banner391
banner405

Fethullah Gülen 'kaçın' mesajını böyle vermiş!

25 Aralık iddianamesine FETÖ lideri Fetullah Gülen'in, şüphelilerin de dahil oldukları örgüt  üyelerine  20 Aralık  2015'te yayınlanan "Mihneti zevk edinmişlerin yolu" başlıklı sohbetindeki  ifadelerinde "kaçın" mesajı verdiğinin anlaşıldığı yer aldı.

Fethullah Gülen 'kaçın' mesajını böyle vermiş!

banner404
BAKIRKÖY Cumhuriyet Başsavcılığınca, Fetullahçı Terör  Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY) 25 Aralık soruşturması  kapsamında usulsüz dinleme yapmasına ilişkin hazırlanan iddianamede, örgüte  mensup olan şüpheli hakim ve savcıların, ABD'de yaşayan örgüt lideri Fethullah  Gülen'in talimatıyla kanunen kendilerine verilen yetkileri cebir ve tehdit  vasıtası olarak kullanıp, hükümeti düşürmeyi hedefledikleri belirtildi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcıvekili Ömer Faruk Aydıner tarafından  hazırlanan iddianamede, 15 Temmuz'da silahlı kuvvetler içerisinde yapılanan  FETÖ'ye mensup görevlilerin, Türkiye'de yüzlerce insanı öldürüp, binlerce insanın  yaralanmasına neden oldukları, Türkiye Cumhuriyet Hükümeti'ni yıkma teşebbüsünde  bulundukları, anayasal düzeni ihlal ettikleri, böylece "silahlı terör örgütü"  kurduklarının da tüm halkın şahitliğinde ispatlandığı aktarıldı.
Şüpheliler Muammer Akkaş, Süleyman Karaçöl ve Menekşe Uyar'ın  haklarında dava açılan kolluk mensupları ile eylem ve fikir birliği içerisinde  hareket ettikleri belirtilen iddianamede, "Fetullah Terör Örgütü'nün talimatıyla  örgüte mensup olan şüpheli hakim ve savcıların, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali  Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde çalışan ve de haklarında benzer konulardan  dava açılan şüphelilerle birlikte, ABD'de yaşayan örgüt lideri Fethullah Gülen'in  talimatıyla kanunen kendilerine verilen yetkileri cebir ve tehdit vasıtası olarak  kullanıp, hükümeti düşürmeyi hedefledikleri" anlatıldı.
Şüphelilerin kurgu dosyalarının içeriklerini, operasyonlar öncesi  medyaya vererek olumsuz algı oluşturdukları vurgulanan iddianamede, şüphelilerin  kanunlarda bulunan görev tanımları ile yönetmelikleriyle belirlenen  sorumlulukları ve görev alanlarının dışında ortak bir irade sergileyerek tabi  oldukları hiyerarşik yapının ve bilinen normların dışında bir yapı oluşturdukları  kaydedildi.
İddianamede, şüphelilerin bu yapının içerisinde devlet bilgi sistemi  haricinde kurdukları program, kurye ve benzeri etmenlerle bilgi akışlarını  sağladıkları ifade edilerek, şüphelilerin yürütülen kurgu dosyalarını İstanbul  Valisi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, Başsavcıvekili ve İstanbul Emniyet  Müdürü'nden gizlemek suretiyle Türkiye Cumhuriyet Devleti haricinde, yurt dışı  desteğe haiz Fetullahçı Terör Örgütü'nden emir ve talimat aldıklarının tespit  edildiği vurgulandı.
Şüphelilerin, yaptıkları işlemlerin usulsüz olduğunu bilecek durumda  oldukları halde operasyon sonrası hükümetin düşeceğinden çok emin olduklarından  yasalara uymamakta ısrar ettikleri kaydedilen iddianamede, şüphelilerin PDY  içerisinden aldıkları talimat ve istekler doğrultusunda hareket ettikleri,  kendilerini anayasa ve kanunların üzerinde gören terör örgütü mensuplarının,  ulusal ve uluslararası planda kamuoyu oluşturma amaçlı Türkiye aleyhine faaliyet  gösteren kurum ya da kişilerle irtibat kurdukları anlatıldı.
Örgüte mensup hakimler Mustafa Başer ile Metin Özçelik'in sorgusu  sırasında örgüte mensup bazı hakim ve savcıların Bakırköy Adliyesi'ne geldikleri  belirtilen iddianamede, destek için gelen hakim ve savcıların çoğunluğunun  hükümet aleyhine soruşturmalarda aktif ya da pasif rol aldıklarına dikkati  çekildi.
İddianamede, 17-25 Aralık sürecinden sonra örgütün, hükümeti düşürmek  için uğraştığı belirtilerek, "Bunu desteklemek için kendi yayın organları  vasıtasıyla günlük olarak dosyaların fezlekelerini yayımladıkları, fezleke  içerisinde geçen konuşma tapelerini isim ve kimlik bilgilerini açıkça göstermek  suretiyle soruşturmanın gizliliğini ihlal ederek internet ve yazılı basında ifşa  ettikleri, sosyal medya platformu olan Twitter'da 'başçalan' ve 'haramzade'  ismiyle açılan iki hesaptan örgüt üyelerinin usulsüz olarak elde ettiği ses  kayıtlarını seri olarak yayınladıkları ve oluşturulan ortamda hükümetin düşmesine  yönelik baskı kurdukları tespit edilmiştir." ifadelerine yer verildi.
Şüphelilerin, hakkında dava açılan kolluk amirleriyle birlikte  soruşturma adı altında aslında hakkında fezleke dahi düzenlemedikleri Turgay  Ciner'i "şüpheli" sıfatıyla uzun süre dinledikleri aktarılan iddianamede, şunlar  kaydedildi:
"Yaptıkları teknik takipler çerçevesinde soruşturmanın yapıldığı zaman  başbakan olarak görev yapan Recep Tayyip Erdoğan'ın Ankara'da resmi konutta  Turgay Ciner ile yaptığı görüşmeyi baz takibi yapmak suretiyle cell haritasını  çıkardıkları ve bu haritanın dosya arasında bulunduğu, yine hakkında herhangi bir  takip kararı bulunmayan MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Başbakan Erdoğan'ın Haliç  Kongre Merkezi'ndeki görüntülerini 'uyuşturucu çetesi takip ediyor' adı altında  güvenlik kamera görüntülerini temin ederek kayda aldıkları ve soruşturma  sonrasında medyaya servis ettikleri anlaşılmıştır."
İddianamede, devletin enerji politikasının gizlilik içinde yürütülmesi  gerektiği belirtilerek, henüz açılmış bir ihale bile olmadığı halde Erdoğan'ın  Çek Cumhuriyeti'ni ziyareti sırasında yaptığı görüşmelere ilişkin fotoğrafları  elde ederek dosyaya koyan şüphelilerin, hükümetin projeleri arasında bulunan  termik santrallerin yenilenmesi projesini medyaya sızdırmak suretiyle "siyasal  casusluk" yaptıkları vurgulandı.

"KAMU MEMURU OLDUKLARI İÇİN DİLEDİKLERİ KİŞİNİN TELEFONLARINI  DİNLEDİLER"

İddianamede, şöyle devam edildi:

"Şüphelilerin, kamu gücünü kullanarak, soruşturmayı kılıfına uydurmak  suretiyle mağdurlara ait kişisel bilgi ve verileri ele geçirdikten sonra medyaya  servis etmek suretiyle üzerilerine atılı suçu işledikleri, suçun soruşturma  evresinde herhangi bir yargı kararı ile sabit olmamasına karşın 2012/656 sayılı  dosya şüphelilerinin toptancı bir şekilde suçlu olarak algılanmalarına neden  oldukları, bu algının oluşturduğu ortam ile de asıl maksatları olan hükümeti  düşürmeye teşebbüs suçunu işledikleri, kamu memuru oldukları için kamu gücünü  kullanarak rahatlıkla diledikleri kişinin telefonlarını dinledikleri, fiziki  olarak takip ettikleri kişilere ilişkin bütün bilgileri elde ettikleri ve bu  bilgileri mensup oldukları terör örgütüne sızdırmak suretiyle paralel medya  organlarından kişilere yönelik 'kişilik suikastları' yaptıkları anlaşılmıştır."

"TALEPLER, ŞÜPHELİLERE DENK GETİRİLDİ"
Şüphelilerin örgüt üyelerinin hiçbir ahlaki değer yargısı olmadığı  için ülke yöneticileri, siyasi parti liderleri, Cumhurbaşkanı, Başsavcı, savcı ve  hakimlere sinkaflı küfürler ettikleri, Cumhuriyetin kurum ve kuruluşlarını  aşağıladıkları belirtilen iddianamede, doğal hakim ilkesine aykırı olarak  soruşturmalara ilişkin kararların iddianamedeki yetkisiz şüpheli hakimler  tarafından alındığı, sürekli şüphelilere taleplerin denk getirildiği kaydedildi.
İddianamede, dosyada Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı Celal Avar'ın,  sanatçı Orhan Gencebay'ın, Vali Hüseyin Avni Coş'un ses kayıtlarının tespit  edilmesine rağmen haklarında herhangi bir isnatta bulunulmadığı gibi kayıtların  suç teşkil etmemesi nedeniyle imhasının yapılmadığı ifade edildi.
Üçüncü kişi sıfatıyla yasal olmayan bir şekilde iletişimleri tespit  edilen o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan ile bakanlar Binali Yıldırım,  Ömer Çelik ve Muammer Güler'in uzun süre dinlenildiği belirtilen iddianamede,  "Görüşmelerin haklarında hiçbir dinleme kararı olmamasına rağmen mütemadiyen tape  haline getirildiği, Başbakan, bakanlar ve yüksek yargı mensupları hakkında  soruşturmaların özel şekle tabi olduğu anlaşıldığından onlar hakkındaki  tespitlerin derhal Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilerek suç şüphesi varsa, özel  soruşturma usullerine göre delil toplama yoluna gidilmediği, suç işlediklerine  dair şüphe varsa, derhal onlar hakkında da iletişimin tespiti kararı alınması  gerekirken buna tevessül edilmeyerek uzunca bir süre iletişimlerin tespit  edildiği belirlenmiştir." denildi.
İsmi geçen tüm şüphelilerin suç örgütünün yöneticisi veya lideri  olamayacağı vurgulanan iddianamede, dolayısıyla alınan dinleme kararlarının  usulsüz olduğu, soruşturmayı yürüten görevlilerin kasten bütün dinledikleri  şüphelileri örgüt lideri gibi göstermek suretiyle kanundaki en uzun dinleme  süresi olan 6 ay sınırını aştıkları kaydedildi.

"USULSÜZ OLARAK GÖRÜŞMELERİ KAYDA ALDIKLARI TESPİT EDİLDİ"
Görevlilerin yaptıkları ortam dinlemeleri esnasında yönetmelik  içeriğine aykırı davranarak tutanak tuttukları ve usulsüz görüşmeleri kayda  aldıkları vurgulanan iddianamede, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Şube  Müdürlüğündeki 14 bilgisayarda yapılan incelemede, bilgisayarlardaki bütün  verilerin silinerek ve imha edilerek görev yerleri değiştirilen memurlarca  devlete ait dijital arşivin yok edilmeye çalışıldığı, ancak yapılan geri  dönüştürme çalışmaları sonucunda elde edilen verilerden soruşturmada görev alan  polislerin aslında daha çok kişiyi dinlediklerinin tespit edildiği anlatıldı.
İddianamede, yine incelemelerde, henüz dosyada takip edilen  şüphelilerin iletişiminin tespitine yönelik yeni kararlar alınmışken ve takip  devam ederken alınan bir talimat üzerine dinlemeleri sonlandıracakları ve her  ihtimale karşı tarihsiz bir fezleke düzenleyerek savcıya sunacaklarına dair  yazışmalar yapıldığının tespit edildiği belirtilerek, şunlar aktarıldı:
"Bu konuşmalardan anlaşılacağı üzere soruşturmanın ne zaman  sonlandırılacağına Cumhuriyet savcısı dışında yurt dışından bir yerden gelecek  'abi' denilen bir kişinin karar verdiği, bu yazışmada dinleme yapan görevli polis  memurlardan birinini Hakan Şükür'ün kimseye haber vermeden istifa etmesi olayına  gerçekten çok sevindiğini, içinin rahatladığını beyan ettiği tespit edilmiştir."
İddianamede, yapılan incelemede, bütün kabine üyelerinin yasal olmayan  yöntemlerle dinlenildiğinin belirlendiği kaydedilerek, bu kapsamda Recep Tayyip  Erdoğan, Taner Yıldız, Muammer Güler, Beşir Atalay, Faruk Çelik, Erdoğan  Bayraktar, Binali Yıldırım, Ömer Çelik, İdris Naim Şahin, Hüseyin Çelik, Mehmet  Müezzinoğlu, Hayati Yazıcı, Egemen Bağış, Ahmet Davutoğlu, Veysel Eroğlu, Zafer  Çağlayan, Ali Babacan, Sadullah Ergin, Ömer Dinçer gibi isimlerin haklarında  hiçbir dinleme kararı olmaksızın üçüncü kişiler üzerinden iletişimlerinin tespit  edildiği, konuşmaların suç teşkil etmemesine rağmen tape haline getirildiği  kaydedildi.

GÜLEN'İN "KAÇIN" MESAJI
Yine bu kapsamda, Mustafa Elitaş, Mehmet Metiner, Sabri Varan, Yalçın  Akdoğan, Mahir Ünal, İdris Güllüce, Nurettin Canikli, Gürsel Tekin, Kamer Genç'in  de haklarında hiçbir dinleme kararı bulunmaksızın ve yasal olmayan şekilde üçüncü  şahıslar üzerinden yaptıkları konuşmaların tespit edildiği ve tape haline  getirildiği belirtilen iddianamede, şu bilgilere yer verildi:
"Soruşturmayı hazırlayanların kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda  'Bu soruşturma çok önemli, bu dosyada görev almak bir şereftir, hoca efendi de bu  soruşturmayı yürütenlere dua ediyor' şeklinde konuştuklarını, ayrıca Turgay  Ciner'in Fetullan Gülen ile telefon görüşmesi yaptırıldığı ve konuşma içeriğinin  tape yapılmaması yönünde talimat verildiği, daha sonra Turgay Ciner'in aslında  iyi bir adam olduğu yönünde konuşmalar yapıldığı, soruşturma savcısı Muammer  Akkaş tarafından bizzat talimat verilmek suretiyle Turgay Ciner hakkında  hazırlanan kısımların fezlekeden çıkartıldığı belirlenmiştir."
FETÖ lideri Fetullah Gülen'in, şüphelilerin de dahil oldukları örgüt  üyelerine  "http://www.herkul.org" adlı internet sitesinde yer alan 20 Aralık  2015'te yayınlanan "Mihneti zevk edinmişlerin yolu" başlıklı sohbetindeki  ifadelerinde "kaçın" mesajı verdiğinin anlaşıldığı belirtilen iddianamede,  şüphelilerin üzerilerine atılı suçlardan yargılanarak ayrı ayrı  cezalandırılmaları amacıyla Yargıtay'ın ilgili ceza dairesinde haklarında  kovuşturma açılıp, yargılanmalarının yapılmasına karar verilmesi istendi.
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.