banner391
banner405

Gülen'siz ihracat

"Bugün Gülen'siz bir Cemaat fikri, Erdoğan'sız bir AK Parti fikrinden daha akla yatkın daha baskın geliyor artık insanlara" diyen Gazeteci Hakan Turpçu, 17 Aralık operasyonu sonrası Beddua ile yaşanan kırılmayı ve Said Nursi'nin talebelerinin Fethullah Gülen'e yaptıkları sert uyarıyı yorumladı

 Gülen'siz ihracat

banner404

 

Gülen'in de Cemaat'i idare etmekten uzaklaştığının, hatta bir Paralel Cemaat'ten bahsedilebileceğinin altını çizen Hakan Turpçu'ya "Gülen'siz Cemaat" tanımını ve Paralel Cemaat derken neyi kasdettiğini sorduk.

- 17 Aralık'tan bu yana gelinen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Emniyet-Yargı cuntasının "Erdoğan'sız Türkiye" hedefli operasyonları tüm şiddetiyle devam ederken, o meşhur beddua ile olayların seyri bir anda değişti diyebiliriz. Artık Türkiye'nin her kesimi "kirli" bir sürecin işlediğinin farkına vardı. Cemaat artık tüm inandırıcılığını kaybetmeye başladı. Hatta kendi tabanı bile eleştirmeye başladı Hocaefendi'yi... Cemaat'in önde gelen isimlerinden Hüseyin Gülerce'nin "Başbakan Erdoğan hakkında içeriden dışarıdan tertip yapılmasını bir millet evladı olarak hazmedemiyorum, kabullenemiyorum" tweet'leri Gülen'in bedduasından daha bağlayıcı bir hal aldı.

- Bunun üzerine bir de Said Nursi'nin talebelerinin açıklamaları geldi…

Bediüzzaman Said Nursi'nin talebeleri Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayramoğlu, Salih Özcan, Mehmet Fırıncı ve Abdülkadir Badıllı, verdikleri gazete ilanında Gülen cemaatine açıkça şunu dediler: "Risale-i Nur'un hizmet esasları içinde Bediüzzaman Hazretleri'nin en fazla üzerinde durduğu ve büyük bir hassasiyetle riayet etmeyi bize ve bütün Nur talebelerine ders verdiği husus, bu hizmetin sadece ve sadece iman hizmetinden ibaret olduğudur."
Bakın bu adamlar Türkiye'deki Nur hareketinin en önemli isimleri, herbiri Said Nursi'nin "gerçek" öğrencisi ve şunları söylüyorlar: "Cemaat adına siyasi faaliyette bulunmak, siyasi partilerle pazarlık içine girmek, devlet içinde kadrolaşmak, iktidara ortak olmaya çalışmak gibi faaliyetlerin tamamı Risale-i Nur'un iman ve Kur'ân hizmetiyle tam bir tezat teşkil etmektedir."

- Açıklama gayet net diyorsunuz…

17 Aralık sürecinde kafası karışmış tüm vatandaşlar için, AK Partili CHP'li fark etmez, herkes için daha aydınlatıcı bir açıklama olamaz. Bütün bu konuştuklarımız ışığında bugün gelinen son noktada şunu söyleyebiliriz: 2013'te yaşanan tüm kriz süreçleri, yani Gezi olayları, dershane operasyonu ve en son 17 Aralık sürecinin temel hedefi "Erdoğan'sız bir Türkiye, Erdoğan'sız bir AK Parti"ydi. Ama beddua sürecinden bugüne kadar olaylar öyle bir aşama kaydetti ki... En son söyleyeceğimizi en baştan söyleyelim: Bugün Gülen'siz bir Cemaat fikri, Erdoğan'sız bir AK Parti fikrinden daha akla yatkın daha baskın geliyor artık insanlara.


GÜLEN'SİZ CEMAAT

- Erdoğan'sız bir AK Parti fikri, yerini Gülen'siz Cemaat'e mi bırakmaya başladı yani?

"Gülen'siz Cemaat" fikri zaten bir süredir giderek artan bir dozajda alttan alta telaffuz edilmeye başlandı. Geçtiğimiz günlerde Abdülkadir Selvi köşesinde, son olaylarla beraber Cemaat'in artık "ikiye ayrıldığını" kaleme almış ve "Gülen'siz Cemaat" fikrinden şöyle bahsetmişti: "AK Parti hizmetle, örgütü ayırıyor. Hizmete hürmet, örgüte operasyon..." Bu ifadelerden birkaç gün sonra ise bu sefer bir başka köşe yazarı, Abdurrahman Dilipak, Hocaefendi'nin yerine kimin geçeceğinin ipuçlarını veriyordu yazısında... Dilipak'ın iddiasına göre Cemaat'i yine içinden bir kişi ifşa etti. Bu kişi Gülen'in yerine geçecek isimdi ve kriptolara ulaşınca görevinden uzaklaştırıldı. Dilipak'ın diğer bir iddiasına göre ise Ocak ayında Cemaat'e dava açılacak. Ama asıl üzerinde durmamız gereken şey aslında bu iddialar değil, daha insani bir ayrıntı... O da Cemaat'te "taban"ın beddua sürecinden beri oldukça rahatsız olduğu... Hizmet ettiklerini sanarken çetenin bir parçası olarak yaftalanmak rahatsız edici tabii ki...

- Başbakan Erdoğan da operasyonu yapanları "çete" diye nitelendirmişti... Çeteleri bitirdik derken şimdi de yargıdaki çeteler mi çıktı?

Başbakan'ı en çok hiddetlendiren şey ne biliyor musunuz? Geçtiğimiz günlerde Sabah yazarı Mahmut Övür'e de anlattığı gibi, yıllardır "Beraber yürüdük biz bu yollarda" dediği insanların ellerindeki hançeri görmek. Sırtına uzanan bu eli hançerliler için "Olsun. Yine beraber yürürüz. Siyaset böyle bir şeydir" diyerek bedduaya zeytin dalıyla karşılık veriyor. Bu yanıtı siyaseten de vicdanen de uzun uzun tartışabiliriz. Bu arada yeri gelmişken, Mehmet Barlas'ın Gezi Olayları sırasında Tayyip Erdoğan'ın ruh halini anlattığı saptamasını tekrar hatırlamakta fayda var: "Başbakan aslında şanslı" demişti Barlas, "Yani yaşarken ve devrilmeden, kendisine karşı olanların hepsinin listesini gördü." Başbakan aynı listenin daha kapsamlı halini görmeye devam ediyor.

- Siz 17 Aralık tarihinin de aslında Türkiye için sembolik değerinin çok büyük olduğundan bahsediyorsunuz.

Cumhuriyet tarihimizin en önemli kilometre taşlarından biri olan Avrupa Birliği-Türkiye tam üyelik müzakerelerinin başlama kararı 17 Aralık 2004'te alınmıştı. Bu tarih çok önemli. Hatta AB'ye tam üyelik süreci tamamlandığında "Her şey 17 Aralık'ta başlamıştı" başlıklı haberler okuyacağız gazetelerde. Ve hatta Yalçın Akdoğan'ın sürecin tüm ayrıntılarına yaptığı tanıklıklarını anlattığı "Tarihe Düşülen Notlar" adında bir de kitabı vardır. Hükümetin en önemli icraatlarından biri olan bu önemli tarihin üzeri de bir şekilde kirletilmiş oldu.


HEDEF: ERDOĞAN'SIZ BİR TÜRKİYE

- Hizmet hareketinin kimi zaman bir dini oluşum, kimi zaman bir STK olduğu söyleniyor. Cemaat bir sivil toplum örgütü müdür?

Sivil toplum örgütü dediğin demokratik olur. Burada bir tek adam var. Tek lider. Son sözü o söylüyor. Beddua edilecekse o ediyor. Böyle bir sivil toplum örgütü olamaz, cemaat olur. Burada asıl üzerinde durmamız gereken soru, Cemaat'in Türk siyasi tarihindeki yeri olmalı. 

- Siyasi bir figür olarak Cemaat'i nasıl değerlendiriyorsunuz peki?

Eski Türkiye'nin mağdurlarından olan Cemaat, buna karşılık yeni devletin derin gücünün kendisine verilmesini istedi. Askeri vesayetin tasfiyesinde başrol oynadı, karşılığında güç ve konum talep etti. Son düzlükte, önce MİT üzerinden hükümete darbe operasyonu, sonra dershane saldırısı, ardından yolsuzluk operasyonlarıyla siyasi savaşın bir parçası haline geldi. Hatta son perdede eski düşmanı Ergenekon'la güçlerini birleştirmekte beis görmedi. Kamuoyunu, hatta Başbakan'ın yakın çevresini bile Başbakan'ın devrilebileceğine inandırmak istediler. Hepsinde, tüm saldırılarda amaç aynıydı: Erdoğan'sız bir Türkiye! Kısmen ya da tamamen.

- Hükümet bu planları görmezden mi geldi? Ya da hafife mi aldı?

Hükümet her seferinde Cemaat'le olan münasebetlerini kardeşlik hattı üzerinde tutmaya gayret etti. Hatta yapılan bazı planları görmezden gelmiş olabilir. Az evvel de bahsettiğimiz "beraber yürüdük biz bu yollarda" ruh haline sadık kalmaya çalıştı Hükümet. Ancak "siyasi bir figür olarak Cemaat"te işler artık çoktan kontrolden çıktı.


CEMAATİN ŞAHİNLER KANADI VE "PARALEL CEMAAT"

- Nasıl?

Buna Cemaat'in "şahinler kanadı" diyebiliriz. Medyada, emniyette, yargıda mevzilenmiş, ancak "çatışmacı" kimlikleriyle artık kontrolden çıkmaya başlamış bu isimler uzun bir süredir Hocaefendi'nin istemi ve bilgisi dışında operasyonlar yapmaya kalktılar. Çatışmaktan ve bilgi kirliliğinden besleniyorlar. Son dönemde istihbarat gazetecilerinin en çok konuştukları konu bu. Bir diğer konuşulan konu ise Cemaat'in içinde de bir "Paralel Cemaat" oluştuğu. Hatta Gülen'e o bedduayı "Paralel Cemaat"in ettirdiği... Yakında bu konuyu ayrıntılarıyla konuşmaya başlayacağız.
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.