmak Olmalı, Kurân’dan Öğütler 1, D.İ.B.Yayını, s.354)
    İşte İslam'da sihirli kelime bu ihsandır! Ah. İnsanoğlu, ihsan kelimesinin anlamını bilse, bu anlama uygun şekilde davransa, yani her işinde, işleminde, kararında, yaşamında, konuşmasında, yazmasında, fiillerinde, hareketlerinde vb Cenabı Allah’ın gözünün üzerinde olduğuna, onu takip edip gördüğüne, sol ve sağ omuzlardaki meleklerin kaydettiğine inansa. Bu bir nevi otokontrol olurdu! Bu, kişinin kendi kendisini murakabe etmesi olurdu. Allah Tealâ’nın daimi bir kontrolü altında olduğunu hissetmesi, bu bilinçte olması, insanın kendi düşünce ve eylemlerini otokontrol altında tutmasını sağlardı! Aslında Kuran-ı Kerim, kimsenin olmadığı, kimsenin görmediği hiçbir yerin bulunmadığını, bir kamera tespiti gibi, insanın her hareketinin tespit edildiğini beyinlere çakarcasına vurguluyor: “Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir” ( Nisa, 4/1)
    Yeri gelmişken, Aziz Mahmut Hüdayi hazretlerinin yaşadığı, herkesçe bilinen bir olayı hatırlatmak isterim. Aziz Mahmut Hüdayi hazretleri Bursa Kadısı iken, oradaki Üftade hazretlerinin dergâhına mürit olarak girer. Talebeliği sırasında nefsini olgunlaştırmak için sırmalı ve gösterişli kadı elbisesi ile sokaklarda taze ciğer satar. Bu sıralarda bir gün Üftade hazretleri, bütün talebelerini toplayarak bir görev verir. Hiç kimsenin olmadığı, kimsenin görmediği bir yerde birer tavuk kesip getirmelerini söyler. Bütün talebeler kesilmiş tavukları ile gelirler. Aziz Mahmut Hüdayi hazretleri elinde canlı tavuk ile çıkar gelir. Üftade hazretleri tavuğu neden kesmeden getirdiğini sorduğunda, “Efendim, her yerleri aradım. Fakat kimsenin olmadığı bir yer bulamadım. Nereye gittimse her yerde Allah Tealâ vardı” diye cevap verir. Üftade hazretleri, talebelerine, “İçinizde, belirtmek istediğim manayı sadece Mahmut oğlum anlamış” der.

OLASIM  GELİR
Kâbe duvarında bir taş, 
Olasım gelir ey gönül, 
Semalarda özgür bir kuş, 
Uçasım gelir ey gönül!
    
İlâhî örgü bir nakış, 
Tanrıya aşık bir bakış, 
Gönüller arası akış, 
Akasım gelir ey gönül!

Hülle biçilen ol kumaş, 
Kırklar Meclisi'ndeki baş, 
Gözlerden akan inci yaş, 
Olasım gelir ey gönül!
    
Seherde zikreden bülbül, 
Miraç’a çıkaran Düldül, 
Resul’ün sevdiği ol gül, 
Kokasım gelir ey gönül !

Cennet’e giden zarfta pul, 
Kâbe’de serili bir çul, 
Muteberce Salih bir kul, 
Olasım gelir ey gönül!
    
Sevgi, saygı, sohbet olup, 
Hasret ve muhabbet olup, 
Oytan Muammer’in kalbine, 
Dolasım gelir ey gönül!


23-MÜSLÜMAN İHLÂS İLE HAREKET ETMELİ
İhlas, kulun bütün hal ve hareketlerinin Hak Teâlâ’nın rızasına yönelik olması, itikat, ibadet ve ahlâkî  hayatın Allah rızasına yönelik olması, Hak rızasından başka bir şeyin bunlara karıştırılmaması anlamına gelir. İhlas, her işe iyi niyetle başlamayı gerektirir. Art niyet ihlasla bağdaşmaz. Riya, gösteriş, münafıklık, ikiyüzlülük, iki dillilik, yalan, aldatma, kandırma gibi hareketler İslam'la ve ihlasla bağdaşmaz. İhlâs, dışın içe, sözün öze, dilin kalbe uygun olmasıdır. Yukarıda belirttiğimiz üzere, tıpkı ihsan içerisinde hareket edilmediği zamanlarda yapılan hareket ve davranışlarda olduğu gibi İhlâs ile yapılmayan davranışlar, işler, hareketler, ifa edilen meslekler vb ibadet varsayılmazlar.
Sözlükte saf ve halis olmak, ıstılahta ise, iman, ibadet, itaat, ahlâk ve amel gibi her türlü eylemde, halkın övme veya yermesini düşünmeksizin sırf Allah için iyi niyetle iş yapmak, şirk, nifak, riya gibi şaibeli durumlardan uzak kalmak anlamına gelen ihlas, ibadetlerimizde önemli bir olgudur. İbadet ve itaat, yaratılışın gayesi, yüce Allah’a saygı ve bağlılığın açık bir göstergesidir. İslâm’da ibadetlerin makbul olması ise belirli şartlara bağlanmıştır. Bunların başında, bu ibadetin usulüne uygun olarak, sırf Allah’ın rızası gözetilerek, ihlas ve samimiyetle eda edilmesi gelmektedir. (Dr. Ömer Yılmaz, İbadette İhlas çok önemlidir, Kuran’dan Öğütler 1, D.İ.B.Yayını, s. 386)
Daha sonraki kısımlarda özel bir başlık altında izah edeceğimiz gibi, dünya hayatında bizler için en büyük kazanç, Allah rızasını elde edebilmektir. Çünkü Allah’ın kulundan razı olması, o kul için dünya ve ahrette en büyük bahtiyarlık ve en büyük nimettir. Bu nedenledir ki, bizler birbirimizin iyiliğine karşılık teşekkür mahiyetinde “Allah razı olsun” deriz. Bu cümle belki de birbirimize yaptığımız en güzel duadır. (Yunus Akaya, Allah Rızası, Kuran’dan Öğütler 1, D.İ.B.Yayını , s.72 )
Allah rızasını kulun, hayatta tek arzusunun ve amacının Hak Tealâ’nın rızasının alınması olduğunu, bunun için ne yapılması, nasıl davranılması, nasıl ibadet edilmesi gerektiğini aşağıda özel bir bölümde ele alacağız.

24-MÜSLÜMAN DAİMA ALLAH’A ŞÜKRETMELİ

    Yüce Tanrı, Casiye Suresi'nin 13. ayetinde buyurduğu gibi: Göklerde ve yerde olanların hepsini, kendinden bir lütuf olarak insanlara amade kılmıştır. Allah’a şükür, her türlü nimetin tek sahibinin Allah olduğunun ve yalnızca O’ndan geldiğinin bilincine varmaktır. Bizleri insan olarak yaratıp akıl nimeti ile donatıp diğer canlılardan üstün kılan ve ilâhî kitaplar göndererek yolumuzu aydınlatan Allah’a şükretmek en önemli kulluk görevimizdir.
“…Kim şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye lâyıktır.” (Lokmân,31/12)

“Artık Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız O’na ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetine şükredin.” (Nahl,16/114)
 
İnsanın sağlık, sıhhat, afiyet, evlât ve bunca nimetleri kendisine ihsan eden Rabbine şükretmemesi nankörlük olur. Şükür, nimeti vereni bilerek onun bütün emir ve yasaklarına uymakla gerçekleşir. Bahşedilen nimetlerin devamı ve bereketlenmesi için de şükür gereklidir. Allah Teâlâ; “…Andolsun, eğer şükrederseniz, elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim,14/7) buyurmaktadır. 
Allah’a şükretmemizi gerektiren nimetler sayılmakla bitmez. 
-Her şeyden önce Allah insanı, tüm mahlukatın arasında bizatihi “insan” olarak yaratmış olduğu için, üstelik de 1400 sene sonra Hz. Peygamber ümmetine dahil olmayı nasip ve ihsan ettiği için sonsuz kere şükretmek zorundadır.
-Allah insana, akıl, fikir, düşünme yeteneği, göz, kulak, kalp, duyu organları, her biri birer mucize olan iç organları ve sinir, dolaşım ve sindirim sistemini vermiştir. İnsanı en güzel ve en sağlıklı şekilde yaratmıştır. Yaratmış ve yeryüzünde “halife” kılmıştır.
-Peygamberler ve Kitap’lar göndererek insanlara mutluluk yolunu göstermiştir.
-Sayılamayacak kadar çok ve çeşitli gıda maddeleri; beslenme ve barınma imkânları insanoğlunun hizmetine sunulmuştur.
- Yüce Allah, dinî emirlerde, ibadetlerde kolaylık prensibini koymuş; güç yetiremeyeceğimiz emirleri yerine getirmemizle bizi sorumlu tutmamıştır.
- Tövbe etme ve bağışlanma kapılarını bizim için ardına kadar açmıştır.
Bu kadar sınırsız nimetlere karşı yüce Allah’a şükretmemek tam bir nankörlük olurdu. Unutmayalım ki, şükrün faydası dünyada ve ahirette Allah’a değil yine kendimize dönecektir. Zira şükrettikçe nimetler artacaktır. Cenabı Allah’ın şükredilmeye ihtiyacı yoktur. (Dr. Zafer Koç, Allah’a Şükretmek Gerekir, Kuran’dan Öğütler, D.İ.B. Yayınları, s.84)
Nitekim Rabbimiz: “Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur…” ( Neml,27/40) buyurmaktadır.
Her nimetin şükrü de kendi cinsindendir. Malın şükrü zekât vermek, ilmin şükrü insanlara doğru bilgileri aktarmak, bedenin şükrü de Allah’a ibadet etmek ve insanlığın yararına iyi işler yapmaktır. 
İnsanoğlu, egoist bir şekilde daima istemekte, daima beklemektedir.
Daha çok mal-mülk, daha iyi sağlık, daha ziyade mutluluk. Olmayınca da “dualarım kabul olmuyor” diye morali bozulmaktadır. Peki ama beklentilerinin tahakkuk etmesi için sen üzerine düşeni yaptın mı, yapıyor musun? İnsanoğlu önce sahip oldukları için şükrediyor mu? Bir insanın, hiçbir malı, mülkü, parası, mutluluğu yok diyelim. Peki bizatihi evrenin en önemli yaratığı olan “insan” olarak yaratılmış olduğu için her organı tamam, sakat olmayan, sağlıklı bir insan olarak dünyaya geldiği için şükrediyor mu? Allah Tealâ’nın verdiği sağlıklı şekilde işleyen organlar ve sistemler için, yetenekler için, akıl-fikir-zeka için, başlı başına bir mucize olan “görme”, “duyma”, “tat alma”, “dokunma” duyguları için, en basitinden “yürüyebildiği” için şükrediyor mu? Bunun kıymetini bilip “Allah’ım, felç olup-yatalak olup bakıma muhtaç duruma düşmekten sana sığınıyorum!” diye gece-gündüz yakarıyor mu? Dünyada hayatını sürdürebilmesi için insana gerekli olan her şeyi var etmiş olduğu için yani insan, maddi yönden muhtaç olduğu 4  şeyi, temiz hava (oksijen), su, gıda maddeleri ve belirli bir sıcaklık var ettiği için ve karşılıksız olarak verdiği için Allah’a şükrediyor mu?

Yüce Allah’a (c.c);
-Cümlemize verdiği sağlık, sıhhat ve afiyet; akıl, fikir ve zihin için, ahlak ve seciyeler için; maddi ve manevi varlıklar, nimetler, rızıklar için,
-Yoklukla, acıyla, hastalıkla terbiye etmediği için, dert verip derman aratmadığı için; dertlerimize devalar, hastalıklarımıza şifalar, borçlarımıza edalar nasip ve ihsan buyurduğu için; onulmaz yaralar-şifasız hastalıklar vermediği için; korktuğumuz durumları, korktuğumuz olayları, korktuğumuz afetleri, korktuğumuz hastalıkları başımıza getirmeyip cümlemizi esirgeyip, koruyup gözettiği için; 
- Her türlü zorlukların karşısında bizlere dayanma gücü, direnme gücü, sabırlar verdiğin için; çalışma azmi, çalışma gücü, çalışma gayreti, çalışma huzuru verdiği için; yaşama sevinci bahşettiği için;
-Her türlü kötülüklerden, şerliklerden; kem sözlerden-kem gözlerden- nazarlardan; görünür görünmez her türlü kazalardan, belalardan, doğal afetlerden cümlemizi esirgeyip koruyup gözettiği için; koruyucu meleklerini, koruyucu kanatlarını üzerimizden eksik eylemediği için;
Binlerce kere şükredilmesi gerekir! Çünkü, “Allah şükredenleri sever!” (Âl-i İmrân,2/146)

DEVAMI YARIN

 
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.