banner391
banner405

İslâm'da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

İslâm'da doğru iman ve güzel ahlâk esasları

banner404

Doç. Dr. Muammer OYTAN

E.Danıştay ve HSYK Üyesi

“Rabbî! E’ınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetike Rabbim! Seni zikretmeye, sana şükretmeye ve sana güzel bir şekilde ibadet etmeye beni muvaffak kıl!”
Resulullâh, Hz. Muhammed (S.A.S)

Mü’minlere Soru:
Biz nereden geldik, nereye gidiyoruz? 
Canlı ve cansız tüm varlıkları, bu evreni, sistemleri yaratan kimdir? Yaratılışın esası ve sebebi nedir?

İNSANOĞLU; bir gün, elinde olmadığı halde ansızın bu dünyaya geliveriyor! Buluğ yaşına gelinceye, aklı erip düşünme yeteneğine kavuşuncaya kadar hiçbir şeyden sorumlu tutulmadan çocukluğunu yaşıyor. Ancak, daha sonra aklı erince, yeryüzünün büyük çoğunluğunu kaplayan suyun güneş ısısıyla buharlaşmasıyla oluşan bulutları rüzgarla oradan oraya sevk eden, doğaya yağmur yağdıran bir gücün bulunduğunu; bitkilerin havadan, sudan, topraktan aldıkları yardımlarla ve gıdalarla çiçek açtıklarını, envai türde kokular yaydıklarını, meyveler verdiklerini, bunları güneş sıcaklığıyla olgunlaştırıp, pişirip bizlere sunduklarını, sayısız ihtiyaçlarımızın karşılandığını görüyor ve gözlemliyor! Fakat, ne yazık ki bu sistemi yaratanın kim olduğunu düşünmüyor! İnsan, havanın, canımıza can katan oksijeni verdiğini, kuşların-kelebeklerin-uçakların uçmasını, ağızdan çıkan sözlerin iletişimini, bitkilerin tozlaşmasını; telefon, televizyon, internet iletişimini-haberleşmesini sağladığını görüyor, gözlemliyor, anlıyor. İnsan, susuz asla hayat olmayacağını, canımızın-bedenimizin-gıdalarımızın varlığı için suyun şart olduğunu; toprak olmadan asla hayat olmayacağını müşahade ve tespit ediyor! Fakat, ne yazık ki bunları kimin yarattığını tefekkür etmiyor!
İnsan, her bitkinin kuru tohumunun toprakta çimlendiğini, büyüyüp çiçek açıp doğaya parfüm saçtığını, türlü çeşitli meyveler verdiğini, bunu rast gele değil belirli bir ilâhî kurala uyarak yaptığını; insanların, arıların, böceklerin, her tür hayvanların yiyip-içip-üreyip-hayata gelmesinin amacı olan üretimi, örneğin bal yapmak gibi, süt vermek gibi, et sağlamak gibi üretimi yaptığını ve bunu rast gele değil bir yüce varlığın, benliğine yerleştirmiş olduğu çip’e göre yaptığını görüyor! Fakat bu çip’i beyinlerine kimin yerleştirdiğini tefekkür etmiyor!  
İnsan, havada kartalların, yerde karıncaların, denizde balıkların, hâsılı tüm hayvanların yavrularına yiyecek taşıdıklarını, şevkâtle büyüttüklerini, sonra onların da kendi yavrularını yetiştirdiklerini ve bunu rast gele değil bir yüce varlığın öğrettiği, doğuştan kazandırdığı kurala göre yaptıklarını gözlemliyor;
İnsan, doğada, karıncaların, termitlerin, arıların, aslanların, hâsılı tüm hayvanların bir denge içinde toplu yaşam kurallarına uymakta olduklarını; örümceğin ağını örmekte, su samurunun barajlar yapmakta, ipek böceğinin koza örmekte, arının bal yapmakta olduğunu görüyor! Fakat bu ilâhî emirleri verenin kim olduğunu düşünmüyor!
İnsan, kutuplarda buz üzerinde yumurtasını ihtimamla ayaklarının üzerinde taşıyıp yavrusunu çıkaran, koruyan, büyüten ve tıpa tıp aynı olan binlerce yavru içinde kendisininkini tanıyan penguene, yüzlerce kuzunun arasında kendi yavrusunu kokusundan ve sesinden tanıyan koyuna, civcivlerini canını feda ederek koruyan tavuğa ilâhî bir kural ile analık duygusunun verildiğini anlıyor. Fakat bu ilâhî kuralları koyanın kim olduğunu akıl etmiyor. “Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır.”(Râd, 13/3) 
Bu örnekler binlercesiyle çoğaltılabilir: Bir kısmını yukarıya aldığımız doğadaki mucize davranışlar, sistemler, güzellikler, duygular, kokular Allah Tealâ’nın büyüklüğünün, gücünün aksetmesini, yüzünün güzelliğini temsil etmektedir: “Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır.”(R’ad,13/4) 
İnsan, yeni doğan bir hayvan yavrusunun, doğar doğmaz ana sütünün kaynağını doğru yerde aradığını; arının uçup çiçek tozu getirmesi gerektiğini; kumun altında yumurtadan çıkan kaplumbağa yavrusunun, kumdan çıkar çıkmaz, kurda-kuşa yem olmamak için, içindeki-benliğinde gizli korkuyla-can havliyle kendisini denize atması gerektiğini; hâsılı tüm hayvanların yaşam savaşını nasıl vereceklerini doğar doğmaz öğrendiklerini; bunların, yüce ilâhî bir varlık tarafından, her canlının yaşam şekline ve şartlarına göre hazırlanmış ve benliğindeki-fıtratındaki “çip”e işlenmiş olduğunu görüyor!
Görüyor ve tüm bu düzeni, sistemleri, ilâhî dengeyi kuran Yüce bir varlık olduğunu düşünüp, tefekkür edip, aklı ve mantığı ile bulup, O’na inanıp-güvenip-îmân edip, O’nun isteklerine, buyruklarına uyup, O’na gereği gibi kulluk etmesi gerektiğini er veya geç anlıyor!
Tıpkı büyük bilim adamları, büyük astronot, büyük düşünürlerin anladıkları gibi:
Büyük astronot Sir James Jean; “Yıldızların nizamını tesadüfün kurmasına imkân yoktur” diyor.
Laplace; “Güneş sistemindeki gök cisimlerini, bunların kesafetini, çaplarını, yörüngelerini koyan, gezegenlerin güneş etrafında, uyduların da gezegenler etrafında dönüş zamanlarını sınırlayan kudret, Allah’ın istemesine bağlı kudret, devamlı bir düzendir ki, bunun rastlantıya bağlı olması imkansızdır. Allah’ın varlığı kesin ve tartışmasızdır” diyor. 
Einstein; “Sonsuz boyutları bilmedikçe, Tanrı görünmez ve bilinmez. Ancak o vardır. Ve insanları evrende bir görevle yaratmıştır” diyor. 
Sokrat; “Gözlerin en yüksek noktada evreni seyrettiğini, yaratılıştaki hikmeti görmüyor musun? Büyük yaratıcı, her hadisede sanat ve intizamı ile kendini haykırıyor… Ben görünmeyen mutlak yaratıcıya inanıyorum” diyor. 
İnancı olmayanların sorunu inkârcılıktır; imân edenlerin bazılarının sorunu da düşünmemek, tefekkür etmemek, gönül gözü ile görmemektir, dolayısıyla şükretmemektir: Gönül gözü ile görse, ana rahmindeki bir bebeğe veya bir yumurta içindeki kuş yavrusuna can veren; bütün organlarını onun yaşayışına uygun bir şekilde inşa eden; her türün vücut organlarını ve yeteneklerini onun özel yaşantısına göre düzenleyen; görme, işitme, kendisine has lisanla konuşma, uçma, yüzme yeteneği veren Cenab-ı Allah’ın kudret, ilim ve hikmetinin sonsuzluğunu, kuşatıcılığını görecektir! Ve sarsılmaz bir imânla şükredecektir! Ancak, tekrar edelim ki, insanoğlu çoğunlukla düşünmemekte ve görmemektedir!. Cenab-ı Allah; yukarıda kısmen bahsettiğimiz ve doğadaki-yerdeki-gökteki-sudaki-havadaki ve bizzat insanın bünyesindeki mucizeleri, delilleri görmeyen, duymayan, anlamayanları “gafil” olarak nitelemekte ve bunları cehennem için var ettiğini yemin ederek buyurmaktadır: “Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını Cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.”( A’râf, 7/179) 
Ve en önemlisi de insanoğlu, her gün hemcinslerinin akın akın ölüp uhrevî hayata göçüp gittiğini; hiçbir yaşta üzerine kondurmasa da er veya geç bir gün sıranın kendisine de geleceğini biliyor, buna ister istemez inanıyor! Dünya üzerinde hayat var olduğundan beri hiç kesintisiz şekilde sürüp giden bu rahmet hakikatinin nereden kaynaklandığını, her canlının rızkının düzenli ve sürekli şekilde veriliş zincirinin kim tarafından ayarlanıp, denge içinde sürdürüldüğünü düşünmemiz, bulmamız, idrak etmemiz ve O Yüce İlâh’a imân etmemiz gerekmez mi?
Kur’an'ı Kerim akla, akıl etmeye, ibret almaya, düşünüp tefekkür etmeye çok değer vermektedir. 
İSLAM AKIL DİNİDİR
Hıristiyanlık, sadece îmân etme dini olduğu halde İslâm dini îmân etme ve akıl dinidir: Yukarıda belirtildiği üzere, İslâm, aklın, fikrin, idrakin yolundan gitme dinidir; düşünme, tefekkür etme dinidir. Cenab-ı Allah, Kur’an-ı Kerim'de 47 ayette, olayları, doğal oluşumları, gelişmeleri, davranışları, mucizeleri anlattıktan sonra çarpıcı bir şekilde sorular sorup insanoğlunu sarsmaktadır! Hatta bazı ayetlerde söz tutmadığı için insanı ağır şekilde azarlamaktadır:
-    “…Yaptığınızın çirkinliğini anlamıyor musunuz?”(Bakara,2/44)
-    “…(Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?”(Bakara,2/76)
-    “…Halâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”(Hûd,11/51)
-    “…İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?” (Hûd, 11/78)
-    “…Halâ aklınızı kullanmıyor musunuz?”(Yusuf,12/109)
-    “…(Bunu) Ancak akıl sahipleri anlar.”(R a’d,13/19)
-    “…Şu halde yaratan, yaratmayan gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?”(Nahl,16/17)
-   “…O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler!”(Bakara,2/221)
-    “…Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?”(Mâide,5/91)
-    “…De ki: ‘ Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?”(En’âm,6/50)
-    “…De ki:…Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır.Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”(En’âm, 6/80)
-     “…Rüzgârlar ağır bulutları yüklendiği vakit onları ölü belde için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. İşte ölüleri de öyle çıkaracağız. Ola ki ibretle düşünürsünüz!”(A’râf,7/57)
-    “…Halbuki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu  daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz?”(A’râf, 7/169)
-    “…İşte O, rabbiniz Allah’tır. Halâ düşünmüyor musunuz?”(Yunus,10/3)
-    “…De ki: Hakka Allah iletir. Öyle ise, hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa iletilmedikçe doğru yolu bulamayan kimse mi? Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?”(Yunus, 10/35)
-    “…Halâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”(Hûd,11/51)
-    “…İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?” (Hûd, 11/78)
-    “…Halâ aklınızı kullanmıyor musunuz?”(Yusuf,12/109)
-    “…(Bunu) Ancak akıl sahipleri anlar.”(R a’d,13/19)
-    “…Şu halde yaratan, yaratmayan gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?”(Nahl,16/17)
-    “…İçyüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”(Kehf,18/68)
-    “…İnsan daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?”(  Meryem,19/67)
-    “…O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi de O’na aittir. Halâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Mü’minûn,23/80)
-    “…Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?” (Mü’minûn,23/85)
-    “…Halâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Kasas,28/60) 
-    “…Halâ görmeyecek misiniz?”(Kasas,28/72)
-    “…Halâ düşünüp ibret almayacak mısınız?”(Câsiye,45/23)
-    “…Var mı düşünüp öğüt alan?”(Kamer,54/32)
-    “…Rab’leri onlara, ‘Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır demedim mi’ diye seslendi.”( A’râf,7/22). 
-    “…De ki: ‘Şüphesiz Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi atıyorsunuz?”(A’râf,7/28)
Şu halde, bu ayetlerin gereği olarak İnsanoğlunun Allah Tealâ’nın verdiği akıl ile düşünmesi, tefekkür etmesi ve şu sorulara cevap vermesi gerekir: Ben nereden geldim, nereye gidiyorum? Beni yaratan, canlı-cansız tüm varlıkları, sistemleri yaratan kimdir? Yaratılışın esası ve sebebi nedir? insanoğlunun, ortalama 60-70 sene gibi kısacık bir hayat için dünyaya getirilmesinin, yaşatılmasının sebebi-hikmeti nedir? Yukarıdan beri anlattığımız ve her birisi hayranlık uyandıran mükemmel bir sistem olan yaşantıları; canlıların her birinin beynindeki ve duygu hayatındaki çip’e göre işleyen yaşamı, sistemi, duyguyu, düşünceyi, seçimi, iletişimi, beslenme zincirini son derecede ahenkli ve düzenli şekilde kuran ve milyonlarca yıldan beri hiç bozulmadan süren bir denge içinde yöneten Yüce Varlık kimdir? Din olmasa bu sorulara nasıl cevap vereceğiz? Cenab-ı Allah’ın yardımı olmasa bu sorulara asla cevap verilemez. Allah Tealâ’nın yardımı da bize bir “din” vermek, din kurmak, din bahşetmek suretiyle olmuştur. Evet, “din” olmasa bu sorulara asla cevap bulamayız! İşte bu Yüce Varlığın Cenab-ı Allah olduğu sonucuna din sayesinde varmaktayız. Doğum, ölüm, yaşam, ahiret hayatı; sevap, günah, ahlâklı olmak, iyilik yapmak, umut etmek v.b. ancak din ile anlam kazanır!
 “İnsan ruhu Allah’tan geldiği gibi yine Allah’a gideceği için sonsuz olmuştur. Ruhu Allah’a götüren yolları açan ve bu yolculuk için gerekli kuralları koyan da dindir. Din, bize en iyi, en güzel ve en doğru olanı gösterir. Din yolunu içtenlikle izleyen kimse, bu dünyada erdeme ulaşır” (Prof. Dr.Hayati Hökelekli, İnsan Olmanın Anlamı, İslâma Giriş, Gençliğin İslâm Bilgisi, Diyanet İşleri Bşk.yayını,Ankara 2007, s.18)
Din, hem nereden gelip nereye gittiğimizi; doğumun ve ölümün anlamının ne olduğunu; varoluşun, varlığın sebebinin ve esasının; insanoğlunun kısa bir süre bu dünyada yaşatılma hikmetinin ne olduğunu; tüm canlı varlıklar arasındaki, özellikle insanların birbirleriyle olan münasebetlerinin-ilişkilerinin kurallarının ne olduğunu; nihayet insanların Cenab-ı Allah’a karşı sorumluluklarının neler olduğunu, bu mükellefiyet ve sorumlulukları hangi kurallara göre yerine getireceğini Peygamberler aracılığıyla belirler! Din, hava-su-gıda gibi bir ihtiyaçtır! 
Bütün sorun, Allah’ın varlığını kavrayabilmekten veya kavrayamamaktan kaynaklanır: Din ve peygamberler yardımı ile yukarıdaki sorulara cevaplar verebilen; yukarıdan beri anlattığımız yaşantıları, sistemleri, çip’leri kuran-yaratan Yüce Varlığın kim olduğunu bulan mümin kişi, Allah’ın varlığını fark etmiştir, O’nu yeterli şekilde kavrayabilmiştir. Bu sayede de Allah’a teslimiyet içinde olmuştur! Ateistler ise, Allah’ın varlığını idrak edemeyen, gaflet içinde olan kişilerdir. Bunlar, günlük hayatta Allah gerçeğinin idraki içinde değillerdir. Allah’ın varlığını idrak etmeyen kişi için yukarıdaki soruların cevabı yoktur; gaflet perdesi her şeyi örtmektedir; her yer kapkaranlıktır. İşte Kur’ân bu karanlığı aydınlatan bir nurdur!
İnancı olmayanların sorunu inkârcılıktır; imân edenlerin bazılarının sorunu da düşünmemek, tefekkür etmemek, gönül gözü ile görmemektir, dolayısıyla şükretmemektir:
- Bu mübarek Ramazan ayı yazılarımızda Yüce Yaratan’ın, amacının ne olduğunu, yaratılışın hikmetinin ve sebebinin ne olduğunu açıklayacağız.
- Allah’ın ve İslâm’ın; bütün insanlığı kuşatan, çağdan çağa hiç değişmeyen evrensel mesajının ne olduğunu anlatmaya çalışacağız.
- Kur’an ahlâkını, bütün güzellikleri şahsında toplamış olan Efendimizin “Muhammedî” ahlâkını tanıtmaya çalışacağız.
- Kur’an ve Hadis’e göre zikir, şükür, dua, tövbe, sabır, infak, merhamet, cimrilik, israf, haram-helâl, ihsan, ihlâs, Salih amel, kibir, gurur, hayasızlık, iyiliği emredip kötülüğün men edilmesi, ana-babaya iyi davranmak, kul hakkına saygı, ahde vefa, gıybet, edep, münafıklık, namazda huşû içinde olmak v.b. ne demektir anlatmaya özen göstereceğiz.
- Kutsal kıblemiz olan, Allah’ın evi Kabetullah’ı tanıtmaya çalışacağız.
- Huzurlu yaşamanın sırrını; davranış ve hareketlerimizde “inşallah” demenin önemini açıklamaya gayret edeceğiz.
- “Ölüm” ve ikinci hayatı nasıl izah edebiliriz? Üzerinde duracağız!
- Kur’an-ı Kerim'e göre cennet ve cehennem nasıl bir yerdir? Cenneti ve cehennemi tanıtan, tanımlayan ayetleri toparlayıp gözümüzde canlandırmaya çalışacağız.
Yazılarımızın her birini kesip biriktirilmesini, eşine- dostuna, özellikle de gençlere okutulmasını rica etmek, bilmem ki tarafımızdan yapılmış aşırı bir istek mi telâkki edilir!
Kalın sağlıcakla…

TANRI DERGÂHI
Yüce Mevlâm hep güle bak yüzüme,
Bakışınla doğru yola gireyim.
Yüreğime, benliğime, özüme,
Akışınla Dergâhına gireyim!

Yâ Râb, teşrif ettin gönül köşküne!
Ben eridim Sende, döndüm şaşkına,
Beni benden alan derin aşkına,
Yakışınla Dergâhına gireyim!

İçimde bu aşkın en güzel yanı,
Ne edeyim aşktan yanmayan canı?
Gözlerimden sicim gibi mercanı,
Döküşümle Dergâhına gireyim!

Yâ Râb, her an hayalimle düşümle,
Çıkayım huzura olgun yaşımla,
Yüzüme bakarsan çatık kaşınla,
Bakışınla Dergâhına gireyim!

OYTAN Muammer gönül gözün kör!
Aç gözünü artık gerçekleri gör! 
Azgın nefsinin ol defterini dür,
Dürüşümle Dergâhına gireyim!
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.