banner391
banner405

İbrahim Kalın'dan flaş açıklamalar

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü  İbrahim Kalın, "(Suriye'de) devam eden acımasız savaşın son beş yılında  öğrendiğimiz bir şey varsa o da güvenli bölge oluşturmanın bu delice kitlesel  cinayetleri, kentlerin yok edilişini ve binlerce mültecinin Türkiye ile diğer  ülkelere akınını durdurmak için uygulanabilir tek seçenek olduğudur."  değerlendirmesinde bulundu

İbrahim Kalın'dan flaş açıklamalar

banner404
KALIN, Daily Sabah gazetesi için kaleme aldığı "Güvenli Bölgeler  Hayatları, İnsanlığımızı Kurtaracak" başlıklı makalesinde, Halep yanmaya devam  ederken dünyanın seyirci kaldığına işaret etti. Suriye'de güvenli bölgelerin oluşturulması için Türkiye'nin yaptığı  çağrının şimdiye kadar olduğu gibi acil ve hayat kurtarıcı olduğunu vurgulayan  Kalın, "Uluslararası toplumun eylemsizliği, sadece Esed rejiminin barbarlığına  zemin hazırlar, DAEŞ tehdidini yayar ve daha fazla masum yaşamın yok olmasına  neden olur." ifadesini kullandı. 
 ABD ve Rusya'nın 9 Eylül'de   birlikte ortaya koyduğu ateşkesin  başarısızlığa uğramasından bu yana Beşşar Esed rejimine bağlı güçlerin hava  saldırılarında yüzlerce kişinin öldüğünü hatırlatan Kalın, makalesinde "Sadece 25  Eylül'de çoğu çocuk ve kadın 60 kişi Halep'te öldürüldü. Kültür ve sanatın  sembolü olan, insan mozaiği bu tarihi kent, Suriye'de iç savaşın başladığı  2011'den bu yana en ağır hava saldırılarından bazılarına sahne oldu." ifadesine  yer verdi. 
Esed rejiminin, muhalif güçlerin kalelerinden birini ortadan kaldırmak  amacıyla Halep'te yaşayanların ve tüm kentin büyük bölümünü yok etmeyi  hedeflediğinin aşikar olduğunu belirten Kalın, "Bu, defalarca soykırıma varan  katletme ve zulüm kapasitesini kanıtlamış bir rejim." değerlendirmesinde bulundu. 
 Kalın, Esed rejiminin, zaman kazanmak ve korku salan stratejisini  sürdürmek için her ateşkes ve siyasi uzlaşma girişimini kendi çıkarları  doğrultusunda kullandığına işaret ederek, Rusya, İran, Hizbullah ve diğer milis  grupların desteğiyle Halep'i her gün varil bombaları ve hava saldırılarıyla ateşe  verdiğini bildirdi. 
Bu katliamdan Birleşmiş Milletler (BM) konvoylarının bile nasibini  aldığına dikkati çeken Kalın, Esed rejiminin, 71. BM Genel Kurulu'nun  düzenlendiği hafta tüm bunları yaparak utanmadan uluslararası toplumu  küçümsediğini ve açıkça uluslararası toplumla alay ettiğini kaydetti. 
İbrahim Kalın, daha önce de dile getirdiği gibi 18 Aralık 2015'te  kabul edilen BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2254 sayılı kararının, Suriye'de  savaşın sonlandırılması için yeni bir çerçeve ve kati bir süre belirlenmesi,  meşru, demokratik ve herkesi kapsayıcı bir hükümete doğru siyasi geçiş sürecinin  başlatılması ve insani yardımların gönderilmesi için düzenlenmesi gerektiğini  vurguladı. 
 Bu düzenlemenin, DAEŞ ile mücadeleye de yardım etmesi gerektiğini  belirten Kalın, 11 Şubat'ta kabul edilen "düşmanlıkların sonlandırılmasına" dair  Münih Anlaşması'nın, Cenevre'de BM'nin liderliğindeki görüşmelere temel  hazırlaması gerektiğini ancak Esed rejiminin yine görüşmeleri tüm anlaşmaların  ihlalinde ilerleme kaydetmek için kullandığını, bunun hiç şaşırtıcı olmadığını  ifade etti. 
 BM yetkililerinin, Esed rejiminin, BMGK'nın 2254 sayılı kararını ve  Münih Anlaşması'nı sistematik biçimde mütemadiyen ihlal ettiğini doğruladığını  hatırlatan Kalın, rejimin, Lazkiye ve Halep'in kuzeyinde İdlib'de muhaliflerin  elindeki, sivillerin bulunduğu bölgeleri bombaladığını, yüzlerce sivili  öldürdüğünü ve ihtiyaç içindekilere insani yardıma izin vermediğini kaydetti. 
 "Esed rejimine bir kez daha barış bahanesi vermenin anlamı yok" 
 Sözcü Kalın makalesine şöyle devam etti: 
   "Esed rejimine bir kez daha barış bahanesi vermenin anlamı yok.  Halep'deki suç çetesi, barış veya siyasi geçişle ilgilenmiyor. İnsani yardımların  sivillere ulaştırılmasına dahi tahammül edemiyorlar. Bir canavardan merhamet  beklemek aptallıktır. Bu çatışmanın askeri sonucu ne olursa olsun uluslararası  toplum, Halep'teki ve ülkenin geri kalanındaki sivilleri korumaya yönelik hareket  etmelidir. Bunu yapmanın en iyi yolu da siviller için güvenli bölgeler  oluşturmaktır.
 
 Bu acımasız savaşın son beş yılında öğrendiğimiz bir şey varsa o da  güvenli bölge oluşturmanın bu delice kitlesel cinayetleri, kentlerin yok  edilişini ve binlerce mültecinin Türkiye ile diğer ülkelere akınını durdurmak  için tek uygulanabilir seçenek olduğudur. Güvenli bölgeler, sivillerin  Suriye'deki savaşın ikiz canavarları Esed rejimi ve DAEŞ'in gelişigüzel işlediği  cinayetlerden korunmasına destek olacaktır. Sığınmacıların sayısını azaltacak ve  ülke içinde yerlerinden edilmiş insanlara sığınacak yer sağlayacaktır. Birleşmiş  Milletler (BM) ve diğer kurumlara insani yardım işlerini düzenleme olanağı  sağlayacaktır." 
Makalesinde, güvenli bölgelerin, Suriye halkına yalnız olmadıklarını  ve uluslararası toplumun onları korumak için burada olduğunu göstererek umut  duygusu aşılayacağını vurgulayan Kalın, bunun ABD ve Avrupa da dahil tüm ilgili  tarafların çıkarına olacağını ifade etti.
  Bunun ulaşılamayacak bir hedef olmadığına dikkati çeken Kalın, bu  bölgeler yapılırsa, askeri ve siyasi maliyetinin, Suriyelilerin dayandığı acıyla  ve son beş yılda her bir siyasi sürecin mutlak suretle başarısız olmasıyla  karşılaştırıldığında sönük kalacağını bildirdi. 
 "Uluslararası toplum bu amaca ulaşmak için araçlara sahip" 
 Kalın, Suriye'de güvenli bölgelerin kurulması için sözde zorlukların,  gerçek kaygılardan ziyade mazeretler gibi göründüğünü, DAEŞ ile mücadelede başarı  sağlandığını, bunun askeri açıdan daha az riskli olmadığını kaydetti. 
 Güvenli bölgeler oluşturmanın çok büyük yararları olacağına işaret  eden Kalın, "Bu sivilleri koruyacak, Esed rejimini müzakere masasına oturmaya  zorlayacak, mültecilerin sayısını azaltacak, Suriye'deki ılımlı muhalif grupların  elini koruma altındaki alanlarda rejime ve DAEŞ'e karşı güçlendirecek ve  Suriye'deki savaşa bir dereceye kadar denge getirecek." ifadelerini kullandı. 
 Kalın, makalesini şu şekilde sonlandırdı: 
 "Suriye'de güvenli bölgeler oluşturmanın yollarını aramak, suçlu Esed  rejimine ateşkes veya barış için yalvarmaya oranla siyasi ve ahlaki bakımdan daha  anlamlıdır. Uluslararası toplum bu amaca ulaşmak için araçlara sahip. Ancak  küresel politika üzücü ve utanılacak bir biçimde siyasi irade ve ahlaki vizyondan  yoksun. Zamanımızın bu en büyük ahlaki ayıbı, insanlığımızın Suriye halkıyla  öldüğü dikkate alındığında daha fazla hoş görülemez."
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.