banner391
banner405

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

banner404

Doç. Dr. Muammer OYTAN

E.Danıştay ve HSYK Üyesi      

“Rabbî! E’ınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetike." "Rabbim! Seni zikretmeye, sana şükretmeye, ve sana güzel bir şekilde ibadet etmeye beni muvaffak kıl!”                                         
                                     Resulullâh, Hz. Muhammed (s.a.s)


MÜSLÜMAN AKRABALIK BAĞLARINI KOPARMAMALI SILA-İ RAHİM

 “Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının.” (Nisâ,4/1)
     HADİS:
“…Allah buyurdu ki: Kim akrabasına ilgi gösterirse ben de onunla ilgilenirim. Kim akrabasıyla bağını keserse, ben de onunla bağımı keserim.” (Buhari, Tevhid, 35)
Sıla-i rahim, gurbette bulunan kimsenin memleketine dönüp hısım-akrabalarına kavuşması; akrabalarına ilgi-alâka göstermesi; arayıp sorması; muhtaç olanlarına yardımda bulunması demektir.
    Mümin kişinin, hiçbir zaman sıla-i rahmi terk etmemesi gerekir. Çünkü: İslâm dininin emirleri bu yöndedir.
İnsanlar topluluk halinde yaşamak, birbirleriyle görüşmek, konuşmak, dertleşmek, yardımlaşmak, acı günlerin hüznünü, mutlu günlerin sevincini paylaşmak zorundadırlar. Çağımızda bu zaruret, akrabalık bağı ile birbirlerine bağlı olanlar arasında daha da kaçınılmazdır, daha da sıkı olması gerekir. Çünkü modern hayatın getirdiği bireysellik insanı giderek yalnız bir hayata sürüklemektedir. Sadece kendi problemiyle ilgilenen insanlar sevincini-kederini kendi kendine yaşar olmuştur. Bu bakımdan çağımızda hayatın mutluluk ve hüzünlerini önce akrabalarımızla paylaşmak daha da önem kazanmıştır. İslâm dininin emirleri de budur: “Demek, yüz çevirdiğinizde yer yüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi ?” (Muhammed,47/22) “İşte bunlar, Allah’ın lânetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir. (Muhammed,47/23)
-“... Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.” ( Nisâ,4/1)
Yüce Rabbimiz, yukarda zikrettiğimiz ayetlerde, akrabalık bağlarının sürdürülmesine ne kadar önem verdiğini; akrabalık bağlarını koparmanın yeryüzünde fesat çıkarmak kadar kötü olduğunu; akrabalık bağlarını koparanları lânetlediğini, bunları sağır ve kör saydığını buyurmaktadır.
İmam-ı Gazali Kalplerin Keşfi adındaki eserinde sıla-i rahim konusunda şu hadisleri zikretmektedir. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.): “…Allah buyurdu ki: Kim akrabasına ilgi gösterirse ben de onunla ilgilenirim. Kim akrabasıyla bağını keserse ben de onunla bağımı keserim.” (Buhari, Tevhid, 35)
 “Kim Allah’a ve ahret gününe iman ediyorsa misafirine ikram etsin. Kim Allah’a ahret gününe iman ediyorsa akrabasını ziyaret etsin. Kim Allah’a ve ahret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin yahut sussun!” (İ.Gazali, a.g.e.s.142)
“Kim ömrünün uzamasını, rızkının genişlemesini ve kötü ölümden kurtulmayı isterse akrabasını ziyaret etsin!” (İ. Gazali, a.g.e.s. 142) buyurmuştur.
Peygamberimiz (s.a.s.) bu tür sözleriyle, İslâm dininin, akrabalar arasında sıcak, sürekli, güçlü, sevgi ve saygıya dayanan bir bağ kurulmasına ne kadar önem verdiğini dile getirmiştir. Bu sebeple yakınlarımızla ve akrabalarımızla daima iletişim halinde olmalı, onları ziyaret etmeli, varsa ihtiyaçlarını gidermeliyiz. Allah’a iman bağı ile bağlı olan, akrabalık bağlarını da koparmaz, karşılık beklemeden devam ettirir. Bilir ki Allah onun mükafatını verecektir.

BİZ BUYUZ
Binlerce şükrederiz gönlümüz zengin!
Bahçemiz var güllerimiz açıyor,
Yardımlaşma duygumuz engin mi engin.
İnfakımızı ellerimiz saçıyor!

Allah’ı zikretmezsek yüzümüz gülmez,
Temiz olmayan kalbe melekler gelmez,
Allah için ağlayan gözyaşın silmez,
Müminin semtinden iblis kaçıyor!

Cenabı Allah’ı bir ve tek biliriz,
Peygamberimizi yürekten severiz,
Kuran için ol canımızı veririz,
Sırat-ı müstakimde ömür geçiyor!

Ömrün son baharında çiçek soluyor,
Gönüller ya aşkla, ya dertle doluyor,
Son pişman olan saçın-başın yoluyor,
Ruh, Burak gibi hızla Arş’a uçuyor!

Kuldur Oytan Muammer, sade bir kuldur!
Dinimiz Tanrı’ ya götüren tek yoldur,
İnsan için yanlış yolda gitmek zuldür,
Dünyada ektiğini orada biçiyor!

19- MÜSLÜMAN MERHAMETLİ OLMALI
Allah Tealâ’nın dışındaki tüm canlılar başkalarına muhtaç durumdadır. Muhtaç olana, düşkün olana, hasta olana merhamet etmek ve yardımına koşmak, toplumun evrensel bir denge içinde olmasının bir gereğidir. “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” ( Buhari, Tevhid, 2) sözü ile Hz. Peygamber (s.a.s.), insanlara, merhametli davranmalarını tavsiye etmiştir. Merhametli davranmak sadece insanlara karşı değil hayvanlara, bitkilere, çiçeklere, böceklere kısaca her canlıya karşı da zarar vermemeyi, yumuşak davranmayı, acımayı, onun sağlık ve güzellik içinde yaşamasına izin verilmesini de kapsar. Merhametli insan, doğaya zarar veremez; doğanın güzelliklerini kirletemez; onun güzel olmasına ve güzel kalmasına yardımcı olur. 
Bir çiçeğin koparılmaması-üremesine doğal seyrini tamamlamasına izin verilmesi insanın tabiata duyduğu sevgi ve saygının gereğidir. Bir hayvana eziyet edilmemesi, acı çektirilmemesi, taşıyabileceğinden fazla yük yükletilmemesi, ihtiyacı olan gıdanın verilmesi ve bakımının yapılması vicdanî merhametle ilgili bir davranıştır. 
Merhamet duygusu, insanın acıma duygularını harekete geçiren, vicdanî duygularını sızlatan, dolayısıyla insanı doğru yola sevk eden, düşkünlere yardıma koşması için tahrik eden; acımasız olmasını engelleyen insanî ve yararlı bir duygudur.

20- MÜSLÜMAN HER YÖNDEN DOĞRU VE DÜRÜST OLMALI VE ÖYLE    DAVRANMALI

İslâm dini, doğruluk, dürüstlük, yardımlaşma, iyilik yapma; hak, hukuk, güven ve adalet üzerine kurulmuştur. Bir toplumun huzur bulması ve mutlu yaşaması için, her ferdin doğru ve dürüst davranması gerekir. Mümin kişinin, özde doğru, sözde doğru, tutum ve davranışta doğru olması kaçınılmazdır. Müslüman'ın sözü gibi özü de doğru olmalı; içi-yüreği, kötü duygu ve düşüncelerden arınmış bulunmalıdır. Müslüman'ın sözü ve özü doğru olunca işi de doğru olacaktır. İşinde hile ve haksızlık olmayacaktır!
Şüphesiz ki toplum içinde daima doğru ve dürüst davranmak belirli bir gayret göstermeyi gerektirir. Hilekârlıklar karşısında hem aldanmamalı, hem de başkalarına karşı dürüst davranılmalı, aldatmamalıdır. Allah Tealâ, Hûd Suresi'nin 112. ayetiyle: “Öyle ise, emir olunduğun gibi dosdoğru ol …” (Hûd,11/112) buyruğunu verdikten sonra, Hz. Peygamber (s.a.s.), “Hûd Suresi beni kocalttı!” (Tirmizi,Tefsîru'l-Kur'ân, 56) buyurmuştur.
    İnsan, doğru-dürüst-âdil olursa İslami ve insanî vazifelerini yerine getirmiş olur ve Cenabı Allah’ın rızasını, hoşnutluğunu da kazanmış olur.
Kuran-ı Kerim ayetleri, insanlara meşru ve helâl kazanç yollarını göstermiş ve helâl rızık peşinde koşmaya teşvik etmiştir. Gasp ederek, çalarak, rüşvet ve zimmet yoluyla, kumarla, ölçü ve tartıda hile yaparak, aldatarak mal-mülk-para elde etmeyi yasaklamıştır, haram saymıştır: “Ölçüde haddi aşmayın.” (Rahmân,55/8) “Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.” (Rahmân,55/9). Meşru ve helâl olan kazanç, insanların el emeği-göz nuru ile emek sarf ederek, meşru yollardan, dinin kabullerine ve ahlâka aykırı davranmadan, başkalarının haklarını çiğnemeden ve hiçbir varlığa zarar vermeden elde edilen kazançtır. “Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu, daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.” (İsrâ,17/35)
Ticaret yapanların; müşterinin gaflet ve bilgisizliğinden yararlanıp, malın iyisini kötüsünden ayırmadan, malın ayıp ve kusurlarını açıkça söylemeden, malını methetmek için yalan yere yemin ederek, ölçü ve tartıda hile yaparak satış yapmamaları gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.), ticarette doğru ve dürüst olmayanlar için “Bizi aldatan bizden değildir !” buyurmuştur. Ayrıca, “Doğruluktan ayrılmayın, çünkü doğruluk insanı iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi devamlı doğru söyler ve doğruluktan ayrılmazsa, Allah katında doğru/sıddîk olarak tescillenir. Yalandan sakının. Çünkü yalan insanı kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi devamlı yalan söyler, yalan peşinde koşarsa, Allah katında yalancı/kezzap olarak tescillenir.” (Müslim, Birr,105) buyurmuştur. Bu sebeple, Allah Teala’nın buyurduğu gibi: “Kim doğru yolu bulmuşsa ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır..” (İsrâ,17/15)
CANIM
Çok geç kalmadan haddini bilmelisin,
Râbbe tapmak hiç ihmal götürmez canım, 
Gönül paslarını derhal silmelisin, 
Rabbe şirk koşmak hayır getirmez canım, 
    
Şaşma, “Sırat-ı Müstakim’den”  giderek, 
Gece-gündüz Allah’a dua ederek, 
Binlerce kez ağlayıp af dileyerek, 
Tapınmak, değerini yitirmez canım! 

Salih amellerinizi artırmadıkça, 
Kâbe’ye karşı diz çöküp oturmadıkça, 
Peygamber’e çok salâvat getirmedikçe, 
Kabrin seni huzurlu yatırmaz canım!
    
İslâm dini kolaydır, zorluğu yoktur, 
Namaz ve orucun sevabı pek çoktur, 
Hacca gidenin amel defteri paktır, 
Fitre-zekat seni hiç batırmaz canım!

İnan hiç zarar vermez Allah’ı övmek, 
Fayda etmez sonradan dizini dövmek, 
Oytan Muammer’i hoş tutarak sevmek, 
Kalbindeki sevgiyi bitirmez canım!


21- MÜSLÜMAN EMANETE HIYANETLİK ETMEMELİ ve AHDE VEFA GÖSTERMELİ
Emanet, bir kimseye koruyup kollaması ve daha sonra sahibine iade etmesi için bir şeyin geçici olarak verilmesi demektir. Her şeyin sahibi olan yüce Allah, sahip olduğumuz canı, organlarımızı, malları, çocukları bize birer emanet olarak vermiştir. Bunlardan dolayı Rabbimize karşı sorumluyuz ve her anlamda koruyup, iyi bakmamız, temiz ve sağlıklı olmalarına ve  kalmalarına özen göstermemiz gerekir. İnsanların bize emaneten verdiği mallara da sahip çıkmalı, zamanı gelip geri istendiğinde aynı şekilde iade etmeliyiz, emanete hıyanetlik etmemeliyiz. “Ey iman edenler ! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin. Bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin.” (Enfal,8/2) “Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.” (Müminun,23/8) “Onlar, emanetlerini ve verdikleri sözü gözeten kimselerdir.” (Meâric,70/32)
    Güvenilir, emin kişi olmak, özü-sözü bir olmak, insana toplumda itibar kazandırır. İşlerinde doğruluktan ve dürüstlükten ayrılmayan, söz verdiğinde yerine getiren, verilen emaneti koruyan kişiler toplumda her zaman saygı gören ve Allah’ın emirlerine uyan mümin kişilerdir.
    Ahde vefa göstermek:. Kuran-ı Kerim’de Cena-ı Allah “:… verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz veren (sözünden) sorumludur.” (İsrâ, 17/34) buyurmaktadır.
    Ahde vefa dendiği zaman öncelikle Allah’a verdiğimiz söz akla gelmelidir. “Onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır..” (Ra’d,13/20)
 Bilmeliyiz ki, “iman etmek” kul ile yüce Allah arasında yapılmış çok önemli bir akittir. Rabbimizle yaptığımız O’na kulluk etmek sözleşmesinin tarafı olduğumuzu unutmamalı, bu bilinçle üstlendiğimiz dinî-ahlakî yükümlülüklerimizin farkında olmalıyız. (Mahmut Demir, Allah’a Verdiğimiz Ahdi Bozmayalım, Kuran’dan Öğütler 1,D.İ.B.Yayını , s.86)
    Müminler, Peygamberimizin (s.a.s.) “emin” kişi olduğunu hiç hatırdan çıkarmamalı ve O’na layık bir ümmet olmaya gayret göstermelidir.

RESÛL-Ü EKREM AŞKI
Dolaşırım yâd ellerde, Kuran daim dillerde,
Farkım yok bir şaşkından, Resûl-ü Ekrem aşkından.
Herkese saf selâm vermek, gülizardan hoş gül dermek,
Nefsi çarmıha germek, Resûl-ü Ekrem aşkından,

Din ve imanı tanırsın, için için yanarsın,
Cennetliğim sanırsın, Resûl-ü Ekrem aşkından.
                                            
Kapansa da kara bahtı, istemez Payitahtı,
Terk eder tacı-tahtı, Resûl-ü Ekrem aşkından,

Murada tezce erilir, Mevlâ nuru görülür,
Yüzün gözün sürülür, Resûl-ü Ekrem aşkından.
                                           
Gözlerinin  içi güler, er-geç kavuşmak diler,
Melekler yaşın siler, Resûl-ü Ekrem aşkından.


Evliyalara yarsın, her cemde sen de varsın,
Ne kadar bahtiyarsın, Resûl-ü Ekrem aşkından
Bunca Pirler-erenler, Kâbe’ye yüz sürenler,
Nur Cemalin görenler, Resûl-ü Ekrem aşkından.

Oytan Muammer esir, her daim yapar zikir,
Arşa yükselir tekbir, Resûl-ü Ekrem aşkından!

DEVAMI YARIN

Antalya:  20.29
Alanya:  20.22
Manavgat:  20.25
Gazipaşa: 20.20
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.