banner391
banner405

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

banner404
“Rabbî ! E’ınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsnü  
ibadetike=Rabbim! Seni zikretmeye, Sana şükretmeye,
 ve Sana güzel bir şekilde ibadet etmeye beni muvaffak kıl!”    
                                    
                                     Resulullâh, Hz.Muhammed (S.A.S.)
Namazın anlamı ve hikmeti
Namaz, Allah’ın beş vakit kılınmasını emrettiği, Hz. Peygamber Efendimizin de 23 sene boyunca öğretip uyguladığı şekilde kalp, dil ve bedenle yapılan bir ibadettir. Namaz, Allah’ı yüceltmek, gönülden gelen bir saygı ile O’nun huzurunda durmak, O’nun kelâmından okumak, O’nu noksanlık ifade eden bütün niteliklerden uzak olarak övmek, O’nun verdiği nimetlere şükretmek, O’nun huzurunda vücudun en aziz yeri olan alnı yere koyarak tevazu göstermek, dua ve niyazda bulunmak gibi kulluk, teslimiyet ve tevazu yüklü bir çok eylemi anlamlı ve ahenkli bir şekilde bir araya getirmektir.( İ.Karagöz-H.Altuntaş, Namaz İlmihali, s.96).Şu halde namaza ait bütün unsurları üç ana nitelik altında toplayabiliriz: Kalbin huşû ve saygı ile Allah’a yönelmesi, beden ile Allah’a en üst düzeyde saygı sunulması ve dilin Allah’ı anması yani zikir ve dua edilmesidir.
Namaz, okunan dua ve Kur’an ayetlerinin içerdiği anlamlar ile mükemmel bir kulluk arzı, bağışlanma arayışı ve ruhî yükselme girişimidir!
Namaz sadece şekilsel hareketler değil; bedenin, aklın ve kalbin katılımıyla gerçekleşen bir ibadettir. Namaz, beden için kıyam, rükû ve secde; dil için kıraat, tesbih, zikir ve dua; akıl/kalp için ise düşünüp anlama, huşû ve manevî lezzettir. Namaz Allah’a sığınmanın ve O’ndan yardım dilemenin bir vasıtasıdır! Namaz, mü’minin nurudur; hayatına çeki düzen verir; onu her türlü çirkinliklerden, haram ve yasakları işlemekten men eder. Namazını muntazaman kılan kimse, bedenî yönden temizlendiği gibi, kibir ve gururdan kurtularak manevî temizliğe de kavuşur; insan haklarına saygılı olur; Allah rızası için iş yapmaya alışır; ilâhî denetim altında olduğunun farkında olur!(İsmail Karagöz- Halil Altuntaş, a.g.e.s.29-38)

2-NAMAZDA HUŞÛ İÇİNDE OLMAK: Tabiî namazı da usulüne uygun olarak, manevî anlamına uygun olarak kılmak gerekir. Cenab-ı Allah’ın huzurunda iken aklından hesap-kitap yapmak, aklı bilmem nerelerde dolaşmak, zihninde şeytanlıklar kurmak vaktini boşa harcamaktır. “Yerde ve gökte hiçbir şey O’na gizli kalmaz” (Al’i İmrân, 3/5). “Nerede olsanız O sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir”( Hadid,57/4). “Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah’ın bildiğini görmüyor musun?(Mücadele,58/7) Öyle olunca şüphesiz Rabbimiz, namazdaki zihnî durumumuzu da açıkça görmektedir, izlemektedir; tüm dualarımızı işitmektedir. Hz. İbrahim dua ederken bu gerçeğe olan inancını şöyle belirtmiştir: “ Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.”(İbrahim, 14/39).
3-NAMAZDA HUŞÛ NEDİR? 
Namazda huşû;
* Her şeyden önce Allah Tealâ’nın huzurunda olduğunun;  ibadet mahallinde bulunulduğunun farkında olmak; namaz kılarken Allah’a gönülden boyun eğmek: “ Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun!” (Bakara,2/238); Allah’ın huzurunda olduğunun idraki içinde olmak ve bunu namaz boyunca akıldan çıkarmamak; her türlü dünyevî meşgaleden zihni sıyırmaya çalışmak; yapılan hareketlerin farkında olmak yani kıyamda olduğunun, rükûda olduğunun, secdede olduğunun, kaç defa secde ettiğinin farkında olmak, aklında tutmak; acele etmeden namazın her hareket ve kıraatinin hakkını vererek yapmaktır.
*Allah Tealâ’nın huzuruna çıkınca O’na karşı derin bir saygı içinde olmak:“Onlar ki namazlarında derin saygı içindedirler !”(Mü’minûn,23/2); 
* Yüreğini-kalbini-gönlünü-ruhunu aşkla, sevgiyle Allah’a  yönlendirmek;
*Yüce Varlığın huzurunda olduğunu idrak etmek; 
* Cenab-ı Allah’ın seni gördüğünü, gözlediğini, şefkatle baktığını hissetmek; “O, namaza kalktığın vakit seni görüyor.” (Şuarâ,26/218 );“Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir!”(Nisâ,4/1)
* Dualarını-yakarışlarını duyduğunun bilincinde olmak “ Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.”(İbrahim, 14/39); “O, her şeyi en iyi işiten ve hakkıyla bilendir!” (Şuarâ, 26/220)
*Allah’a karşı duyulan derin sevgi-saygı içinde, boyun eğerek, alçak gönüllülük ve tevazu ile; kibir, gurur, riya ve gösterişten uzak bir şekilde, kul olduğunun bilinci içinde O’nunla baş başa kalmak, baş başa olduğunu bilmek! 
* Huzurlu ve mutmain olmak: Namaz huzur mahallidir, tevazu ve huşû kaynağıdır.
İşte namazda huşû budur! İşte mü’minin Mirac’ı budur! İşte, müminin üzerindeki büyük günahların dışındaki günahları temizleyen namaz bu nitelikteki namazdır! Nitekim, Hz.Peygamber (s.a.s.)  “Kim dünya ile ilgili vesvese etmeden iki rekat namaz kılarsa, Allah onun geçmiş günahlarını bağışlar” demiştir.( Ebu Davud, Tefriu' ebvabi'l-vitr, 26). 
Namazın caiz olmasının şartı farzı yerine getirmektir; kabul edilmesinin şartı da huşûdur. Allah Tealâ’nın kulundan beklentisi budur; yani namazın huşû içinde kılınmasıdır:
Peygamberimiz (s.a.s.)“Müminler kurtuldular; onlar namazlarını huşû ile kılarlar!” “ benim mutluluğum namazdadır !” . (Taberânî, Mucemu’l-kebir, XX, 420, no: 1012) “Namaz mü’minin miracıdır ! ”  (Fahrettin er-Razi, Tefsir, Beyrut 1420, 1/226) “Namaz dinin direğidir” .( Fahrettin er-Razi, Tefsir, Beyrut 1420, 1/226)  buyurmaktadır.
Eskişehir’de bir kişinin söylediği gibi, kendi davranışlarına mazeret üretmek için namaz kılanların hepsinin gösteriş için namaz kıldıklarını ileri sürmek haksızlıktır; günahların ve iftiraların en büyüğüdür! 
Bakınız, bu tür kişiler için, Hünkâr Hacı Bektaşi Veli Hazretleri ne söylüyor:
“Şeriata bağlılığı mükemmel olmayan kimseye, tarikât, marifet ve hakikat mertebeleri de kapalı kalır. Şeriat bir ağaçtır, tarikat onun dalları, marifet yaprakları, hakikat da meyveleridir. Ağaç mevcut olmazsa dalları ve meyveleri de var olmaz.  Bu suretle anlaşılır ki, şeriat asıl, diğerleri teferrüattır, teferrüatın varlığı ancak aslın varlığı sayesinde olur. İnsan, şeriatın sınırından dışarı çıktığı halde kendisini halâ doğru yolda sanırsa ziyana uğrayan, helâk olanlardan olur; hem sapık hem de saptırıcı bir kişi olur; kazananlardan, Allah’a ulaşanlardan olmaz da şeytanın tebâasından olur ki bu apaçık bir hüsranın ta kendisidir ”( Prof.Dr.Abdurrahman GÜZEL,Hacı Bektaşi Veli ve Makalât, Akçağ, s 107). 
Namazda huşû halini yakalamak için her mümin kendisine göre pratik bir yol bulabilir. Örneğin:
1-Bazı mü’minler, namazda okuduğu ayet, dua ve zikirlerin Türkçe anlamlarını düşünerek zihnin dağılmasını önlemeye çalışırlar.
2- Hâtem el-ESAM (ö.851) bu zihnin toparlanmasını-konsantre olmasını sağlamak için başka bir yöntem bulmuştur: “ Namaz vakti geldiği zaman…Kâbe’yi gözlerimin önüne getiririm, Sırat’ı ayaklarımın altına, Cenneti sağıma, Cehennemi soluma, Ölüm meleğini arkama korum; onun kıldığım en son namaz olduğunu düşünürüm. Sonra umut ve korku ile gerçek şekilde tekbir getirir, tane tane kuran okurum, tevazu ile rukû eder, huşû ile secde ederim!” (İmam-ı GAZELİ, a.g.e. s.79)
3-Bazı mü’minler için de:
-Namazda : “Allahû Ekber!” diyerek namaza girildiği andan itibaren, ayetleri okurken, dünya hayatı ile ilgiyi zihnen kesmek için, Kâbe’nin huzurunda namaz kılıyormuş gibi farz ederek gönlünü ve zihnini karşısındaki Kâbetullah’a kilitlemek; siyah örtünün etrafındaki altın yaldızlı Kur’an ayetlerine göz gezdiriyormuş gibi sırayla zihnen onları izlemek, böylece Kâbenin örtüsünün etrafında zihnen-kalben-ruhen tavaf etmek olabilir! 
YÜZÜMÜZ  AK  OLSUN
İlâhî aşk ateşini yakalım,
Yüzümüz ak olsun Hak huzurunda,
Azgın nefsin kalesini yıkalım,
Yüzümüz ak olsun Hak huzurunda!

Sevgiyle yaklaşıp gönül alalım,
Her yana Tanrı selâmı salalım,
Amellerde huşû-ihlâs dolalım,
Yüzümüz ak olsun Hak huzurunda!

Yüce Kur’an emirlerin uyalım,
Günde beş vakit ezan sesi duyalım,
Ehlibeyt sevgisin dosta yayalım ,
Yüzümüz ak olsun Hak huzurunda!

İblis’ten-günahtan korkup kaçalım,
İnfâk için elimizi açalım ,
Müminlere huzur-neşe saçalım,
Yüzümüz ak olsun Hak huzurunda!

OYTAN Muammer ne etsin, bîçare?
Bulalım dertlinin derdine çare ,
Ancak bu yoldan kavuşuruz Yâre,
Yüzümüz ak olsun Hak huzurunda!

LÂ İLÂHE İLLALLAH YAZAR!
Aşk-ı ilâhîyi yaşamak cana can katar,
Bu sevgi temelinde tevhid görüşü yatar.
Tevhide inanmayan şirk günahına batar,
Levh-i Mahfuzda “lâ ilâhe illallah” yazar!
                 
Şeriat-tarikat kapıların açan kişi,
Kolay olur marifet kapısını geçişi,
Hakikat makamındadır anahtar alışı,
Cennet kapısında “Lâ İlâhe İllallah” yazar!

Bu fânî dünyada halâ puta tapan mevcud,
Bir ve tek olan Allah’a sücûd gerek sücûd !
O yarattı: Tüm Âlem bir vücuttur, tek vücûd,
Kâbe kapısında “Lâ İlâhe İllallah” yazar !

Fahr-i Âlem Efendimize vahiy getiren,
Özünü-sözünü ol Sultan’a vuslat veren,
Gece-gündüz kamu şeyde Hakkı ayân gören,
Cibril kanadında “Lâ İlâhe İllallah” yazar !

Beni ben yapan O’nsuz cihân ve can gerekmez!
Düşte-gerçekte O’nsuz geçen bir an gerekmez!
OYTAN Muammer’e Rabbi yeter, han gerekmez !
Mümin kalbinde “Lâ İlâhe İllallah” yazar!




ÖDEYEMEZSİN  DOSTUM !
Gel Dostum;
Güneş’in-Ay’ın; bulut-yağmur ve toprağın, 
Ağacın-dalın-oksijen üreten yaprağın, 
Ömrünce tüm bünyene kan basan yüreğin, 
Hakkını öde !
Nimetinin tek zerresi ödenemez Yâ  Râb!
Rahmet etmezsen Cennet’e gidilemez Yâ Râb!

Gel dostum; 
Tanrı nimetleri: sebze-meyve ve darının, 
Türlü dertlere devâ olan kudret narının, 
Her çiçekten öz alıp bal yapan  arının, 
Hakkını öde  !
    Nimetinin tek  zerresi ödenemez Yâ Râb!
    Himmet etmezsen Cennet’e gidilemez Yâ Râb!

Gel Dostum; 
Hayat veren, cana can katan bir damla suyun, 
Mucize organların ve hatta tek bir tüyün, 
İnsana has güzel duygu-ahlâk ve huyun, 
Hakkını öde!
    Nimetinin tek zerresi ödenemez Yâ Râb!
    Rahmet etmezsen Cennet’e gidilemez Yâ Râb!

Gel Dostum;
Aklın-fikrin-vicdanın; daim dolaşan kanın, 
Tanrı’nın kendi ruhundan üflediği canın, 
Alınan her nefes- yaşanan her ânın, 
Hakkını öde!
Nimetinin tek zerresi ödenemez Yâ Râb!
Himmet etmezsen Cennet’e gidilemez Yâ Râb!

Gel Dostum; 
Milyarlarca kişide farklı benlik ve özün, 
Elin-ayağın-kolun-dizin ve gören gözün, 
Her parmaktaki mucize gibi farklı izin, 
Hakkını öde . 
Nimetinin tek zerresi ödenemez Yâ Râb!
Rahmet etmezsen Cennet’e gidilemez Yâ Râb!

Bak dostum;
OYTAN Muammer, kalbindeki Tanrı’ya aşkın, 
İbâdet etmek arzusu yüreğinden taşkın, 
Nefsine zulmetmiş olmaktan hüzünlü-şaşkın,     
Nimetinin tek zerresi ödenemez Yâ Râb!
Himmet etmezsen Cennet’e gidilemez Yâ Râb!

-    DEVAM EDECEK –
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.