banner391
banner405

Mostar'dan tarihe bakış

YENİ Alanya Gazetesi’nin köşe yazarlarından Arslan Bayır, edebiyat sempozyumu için gittiği Bosna Hersek’te kaldığı süre içerisinde yaşadıklarını Yeni Alanya’ya anlattı.

Mostar'dan tarihe bakış

banner404
 Tolga ŞİLİL
Bosna Hersek’i ırmak, köprü, cami, medrese (Hıristiyanlar için kilise), mezarlıklar şeklinde bölümleyerek anlatan Bayır, bombalanan ve katliamlara sahne olan sokaklardan tarihi Mostar köprüsüne kadar gördüklerini ve hissettiklerini şöyle aktardı:
Yine bir edebiyat sempozyumu için bu kez Bosna Hersek’e gidecektim. 27-1 Nisan arası Saraybosna’da yapılacaktı. Uzun araştırmalar yaptım. Sayın İsmail Gümüş’ün “Boşnak Türküsü” adlı öykü kitabı üzerinde karara varıp öyle bir çalışma yaptım. Kitaptaki öykülerin konusu ağırlıklı olarak Türkiye’ye gelip Trakya‘ya yerleşmiş olan Boşnak, Arnavut, Bulgar Pomak, Batı Trakyalı göçmenlerin yaşamlarını içermekteydi. Özellikle Boşnakların durumu ön planda olan bir çalışma idi kitapta anlatılan öyküler. 
Bu yazıyı hazırlamak için Bosna'yı gördükten sonra bu ülkeyi nasıl tanımlarım, diye aklıma bir soru takıldı. Gördüklerimi bir araya getirerek Bosna Hersek’i 5 kategoride tanımlayıp anlatabilecektim. Bunlar: Irmak, köprü, cami, medrese (Hıristiyanlar için kilise) ve mezarlıklar ülkesi. Doğal yapı olarak ülkeyi bir uçtan bir uca geçen büyük ırmaklar vardı. Bunlar: Bosna, Drina, Miljacka Irmağı, Neretva, Sava ırmaklarıdır. 
Cami ve medreseler de çok önemli bu ülke için. Sadece Osmanlı döneminde Saraybosna’da 78 cami yapılmış. Bugün bunların çoğu işler durumdadır. Bosna Hersek 10 kanton denilen bölgeden oluşan bir ülke. Müslüman Boşnakların yanında Hırvatlar ve Sırplar ile üç büyük ırk bulunmakta. 
27 Mart 2012 Sabahı saat 04 servisi ile Alanya’dan Antalya Havaalanı’na, oradan da İstanbul’a gittim. İstanbul’da havaalanında geçirdiğim süre sonrası diğer arkadaşlarla buluştuk. İki saate yakın geçen süre sonrasında Saraybosna (Sarajova) Havaalanındaydık. Bosna’yı o kadar çok benimsemişiz ki uçakta çok sayıda Türk vardı. Kimi iş için gidiyordu, kimi oradaki akrabasını ziyarete, kimi de turistik geziyi çıkmıştı. Balkan Yazarlar Birliği başkanı Osman Baymak, eşi ve Bosnalı arkadaşımız Azime Sadıkoviç bizi karşıladı. Kalacağımız Hecco otel şehrin merkezindeydi. En işlek caddeye 10 dakika bile sürmeyen bir yürüyüş mesafesinde olması, sonraki günlerde boş kaldığımız zaman gezmek için iyi bir fırsattı. Dört tarafı dağlarla çevrili bir başkentti Saraybosna. Saraybosna'yı ikiye ayıran Milhakja ırmağı üzerinde başta Roma köprüsü olmak üzere çok sayıda köprü bulunmaktadır. Bosna–Hersek 4.5 milyon nüfuslu bir ülke. Ülke yönetim açısından iki devlete bölünmüş durumdadır. Bunlar Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyetidir. 20 kilometre sahili olmasına rağmen limanı olmayın bir ülkedir. Ülkenin coğrafyası merkez ve güneyde dağlık, Kuzeybatı’da tepelik, Kuzeydoğu’da düzlük bir karakter sergiler. Başkent Saraybosna 800 bin nüfuslu bir kenttir. Saraybosna'da kenti ikiye ayıran ırmağın üzerinde sayısız köprü vardır. İlk günün yorgunluğunu otelde biraz dinlenerek geçirdikten sonra akşam yemeği öncesi kentin yamaçlarına kurulmuş Aliye İzzet Begoviç’in mezarının da bulunduğu mezarlığı ziyaret ettik. Sadece Saraybosna’da tespit edilen 11 bin insan savaşta ölmüş. İnsan mezarlıkta dolaşırken savaşın ne kadar vahşet bir şey olduğunu düşünüyor. Bir de yaşayanlar açısından bakılırsa tam bir vahşettir. Yemekten önce kenti ikiye bölen ırmağın iki yakasında bulunan tarihi Osmanlı yapısı köprüleri, cami ve medreselerden bazılarını görme fırsatı edindik. Merkez kabul edilen Başçarşı’nın bulunduğu alana yakın bir yerde akşam yemeğimizi yedik. Saraybosna mutfağıyla ünlüymüş. Hele börekleri meşhur dediler ve gezi boyanca ilk akşam olduğu gibi çok börek yedik. Hakikaten bu işi iyi biliyorlardı. Masadaki listeye baktığım zaman yemek isimlerinin hem Boşnakça, hem Türkçe olduğunu gördüm. Yemek sonrası sevda köşesi denilen sevdalinka anlamında bir yere gidiyoruz kahve içmek için. Bosna’da en çok kahve tüketildiğini öğreniyorum. Buradaki şadırvan kentin bir simgesi adeta. Çay kur firmasının olduğu iş yeri gözümüze çarptı, ama içeride çalışanlar Türkçe bilmiyorlardı. Kahve içtiğimiz yerde aynı zamanda ince belli bardaklarla Türk çayı da veriyorlardı. Merkezde de böyle çay servis eden bir yer daha vardı, burası küçük bir çay ocağıydı. Onu da daha önce buraya gelen Soner Bey’den öğreniyorum. Birlikte bazı günler bol bol çay içtik. Kentin dikkat çeken yerlerden birisi de Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına nedeni olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliaht prensi Franz Ferdinand ve eşini Gavrilo Princip adlı bir Sırp Milliyetçisi tarafından öldürüldüğü yerdi. Tarihi bir köprünün başında vurulmuş. Hemen karşısında müze var, eski Bosna’yı anlatan eserlerle dolu. 28 Mart Sempozyum dışındaki zaman diliminde bir yarım gün Bosna Irmağı’nın doğduğu yeri görmeye gidiyoruz. Irmağın etrafını parka çevirmişler. Suyu arklarla dağıtarak tüm parkı dolaştırmışlar. Dağların etekleri hala karla kaplıydı. Bahar daha uğramamış ki ağaçlar yapraklanmamıştı. Birkaç kare fotoğraf çekiyorum. Öğle yemeğinde alabalık var. Suların akışını seyrederek yiyoruz. Aynı günün akşamına doğru Bosna Savaşı’nda kentin tüm iletişimini özellikle Müslümanlar açısından sağlayan ve havaalanına 800 metre uzunluktaki tünele gidiyoruz. Savaşın soğuk yüzünü burada hissediyorum. Tünel gizlice 1993 yılının Temmuz ayında başlatılan çalışmayla 4 ay, 4 gün sürmüş. Askerler ve halkın işbirliğiyle kazılan bu tünel, bir metre genişliğinde, 1,6 metre yüksekliğinde. Şimdi kapalı, tünel eski iki katlı bir evin bodrumundan başlıyor. Şimdi birkaç metrelik giriş bölümü açık. Giriş kısmı o günleri anlatan eserlerle dolu. Tünel doğrudan havaalanına açılıyor. İlk cumhurbaşkanları Aliye İzzetbegoviç de birkaç kez kullanmış. Girişteki küçük odada Bosna savaşını ve tünelin işlevini anlatan bir CD seyrettik.
29 Mart günü gezimizde Travnik kenti vardı. İki kentin arası 90 kilometre. Fakat yollar çok iyi olmadığı için iki saatten fazla yolculuk yapıyoruz. Travnik’e varmadan önce Gisela adlı daha küçük bir kentten geçiyoruz. Gördüğüm kentlerdeki gibi şehri ikiye bölen ırmak var. Burası karma Boşnak ve Hırvatların birlikte yaşadığı kent olduğu için cami ve kilise yan yana bulunmakta. Buraya yakın olan bir başka küçük yerleşim yeri ise Foinitseca. Fatih Sultan Mehmet buraya gelince bir ferman yayınlıyor ve kimseyi öldürmeyeceklerini inançlarına saygı duyacaklarını söylüyor. Bu fermanın aslı kente yukarıdan bakan bir yamaçtaki kilisedeymiş. Fakat kilise tamiratta olduğu için içeri giremiyoruz. Travnik’e varmadan önce Ahmıçı köyüne gidiyoruz. ‘Bu köyde ne işimiz var’ demeden savaşın izlerini anlatan bir anıt caminin havlusunda bize bakıyor. Ahmıçı köyünün çoğunluğu Boşnak olmasana rağmen Hırvatlar çok büyük bir katliam yapmışlar. Lojmanından inen imam olayı anlatıyor. 16 Nisan 1993’te sabah ile öğle namazı arasında 116 kişi katletmişler. Hepsinin adı anıta tek tek yazılmış. Doğum tarihlerine bakılınca kiminin üç aylık bebek, kiminin 90 yaşında bir ihtiyar olduğunu görüyoruz. Burası orta Bosna kantonunun bulunduğu bir yer. Sabah bazıları namazda iken öldürülmüş. Bazıları kaçarken pencerede öldürülmüş. Emperyalizmin vahşeti kana doymaz hali karşısında insan donuyor anlatılanlardan sonra. Travnik ortasından ırmak akan bir yerleşim yeri vadide kurulmuş. Dağ yamaçlarında evler ve bir tarafta eski Travnik kalesi. Eski bir değirmenin çarkı hala yerinde duruyor su üstünden akıyor. Kaleden şehri seyredince bir hilali anımsatan yerleşim şekline göre 7 tane cami dikkatimi çekiyor. Kentin merkezinde hala çok faal olan ayrıca bir medrese de var.
Travnik’e gelinir de şair İvo Andriç’in evi ziyaret edilmez mi? Bir kahve içimlik zaman da olsa oraya doğru gidiyoruz. Kahveler geliyor. Her yerde olduğu gibi fotoğraf makinem burada da çalışıyor. Dönüşte hiç bir yere uğramadan geldiğimiz için yolculuğumuz kısa sürdü. Akşam yemeğinde yine Başçarşı civarındayız. Yemek sonrası Soner Bey’in bildiği küçük çay ocağında çaylarımızı içiyoruz. Eh, kahve bizi bozar arada bir çay olmazsa diye… Buradakiler kendilerini Boşnak saymakla birlikte “Biz Osmanlıyız” diyorlar. 30 Mart 2012 sabah erken çıkıyoruz yola üç saatlik bir yolculuktan sonra varacağız Mostar’a. Yollar çift geliş gidişli transit değil. Zamanı konuşarak ve Aliye İzzetbeğoviç’in hayatını anlatan CD’yi izleyerek geçiriyoruz. Önce, yine ortasından ırmak geçen köprülerin bol olduğu Koniç kentindeyiz. Koniç köprüsü kentin iki yakasını birbirine bağlıyor. Kentin çıkışından sonra bir kahve molası veriyoruz yol üzerinde. Öğleye doğru meşhur Mostar kentindeyiz. Burası Neratva Kontonu’nun idari merkezi ve Neretva ırmağı kıyısında kurulmuş. Mostar köprüsünü akşama doğru görmek için kente şöyle kısa bir gezintiye çıkıyoruz. Küçük bir parkta Neretva ırmağına sırtını vermiş Sırp şair Aleksa Satniç’in heykelini görüyoruz. O meşhur Emine şiirini yazan şair. Bir sevda şiir sondana tüm Bosna'da şarkı olarak bestelenip dinlenir olmuş. Acıklı bir aşk hikayesi. İnsanlar başka yerlere göçerken Santiç şöyle seslenmiş gidenlere: “Başka yerin güneşi sizi buradaki kadar ısıtmaz gitmeyin.” Öğleyin Sarı Saltuk Türbesi’nin de bulunduğu ve Neretva ırmağının doğduğu yerdeyiz. Kocaman dağın altı oyuk ve ırmak oradan doğup gürül gürül akmakta. Öğle yemeğinin ardında bir zamanlar buradaki Osmanlı’nın son kalesi olan Poçitelli’ye gidiyoruz. Bir dağın yamacında kurulu muhteşem görüntüsü ile yine ırmak kenarında kurulmuş bir yer. Bir çay içimlik zaman kadar kalıyoruz. Burada da Türk çayına rastlıyoruz. Öğle sonrası güneş, kenti çevreleyen tepelere doğru inerken dönüş yolumuzda olan Mostar’dayız tekrar. Mostar ki Neretva ırmağı üzerini tek gözle yapılmış Meşhur köprüsü ile ünlü. Bu köprü 1663 yılında yapılmış. Bosna Savaşı’nda 9 kasım 1993 Hırvatlar bombalamışlar ve Mostar Köprüsü’nü yıkmışlar. Bu tarihi miras 22 Temmuz 2004’de Türkiye’nin girişimi ile tekrar yapılarak kullanıma açılmıştır. Fakat kentin sokaklarında savaşın izleri, hala duruyor. Evlerin yanık yüzlere kendisini gösteriyor. Burada 2 saatten fazla kalıyoruz. Köprünün iki yakasında hediyelik eşya dükkanları, lokantalar, kafeteryalar bulunmakta. Köprü kentin iki yakasını birbirine bağlamakta. Fotoğraf çekimleri hemen herkesin ilk yaptığı şeydi. Bir kafeteryada oturup köprüye bakarak kahvelerimizi içiyoruz. O gün akşam herkes yorgun, uzun yolculuktan sonra otele gelip dinleniyoruz. 
31 Mart serbest günümüz, herkesin buluşma yeri Başçarşı ve Sevda Kuca civarı. O gün yine müze, cami, katedral, köprü en çok göreceğimiz yerlerdendi. Bosna Parkı, Sarjova Katedralı, Gazi Hüsrevbey Cami, Sebilj Çeşmesi, Saat Kulesi, Ulusal Müze, Bedesten, Kapalı Çarşı, Boşnak Enstitüsü bunlardan sadece bazılarıydı. Akşam yine ilk gittiğimiz günün lokantasındayız börek yiyoruz ve ardından Sevda Kuca’da kahve-çay molası. 5 günlük bir Bosna Hersek gezisini 1 Nisan günü tamamlamış olduk. 2 saat Saraybosna'dan geç kalkan uçakla İstanbul’da, gece yarısı ise tekrar Alanya’daydım.


banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.