banner391
banner405

İslâm'da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

Tevhid ilkesinin ve tek Allah’a inanmanın zıddı da Allah’a şirk koşmaktır. Şirk, Allah’ın yanında, O’na denk olan başka ilâhlar olduğuna inanmaktır

İslâm'da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

banner404
BU inanış İslâm dinine tamamen aykırıdır, dinden çıkmaktır. Cenab-ı Allah’ın asla affetmeyeceği, belki de tek affetmeyeceği en büyük günahı işlemektir. “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın…” ( Nisa,4/36) Allah’a başkasını ortak koşmak(Şirk), birisi inançta, diğeri amelde ve davranışta olmak üzere iki çeşittir. İnançta şirk, Allah’tan başka bir varlığın tanrı olduğuna veya Allah’a mahsus sıfatlardan bir kısmını taşıdığına inanmakla olur. Amelde şirk ise, ibadeti ve kulluğu Allah’a tahsis edip yalnız O’nun için yapacak yerde başka varlıkları da O’na ortak kılmakla gerçekleşir. Kur’an’ı Kerimin bir çok ayetinde kibir, cimrilik, gösteriş yapma duygu ve eylemleri kınanmaktadır. Bunun sebeplerinden birisi de bu duygu ve eylemlerde iki çeşit şirkin izlerinin bulunmasıdır. Kibirlenen kimse, Allah karşısında bağımsızlığını ilân ediyor ve nefsine tapıyor demektir. Cimrilik eden kimsede ise Allah’ın lütfuna karşı nankörlük ve güvensizlik vardır. İyiliği insanlar görsünler ve kendisini övsünler diye yapanlar ibadet ve kulluğa Allah rızasından başka unsurlar katmaktadırlar. Müşriklere ait bazı duygu, düşünce ve davranışların içine sokmaktadırlar.(Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, D.İ.B.Y. Ankara 2006, Cilt:II, s.64)

ALLAH ŞİRKİ ASLA BAĞIŞLAMAZ

“Doğrusu Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz! Bunun dışında dilediğini mağfiret buyurur. Kim Allah’a ortak koşarsa pek büyük bir günah işlemiş olur ve iftira etmiş olduğunda şüphe yoktur.”( Nisa,4/48.) Bu ayette Allah Tealâ’nın şirk dışındaki bütün günahları dilerse affedeceğini bildirmesi üzerine, bazı tefsirciler buradaki mağfiret (bağışlama) kavramının ne mânaya geldiği sorusuna cevap aramışlardır. Bu konu üzerinde en ayrıntılı şekilde duran İbn Âşûr’un yaptığı açıklamaya göre bağışlanma şansı bakımından insanları dört gruba ayırmak gerekir.
Büyük İslâm Alimi İbn Aşûr’a göre Allah Tealâ tarafından bağışlanma şansı bakımından insanların gruplandırılması:
1) Hak dinin inkârında ısrar ederek ölen kâfirler: Bunlar ebedî olarak cehennemde kalacaklardır.
2) Günahı olmayan müminler: Bunlar Allah’ın vaadine göre kesin olarak doğrudan cennete gireceklerdir.
3) Günah işledikten sonra usulüne uygun olarak tövbe eden ve tövbesinde sebat ederek ölen müminler (Tövbenin usulünü ileriki günlerde açıklayacağız) Bunlar da yani usulüne göre tövbe edenler de bir öncekiler gibi doğrudan cennete gireceklerdir.
4) Günah işleyip tövbe etmeden ölen müminler: Bunların durumu mezheplerin anlayışına göre değişmektedir.
a- Murcie mezhebine göre bunlar da mümin olduklarına göre cennete girerler, günahları buna engel olmaz. Allah Tealâ’nın ceza tehditleri kâfirlerle ilgilidir.
b- Mu’tezile’ye göre, büyük günah işleyip de tövbe etmeden ölenler cehennemliktir.
c- Hariciler’e göre, büyük veya küçük günah işleyip de tövbe etmeden ölenlerin imanı yoktur, kendileri ebedî olarak cehennemliktirler.
d- Ehl-i sünnete’e göre yani Peygamber gidişatına ve ashabına inanan ve buna göre amel eden Müslümanlara göre ise, iki türlü ayet vardır: Birincisi, vaad ayetleri yani mükâfât sözü veren, mutluluk ve esenlik müjdesi veren ayetlerdir ki bunlarla günahsız Müminler ile  günahkâr olmakla beraber bunlar içinden Allah’ın dileyip affedeceği, ceza vermeyeceği grup kastedilmiştir. İkinci tür ayetler ise, vaîd ayetleridir. Yani ceza tehditleri içeren ayetlerdir ki bunlarla kâfirler ile Allah’ın dileyip cezalandıracağı günahkâr müminler kasdedilmişlerdir. Allah’ın hangi kullarına ceza vermeyi, hangi kullarına ceza vermemeyi dileyeceği ise yine kendisi tarafından diğer ayetlerde açıklanmıştır. Buna göre tövbe eden kimse, daha önce müşrik, Ehl-i kitap, günahkâr Müslüman olsa da Allah Tealâ tarafından bağışlanacak ve tövbesi kabul edilecektir. Çünkü O, Kur’an’da böyle vaad etmiştir. Tövbe etmeden ölen  günahkâr müminler ise,- şayet günahlarını karşılayan ve aşan sevapları, hayırları, iyi işleri, eserleri bulunmuyor ise -  ebedî olarak değil, günahlarının cezasını çekecek kadar cehennemde kalacaklardır. (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, C.II, s.78-79)
“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.” (Nisa,4/36)“ Allah’a ortak koşmaksızın ona yönelerek pis putlardan kaçının, yalan sözden çekinin. Allah’a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma attığı şeye benzer.” (Hac, 22/31)
Kısaca yinelemek gerekirse, yalnızca Allah’a bağlanmak ve O’nun üstün güç olduğunu kabul etmek varken başkasını/başkalarını da üstün güç olarak görüp onlara da bağlanmak veya herhangi bir konuda herhangi bir varlığı ya da şeyi Allah’a denk tutmak şirk olarak görülür (Yaşayan Dünya Dinleri, s58)

MELEKLERE İMÂN ETMEK

Melekler, duyu organıyla algılanamayan, gözle görülemeyen, gözlem ve deneye dayanan pozitif bilimlerin ilgi alanı dışında kalan, sürekli olarak Allah’a kulluk eden, asla günah işlemeyen, nurânî ve ruhânî varlıklardır. Melekler, nurdan yaratılmışlardır. Yemek, içmek, erkeklik-dişilik, evlenmek, uyumak, yorulmak, usanmak, gençlik-ihtiyarlık gibi fiillerden ve özelliklerden arınmışlardır. Allah’ın emri ve izniyle çeşitli şekil ve kılıklara bürünebilirler. (İlmihal, T.Diyanet Vakfı,C.I. s..92-93)
Meleklerin bir özelliği de Allah’ın emirlerine mutlak surette itaat etmeleridir. Allah’a hem itaat hem de isyan yeteneği bulunan ve bunlar arasında seçme özgürlüğüne sahip olan insana karşılık, melekler sadece itaat etme özelliğine sahiptirler ve kendilerine ne emredilirse onu yerine getirirler. “Elçi-güçlü-kuvvetli-tasarrufta bulunan-yöneten” anlamlarına gelen melek kelimesi, Kur’ân’da 88 yerde geçmektedir (Yaşayan Dünya Dinleri, s.63). Âyet ve hadislerde sayıları hakkında herhangi bir bilgi verilmeyen fakat pek çok oldukları anlaşılan meleklerin temel görevleri Allah’a kulluk ve O, neyi emrederse onu yerine getirmektir.
“Meleklerin Müminlere olan düşkünlüğü o derecededir ki, onların birisinin yaptığı herhangi bir iyilik, meleklerden bir dua veya istiğfârı tetikler.” (Ümit Şimşek, a.g.e.s.115) “Bir Mümin insanlara hayır öğretecek olsa, melekler ona dua ederler. Âlim için, göklerde ve yerde olanlarla birlikte melekler de istiğfâr ederler.” ( Ebû Dâvud’dan alıntı yapan Ümit Şimşek, a.g.e. s.115) Yani günahlarının bağışlanması için Allah’a niyazda bulunurlar. “Bir Mümin, namaz kıldıktan sonra oradan kalkıncaya kadar melekler onun için “Allah’ım onu bağışla, ona rahmet et” diye dua ederler” (Buharî’den alıntı yapan Ümit Şimşek,a.g.e.s.115). “Bir Mümin dua ettiğinde melekler de onun duasına ‘Âmîn’ derler.” (Müslim’den alıntı yapan Ümit Şimşek,a.g.e.s.116). Açıkça anlaşılmaktadır ki, melekler Müminlerle dostturlar, arkadaştırlar, imân kardeşidirler. “Mümin kişi, dünya hayatı boyunca meleklerin arkadaşlığında ve onların gözetimi altında yaşar. Kendisi bundan haberdar olmasa veya unutsa bile meleklerin ona olan ilgisi hiçbir zaman ihmale uğramaz.” (Ümit Şimşek,a.g.e.s.117) “Bir ömür böyle geçtikten sonra, gizliliğin açığa çıktığı o an gelir. O an, dünya perdesinin kapanıp ebedi hayatın gözler önüne serildiği andır. Mümin, o sadık dostlarını işte o anda gözüyle görür ve müjdeyi onlardan alır.” (Ümit Şimşek, a.g.e.s. 117) Bu ifadeler aslında Fussilet suresinin 30-32. ayetlerinin ve aşağıdaki ayetlerin anlamına uygundur.

- Melekler, onların canlarını iyi kimseler olarak alırken, ‘selâm size. Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete’ derler. (Nahl,16/32)
 
- Atalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla beraber Adn Cennetlerine girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına girerler: ‘Sabretmenize karşılık selâm sizlere’ Dünya yurdunun sonucu olan cennet ne güzeldir. (Ra’d, 13/23-24)
 
Ayrıca İmam-ı Gazali’ye göre, ölüm meleği, emanetini almaya geldiği zaman, vâdesi yetmiş olan kişinin amellerine göre, “Ey Allah’ın düşmanı senin için Cehennem vardır!” diye haber verir veya “ Ey Allah’ın dostu müjde, senin için Cennet vardır!” diye müjdeler, ancak bundan sonra ruh bedenden ayrılır. (İmam-ı GAZÂLÎ, Kalplerin Keşfi, Çev. Abdülvehhab Öztürk, Saadet Yayınevis. 308). Nitekim Hz. Peygamber Efendimiz de, “Sizden hiç biriniz, gideceği yerin neresi olduğunu bilmeden ve hatta cennet ve cehennemdeki yerini görmeden dünyadan ayrılmaz.” buyurmuştur. (İmam-ı GAZÂLÎ, a.g.e.s.308; İbn Ebid, Dünya)
Meleklere inanmak, İslâm’da iman esaslarından, İslâm’ın temel şartlarından birisidir. Meleklere inanmamak, dolaylı olarak vahyi, peygamberi, peygamberin getirdiği kitabı inkâr etmek anlamına gelir. Çünkü dini hükümler peygamberlere melek aracılığıyla indirilmiştir.
Başlıca melekler görevleri bakımından şu gruplarda incelenebilir:

- Cebrâil (a.s.): Dört büyük melekten biridir. Allah tarafından vahiy getirmekle görevlidir. Cebrâil (a.s.) meleklerin en üstünü ve en büyüğü, Allah’a en yakını olduğu için kendisine meleklerin efendisi anlamına seyyidü’l melâike denilmiştir.(İlmihâl.s. 94) “Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur’ân’ı) güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.” (eş-Şuarâ 26/193,194,195)

- Mikâîl (a.s.): Dört büyük melekten biridir. Kâinattaki tabiî olayları ve yaratıkların rızıklarını idare etmekle görevlidir.(İlmihâl.s.94)
- İsrâfil (a.s.): Görevi sûra üflemektir. İsrâfil sûra iki defa üfleyecek: Birincisinde kıyamet kopacak, ikincisinde ise tekrar diriliş meydana gelecektir.(İlmihâl.s. 94)

- Azrâil (a.s.): Ölüm sırasında canlıların ruhunu almakla görevli olduğu için “melekü’l-mevt” (ölüm meleği ) adıyla anılmıştır. “De ki: Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz” (es-Secde,32/11)

- Kirâmen Kâtibîn: İnsanın sağında ve solunda bulunan iki meleğin adıdır. Hayat boyunca, sağdaki melek iyi iş ve davranışları, soldaki melek ise kötü iş ve davranışları tespit etmekle görevlidir.(İlmihal,s.94) “… biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir.”(Kâf,50/17)

- Münker ve Nekir: Ölümden sonra, kabirde sorgu ile görevli iki melektir. Mezardaki ölüye, “Rabbin kim, peygamberin kim, kitabın ne …?” diye sorular yöneltecekler. Alacakları cevaplara göre ölüye iyi veya kötü davranacaklardır.(İlmihal, s.95)

- Cinler: Duyu organlarımızla algılayamadığımız gayb âleminin varlıklarından bir türü de cinlerdir. Melekleri göremediğimiz gibi cinleri de göremeyiz. Kur’ân-ı Kerim, tıpkı meleklerin varlığını haber verdiği gibi cinlerin varlığını da bildirir. Meleklerin nurdan, insanların topraktan yaratıldığı gibi cinlerin de ateşten yaratılmış olduğunu Kur’ân ve hadisten öğreniyoruz. Tıpkı insanlar gibi cinler de hem iyiliğe hem de kötülüğe yeteneklidirler. Tıpkı insanlar gibi, cinler de kendi iradeleri ile iyi ile kötü arasında seçim yapacaklar ve yaptıklarının hesabını kıyamet gününde Allah huzurunda vereceklerdir.

- Şeytan: Şeytan cinlerin türündendir; ancak sadece kötülük üreten, kötülük yapan bir yaratık sınıfıdır. Bu bakımdan cinlerden ayrılırlar. 
Şeytan, bütün gücüyle insanı yoldan çıkarmak için çalışır. Bu hususta elinden gelen hiçbir şeyi esirgemeden bütün şeytanlığını, düşmanlığını ortaya döker. “Ey insanlar! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır! O size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.” (Bakara,2/168-169) “Şüphesiz biz şeytanları, imân etmeyenlerin dostları kılmışızdır!” ( A’râf, 7/27) Ancak Kur’ân, imân edip Rabbine tevekkül eden insanlar üzerinde onun hiçbir gücünün ve etkisinin bulunmadığını bildirir.“ Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hakimiyeti yoktur!” (Nahl, 16/99) “Şeytanın hakimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir” (Nahl, 16/100) Bununla beraber, şeytanın tuzağına düşmemeleri için imân edenleri sürekli olarak uyarır!
- DEVAM EDECEK -
    
      

LÂ İLÂHE İLLALLAH YAZAR!
Aşk-ı ilâhîyi yaşamak cana can katar,
Bu sevgi temelinde tevhid görüşü yatar.
Tevhide inanmayan şirk günahına batar,
Levh-i Mahfuzda “lâ ilâhe illallah” yazar!
                 
Şeriat-tarikat kapıların açan kişi,
Kolay olur marifet kapısını geçişi,
Hakikat makamındadır anahtar alışı,
Cennet kapısında “Lâ İlâhe İllallah” yazar!

Bu fânî dünyada halâ puta tapan mevcut,
Bir ve tek olan Allah’a sücûd gerek sücûd!
O yarattı: Tüm Âlem bir vücuttur, tek vücut,
Kâbe kapısında “Lâ İlâhe İllallah” yazar!

Fahr-i Âlem Efendimize vahiy getiren,
Özünü-sözünü ol Sultan’a vuslat veren,
Gece-gündüz kamu şeyde Hakkı ayân gören,
Cibril kanadında “Lâ İlâhe İllallah” yazar!

Beni ben yapan O’nsuz cihân ve can gerekmez!
Düşte-gerçekte O’nsuz geçen bir an gerekmez!
OYTAN Muammer’e Rabbi yeter, han gerekmez!
Mümin kalbinde “Lâ İlâhe İllallah” yazar!

GÜNÜN HADİSİ
“Rabbî! E’ınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetike-Rabbim! Seni zikretmeye, sana şükretmeye ve sana güzel bir şekilde ibadet etmeye beni muvaffak kıl!                    
Hz. Muhammed (S.A.S)


8 HAZİRAN ÇARŞAMBA İFTAR VAKİTLERİ

Antalya: 20.26
Alanya:  20.17
Manavgat: 20.20
Gazipaşa: 20.15
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.