Geçen hafta sonunda Taksim'deki çapulcuları(!) gördüğümde olayların özünün ne olduğunu şapadanak çözdüm. Beklediğimin tersine ortada gelir düzeyi farklılıklarının neden olduğu bir kalkışma değil, insafsızca ve orantısızca(!)...

Geçen hafta sonunda Taksim’deki çapulcuları(!) gördüğümde olayların özünün ne olduğunu şapadanak çözdüm. Beklediğimin tersine ortada gelir düzeyi farklılıklarının neden olduğu bir kalkışma değil, insafsızca ve orantısızca(!) uygulamaya sokulmuş bir zekânın doğurduğu mizah ve yaratıcılığın ürünleri vardı. E, haliyle bu orantısızlığın dengelenmesi gerekirdi; onu da ayrı bir dil kullanarak Salı sabahı çözmeye girişti, gurup toplantısı öncesi(!)
Zekânın bir dağıtımı, bir de kullanımı olmalı diye düşündüm… Dağıtım dediysem zembille değil tabii ki; genetik geçişten bahsediyorum… Hadi ırkçılık yapmayıp, zekânın gelişmesi için asıl etmen sayılan çevre faktörünü ele alalım… Büyük resme baktığımızda Anadolu’nun bir mizahçılar yatağı olduğunu görürüz. Bir köprü olan Anadolu ne tiranlar görmüş, geçirmiş. Atının yularını tutan istilacı hükümdar, halkın üstünden geçip öte yana gitmiş. Anadolulu zorbaya itaat etmeye o zamanlarda başlamış. Ama bir yandan da zulmü kavramış, kellesinin vurulması pahasına mizah üretmiş; naa’pacak başka!
Günümüzde ise, genleriyle zeki doğanlar diğerlerinin aksine özgürlükçü ortamlarda ve sevgiyle büyümüşler. Evrensel değerlerle donanmışlar, dünyayı anlama yetenekleri yani zekâları artmış. Geliştikçe farklılıklara tahammülü, insana doğaya saygıyı öğrenmişler. Diğeri ise ailesinden başlayarak yaşamı boyunca örselenmiş. Dogmatik değerlerle yüklü olan eğitimi, beyin kıvrımlarını geliştirmemiş. Ezikliğini örtmek, rahat etmek için kendisi gibi olanlara iyice yanaşmış, çıkar birliği yapmış. Böylece iyice ayrışmış…
Zekânın kullanımına gelince; üreterek değil fırsatları değerlendirerek bir büyüme seçtikleri için, beyinlerindeki zekâ kırıntıları hep hinliğe çalışmış. Yaşamdaki açıkları kovalamışlar; yararlarına kullanabilmek için kuralları bozmakta ısrarcı olmuşlar. Yaratıcılıkları bir öncekini bozarak gerçekleşmiş ancak. Hep bir başkasını ittirerek öne geçmişler. Yalan söylemişler, takiyye yapmışlar.
Sıra berikilerle ortak yaşamaya gelince, zekâ oranlarındaki farklılık ilişki kurmalarını güçleştirmiş. Bunun yerine, eğer yönetim erkini ele geçirmişlerse zorbalığı yöntem olarak seçmişler. Aşağılık komplekslerini yenmek için, eşit koşullarda yarışamadığı, diyalog kurmakta zorlandıkları karşıtlarını yok etmeyi denemişler. Onlardan hınçlarını böyle almışlar.
“Onların anladığı dil” derken aslında kendi kafasındakini kullanmış, diyalogu sırasında; Taksim’i provokatörleriyle tekrar savaş alanına çevirirken… Başvurduğu apayrı bir dil. Bu coğrafyada, kadim Anadolu topraklarında yalnızca istilacıların kullandığı, yerleşik halka ait olmayan bir üslup… Belki Arap yarımadasında ancak görülebilecek. Üstünde uygarlıkların doğup batmadığı; kurak, çorak; şimdilerin uşak topraklarında… Örnek aldığı…