banner391
banner405

Türkiye’nin Su Meclisi kuruldu

TÜRKİYE Erozyonla Mücadele Vakfı (TEMA) Alanya Gönüllüsü Engin Özdemir, Türkiye’de uygulanan su politikalarının mağdur ettiği insanların, 16-17 Ocak 2010’da Rize İkizdere’de düzenledikleri ilk genel kurul toplantısında Türkiye Su Meclisi’ni kurduğunu bildirdi.

Türkiye’nin Su Meclisi kuruldu

banner404
 Türkiye’nin 81 ilinden gelen katılımcılarla gerçekleştirilen Türkiye Su Meclisi’nin Genel Kurulu’nda Yürütme Kurulu Üyeliği’ne İstanbul’dan Güven Eken, Ümit Gürses, Çanakkale’den Güneşin Oya Aydemir, Muğla’dan Berna Babaoğlu Ulutaş, Konya’dan Pervin Çoban, Rize’den Kadem Ekşi, Antalya’dan Hediye Gündüz, Artvin’den Bedrettin Kalın ve Zonguldak’tan Yakup Okumuşoğlu seçildi.
Suyla ilgili yanlış uygulamaları engelleyerek suyun akılcı kullanımını sağlamak amacı ile çalışacak Türkiye Su Meclisi’nin, bilimsellik ve gerçeklikten uzak “su boşa akar” düşüncesine karşın doğada tek damla suyun bir boşa akmadığı gerçeğinin savunucusu olacağını söyleyen TEMA Alanya Gönüllüsü Engin Özdemir, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: Türkiye’nin dört bir yanında yürütülen mücadeleleri ulusal ve uluslar arası ölçeğe taşıyacak olan Türkiye Su Meclisi, yeni bir su çerçeve yasasının hazırlanması, Elektrik Piyasası Kanunu’nda tadilat yapılması, DSİ Teşkilat ve Vazifeleri Kanunu’nun değiştirilmesi ve suyun ekolojik etki ve katkısını esas alan entegre havza planlaması yapılmadan uygulamaya sokulmuş tüm projelerin durdurulması için çalışacak. Şu anda şirketler yaşamın kaynağı, can damarı olan dere ve nehirlerimize hiçbir planlama yapmadan ve kural tanımadan dilediği gibi inşaat yapıyor. Bunun adı kelimenin tam anlamıyla dere soykırımdır. Türkiye Su Meclisi bu soykırımın ve suyun doğadaki döngüsünü parçalayan her türlü müdahalenin önüne geçmek için kuruldu. Genel Kurul sonucunda bir manifesto açıklayan Türkiye Su Meclisi’nin manifestosunda şu görüşlere yer verildi: Doğa kendi başına vardır ve insan doğanın sadece bir parçasıdır. Doğa bir nesne değildir. Kendi kadim kuralları doğrultusunda, değerli bir işleyişe sahiptir. Doğa ticari bir mal haline getirilemez. Su yalnızca doğaya aittir ve onun ayrılmaz bir parçasıdır. Su bulunduğu havzaya aittir. Doğal bir varlıktır, kaynak değildir. Su kendini ancak akarak var edebilir ve doğada tek bir damla su bile boşa akmaz. Suyun özelleştirilmesi ve suya efendi atanması kabul edilemez. Sürdürülebilir kalkınma, koruma, kullanma dengesi gibi ilkeler doğanın sömürülmesi için gerekçe gösterilemez. Yaşamın yegane kaynağı olan doğanın “Çevre” diye tanımlanarak hayatın dışına çıkarılması kabul edilemez. Su, tüm dünyada ve üzerinde bulunduğumuz coğrafyada, yaşamın temel koşuludur. Yaşam, suyla başlamıştır. Su olmadığında sona erecektir. Su alınıp satılacak ticari bir mal değildir,  tüm canlıların ulaşmaya hakkı olan doğal bir varlıktır. Türkiye’nin dereleri, nehirleri, gölleri ve yer altı suları son elli yıldır artan bir hızla talan edilmektedir. Kısa bir süre içinde, Marmara Denizi’nden daha büyük bir gölalanı kurutulmuş, yüzlerce nehir ve derenin doğal işleyişi bozulmuş, yer altı sularımız onlarca metre aşağıya inmiştir. Bu nedenlerle, sayısız canlı türünün nesli tükenmiş, tarım alanları çoraklaşmış, coğrafi belleğimiz parçalanmış ve atalarımızdan miras aldığımız çok sayıda doğal ve tarihi alan sular altında kalmıştır. Barajlar, hidroelektrik santraller, doğal göllerin kurutulması ve yanlış sulama uygulamaları bu yok oluşun ana nedenleridir. Oysa, insan dahil olmak üzere doğanın her bir zerresi, hayatta kalabilmek için göl, nehir, dere ve yer altı sularının bütünlüğüne, yani sağlıklı bir su döngüsüne muhtaçtır. Durum böyle devam ederse, bu coğrafyadaki yaşam, tarihte hiç görülmediği kadar tehlike altına girecektir. Türkiye’deki bitki ve hayvan türlerinin büyük kısmı yok olacak ve yüz binlerce insan doğdukları toprakları terk edecektir. Yürürlükteki su politikasının vaat ettiği enerji ve tarımsal kalkınma, aynı politika nedeniyle kaybetmekte olduğumuz değerlerin bir tek zerresinin dahi yerini tutamaz. Biz Türkiye Su Meclisi’nin kurucuları ve yürürlükteki su politikasının mağdurları olarak aşağıdaki gerçeklerin altını çiziyoruz. Doğa kendi başına vardır ve insan doğanın sadece bir parçasıdır. Doğa bir nesne değildir. Kendi kadim kuralları doğrultusunda, değerli bir işleyişe sahiptir. Doğa, ticari bir mal haline getirilemez. Su, yalnızca doğaya aittir ve onun ayrılmaz bir parçasıdır. Su, bulunduğu havzaya aittir. Doğal bir varlıktır, kaynak değildir. Su kendini ancak akarak var edebilir ve doğada tek bir damla su boşa akmaz. Suyun özelleştirilmesi ve suya efendi atanması kabul edilemez. Sürdürülebilir kalkınma, koruma kullanma dengesi gibi ilkeler doğanın sömürülmesi için gerekçe gösterilemez. Yaşamın yegâne kaynağı olan doğanın, “çevre” diye tanımlanarak hayatın dışına çıkarılması kabul edilemez. Kendi var oluşumuza, ait olduğumuz topluma, yaşadığımız gezegene ve gelecek nesillere karşı duyduğumuz vicdani sorumluluğun sonucu olarak, suya ilişkin tüm faaliyetlerde aşağıdaki esasların uygulanması gerektiğini savunuyoruz. Doğa hakkı ve buna bağlı olarak su hakkı, insan haklarının gerçekleşmesi için bir zorunluluktur. Su, insan dahil tüm canlılar için aynı derecede değerlidir. Suyla ilgili meseleler, ancak böyle bir anlayışın hakim olduğu adalet duygusu ile çözülebilir. Su, günübirlik değişen yasal düzenlemelerin öznesi olamaz. Kesin düzenlemelere sahip ekolojik temelli bir su yasası, su ihtiyacının doğru ve adil temini için en temel zorunluluktur.
Su korsanlığı ile buna aracılık eden hiçbir ulusal veya uluslar üzeri örgütlenmeler desteklenemez. Yer altı sularından doğal dolum hızından daha fazlası çekilemez. Kurak iklime sahip bölgelerde salma sulama yapılamaz. Suyun havzalar arasındaki veya bulunduğu havza içerisindeki doğal döngüsünü parçalayan faaliyetler oluşturdukları ekolojik,  ekonomik ve sosyolojik zararlar nedeniyle kabul edilemez. Suya erişim hakkı, toplumun tüm kesimleri için sürekli ve eşit olmalıdır. Bizler, Türkiye’nin dört bir yanından gelen sivil toplum kuruluşları, hukukçular ve bilim insanları, Rize, İkizdere’de buluştuk. Burada, yukarıda tanımlanan koşullar ve nedenlerden dolayı, Türkiye Su Meclisi’ni kurduk. Amacımız, doğa hakkını anayasal güvence altına alarak suyun kamu tarafından sahiplenilmesini sağlamaktır. Bu gerçekleşene kadar, tüm hidroelektrik santral (HES), baraj ve drenaj projelerinin, havzalar arası su transferi ve sulama projelerinin karşısındayız. Türkiye Su Meclisi, yukarıda belirtilen esasların tamamı uygulanana kadar çalışmalarını sürdürmeye kararlıdır. Meclis, havadan, topraktan ve sudan aldığımız yaşam enerjisinin, insan eliyle üretilen enerjilerden çok daha önemli olduğunun farkındadır. Türkiye Su Meclisi’nin tüm üyeleri, üzerinde bulunduğumuz coğrafyada kurulmuş bütün uygarlıklara ve bugünün insanına yaşam veren doğanın önünde saygıyla eğilmektedir. 
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.