banner391
banner405

Duygusal yeme alışkanlıkları

Yemek ne zaman fiziksel, ne zaman duygusal bir ihtiyaçtır? Duygusal yemek yeme alışkanlığı nasıl terk edilir

Duygusal yeme alışkanlıkları

banner404
YEMEK, kültürümüzün vazgeçilmez bir parçasıdır. Büyük bir mutluluğu paylaşmak ya da kutlamak istediğimizde mutlaka işin içinde yemek vardır. Doğum günleri, yıldönümleri, açılışlar, davetler, düğünler hep yemek odaklıdır.

Yemeğin keyifle arasındaki bağ, kişisel boyutta da hayatımıza girmiştir. Örneğin, çok yorulduğumuz bir günün ardından, leziz bir tatlıyla kendimizi ödüllendirmek isteriz. Yoğun bir plates dersinden çıkınca, yaktığımız kaloriler sayesinde güzel bir yemeği hak ettiğimizi söyleriz.

İçselleştirdiğimiz yemek odaklı yaşam tarzı, bize zor günlerimizde bir sığınak hissi ile geri döner. Bu mutluluk temsili olan yemeklerde, teselli ararız. Bir dilim kekin o an için huzur getireceğinden emin olarak, suçluluk hissini göz ardı edip tabağımıza alırız.

İnsanlar yoğun duygular yaşadıklarında, dönem dönem kendilerini yemekle gereğinden fazla samimi olurken bulabilirler. Var olabilmek için yemeğe ihtiyaç duyan insan, bazen bu açlık giderme duygusuna olduğundan farklı bir anlam yükler. Acıkmış biri için, yemek hazine demekse, doymak büyük bir rahatlama ve mutluluk anlamına gelir.

İnsan, can sıkıcı olaylar yaşadığında, üzücü haberler aldığında ya da içinden çıkamadığı olumsuz duygularla karşılaştığında, aynı rahatlamaya ihtiyaç duyar. Bu huzuru duygusal olarak nasıl elde edeceğini bilemediğinde ise, yemeğe başvurur. Nefsi açlık sinyalleri verir ve doyum arzular.

Bu gerçek açlıktan farklıdır. Fiziksel değil, duygusal bir ihtiyaçtır. Olumsuz duygularla mücadelede yemekle rahatlama sağlama alışkanlığına sahip olan insanların arzusu, yerken dikkatlerinin dağılması ve baş etmek zorunda bırakıldıkları duygularını arka plana atabilir.

Oysa anlaşılması gereken yaşanan yıpratıcı duygunun, hayat döngüsünün bir parçası olduğudur. Mutluluk, neşe, kahkaha, sevgi, aşk kadar acı, mutsuzluk, keyifsizlik, can sıkıntısı ve hayal kırıklığı da yaşam denen sürecin bir parçasıdır. Önemli olan, onlarla karşılaşıldığında ne yapabileceğinizi bilmektir.

Peki, yeme alışkanlıklarının duygusal boyutunu bilmek, insanın kendini rahatsız ya da depresif hissettiğinde kontrol altına almakta zorlandığı duygusunu yemekle bastırma arzusunu geçirir mi? Cevap, bu farkındalığın ancak ilk adım olabileceğidir. Yemeğe odaklanan kişinin ihtiyacı aslında sinirlerinin yatışması ve sakinleşmektir.

Nasıl ki bir alışkanlık ancak yeni ve daha sağlıklı başka bir alışkanlık edinildiğinde değiştirilebilirse, yemeğe olan ruhsal bağlılık da ancak daha sağlıklı bir yeme alışkanlığı kazanılarak aşılabilir. Her insan farklıdır. Yeme alışkanlıkları da öyle… Önemli olan kendine uygun olan yeme düzenini bulup, hayata geçirebilmektir. Tıpkı La Fontaine’in “Tilkiyle Leylek” masalında olduğu gibi…

Masalda, tilki bir gün leyleği yemeğe çağırır. Hevesle kabul eden leylek, misafirliğe gittiği akşam, nefis kokan yemeğin masaya tabakla servis edildiğini görür. Ne kadar çabalasa da gagası yemesine engel olur. Yaşadığı hayal kırıklığını anlatma çabasıyla, bir başka akşam tilkiyi evine davet eder. Özene bezene yaptığı yemeği anlatmasından iştahı kabaran tilki, geldiği akşam sofrada sabırsızlıkla bekler. Ancak, yemek upuzun, dar bir kapta servis edilince, bir türlü ulaşamaz arzuladığı yemeğe.

İnsanlar da kendilerine uygun olan tabağı bulmadan, yeme alışkanlıklarını sağlıklı bir düzene oturtamazlar ve yemek onlar için ulaşılacak bir ödül, belki de sonunda onları çok leziz bir doyma hissinin beklediğine inandıkları bir nesneye dönüşür.

Kendinize uygun olan yemek tabağını, bir başka deyişle yeme alışkanlığını bulmak kolay bir süreç değildir. İnsan, hangi saatlerde acıktığını, ana yemekleri mi ara öğünleri mi tercih ettiğini, sağlıklı yemeklerden hangilerine ne derecede ulaşabildiğini, kendi yemeğini yapıp yapamadığını ve çalışma saatlerini göz önünde bulundurarak denemeler yapmalıdır. Bunun yanı sıra büyük miktarlarda ve sıklıkla yeme arzusunu tetikleyen yoksunluk duygusunu keşfetmesi gerekir.

İnsan, “Kendimi mahrum edemem”, “Neden her istediğimi yiyemiyorum?”, “Bu haksızlık” dedikçe, sağlıklı yeme düzenini, onun keyfini ve özgürlüğünü kısıtlayan bir sistem olarak algılar. Oysa bu özgürce yapılan bir tercihtir. İnsan, neden daha sağlıklı bir yeme alışkanlığı geliştirmek istediğini ve duygusal yeme huyundan vazgeçmeye karar verdiğini kendisine sıkça hatırlatmalıdır.
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.