banner391
banner405

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

banner404

Doç. Dr. Muammer OYTAN

E.Danıştay ve HSYK Üyesi      
“Rabbî ! E’ınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni   ibadetike=Rabbim! Seni zikretmeye, Sana şükretmeye  ve Sana güzel bir şekilde ibadet etmeye beni muvaffak kıl!”                                         

MÜSLÜMAN, KUL HAKKINA SAYGI VE ÖZEN GÖSTERMELİ

İNSANLAR, yaradılışı gereği topluluk halinde yaşamaya, dolayısıyla birbirleriyle ekonomik-sosyal-kültürel-ticarî ve medenî ilişkilerde bulunmaya mecburdur. Bu ilişkilerde, birbirlerine karşı doğru- dürüst-medenî-insanî şekilde davranmaları; tartı ve ölçülerde hıyanetlik yapmamaları, ticarî davranışlarda aldatmamaları; yasaların çizdiği sınırlar dairesinde her birine verdiği hakları ihlâl etmemeleri gerekir. Aksi halde, mağdur edilenin, aldatılanın, hukuku ihlâl edilenin hakkı, kendisini açıkgöz zanneden kişiye geçer.
"Kul hakkı" deyince, hayatın her alanını kapsayan, birbirimize karşı sorumlu olduğumuz haklar anlaşılmaktadır. Bu hak, daha çok insanların canları, bedenleri, ırz ve namusları, manevî şahsiyetleri, makam ve mevkileri, dinî inanç ve yaşayışları gibi konulardaki kişilik haklarıyla mallarına ve aile fertlerine ilişkin haklardan oluşmaktadır. İnsanın her ne şekilde olursa olsun kendine ait olmayan bir şeyi meşru olmayan yoldan elde etmesi, kul hakkına girmektedir. Bu tür kazançlar dinimizde haram olarak tanımlanmıştır. Kul hakkı daha çok beşerî münasebetlerde dinimizin koyduğu kurallara aykırı şekilde davranış olarak tezahür eder. Bunlar, başkasının işlerini zora sokmak, insanları aldatarak kazanç elde etmek vb davranışlardır. Başkalarıyla bir arada yaşamanın gereği olarak herkesin hakkına saygı göstermeliyiz. Kimsenin canına, malına, ırzına ve namusuna zarar vermemeli; manevî şahsiyetini tahkir edecek zulüm ve iftiralarda, haksızlıklarda bulunmamalıyız. Eğer zarar vermişsek, kul hakkını ihlal etmişsek, karalama-ötekileştirme ve iftiralarda bulunmuşsak, hak sahipleri ile helalleşmeli, zarar maddi ise onun karşılığını ödemeye çalışmalıyız. (Dr. Seyit Ali Topal, Kul Hakkı, Kur’ân’dan Öğütler 1, D.İ.B.yayını, s.122-123)
Dinimizde kul hakkı ihlâli büyük günahlardandır. Kuran-ı Kerim’de: “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin…” (Bakara,2/188)  buyrulmuştur. Dini, dili, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun, bir kulun hakkı ihlâl edilirse, o kişi ile helâlleşmeden başka affedilme yolu yoktur. Bu helâlleşme, şayet üzerinde maddi haklar varsa onu ödemek, dünyada üzerine düşen cezayı çekmek, hak sahipleriyle helâlleşmek; zulmettiği veya iftira ettiği kişilerden özür dilemek ve Allah’a tövbe etmekle mümkündür.
Mal ya da darp gibi şeylerle ilgili olmayan gıybet, bühtan gibi hak ihlallerinde en doğrusu hak sahibine durumu anlatıp helalleşmek olmakla beraber, her zaman bu şartı yerine getirmek mümkün olmadığından, ya da insanlar bundan çekindiğinden, kendi adına tövbe edip, hak sahibi namına da istiğfar etmek, yani Tanrı'dan, onun günahlarının bağışlanmasını dilemek, dua etmek, yahut da hayır hasenat yaparak sevabını ona bağışlamak, bu tür hak ihlallerine kefaret olur. (İbn Teymiyye, el Fetâval-Kübrâ, I,113)
Bu sebeple Hac'a giderken müminlerin, ilişkide bulundukları kişilerle helâlleşmeleri zorunludur. Çünkü Allah Tealâ; kul hakkı hariç, usulüne uygun şekilde Hac farizasını yerine getiren müminlerin günahlarının affedileceğini buyurmaktadır.
Aynı şekilde "kamu" dediğimiz Devletin hakkına riayet etmeye de özen gösterilmeli, Devlet malına el uzatmaktan kaçınılmalıdır.
Kul hakkının en fazla gözetilmesi gereken mesleklerin başında adalet hizmetleri gelmektedir. Bir hakimin herhangi bir kişiyi suçlu olduğuna dair yeterli delil olmadan hapse atması, özgürlüğünden mahrum etmesi, en büyük haksızlık ve kul hakkı altında kalmaktır. Diğer taraftan hukuk davaların da haksız yere, yeterli belge-delil toplamadan, sırf hatır için, siyasî veya maddi nedenlerle taraflardan birisini haksız çıkarmak ve esas haksız olan tarafın lehine karar vermek, en büyük kul hakkının geçmesine, kul hakkının zayi edilmesine sebep olur! Üstelik de burada iki türlü ihlal oluşmaktadır. Birincisi, hakimin kendisinin siyasi sebeplerle veya kin ve garez duyarak taraflardan birisi aleyhine karar verip onun hakkının kaybolmasına sebep olması; ikincisi de esas haklı olan tarafı haksız, haksız olan tarafı da haklı çıkarmak suretiyle bir kişinin, hak ve hukuka aykırı şekilde hakkını kaybetmesine, diğer tarafın kul hakkını gasp etmek, töhmeti ve günahı altında kalmasına sebep olmaktadır.
Yüce kitabımızda: “Öyle ise akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Bu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak  isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”(Rûm, 30/38) buyrulmuştur.

KUL  HAKKI
    
Yüreğindeki sevdayla çöllere düştün, 
Rab aşkından Mecnun'ca yollara düştün, 
Hayalini arayıp dillere düştün,
Kul hakkı yersen değeri yok dostum hey!
    
Namaz-niyaz-ibadet, Rabbi zikir doldun, 
Mekke’de oruç tutmaktan sararıp soldun, 
Orada kalıp Allah evine komşu oldun, 
Kul hakkın vermezsen yazık olur dostum hey!

İster okul, cami; ister Kâbe yapmış ol, 
İster ömrünce tek Allah’a  tapmış ol, 
İsterse bütün sevapları da kapmış ol, 
Kul, helâl etmezse hesap var dostum hey!
    
Çalışıp koşarsın, mal mülkün haddi aşar, 
Allah-Muhammet sevgisi kalbinden taşar, 
Bu aşkla durmaz yüreğin her daim coşar, 
Kul hakkı yersen kaybedersin dostum hey!

Mal da yalan mülk de, hep dünyada kalır, 
Mümin giderken iki metre bez alır, 
O haksızlık son nefeste korku salar, 
Kul hakkı yersen bu ürpertir dostum hey!
    
Oytan Muammer bunu bilerek söyler, 
Bu yaştan sonra kişi nasihat dinler, 
Görelim bakalım Yüce Rabbim neyler, 
Kul hakkı yoksa her şeyi güzel eyler!


17-- MÜSLÜMAN, EVLATLARI ARASINDA AYIRIM YAPMAMALI


 “Allah’tan korkunuz da çocuklarınız arasında adaletli davranın.”
                                       ( Ebû Davut, İcare,83;İbn Mâce, Edep 3)

 “Çocuklarımız, göz aydınlığımız, sevincimiz, ümidimiz olup Yaradan'ın bize eşsiz bir armağanıdır."
“Çocuk, Allah’ın bizlere vermiş olduğu bir emanettir. Şayet ona iyi bakar, terbiyesini iyi verir ve başkalarına faydalı olacak bir insan olarak yetiştirirsek, imtihanı kazanmış oluruz. Çünkü çocuk, bugünün küçüğü, yarının büyüğüdür. Çocuk bir milletin geleceğidir. Çocuk yarınların teminatıdır, güvencesidir. Annelerin babaların gelecekleri iyi ve faydalı çocuk yetiştirmeleri ile teminat altına alınır."
“Yüce dinimiz İslâm, çocuklar hakkında anne-babaya güzel bir isim koyma, iyi bir eğitim verme ve vakti geldiğinde onun evlenmesine önderlik etme gibi önemli vazifeler yükler. Ana ve baba, çocukların yaş ve idrak seviyelerine göre hayat boyu eğitimlerine dikkat etmelidir.” (Dr.Ömer Menekşe, Çocuklarımızla İmtihan ediliyoruz; Kur’ân’dan Öğütler 1,T. Diyanet İşleri Bşk. Yayınıs.189)
Fakir olsun zengin olsun, ana-babanın, kız olsun, erkek olsun, çocukları arasında ayırım yapmaması, maddi imkânlarda, tahsil olanaklarında, eğitim-öğretimlerini yapmalarında, istediği ve arzu ettiği bir mesleğe sahip kılınmasında, sevgi ve şefkat göstermede ve nihayet mirastan yararlanmalarında eşitlik ilkesinin gözetilmesi, aralarında adaletle hükmedilmesi şarttır.
    Ana-babanın çocukları üzerinde hakları olduğu gibi, çocukların da ana-baba üzerindeki hakları vardır. Bu hakların en önemlisi de çocuklar arasında eşit ve adaletli davranmaktır. Eşitsizlik ve birisini kayırma, kardeşler arasında husumete sebep olacağı gibi ebeveyne karşı öfke duyulmasına da sebep olur. Peygamberimiz (s.a.s), “Allah’tan korkunuz da çocuklarınız arasında adaletli davranın.”( Ebû Davut, İcare,83;İbn Mâce, Edep 3) ve “İkramda çocuklar arasında eşit davranın.” (Said b. Mansur, Sünen, I, 119, no: 293; Buhari, Hibe, 13) buyurmuştur. Çünkü Allah korkusu ile adalet komşudur, yan yanadır, birbirinin tamamlayıcısıdır. Yine peygamberimizin verdiği müjdeye göre, bu hassasiyete sahip olan ana-babaya verilecek karşılık ise doğrudan Cennet olacaktır. (Ebû Davut, Edep, 120-121) Bu bilincin hakim olduğu bir ailede yetişen çocuğun gönlünde her zaman hak ve hakkaniyet duygusu, adalet hissi ve Allah korkusu bulunacaktır. Ailede ebeveyn olarak çocuklar arasındaki adaleti sağlamakla yükümlüyüz. Bir çocuğumuz için yaptığımızı diğeri için de yapmaya çalışmalıyız. (Dr.Burhan Erkuş, Allah; Adaleti, iyilik Yapmayı, Yakınlara Yardım Etmeyi Emreder, Kur’ân’dan Öğütler 1,  D.İ.B.Yayını , s.32).
    Evlâtlar arasında hiçbir şekilde kız-erkek ayırımı yapılmamalıdır.
    Ayrıca kardeşler arasında ayırım yapılması, birbirlerine karşı kul hakkının geçmesine de sebep olmak demektir. Ana-babanın eşit davranmayarak, evlatlardan birisinin hakkının diğerlerine geçmesine sebep olması, kardeşlerden birinin, diğerlerinin hakkını yani kul hakkını yemesine sebep olmak demektir. Bu davranış, ebeveynler için günah işlenmesidir ve kardeşlerden birisinin de diğerlerinin kul hakkını yemek suretiyle günah işlemesine sebep olunmasıdır.
    Hiç şüphesiz ana-babanın, evlatları arasında eşit ve daha ideal olanı “adaletli” davranması, söylendiği ve zannedildiği kadar kolay değildir. Hayatın akışı içinde son derecede farklı durum ve şartlar zuhur edebilmektedir. Evlatların kabiliyet farkı nedeniyle hayata tutunabilmeleri, çalışkanlığı itibariyle, iyi niyetli-gayretli-azimli oluşu itibariyle, beden veya ruh sağlığı itibariyle çok farklılıklar göstermekte, bütün bu nedenlerle de tahsili, diploması, mesleği, işi, çalışması, başarısı, gelir düzeyi, dolayısıyla ailenin desteğine ihtiyacı olup olmaması son derecede farklı olabilmektedir. Böyle çok farklı durumlarda adaleti sağlamak tabii ki çok zorlaşmaktadır.
     Bir defa öncelikle şunu belirtelim ki, ailenin, evlatlarına karşı asli görevleri vardır. Aile evvelemirde her evladı için bu asli görevlerini mümkün olduğu kadar eşit şekilde yerine getirmelidir.
Bu görevlerin yerine getirilmesine rağmen, aralarında farklılıklar varsa; örneğin kimisi hayatta başarılı olmuş, diğer birisi geçim sıkıntısı çekmekteyse; mesela kız olması nedeniyle okutulmamış olması gibi ailenin de kusuru ile geçim sıkıntısı içinde ise, aile, durumu iyi olan evlada veya evlatlara destek vermeyebilir. Bu tutum “eşitlik” olmasa da “adaletli” bir davranıştır.
Ve fakat, zengin olan, destek verilmeyen evlatlara bu durum açıkça izah edilmelidir. Bir takım makul ve mantıklı nedenlerle, zayıf durumdaki kardeşlerin hayata tutunmaları için maddi destek verileceği açıkça belirtilmelidir. Bu bir rıza almak değildir, ana-babanın açık-şeffaf-dürüst davranışıdır, vicdanının bu şekilde rahat edeceğinin belirtilmesidir. Ne var ki destek verilen evladın da, alkol, kumar, tembellik gibi zaafları nedeniyle bu duruma düşmemiş olması gereklidir.
    Cenabı Allah, her insanın kişisel tutum ve davranışına göre; iyi niyetli-gayretli-azimli çalışmasına ve başarısına göre; yeteneğine-ehliyetine ve dirayetine göre ve tabii Allah Tealâ’nın  emir ve yasaklarına uymasına, samimi inancına, dua ve şükretmesine göre rızkını vermektedir. Bazılarının yolunu açmakta, işini rast getirmekte, kısmetini artırmakta, tuttuğunu altın etmekte, rızkını çoğaltmakta, bazılarının da rızkını daraltmakta-kısmaktadır.
Ana-babanın yapmaya çalıştığı bu daraltma ve kısıtlamada kısmen de olsa yardımcı olmaya çalışmaktır.
“De ki: “Şüphesiz Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar…” (Sebe,34/39)
:“…Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”( İbrahim,14/7)

DOĞANIN GİZEMLERİ
Kırda-bahçede çiçek çiçek dolaşır, 
Şaşırmadan uçup kovana ulaşır, 
Arıya bal yapmayı öğreten kimdir?
Binlerce organik polenden oluşur.

Yaz boyunca hiç durmadan çalışır, 
İş bölümü yapmaya çabuk alışır, 
Karıncaya gizemi öğreten kimdir !?
Yaşamı koloni şeklinde oluşur!

Ülkelere uçar denizden- karadan, 
His vermiş, sezgi vermiş yüce Yaradan, 
Göçmen kuşlara yolu öğreten kimdir?!
Zikirle uçarlar sıradan sıradan!

Okyanusta üç bin mil yüzerek gelir, 
Hayata geldiği nehrin ağzını bulur, 
Çağlayana karşı uçar gibi yol alır, 
Somon doğduğu yerde yumurtlar, ölür!

Oytan Muammer, tefekkür eden görür,
İnançsız olanın gözün gaflet bürür, 
Rab ayetlerini ancak körler görmez, 
Bu mucize, devran döner kervan yürür!

DEVAMI YARIN

 
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.