banner391
banner405

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

banner404

Doç. Dr. Muammer OYTAN

E.Danıştay ve HSYK Üyesi                                                             

“Rabbî ! E’ınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni                                  
ibadetike=Rabbim! Seni zikretmeye, Sana şükretmeye,
 ve Sana güzel bir şekilde ibadet etmeye beni muvaffak kıl!”                                         
                                     Resulullâh, Hz.Muhammed (s.a.s)



“(Ey Muhammed !) De ki:“Duanız olmasa, Rabbim size
 ne diye değer versin !?.. ”(Furkan,25/77 )
“Bana dua edin, duanızı kabul edeyim!”(Mü’min,40/60)


Dua kelimesi çeşitli ayetlerde  Allah’a ibadet etme, yakarma, istek ve ihtiyaçlarını O’na arz ederek lütfunu dileme, seslenme ve yardıma çağırma gibi anlamlarda kullanılmıştır. Dua, bütün benliğimizle Allah’a yönelerek maddi ve manevî isteklerimizi O’na arz etmemiz ve O’na niyazda bulunmamızdır. Bir başka deyişle dua, sınırlı, sonlu ve aciz olan bizlerin sınırsız ve sonsuz kudret sahibi ile kurduğumuz bir köprüdür. ( Mustafa Güney. 'Duanız olmasa rabbim size ne diye değer versin.' Kur’andan Öğütler 1, D.İ.B.Yayını, s.210)
“…Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin …” ( Â’raf ,7/ 55)
-“(Ey Muhammed !) De ki:“Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin !... ”(Furkan,25/77 )
Dua, Allah ile kul arasında bir iletişim kurma yöntemidir. Dolayısıyla kime muhatap olduğumuzun bilinci içinde yapılmalıdır; gerçekten Rabbimizin huzurundayız gibi yapılmalıdır!
Dua, insanın bütün benliği ile inandığı yüce Varlığa sığınması, O’na yönelmesi, O’nunla arasında bir köprü kurması ve Allah’ın yüceliği karşısında kulun aczini itiraf etmesi, yaratıcıdan lütuf ve yardım dilemesidir Şûrâ suresinin 26. ayetindeki: “Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir; lütfundan onlara fazlasını da verir.” şeklindeki ayette, dualara karşılık verilmesi için, yakaran kişinin iman edip salih ameller işleyen bir kişi olmasını yani mü’min olmasını tercih etmektedir.

Duanın vazgeçilmez unsuru ihlas, samimiyet ve içtenliktir.Yüce Rabbimiz, “…alçak gönüllüce ve için için dua edin!” (A’râf, 7/55); “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim” (Mü’min,40/60) buyurmakta; Peygamberimiz (s.a.s) ise “Dua, ibadetin özüdür” (Tirmizî, Daavât,1) buyurmaktadır. Allah, dua edenin duasına icabet eder. İnsanın sadece, hastalandığı zaman, bir ihtiyacı olduğu zaman,  korktuğu-tedirgin olduğu zaman değil, her zaman-daima dua etmeliyiz..“Evet, insana nimet verdiğimiz vakit yan çizer ve kendi bildiğine gider; kendisine şer dokununca da, artık uzun uzun duâya dalar.!” (İbrahim,41/51)
İslâm âlimlerine göre,  ana babanın  evlatları için yaptığı dua, Cenab-ı  Allâh’ın nezdinde Peygamber duası gibidir. Ancak, Allah Teâlâ, “Bana dua edin, kabul edeyim !”(Mü’min,40/60)  buyruğuyla doğrudan insanın şahsına hitap ederek, her kişinin, bizzat kendisinin dua etmesini istemekte ve beklemektedir.
Ne var ki dua edenin haram lokma yememiş olması gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s), “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, kul, haram lokma yediği zaman kırk gün duası kabul olmaz, haramla beslenen vücut ateşi hak eder.” (Buhari, Daavât,  3)
 buyurmuştur.
Dua ederken dikkat edilmesi gereken hususlar vardır:

     *Dua edecek kimsenin, abdest alıp, kıbleye dönüp, geçmiş günahlarına tövbe istiğfâr edip, önce Allah’a, verdiği her şey için hamd ve şükretmeli, Peygamber(s.a.s) ‘e salât ve selâm getirmelidir. (Tirmizî, Deavât,3476)
           :*Dua eden kişi içten, tevazu ile ve yalvararak dua etmeli (A’râf,7/55) ve duasının       kabul edileceğine inanmalıdır.
*Dua eden kişi huşû ve derin bir saygı içinde bulunmalıdır. Bağırıp, feryat ederek yalvarmaktan sakınmalıdır.
*Allah’tan meşru olmayan dileklerde bulunulmamalıdır.
*Duada acele etmemek gerekir; çünkü her şeyin belli bir zamanı vardır; o zamanın beklenmesi gerekir. Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Sizden herhangi biriniz ‘dua ettim de kabul olunmadı’ diyerek acele etmedikçe duası kabul olunur.” (Tirmizî, Deavât, 12)
Duanın mekanı neresidir; en çok nerelerde yapılırsa kabul edilir?
Namaz kılmak için nasıl özel bir mekan şartı yoksa dua etmek için de özel bir yerde yapmak şartı yoktur. Cenab-ı Allah, her yerde hâzır ve nâzır, her yerde mevcut olduğuna, her şeyi duyup gördüğüne göre nerede olursa olsun kendisine yapılan duaları duyar. Ancak duanın belli zamanlarda yapılmasının tercihe şayan olduğu gibi belirli yerlerde yapılması da önem arz edebilir. Bu yerleri şu şekilde sıralayabiliriz:
*Kabe ve civarındaki kutsal topraklarda: Müslümanların günde beş vakit namazlarında yönlerini döndükleri Kıblemiz olan Kâbe-i Mükerrem, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından yapılalı beri Allah Tealâ’nın evi (Beytullah) ve kutsal bir mekan olduğu için burada yapılan duaların kabul edileceğine inanılır.
*Mültezem önünde: “Mültezem”,  Kabe’nin Hacer-i Esved köşesiyle Kapısı arasında 
kalan 2 metre genişliğindeki kısmına denilir. Hz. Peygamber Efendimizin bu kısımda dua ettiği bilinmektedir ve burada yapılan duaların Cenab-ı Allah tarafından kabul edileceğine dair bir inanış vardır. 
* Arafat’ta Müslümanlar için yeryüzünde en kıymetli mekânlardan biri de Arafat’tır. Arafat,  Mekke’nin 25 km. güneydoğusunda yer alan düz bir alandır. Hac ibadetinin rükûnlarından birisi ve en önemlisi olan vakfe burada yapılır. Sevgili Peygamberimiz “Hac Arafa’tır!” (Tirmizi, Tefsîri Süre) buyurmuştur.Ayrıca “Duaların en hayırlısı arafe günü (Arafat’ta ) yapılan duadır.” (Tirmizi,Deavat,123, V, 572) buyurmuştur. Kurban Bayramının Arefe günü Hac dolayısıyla, Arafat’ta yapılan duaya “Arafat Vakfesi” denir.
*Mescid-i Nebevî’de: Mescid-i Nebevî, Hz. Peygamber Efendimizin Medine'ye hicretlerinden sonra bizzat kerpiç taşıyarak yaptırdığı, önceleri bir tarafındaki odaları yakınlarıyla beraber oturduğu aile ikametgâhı olarak kullandığı ve asırlar boyunca zaman içinde ihtiyaca göre genişletilen mescidi de duaların en çok yapıldığı, yapılması gereken yerdir.Mescid-i Nebevî’nin ilk yıllarda ikametgâh olarak kullanılan bölümünde  Hz. Peygamber Efendimizin, Hz. Ebubekir’in ve Hz. Ömer’in kabirleri bulunmaktadır.
*Mescid-i Aksa’da: Mescid-i Aksa, Kudüs'te,  Kubbetüssahra’nın karşısında, Emeviler döneminde, VIII. Yüzyılda,Süleyman Tapınağı'nın bulunduğu yerde, Harem-i Şerif denilen alan üzerinde yapılmış olan bir camidir. 
* Mescitler’de: Allah’a kulluğun en saf ve billurlaşmış şekilde ortaya konduğu bu mekanlar, taşıdıkları manevî hava sebebi ile dua etmek için son derecede değerli ve verimli ortam oluştururlar.(Halil Altuntaş.a.g.e.s.52). Kur’ân-ı Kerim’deki “Şüphesiz mescitler Allah’ındır. O halde, Allah ile birlikte hiç kimseye kulluk etmeyin!” ( Cin, 72/18) emri gereğince, ulu camilerden mahalle mescitlerine kadar büyük küçük her mâbet kutsaldır!
*Türbeler’de: Evliyaların, enbiyaların, Allah Tealâ’nın rızasına mazhar olmayı başarmış kişilerin türbelerinde de dua edilebilir mi? Edilebilir ise kuralı-âdâbı ne olmalıdır? 
    Her şeyden önce belirtmeliyiz ki, İslâm dini topluluk halinde ibadet etmeyi, kalabalık kitlelerin dua etmesini daima teşvik etmiştir. Nitekim Peygamber Efendimiz(s.a.s.) mescitlerde kılınan namazların sevabının evde kılınan namaza nazaran 27 defa daha fazla olduğunu buyurmuştur. 
    Türbelerde yapılan duaların da toplu halde yapılması yani o mahalde çok sayıda müminin dua etmesi sebebiyle daha ziyade kabul edilecekleri umut edilebilir. Ancak burada son derecede dikkat edilmesi gereken, tehlikeli bir durum vardır: Türbelerde dua edilirken orada yatan kişiye ulûhiyyet verilmesi, yapılan dileklerin-taleplerin ondan istenmesi, ondan beklenmesi maazallah şirk oluşturur. Bu nedenle, türbedeki yatıra ulûhiyyet verilmemesi, ondan herhangi bir talepte bulunulmaması; duaların sadece Cenab-ı Allah’a yönelik olması, Allah Tealâ’dan istenmesi, dua ederken yüzün-yönün de yatıra değil Kıbleye dönük olması gerekir.  

Dua ne zaman yapılmalıdır; hangi zamanlarda yapılırsa daha çok kabule şayandır?
Duaların yapılması için de özel bir zaman dilimi yoktur. Cenab-ı Allah’a her zaman dua edilebilir: Allah Tealâ, her zaman uyanıktır: “…O'nu ne bir gaflet, ne de bir uyku basar !” (Bakara,2/255.) Bu bakımdan kullarını daima duyar, görür ve dualarına cevap verir. Ancak yine de duanın belirli zamanlarda yapılmasının daha makbul, daha fazla kabule şayan olduğu belirtilir. Örneğin, Dua için gece yarısı, seher vakti, sabah namazını müteakip; Cuma ve arife günleri, özellikle Cuma namazı vakti; Ramazan ayı, Kadir gecesi ve bütün kandil günleri ve geceleri gibi mübarek zamanlar seçilmelidir.
Nitekim, Kur’anı Kerim'de gece ve seher vaktinde dua, ibadet ve istiğfâr ile meşgul olanlar övülmektedir (Zâriyât,51/15-18). Peygamberimiz (s.a.s.) de, gece yarısı ve farz namazlarından sonra yapılan duaların makbul olduğu müjdesini vermektedir. (Tirmizî,Deavât, 79)
    İnsanoğlu, yaptığı duaların hemen ve aynen kabul edilmesini sabırsızlıkla beklemekte ve beklentileri tahakkuk etmeyince morali bozulmakta, duasının kabul edilmediği sonucunu çıkarmaktadır. 
Bu beklentilere verilecek “nev-i beşer” cevabı şöyle olabilir: Peki ama aziz kardeşim, beklentilerinin tahakkuk etmesi için sen üzerine düşeni yaptın mı, yapıyor musun? Sana düşen, evvelemirde, Allah’a gönülden bağlı olmak, samimiyetle iman etmek, O’nun buyruklarına uymak, O’nun yasaklarına riayet etmek, O’nun hoşnutluğunu ve rızasını kazanacak işler-ameller yapmak; bir nimet elde ettiğinde şükretmek, bir sıkıntı karşısında sabretmektir.Böyle en basit kulluk görevlerini yapmayan; kendisine samimiyetle inanmayan-güvenmeyen-sığınmayan-yakarmayan-vermiş oldukları için şükretmeyen bir kulun yaptığı dualarını Cenâb-ı Allah neden kabul etsin?
Ama Cenab-ı Allah’ın sonsuz hoşgörü ve cömertliğine bakınız:Allah Tealâ o kadar Gaffâr, Rahîm,Rahman ve Cömert ki, hiçbir ön şart koşmadan, hiçbir karşı talepte bulunmadan, hiçbir karşılık beklemeden “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim!”(Mü’min,40/60) buyuruyor.  Fakat vereceği “cevabı” seçerken, konu ve zaman itibariyle, yine kulu için en iyi olana, en uygun olana hükmediyor 
    Kısacası karşılıksız dua yoktur; bir Müslüman, bu dünyada ya da ahrette, yaptığı duasına bir şekilde kesin karşılık bulacağı inanç ve umudunu korumalıdır.
Nihayet, dua ederken dikkat edilmesi gereken bir husus ta, duaya başlamadan önce, Allah Tealâ’nın verdiği tüm nimetler için şükretmeliyiz. Benim, Rahmetli Babam Molla İbrahim Sabit Hoca’dan öğrenip kendi anlayışıma göre geliştirdiğim uzun bir şükür ve duam vardır; her insanın da olması gerekir.
Hz. Peygamber (s.a.s),Yüce Allah’ın , “Ben, dua ettiği zaman kullarımla beraberim ” buyurduğunu söylemiştir.
Yine Hz. Peygamber(s.a.s); sahabeye, Kur’anı Kerim'in Bakara Suresi'nin 201. ayetindeki “Rabbenâ âtinâ fî’d –dünyâ haseneten ve fî’lâhireti haseneten ve kınâ azâbe’n-nâr = Rabbimiz ! Bize dünyada da iyilik ve güzellik ver, ahirette de iyilik ve güzellik ver ve bizi ateş  azabından koru” şeklinde dua etmeleri gerektiğini buyurmuştur.

SEVGİ  PINARI 
Tüm müminlere durmadan taşırız, 
Yükümüz sevgidir, özümden sevgi, 
Kırklar Meclisi'nde lokma bölüşürüz, 
Gönlümden sevgi akar, sözümden sevgi.
    
Erenler birbirine sıcaktır, sıcak, 
Asırlardır açarız aşk ile kucak, 
Aşk, ol şefkatli bakışlara sığacak, 
Gönlümden sevgi akar gözümden sevgi.

İlimler aradım hep, takva aradım, 
Sevgiyi dermek için arşı taradım, 
Dermek ve canlara vermekti muradım, 
Gönlümden sevgi akar, vaazımdan sevgi.
    
Gönül ibremle daim Tanrı’ya döndüm, 
Gece-gündüz huşuyla –zikirle andım, 
Yoğun ilâhî aşkla kavrulup yandım, 
Gönlümden sevgi akar, yüzümden sevgi.

İçimde saklı olan hisleri sezdim, 
Kalpleri fethedip başlarda gezdim, 
Şarkılar söyleyip has şiirler yazdım, 
Gönlümden sevgi akar, sazımdan sevgi.
    
Saçlarıma kar yağdı şeklim değişti, 
Gençlik çiğliğim aşk ateşiyle pişti, 
Ruhumdaki sızı gün be gün gelişti, 
Gönlümden sevgi akar, sızımdan sevgi.

Oytan Muammer, Resûl yoluna girdim, 
İkrarımı  ol  Peygamber’ime verdim, 
Ezelden gönül gözümle O’nu  gördüm, 
Gönlümden sevgi akar, mazimden sevgi.

DEVAMI YARIN

18 Haziran Cumartesi
İftar Vakti


Antalya: 20.28
Alanya: 20.22
Manavgat: 20.24
Gazipaşa: 20.20


 
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.