banner391
banner405

Erdoğan önce adam olmalı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında konuşuyor

 Erdoğan önce adam olmalı

banner404

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında konuşuyor.

Bahçeli'nin konuşmasından satır başları:

Sözlerimin başında 21. dönem İstanbul vekilimiz Sayın Murat Sökmenoğlu'nun vefatından duyduğum derin üzüntüyü ifade etmek isterim. Hatay'ın yetiştirdiği güzide devlet ve siyaset adamlarından birisiydi. Türk siyasetine değer nezaket ve renk katan saygın bir isimdi. TBMM'de görev aldığında ilkeli çizgisinden olgun duruşundan şahsiyetli davranışından hiç ödün vermedi ayrılmadı. Yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak aramızdan ayrılan merhuma cenabı Allahtan rahmet diliyor ailesi ve sevenlerine aziz dava arkadaşlarıma başsağlığı diliyorum.

Siyaset değerlerle çatışır, ahlaki normlarla ters düşerse tıpkı bugünkü gibi büyük sorunlar yaşanır. Halka hizmet yerine koltuk çıkarlarının kölesi olan sorumsuz siyasetçiler Türkiye'ye çok zaman kaybettirdi. Uzlaşmadaki tıkanıklık çözüm ufkunu daraltmış ve hatta kapatmıştır. Dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanan her şeyin merkezine kendini koyan küçük kafalar siyasetin aşınmasında önemli pay sahibi olmuştur. Bunlar toplumu kutuplaştırmaktan haz almışlar, hassasiyetleri kaşımaktan farklı bir zevk duymuşlardır. Siyaseti cepheleşmeye akseden demokratik kültürü yozlaştıran çapsız siyaset işportacıları milletimizden çok şey götürmüştür.

91 yıllık cumhuriyette çok sayıda badire yaşandı. Siyasal kilitlenme, ideolojik tansiyonda yükselme, toplumsal karşıtlıktaki keskinleşme vahim travmalar yaşatmıştır. Ara rejim dönemleri bunlardan en belirgindir. Şüphe yok ki askeri müdahaleler demokrasiden özgürlüklerden medeniyetten gelişme ve kalkınma istikametinden taviz ve sapmadır. Son yarım asırlık süre içinde Türk demokrasisi siyaset ve hepsinden önemlisi milli irade farklı aralıklarla silahların gölgesinde kalmıştır. Her darbe gerilemeyi hızlandırmış itibarımızı aşındırmıştır. Her darbe toplumsal istikrarı zedelemiş güven ve huzuru baltalamıştır. Her ne sebeple olursa olsun askeri müdahaleler doğru ve meşru değildir. Darbe ne kadar tehlikeli ise sözde darbe davaları icat edip siyaseti terbiye devlet kurumlarını ve TSK'yı dizayn etmek de bir o kadar tehlikelidir.

Başbakan Erdoğan ve hükümeti topluma korku enjekte etmiş milletin ordusunu töhmet altında bırakmıştır. 28 Şubat'ın ürünü olan Erdoğan içi boş demokrasi söylemleriyle darbelere karşı muvazaalı tutumuyla yıllardır huzursuzluk kaynağı haline gelmiştir. 12 Eylül yargılanması sürecinde buna fazlasıyla rastlanmıştır. 12 Eylül 2010'da yapılan referandumla Anayasanın geçici 15. maddesi kalktı. 12 Eylül mağdurları darbecilerle ilgili şikayette bulunmuşlardır. Sonuçta 7 Nisan 2011 tarihinde soruşturma başlatılmış. 4 Nisan 2012'de 12 Eylül darbecileri yargılanmaya başlanmıştır. Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya'nın yargılanmaları temyiz yolu açık olmak kaydıyla geçtiğimiz hafta bitti. Ankara 10. Ağır ceza mahkemesi bu iki ismi 146. madde uyarınca müebbette mahkum etmiştir. Parti olarak 12 Eylül'ün acısını çok fazla çektiğimiz için davaya başından beri müdahil olduk. Cezalar kesinleşmese de çıkan netice bizleri memnun etmiştir. Her defasında bu dava sürecinin siyasi istismar malzemesi yapıldığını esasen 12 Eylül'le hesaplaşma gayesi gütmediğini net olarak vurguladık. Referandum'da partimizle ilgili kafa karışıklı yaratmak için sürekli tehlikeyi ifade ettik. Hukuken bile tartışmalı olan bir kovuşturma neticesinde biri 89 diğeri 97 yaşında olan iki darbecinin cezalandırılması ile 12 Eylül aklanmayacak temize çıkamayacaktır. Algısı kapanmış Evren ile yataktan çıkamayan Şahinkaya'nın müebbete mahkum olmasını hesaplaşma şeklinde yorumlamak ucuz ve sorunlu bir yaklaşımdır. Bu iki darbeci yapılan zulümlerin muamelelerin elebaşıdır. Fakat 12 Eylül'ü sorgulayacaksak sadece 2 yaşlı darbeciye güç gösterisi yapmanın akıl karı olmadığını bilmemeniz gerekir. Sorgulamak lazım ki 12 Eylül yasalarını kararlarını ülke yönetiminde bulunan kişileri ne yapacağız nereye koyacağız? 34 yıldır süren, devlet toplum hayatının en ücra köşesine sinen 12 Eylül düzeninin hak kayıplarını mağduriyetleri nasıl yorumlayacağız.

Evren ve Şahinkaya'yı cezalandırınca geçmişin sızıları dinecek midir? MHP 12 Eylül'ün en ağır şartlarına maruz kalmıştır. Muhterem dava arkadaşlarım 12 Eylül zindanlarında insanlık dışı işkencelerden geçmiş, yağlı urganlarla imtihan edilmiştir. Şimdi herkes Evren ve Şahinkaya'ya odaklanmıştır. Ama ülkücü harekete kin kusan eziyet eden 12 Eylül cellatlarını kimse konuşmamaktadır. Mamak'ta C5 adı verilen barakada ülkücülere reva görülen zalimlikleri, akıl almaz azapları, Başbakan nereden bilecektir? Mamak'ta cehennemi aratmayan kafesler işkenceci alçakların en adi muamelelerini Başbakan'ın anlayabilmesi için önce adam olması önce kalbi vatan ve bayrak aşkıyla çarpması gerekir. Bu da olmayacağına göre bu siyaset tasarımı darbenin yükünü çekmiş mazlumları aldatmaktan şehit kemiklerini sızlatmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Demokrasi şampiyonu kesilen yazarçizer takımının 12 Eylülcülere nasıl methiyeler düzdüğünü çok iyi biliyoruz. Ankara'da Bekir Bağ, Malatya'da Aydın Demirkol ve Mehmet Kazgan'ın tutukluyken işkenceden asil ruhlarını teslim etmelerini hiç ama hiç unutmadık. Suçsuz günahsız 9 ülküdaşımızı idam sehpasına çıkaranlardan, boğazlarına 12 Eylül urganı bağlayanlardan, şehit olmalarını tebessümle izleyen alçaklardan ezelden ebede kadar alacaklıyız davacıyız.

İman ediyoruz ki bu hesap değil bu dünyada mahkeme-i kübrada dahi olsa görülecektir. Başbakan, ülkücü hareket senin tuzaklarına karşı şerbetli ve deneyimlidir. Yürümekten aciz iki yaşlının yargılanmasıyla 12 Eylül'ün kara defteri kapanmaz diyeti ödenmez. Feleğin çemberinden geçtik şehit verdik ama taviz vermedik. 12 Eylül damlarını medrese yaptık ama kurnazlık yapmadık. Her ülküdaşım yüzleri Hazreti Yusuf nuruyla bezenmiş halde zindanlardan çıktı. Bedenlerimize kurşunlar yağdı ama hak bildiğimiz yoldan ve ülkülerimizden vazgeçmedik. Kula kulluk etmedik. Zulme boyun eğmedik. 12 Eylül tehditlerine teslim olmadık. Çünkü biz hakkımız yense de haklıydık. Biz ihlas sahibi ülkü sahibi ahlak ve edep mihveri millet ve vatan sevdalısı milliyetçi ülkücü harekettik.

Başbakan Erdoğan'dan 12 Eylül ile ilgili öğreneceğimiz hiç bir şey yoktur. 34 yıldır yaralarımızı sardık. İçten içe öfkemizi biledik. Belki doğru belki yanlış fakat bu devlet bizim bu ülke hepimizin dedik. Sesimizi çıkarmadık mağduriyetlerimizi seslendirmedik. Ne yapalım dayanacağız dedik. Izdırabımızı içimize gömdük. Şu hayret edilecek işe bakınız ki şimdilerde Erdoğan bize 12 Eylül ile ilgili ahkam kesmekte parmak sallamaktadır. Sayın Erdoğan sen ki Kenan Evren'in ve cuntanın kucağında pışpışlanan muhtıralardan süt emen demokrasi karşıtı cepheden gıdalanan 12 Eylül'dür Türkiye'ye kan ağlatan bildik bir despotsun.

Sen 12 Eylül'ü bırak da 28 Şubat'ın 27 Nisan'ın derdine ve peşine düş. Konuşmamın bu aşamasında belirtmek isterim ki 1980'den 34 yıl sonra darbeciler cezalandırılıyorsa bir gün gelecek 17-25 Aralık'tan dolayı Başbakan da adaletin önüne çıkacak ve yaptıklarının bedelini ödeyecektir.

Başbakan Pınarhisar'daki 3-5 ayını bile mumla arayacaktır. Bu bizim için namus meselesidir. Rüşvet ve yolsuzluğun kökünü kazımak inşallah bize nasip olacaktır. AKP hükümeti vesayeti sonlandırıyorum diyerek TSK'yı hedef almıştır. Sözde darbe davalarıyla suçlu suçsuz ayrımına gitmeden Türk askerini darbeci göstermiştir. Türkiye'nin yakın tarihi hukuk cinayetleri ile doludur. Siyasallaşmış bağımsızlığını yitirmiş yargı operasyonlarından geçilmemektedir. Haksızlık adaletsizlik ve usulsüzlük AKP ile derinleşmiş ve genelleşmiştir. Darbe niyeti taşıyan ve darbe fırsatı gözleyen, asıl failler ayıklanmadan Türk ordusu suçlanmış mensupları itham edilmiştir.

En son Balyoz davası Erdoğan'ın başında patlamıştır. Tetikçi bir gazetenin manşeti ile Türk askeri takibata uğramıştır. Eylem planlarına göre darbe ortamı yaratmak amacıyla Fatih ve Beyazıt camilerine bombalı saldırı kararlaştırılmış, Balyoz darbe planı, Ay ışığı gibi isimlerle tanımlanan darbe girişimlerinden ayrı olarak bütün aşamaları en ince ayrıntılarına kadar düşünülmüş. O tarihlerde çarşaf çarşaf yayınlarla mezkur darbe planının her vechesinin bilgisayar ortamında belgelendiği yazılmıştır. Bize göre peygamber ocağının mensuplarına camileri bombalama iddiasında bulunmak iftiraların en şerefsizi olarak tarihe geçmiştir.

16 Aralık 2010 tarihinde İstanbul ağır ceza mahkemesinde başlayan Balyoz davası 21 Eylül 2012'de sonuçlanmış 9 Ekim 2013 tarihinde Yargıtay'da onanmıştır. Bu kapsamda yüzlerce kişi ceza almıştır. AKP'nin suflörlüğünde hukuku linç eden görevli hakim ve savcılar tarihe kara bir leke olarak geçmiştir. Üretilmiş CD'ler, savunma hakkının gaspı, tanık askerlerin dinlenmemesi gibi çok sayıda usul hataları Balyoz davasının omurgasını çökertmiştir. Özel yetkili mahkemeler aldıkları emirlerle suçlu suçsuz demeden Türk askerini cezaevine koymuştur. AYM'ye yapılan başvurular sonuç doğurmuş yüksek mahkeme gecikmiş tahliyelerin kapısını açmıştır.

Bu çerçevede Balyoz davasından dolayı yıllardır içeride tutulan askerler yeniden yargılanma şartıyla özgür kalmıştır. Merak ediyoruz ki uyduruk delillerle hüküm veren, ayak süreyen, hukuku mahveden yanlı hakim ve savcılar şimdi ne yapacak nereye sığınacaktır. İnsan haklarını hiçe sayan sözde hukukçular ne zaman hakettikleri yaptırımla karşılaşacaktır? Bu yılların hesabını kim verecektir? Cezaevlerinde vefat edenleri kim geri getirebilecektir. Yıllarca akan gözyaşlarını Başbakan Erdoğan ve kol kola TSK'ya kumpas kurduğu ahlaksızlar nasıl telafi edecektir? İyi ki AYM vardır, iyi ki hala vicdanını satmayan yargıçlar görev başındadır. Başbakan Erdoğan henüz tahliyeleri sindirebilmiş değildir. Bu çerçevede hafta sonunda Haliç kongre merkezinde yaptığı konuşma gerçekten de kendisi adına yüz karasıdır.

Başbakan burada, 2010 referandumunda evet oyları yüzde 58 ile sandıktan çıkmasaydı bugün bunlar çıkar mıydı sorusunu sanıyorum şuursuzca sormuştur. Peki diyelim referandumda evet değil de bizim savunduğumuz hayır kararı çıksaydı adaletsizlik sürecek kukla mahkemelerin zulmü devam edecek miydi? Başbakan'ın düz mantığına bakarsanız evet devam edecektir. Madem durum böyledir madem 12 Eylül 2010 referandumu tahliyelere neden olmuştur, bu halde Erdoğan 13 Aralık 2002'de kendisi için özel olarak yapılan Anayasa değişikliği olmasaydı milletvekili ve başbakan olamayacağını da kabul etmek zorunda. Önünü açan yasağı kaldıran başımıza bela eden anayasa değişikliğini hatırlamayan bu zihniyet sıra bu mağdurlara gelince mi bize dua edin minnet duyun demektedir.

Başbakan Erdoğan ne söylemekte, ne saçmalamaktadır. Erdoğan Başbakan olabilmek için ABD'ye yalvarmış küresel şebekelere yakarmış, AB'den destek istemiş CHP'nin kapısında umut aramıştır. Başbakan'a birileri sözde darbe davalarının bir zaman sonra AYM'den döneceğini söylemiş olsaydı emin olunuz ki söz konusu Anayasa değişikliği asla yapılamazdı. Nitekim Başbakan'ın tahliye edilen 236 kişiyle ilgili şu sözleri kendisini ve hastalıklı ruh halini de vermektedir: "AİHM'e gitseydiler oradan böyle bir netice alamazlardı. AİHM lehlerine bile karar verse biz Türkiye olarak belli bir bedel öderiz yine kalmaya devam ederler içeriden çıkamazlardı"

Erdoğan'ın bu ifadeleri duyan herkesin anlayacağı rüşvetçi bir bakıştır. Hukuku parayla karartmayı düşünen birinin Başbakanlık koltuğunu işgali utanç kaynağıdır. Allah'ın izniyle bu utançtan kurtulmamız çok zaman almayacaktır. AYM'nin kararıyla tahliye olan herkesin sevincini paylaşıyoruz.

24. Dönem milletvekilliği genel seçimleri 2011'de yapılmıştı. İlk grup toplantımızı da 4 Temmuz 2011'de yapmıştık. Grup sıralarımızda hep bir eksik ve boşluk vardı. Aklımızın bir köşesinde o tarihlerde aramızda olmayan değerli bir arkadaşımız bulunuyordu. Terörle mücadeledeki üstün gayretleri birilerini rahatsız etmişti. Bu ülkede hala şerefli hukuk insanlarının bulunduğuna inandık. Hükümlü vekilleri konu edilen kanun teklifleriyle PKK'lıları affetme kurnazlığına aldanmadık. Hassasiyetlerimizi çarpıtmak isteyenlere aldırış etmedik. Biz AKP'ye rağmen Başbakan'a rağmen masumiyetin kazanacağına güvendik. 18 yıl ceza alan arkadaşımızın suçsuzluğuna yürekten itimat ettik. Erdoğan 18 Mayıs 2011'de içindeki kini dökmüştü. Başbakan demişti ki: "Bu ülkenin başbakanı soruyorum sizlere bir anma törenine gider de bir korgeneral orada ayağa kalkmaz mı? Kalkmazsa bedelini öder zaten de bedel ödedi".

Ama şimdi bakın gideceği yeri o da buldu. Sayın Başbakan bizler bedel ödeme konusunda sırayı savdık ancak bedel ödeme sırası sana geçtiğinde adaletin karşısında ayakta uzun uzun dikileceğin günler bilesin ki çok yakındır. Evet, tam 3 yıldır meclis grup toplantılarımız bir milletvekilimizden yoksun yapılmıştır. Çok şükür son tahliyeden sonra hasretimiz dinmiş eksiğimiz tamamlanmış grubumuz değerli üyesine kavuşmuştur.

Bu duygularla zor olsa da İstanbul milletvekilimiz sayın Engin Alan'a huzurlarınızda geçmiş olsun dileklerimle aramıza hoş geldiniz diyorum.

Bugün gerçekleştireceği yeminin hayırlı olmasını temenni ediyor kendisine üstün başarılar diliyorum.

DEVAM EDECEK

banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.