banner391
banner405

"Çok çirkin göndermeydi"

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın mahkemenin kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmanın çelişkilerle dolu olduğunu ifade eden Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, gömlek benzetmesine de tepki gösterdi


banner404
BAKAN Çelik, “Çok çirkin göndermelerdi” dedi. Ömer Çelik'in kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtlar şöyle;

AK Parti aday belirleme çalışmasında cumhurbaşkanlığı için başbakanın bu konuda farklı çıkışları oldu. İlk başta sanki kendisini aday gösterir gibi konuşmaları oldu. Ardından ‘Ben Çankaya’ya çıkarma yetkilerimi sonuna karda kullanırım’ dedi. Ardından ‘ters köşe yapabiliriz’ dedi. Ardından ‘Hem CHP'nin hem MHP'nin hem HDP seçmeninin oy vereceği uzlaşacağı bir aday çıkacağız’ açıklaması yaptı.

Ağustos’a kadar belli bir tansiyon olacağı görülüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri Türkiye'de niye bir tansiyon sebebidir buna bakmak lazım. Türkiye'de adı konulmamış geçmişte bazı yasalar vardı. Anayasanın bile üstünde görülen bazı kurallardır. Bir tanesi ve en önemlisi seçilmiş hükümetler belli bir alan içinde hareket ederler sivil siyasetin alanı sınırlıdır, hiçbir şekilde devlet siyasetinin kırmızı çizgilerini geçemezler. İşte bu devlet siyasetinin kırmızı çizgilerini hükümetlere dikte eden en üst kurum olarak cumhurbaşkanlığı mekanizması yapılandırılmıştı. İhtilallerden tutun da birtakım olağanüstü dönemler oluşturulmasına kadar en önemli sebeplerden bir tanesinin cumhurbaşkanlığı meselesiyle ilgili bir takım gerilimler olduğunu görürüz. Sayın Cumhurbaşkanımızın seçilmesinden sonra ilk defa sivil siyaset ve devlet siyaseti ayrımı sona erdi. Kıbrıs meselesi gibi benzeri meseleler bunlara devlet politikası denirdi ve hiçbir şekilde siyasetin farklı yaklaşımlar getireceği alanlar olarak görülmezdi.

'KIRMIZI ÇİZGİ SEZER'LE SONA ERDİ'

Ama 11 yıl içinde görüldü ki, o alanlardan tutun da tabu gibi gösterilen alanlara kadar sivil siyaset hakimiyetini pekiştirdi. Devlet siyaseti adına kırmızı çizgi koyma dönemi Ahmet Necdet Sezer dönemi ile sona ermiştir. Bu yeni dönemde güncellenmeye çalışıldığını görüyoruz bunu. Geçmişte cumhurbaşkanının ve yargının yetmediği durumlarda askeri darbeler devreye girdi. Halkın cumhurbaşkanı seçeceği bir dönemde bunun güncellenmesi söz konusu değil. İkincisi bizi çok şaşırtan biçimde bazı liberal kalemlerin bile 'şu kişi aday olursa sokak tepki gösterir' gibisinden son derece sakıncalı entelektüel açısından 'acizlik' diyebileceğimiz düzeyde analizlerle karşılaşıyoruz. Hemen hemen ana muhalefet partisiyle MHP’nin uzlaştığı alan siyaset dışı bir figüre yoğunlaşıyorlar gibi. Niçin siyaset dışı bir figür aramalarının sebebi siyaset alanından gelmediği için devlet siyaset ayrımını sürdürecek, her türlü sistem tartışmasını rejim tartışması gibi telakki edecek ve sivil siyaset üzerinde vesayet kurma çabalarının adresi olacak şekilde kurgulandı bu zaman kadar. Aslında bugünde bu arayışa gönderme yapılmış oluyor. Ana muhalefet partisi düzeyinde halkın seçeceği bir cumhurbaşkanının ortaya çıkması sürecinde ortaya koyulan yaklaşımın siyaset dışı birisi olsun düzeyinde olması aslında bir siyasi partinin siyaset kurumuna olan güvensizliğini gösteriyor.

'ANKARA DIŞINA ZORLA NİÇİN GÖTÜRÜLDÜ?'

Siyasetin gerilimini Çankaya’ya taşımayalım yaklaşımı olamaz mı?

Halkın siyaset dışı bir isim üzerinde daha çok bir uzlaşı gerçekleştireceği ön kabulüyle yapılmış oluyor. Burada yine siyaseti dışlayan ötekileştiren bir şey var. Ben de ‘siyaset içinden gelmiş bir isim üzerinde en yüksek uzlaşı olacaktır’ diyorum. Burada halkın önüne çıktığında bu ülke için bir vizyon ortaya koyması gerekecektir bu da siyasi bir figürün yapabileceği bir şeydir. Siyaset dışı hangi isim bunu yapabilir. Siyaset dışı figür her zaman siyaset içi figürden her zaman makbuldür gibi bir otoriter yaklaşımın zihinlere kazındığı aslıdan sivil siyaset alanında olmaması gereken siyasi partilerin asla düşünmemesi gereken bir yaklaşım var. Niçin geçmişte cumhurbaşkanlığına aday olacak bazı isimler Ankara dışına zorla götürülmüştür? Aday olmak için Ankara’ya gelmek istediğinde tren seferleri durdurulmuştur? Buradaki tarihsel mühendislik faaliyeti bir şey gösteriyor bize. Cumhurbaşkanlığı makamının siyasetten kopuk, halkın hassasiyetlerden kopuk, hükümet alanının üstünde, TBMM’nin üstünde devlet içinde bir dokunulmaz çekirdek alan olarak kurgulanmak istediğini her zaman böyle yapıldığını gösteriyor. Örneğin; birileri çıkıyor diyor ki ‘Bu işi sokak çözer’. Seçimden net bir istikrar tablosu çıkmış, sokak kararını vermiş zaten. Dolayısıyla bu süreçte meseleyi AK Parti ve ötekiler meselesi değil; halkın seçeceğine saygı duyanlar ve bunun karşısında geçmişteki kötü devlet geleneğini yeniden güncellemeye çalışanlar olarak koymak gerekir.

'İLK TURDA SEÇİLİR'

Başbakan’ın son açıklaması hem CHP, MHP ve HDP tabanından oy alabilecek isim, Başbakan etrafından uzlaşılacak bir isim olabilir, kendisini tarif ediyor olabilir mi?

Bir kere Sayın Başbakanımızın AK Parti tabanı kadar diğer tabanlarda da ciddi bir potansiyeli var. Ama tüm bunlar bizim şu anda adayımız bellidir gibi bir yoruma götürmemeli bizi. Buradaki yol haritası bir kere Sayın Cumhurbaşkanımız ve başkanımız bu süreci konuşacaklar. MHP Genel Başkanı ‘Siz halka sormadan kendi aranızda cumhurbaşkanını mı belirliyorsunuz?’ diyor. Tüm bunlar AK Parti’nin adayını belirlemek için yapılıyor. Şimdiye kadar 3-4 toplantı yapıldı, derinlemesine bir analiz yapılıyor ve bütün bunlar bir ilk. Hem kendi tabanının hem halkın nabzını tutuyor bir parti ilk defa. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız görüşecek yetkili kurumlara gelecek herkes görüşünü söyleyecek ve adayımız şudur denilecek. Bir başbakanlık ihtiyacı, bir genel başkanlık ihtiyacı doğduğunda bütün bunları doldurabilecek olgunluğa sahip bir partidir AK Parti. Türkiye'de 8 seçim kazanmış, pek çok krizi yönetmiş, ekonomiyi dünyayla bütünleştirirken, bir yandan askeri vesayet ve darbe süreçleriyle mücadele etmiş bir parti. Dolayısıyla partinin çok kurumsal bir kapasitesi var. Ben ilk turda cumhurbaşkanının seçileceğine inanıyorum.

‘Sayın Başbakan’ın ‘ters köşe yapabiliriz’ açıklaması var. Sayın Başbakan’ın parti içinde aday olması isteniyor ama bazı köşe yazılarında da bu ters köşe açıklamasını Başbakan’ın 'hesap adamlığı'na yoran isimler var.

Sayın Başbakan adayımız şudur diye bir adresle ortaya çıksa bu kadar istişareye ne gerek var? Biz Türkiye'nin istikrarını her şeyden önemli görüyoruz. Bunu hangi formülle sağlayabilirsek hepsinin masada olduğunu söylüyor Sayın Başbakanımız. Bizim açımızdan dışsal etkenlere bağlı olarak bir formül değişikliği veya kendi süreci işletmemizde farklı dinamiklerin etkisi gibi bir şey söz konusu değil. Türkiye'de 11 yılda sağlanan kazanımların devamlılığını nasıl garanti altına alırız. Biz siyaset olmadan demokrasi olmayacağını ve demokrasi olmadan kalkınmanın ve gelişmenin söz konusu olamayacağını çok iyi biliyoruz. Bugün bütün bu arayış bu istikranın korunmasına yöneliktir.

‘HİÇBİR SİSTEM SİHİRLİ FORMÜL DEĞİL’

Dar bölge veya daraltılmış bölge seçim sistemi üzerinde tartışılıyor. Bu iki seçenekten biri temsili adaleti sağlayacak mı sizce?

Bunlar konuşuluyor, tartışılıyor. Hiçbir seçim sistemi kendi başına sihirli bir formül değildir. Ülkenin siyasi kültürüyle, siyasi kurumların nitelikleriyle çok iniltilidir. Başka bir yerde çok olumlu sonuç vermiş sistem, başka bir yerde çok kötü sonuç verebilir. AK Parti açısından temel hassasiyet; halkı ne kadar çok özne yapabilirsek o formülü her zaman tercih ederiz. Ama bunun yanı sıra önemsediğimiz bir şeyde Türkiye'de siyaset istikrarın korunmasıdır. Biz sadece nasıl çok milletvekili çıkarırız hesabı ile bu seçim sistemlerini tartışmıyoruz. Türkiye'de halkın nasıl daha çok özne olabileceği arayışlarıyla ilgili olarak tartışıyoruz.

GÜLEN’İN İADE TALEBİ

Sayın Başbakan dün ABD’den Gülen’in iadesi için sürecin başladığını söylemişti. Nasıl bir süreçten bahsediyoruz?

Burada yapılan başvurular var. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’da bir soruşturma süreci başlattı. Dolayısıyla ortada çok ciddi iddialar, casusluk faaliyetine kadar uzanan bir süreç var. Devlet içinde devlet çekirdeği oluşturma şeklide oluşumlar devletin en mahrem toplantılarının dinlenmesi gibi eylemleri yaşadık. Bu eylemlerin soruşturulması ve ortaya çıkarılması Türkiye'nin bekası açısından çok önemlidir. Bunun çok kapsamlı bir şekilde milli güvenlik problemi olarak soruşturulması ve gereğinin yapılması lazım.

HAŞİM KILIÇ’IN SÖZLERİ

Farklı farklı adımlar atılıyor bununla ilgili, yargı da görevden almalar yer değiştirmeler yaşanıyor. Haşim Kılıç’ın tepki çeken açıklamalarında bu konuya ilişkin de bir mesaj vardı. Yargı içinde hakimlerin yargıçların ihbar mektupları nedeniyle bir güvensizlik yaşadığından şikayet ediyordu. Bu çıkışı nasıl değerlendirirsiniz?

O konuşmanın siyasi mimarisine bakıldığında çelişkili bir konuşma. Bir yandan Anayasa Mahkemesi'ne ayrıcalıklı konum biçmek için, Anayasa Mahkemesi’ni TBMM’nin çözmediği sorunları çözen bir demokrasinin mehdisi durumuna yerleştiriyor sayın başkan, ardından alt mahkemelerin çözemediği sorunlarla ilgili olarak vatandaşların bireysel başvuru haklarından bahsediyor. Yüksek yargının başındaki kişi alt mahkemeleri görevini yapmamakla bir tutum içine giriyor. Hızını alamıyor TBMM’yi görevini yapmamakla niteleyen bir tespit yapıyor kendisine göre. Ondan sonrada görevden almalar gibi tasarruflar konusunda eleştiri getiriyor. Türkiye’de her şey çok olağan gidiyor da hükümet mi bir takım olağanüstü adımlar atıyor. Yaşanan süreç hereklesin gözü önünde oldu.

‘ÇOK ÇİRKİN GÖNDERMELERDİ’

Doğrudan devletin milli güvenliğini tehdit eden dışişlerindeki en kritik konuşmaları dinleme cüretini gösteren, ancak düşman bir unsurun yapabileceği şekilde mahrem alanına sızmaya çalışan, bunun yanı sıra birçok şeyi hükümetin devletin en üst kademelerini illegal yollarla dinleyen bir yapı söz konusu oldu. Burada benzer bir durum Anayasa Mahkemesi’nin merkezinde çıkmış olsaydı, bu derece sakin davranabilecek miydi sayın başkan? Oradaki kişisel göndermeleri, gömlek gibi metaforlar üzerinden yapılan göndermeleri tamamen yokluğa mahkum ediyoruz, çok çirkin göndermelerdi onlar. Fakat bazıları diyor ki; bu göndermelere takılmayın, konuşmanın geneline bakın. Hiçbir metin hiçbir cümle bağlamından bağımsız değildir. Bütün o cümleler aslında geçmişte çeşitli zeminlerde dinle getiriliyor, entelektüeller tarafından dile getiriliyor, bizim demokratikleşme paketlerimizi üretirken bire bir önümüzde duran perspektifi oluşturur bu tip cümleler. Hukukun üstünlüğüne vurgu, hukuk devletinin önemi gibi. Mesele siz o cümleleri oraya koyarak ve onu bir bağlam içine yerleştirerek orada siyasete müdahale etmenin lojistiği haline getiriyorsunuz. Daha önce otoriter ifadeler kullanılır militarist ifadeler kullanılır, arkasından bu ifadeler üzerinden siyasete müdahalenin gerekçeleri oluşturulmaya çalışılırdı. Şimdi bu metinde gözden kaçan hukukun üstünlüğü gibi, evrensel hukuk gibi demokrat zihinlerin kolaylıkla kabul edeceği cümleler tekrarlanıyor ama yine geliyor siyasete müdahalenin lojistiği olarak kullanılıyor. O zaman biz orada söylenenleri hukukun hassasiyeti olarak göremeyiz tam tersine bir yargısal aktivizm faaliyeti ve siyasetle Anayasa Mahkemesi’ni, TBMM ile Anayasa Mahkemesi birbirine zıt kutuplar olarak konumlandıran ve demokrasinin teminatı olarak çok sakıncalı biçimde Anayasa Mahkemesi’ni ayrıcalıklı konum biçen ifadeler bunlar.

ALMAN CUMHURBAŞKANI’NIN SÖZLERİ

Alman Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları içinde aynı şeyleri soracağım orada da not alınması gereken yerler yok mu sizce hiç?

Bugün bir Alman bakanın açıklamasını okudum sabah. ‘Türkiye'nin verdiği cevap orantılı değil’ diyor. Yani Alman Cumhurbaşkanı’nın açıklaması yerindedir bu üslup diyemiyor. Yüzlerce görüşmeye katılıyoruz benim gördüğüm kadarıyla böyle bir adet yok. Bir konuk cumhurbaşkanının gelip bir ülkede doğrudan yargıya müdahale ile suçlayan bir açıklama yapması. Eğer sizin derdiniz hakikatten içişlerine müdahale değil de eşit paylaşım arzusuysa bunlar özel görüşmelerde yapılıyor zaten. Bu tezlere karşı biz tezlerimizi zaten kendisi ile paylaştık. Orada verilen cevaplara rağmen ODTÜ’de aynı söylem tekrarlandı.

Bazıları o söylemlerin Türkiye'nin Avrupa’dan nasıl göründüğüne dair ipuçları taşıdığını söylüyorlar.

Bunlar karşılıklı olarak konuşulur, doğaldır ama Türk halkına hitap edilen bir yerde Alman Cumhurbaşkanından beklentimiz, Almanya’da Türklerin ırkçılar tarafında öldürülmesi soruşturmasına orada çıkan ifadeyle söylüyorum ‘Alman derin devleti içindeki bazı unsurların karıştığı ve bunların bütün bu süreçler içinde himaye edici ya da göz yuman tavırlar içine girdikleri ve bunun çok ciddi soruşturulması gerektiğiyle ilgili çok ciddi bir gündem var. Belki de Türk halkına yapılan açık bir konuşmada Alman devleti içinde Türklere dönük bu yabancı düşmanlığı çerçevesinde oluşan ırkçı saldırıları himaye eden mekanizmalar varsa bu mekanizmalara karşı ne tür tedbirler aldıklarını, Türklerin bu kadar güçlü bir devlet yapısı içinde hala niçin sistematik saldırılara maruz kaldığını, tedbirlerin ne olması gerektiğini, bu ırkçı yapıları himaye den kurumlar varsa bunlarla mücadele için nasıl bir yelme planına sahip olduklarını dinlemek isterdi Türk halkı.

banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.