banner391
banner405

'O patlamalar uyarıdır'

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Gemi ve Deniz Teknolojisi Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oya Okay, Marmara Denizi'nde son yıllarda sıklaşan fitoplankton patlamalarının uyarı olarak kabul edilmesi gerektiğini söyledi

'O patlamalar uyarıdır'

banner404
Okay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, deniz kirliliğinin birçok nedeninin olduğunu belirtti. Karasal alanların, deniz kirliliğinin başlıca nedenlerinden biri olduğunu ifade eden Okay, şunları anlattı: "Karasal kaynaklar, denize kıyıdan ulaşırlar. Deniz kirliliği atmosfer kaynaklı da olabilir. Gemilerin, otomobillerin egzoz gazları, havaya karıştıktan sonra denize çöker. Kimyasal ve biyolojik atıklar da önemli deniz kirleticileridir. Tarımsal alanlarda kullanılan ilaçlar, gemilerde kullanılan boyalar... Evsel atıklar ise diğer kirleticilere göre biraz daha masum ama onların da denize çok yoğun girişi, yoğun besin elementlerinin oluşumuna yol açıyor." Okay, tüm bu kirleticilerin denize yoğun girişinin plankton patlamalarına neden olduğuna dikkati çekti. 
Planktonların deniz, göl gibi alanlarda görülmesinin normal olduğunu dile getiren Okay, şöyle devam etti: "Fitoplanktonlar da bialk ya da mikro alk dediğimiz bu canlılar aslında bitkisel canlılar. Bunlar azot ve fosforla beslenir ve ürerler. Bu ekosistemin doğal bir döngüsünün ilk basamağıdır ancak gereğinden fazla besin elementinin ortama girmesi bunların da aşırı çoğalmasına yol açıyor. Bunların aşırı çoğalması sonucunda yoğun ölümleri de görülür. 15- 20 günlük ömrü olan canlılar. Öldükten sonra her canlı gibi onlar da çürürler. Ortamda çürürken, oksijeni kullanırlar. Oksijenin doğal deniz ortamındaki seviyesi çok önemli. Oksijenin çok düşük seviyeye düşmesi ortamın kokuşmasına yol açar." "Deniz, fitoplanktonların rengini alır" Okay, denizdeki planktonların gözle değil mikroskopla görüldüğünü, yoğun oldukları dönemde denizin de onlarla aynı rengi aldığını söyledi. Türkiye'de plankton patlamalarının zaman zaman görülebileceğini ifade eden Okay, şöyle konuştu: "Bu patlamaların sıklık derecesi son yıllarda arttı. Marmara Denizi'nin doğal bir yapısı var. Marmara kapalı bir deniz ve dünyada Marmara gibi bir örnek yok. Çünkü üst suyu Karadeniz'den geldiği için farklı bir tuzlulukta, Akdeniz'den gelen suyu faklı bir tuzlulukta. İki tane su tabakası üst üste duruyor. Marmara özel bir deniz. Marmara dikkatle ihtimam gösterilmesi gereken bir alan. Dip tabakada oksijeni az. Dip tabakaya artık daha fazla müdahale etmemek lazım." Okay, Karadeniz'e kuzeybatıdan bir takım nehirlerin aktığını, bu nehirlerin kirli atık sularını getirdiğini aktardı. Akıntı sistemiyle bu suların da Marmara Denizi'ne geldiğini dile getiren Okay, "Karadeniz'i temizleyemedikten sonra Marmara'yı temizleyemezsiniz. Sanayinin en yoğun olduğu yer Marmara. İstanbul gibi mega kentin kıyısında. Marmara'da son yıllarda sıklaşan fitoplankton patlamaları uyarı olmalı. Bu ekosistem artık 'Bana fazla müdahale etmeyin' diyor. Marmara zaten potansiyel olarak buna çok müsait. Bundan sonraki her müdahale sistemi negatif etkilemeye aday. Bundan sonra daha fazla dikkat etmek lazım" diye konuştu. Okay, "Marmara ölüyor, ölmeye devam ediyor" şeklinde bir nitelemenin mümkün olduğunu ve sisteme artık dokunmamak gerektiğine dikkati çekti. Denizdeki kirliliğin besin zincirine etkisini de anlatan Okay, "İnsan balıkla beslenen bir varlık. Balık da suda yaşadığına göre, o balığı son derece temiz tutmaya çalışmamız lazım. Özellikle midyeleri. Midyeler çok fazla kirletici toplayabilirler. Topladıkları kirleticilere rağmen ölmezler. Bazı alanlarda bilinçsizce midye toplanmaması gerekir. Uyarıcı levhalar konması gerekir. Yurt dışında böyle örnekler var. Fitoplankların bazıları zehirlidir. Bu zehir midyeye geçer ve midye yendiğinde sinir sistemimizi etkileyecek problemlere yol açabilir. Bunlar ölümcül olabilir. Balık ölümleri yaşanabilir ama eskisinden daha fazla risk altında değiliz" ifadelerini kullandı. "Müdahale azaldığında doğal denge sağlanabilir" İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü'nden Doç. Dr. Seyfettin Taş ve Yrd. Doç. Dr. Ahsen Yüksek de yaptıkları yazılı açıklamada, son yıllarda özellikle kıyı kullanımının en fazla olduğu Marmara Denizi ve yoğun yerleşim merkezlerinin bulunduğu denizlerde fitoplanktonların aşırı üremesinin kirliliğe bağlı olarak ekosistemin doğal şekilde ortaya koyduğu bir tepki olduğunu ifade etti. Bu tür olayların sıklaşması ekosistem sağlığı açısından olumsuz sonuçlara yol açabileceğine işaret edilen açıklamada, şunlar kaydedildi: "Marmara Denizi'ndeki kirlilik insan sağılığını etkileyecek boyutta değildir ancak insan sağlığı açısından çeşitli zararlı etkilere neden olabilen fitoplankton aşırı üreme olaylarına karşı tedbirli olunması büyük önem arz etmektedir. Aşırı üremeye neden olan herhangi bir fitoplankton türü potansiyel olarak zararlı ya da toksik özellikte olabilir. Bu nedenle söz konusu bölgede gerek deniz ürünlerinin tüketilmesi ve gerekse de insan vücudunun deniz suyuyla direkt olarak teması sonucu çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Deniz ortamına olan insan kaynaklı müdahaleyi azalttığımız ölçüde doğal dengenin sağlanması mümkündür." Açıklamada, Marmara Denizi'ne verilen evsel-endüstriyel atık suların biyolojik arıtmadan geçirilmesi, yoğun deniz trafiğinden kaynaklanan kirleticilerin engellenmesi, özellikle hamsi, istavrit ve sardalya gibi balıkların avcılığına sınırlama getirilmesi ve insanlara verilecek eğitimlerle yeterli bir çevre bilincinin oluşturulması gibi önlemlerin kirlenmeyi büyük ölçüde engelleyeceği ifade edildi.
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.