banner391
banner405

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

İslâm’da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

banner404

Doç. Dr. Muammer OYTAN

E.Danıştay ve HSYK Üyesi

Ahrete iman etmek 

Ahrete iman, iman esaslarından olup genellikle Kur’ân’da “el-yevmü’l ahir” (son gün) şeklinde, Allah’a imanla yan yana zikredilmiştir. Bu da ahiret inancının iman esasları arasında çok önemli olduğunu göstermektedir. Kur’ân-ı Kerim’in pek çok ayetinde dünya hayatının geçici, ahretin ise ebedî olduğu, insanların dünyanın geçici zevklerine ve aldatmacalarına kanmamaları, daha hayırlı ve kalıcı olan ahiret mutluluğunu yakalamaları gerektiği vurgulanmaktadır. Bununla birlikte Kur’ân, dünya hayatının da ihmal edilmemesi gerektiğini, çünkü ahretin dünyada kazanılacağını, ahirette mutlu olmanın, dünyadaki yaşayışa bağlı olduğunu ifade etmektedir. Açıktır ki :
Ahirette bütün peygamberlerin Allah’ın izniyle şefâat etmeleri haktır ve gerçektir. Şefâat demek, günahı olan müminlerin günahlarının bağışlanması, olmayanların daha yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerin ve Allah katında dereceleri yüksek olanların Allah’a yalvarmaları ve dua etmeleri demektir. (İlmihal.s129) “…İzni olmadan onun katında kim şefâat edebilir?...” (el-Bakara,2/255) ; “…Onlar Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefâat etmezler…” (el-Enbiyâ,21/28)
Ahirete iman etmek, bu dünyaya, ilim ve fazilet kazanarak daha ulvî ve ebedî bir hayata yükselmek için geldiğine ve o âlemdeki saadetin, burada kazanacağı yüksek ilim ve faziletlere bağlı olduğuna iman etmiş bir insan için dünyada ilim ve ahlâkî erdemlerin en yüksek basamağına çıkmaya çalışmak, en birinci görev olur. Bir mükafat ve ceza gününün varlığına, herkesin bu dünyadaki işinden ve amellerinden dolayı “Ruz-i Mahşerde-hesap gününde” Allah’ın huzurunda sorguya çekileceğine iman etmiş olan insan doğruluktan ayrılmaz; kendi hakkını bilir, başkasının haklarını gözetir, kendisine lâyık görmediği bir şeyi başkalarına da lâyık görmez.(Hacı Ahmet Kayhan, a.g.e.s.201)
“Ahiret inancı, bela ve musibetlere dayanıklı, sabırlı, fedakâr ve cefakâr olmayı kolaylaştırır. Mutluluğu mal, mülk, makam, mevki, güç, şöhret gibi geçici şeylerde değil, Allah’a inanmada, O’na güvenip rızasını kazanmaya çalışmada bulan bireyler yaratır. Ahirete inanan kişi, ölümle birlikte yok olmayacağını bildiği için gönül huzuru ve yaşama sevinci ile dolu olarak yaşamını sürdürür. Huzurlu bir toplum olmanın en etkili ve güvenilir yolu, ahirete yürekten inanan bireylerin sayısını çoğaltmaktan geçer. Bu iman ve bilinçle yetişen nesiller, erdemli olmayı, başkalarının hak ve hukukuna saygılı davranmayı, yardımlaşma ve dayanışma içerisinde toplumsal hayatı paylaşmayı bilen, anlayışlı müminler ortaya çıkarır. Ahirete iman, İslâm’ın en temel inanç konularındandır. Kur’an ve sünnette bir şekilde belirtildiği için inkâr eden kâfir olur, dinin dışına çıkar. Ahiret inancını benimsemeyen kişilere mümin denmez. Yaşamayı ve ölümü ne kadar gerçek olarak idrak ediyorsak, ahiretin olacağını da o kesinlikle kabullenmek gerekmektedir” (Tevfik Yücedağ,a.g.e.s270)
Cenab-ı Allah, Kur’ân’da, kim ahiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olacağını (en-Nisâ,4/136) ; Ahiret hayatının, dünya hayatına nazaran daha hayırlı ve sürekli olduğunu ( A’lâ Suresi,7/17); oranın ebedî olarak kalınacak yer olduğunu (el-Mü’min,40/39) buyurmaktadır.
Ahiretin olmadığını kabul etmek insanın koyu bir karamsarlığa sürüklenmesine sebep olur. Oysa İslâm dini ahiret inancıyla dünya hayatına bir amaç kazandırmaktadır. İnsan artık ölümle yok olmayacaktır. Aksine ölüm, sonsuz bir hayata geçiştir…Kur’ân, insanın ahireti göz ardı etmemesini ama bunun yanı sıra dünyayı da unutmaması gerektiğini söyler.Bir diğer ifadeyle Kur’ân’da dünya ve ahiret bütün olarak ele alınmıştır. Bu anlamda ne dünya ahiret için, ne de ahiret dünya için alternatiftir! Bu bütünlüğün güzel ifadesini aşağıdaki ayette görebiliriz.(Prof.Dr.Mehmet Paçacı,İslâma Giriş, Ana Konulara Yeni Yaklaşımlar,Ahiret:Ebedî Hayat, Diyanet İşleri Bşk. Yay. Ankara 2007, s174-175)
“…Allah’ın sana verdiği şeylerde, ahiret yurdunu da gözet, dünyadaki payını da unutma. Allah’ın sana yaptığı iyilik gibi sen de iyilik yap…”(Kasas,28/76-77).

Kazâ ve kadere iman etmek 

Kader ve kazaya inanmak demek, hayır ve şer, iyi ve kötü, acı ve tatlı, canlı ve cansız, faydalı ve faydasız her ne varsa hepsinin, Allah’ın bilmesi, dilemesi, kudreti, takdiri ve yaratması ile olduğuna; Allah’tan başka yaratıcı bulunmadığına inanmak demektir. Dünyada meydana gelmiş ve gelecek olan her şey, Allah’ın ilmi, dilemesi, takdiri ve yaratması ile olur.
Bunu biraz açacak olursak, Allah, insanların hür iradeleriyle seçecekleri şeylerin nerede, ne zaman, ne şekilde seçileceğini ezelî ve mutlak ilmiyle bilir ve bu bilgisine göre diler ve bu dilemesine göre de takdir  buyurur ve zamanı gelince kulun seçimine göre yaratır! Allah’ın ilmi, kulun seçimine bağlı olup, Allah’ın ezelî anlamda bir şeyi bilmesinin, kulun irade ve seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur. Aslında insanlar, Allah’ın kendileri hakkında sahip olduğu bilgiden habersizdirler ve pratik hayatta bu bilginin etkisi altında kalmaksızın kendi özgür iradelerine göre seçimlerini yapmakta ve davranmaktadırlar.(İlmihal.s.133)
Yüce Allah insanı, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hayır ile şerri, faydalı ile zararlıyı, güzel ile çirkini, günah ile sevabı ayırt edebilecek yeteneğe, akıl ve iradeye sahip olarak yaratmış; doğruyu, iyiyi, hayırlıyı, faydalıyı, güzeli ve sevabı seçmesi için eğitici-öğretici –irşâd edici peygamberler göndermiş; ilâhî kitaplar indirmiştir. Sonuç olarak da aklı ile, fikri ile, özgür iradesiyle kulun yaptığı  seçimlerine göre Yüce Allah, mutlak ilmiyle, bilmesiyle, kudretiyle  o seçimleri takdir etmektedir.(İlmihal.s.133) .
Kader; bir işi, bir davranışı yapmaya bizi mecbur etmez, zorlamaz. İnsan, akıl ve iradesi ile iyi olanı seçecek, kötü olandan sakınacak ve kaçınacaktır.  İnsanın bu iyiyi seçme ve kötüden sakınma-kaçınma gücüne “irâde-i cüziye” denilir. Kader; kısaca, insanın irâde-i cüziyye’si ile seçmiş olduğu hal, hareket, tutum, davranış, iş, işlem ve kararların, esasen ,ezelden beri insanın nasıl-hangi davranışı gösterip-hangi kararı alacağını bilen Allah Tealâ’nın, bunları, insanoğlunun seçimine göre takdir etmesidir, yaratmasıdır.
- Halife Hz. Ömer’in bir kararı; tedbir, sorumluluk, kader, tevekkül ilişkisini bir arada görme imkânı vermektedir.  Hz. Ömer, orduları teftiş etmek için Şam’a giderken Şehirde veba hastalığı salgını olduğunu öğrenir. O bölgeye girip girmeme konusunda istişare eden Halife Hz. Ömer, çıkan ihtilafa rağmen Medine’ye geri dönmeye karar verir. Kararını açıklayınca ordu komutanı Ebu Ubeyde “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun Ey Emir’ül Mü’minin ?” deyince, çok takdir ettiği Komutan’a, “Keşke bunu senden başkası söyleseydi yâ Ebu Ubeyde! Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz!” diyerek Ebu Ubeydeyi kınar. “ Şayet senin develerin olsa, iki yamacı olan bir vadiye götürsen, o yamaçlardan biri otlak, diğeri kıraç olsa, develerini otlak yerde de gütsen kıraç yerde de gütsen yine Allah’ın kaderi ile gütmüş olmaz mısın !?” diye devam eder.
Böyle olduğu içindir ki, Yüce Allah, kullarının, akıllarıyla-fikirleriyle-iradeleriyle seçimlerinden, kararlarından, tutum ve davranışlarından, hal ve hareketlerinden,  işledikleri günahlarından sorumlu tutmaktadır. Şayet kulun akıl, fikir, mantık ve iradesini kullanarak kendi seçim hakkı olmasaydı; herkesin kaderi, kulun hiçbir seçimi olmadan yaratılmış olsaydı ;her şey Allah Tealâ tarafından önceden tespit edilmiş olduğu gibi tahakkuk etmiş ve yaratılmış olsaydı, kulun bunda hiçbir etkisi ve dahli olmasaydı, sonuçta kulun cezalandırılması mümkün olur muydu?  Ayrıca, kulun; aklını ve iradesini doğru kullanarak doğruyu, güzeli, faydalıyı, iyiyi, sevabı seçmesi için peygamberlerin-mürşitlerin gönderilmesinin, ilâhî kitapların indirilmesinin ne anlamı kalırdı ?
Bu sebeple, bazılarının yaptığı gibi “Ne yapayım kaderim böyleymiş ! ”, 
“ Ne yapalım alınyazım kötü yazılmış !” gibi mazeretlere sığınmaya İslâm dininde yer yoktur. İnsanoğlunun önce kendi üzerine düşeni yapması, çalışması, gayret göstermesi, tedbirini alması gerekir. 


Günün Hadisi
Rabbî ! E’ınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni
     İbadetike-Rabbim! Seni zikretmeye, sana şükretmeye,
                ve sana güzel bir şekilde ibadet etmeye beni muvaffak kıl!”                                         
                                                


FARK  ETMEZ  
Ey  şarâb-ı  Kevser dedikleri su, 
Durmadan hasretle aradığım su, 
Yoluna tüm arz’ı taradığım su, 
Fark etmez artık, bulmuş-bulmamışım, 
Kalbim sana yanık bir testi oldu, 
Fark etmez artık, dolmuş-dolmamışım!
    
Çağlayanlar aksın barajlar dolsun, 
Tüm pınarlar sebil, onların  olsun , 
Yanık yüreğim bir damla bulsun, 
Senin bir damlacığın bana yeter, 
Ruhumdaki gül kurumuştan beter, 
Hiç fark etmez solmuş-solmamışım!

Gönlümdedir hep Ezelliyül Ezelî, 
Yüreğimi kavramış Resul’ün eli, 
Çerâğım, Mevlânâ-Bektaşî Velî, 
Hiç kimseye bâkî kalmaz bu dünya, 
Tanrının aşkıyla dop doluyum yâ, 
Fark etmez, nasip almış –almamışım!
    
Mahşerde buluşmak hep emelimdir, 
Hâlis inanç-ibadet  amelimdir, 
Dinimin kuralları has temelimdir, 
Kur’anı Kerim çok derin bir derya, 
Rabbime kavuşmak umudum var yâ, 
Fark etmez mutlu olmuş-olmamışım…

OYTAN Muammer, gör dünyanın hâlini, 
İnsan, put edinmiş dünya mâlini, 
Hani ol insanlık: kurduğun hayâlini ?
Yaşadığın yer hâ Hanya’dır hâ Konya! 
Dünya iki kapılı köhne bir han yâ, 
Fark etmez, handa kalmış-kalmamışım…

OLSUN
Yüce Tanrım ol izlediğimiz yollar ,
Cennetine götüren has yollar olsun ,
İnsanlığın kurumuş vicdan dalları ,
Her mevsim çiçek açan dallar olsun!
    
Kalbimize aşk-ı muhabbet dolsun ,
Fakir-fukara-yetim sevinçle gülsün,
Yoksulluk, üzüntü mazide kalsın ,
Dillerin dikenleri  hoş güller olsun!

Arılar her çiçekten polenler alır ,
Dünya malı mutlak dünyada kalır,
İnfâk etmeyenler ol gün pişman olur,
Gönlümüz her daim “veren eller” olsun !
    
Aslında insan ruhunda Râb izi var ,
İhtiras ve içkiyle yanlışa sapar ,
Giderek şartlar onu canavar yapar ,
Tüm insanlar Râbbe lâyık kullar olsun!

İnsanoğlu bindiği dalı kesiyor,
Yaşam süresini azaltıp kısıyor,
Çevreye korkunç kirliliği basıyor,
Havayı temizleyen ol yeller olsun!
    
Yoldan çıkmış toplumda ahlâk korunmaz,
Ahlâksız kişide dürüstlük barınmaz ,
Kalp kirliliği su-sabunla arınmaz ,
Ruh arındıracak nurdan göller olsun!

OYTAN Muammer kader böyle yazıldı,
Din zayıfladı inançlılar ezildi ,
GDO çıktı tüm tohumlar bozuldu ,
İnsanlığa yararlı has döller olsun!

10 Haziran Cuma 
İftar Vakitleri


Antalya: 20.24
Alanya: 20.18
Manavgat: 20.21
Gazipaşa: 20.16
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.