banner391
banner405

Bir savcının cinayet defteri

Emekli albay babanın oğlu Umut Göktuğ ve sevgilisi Ramazan Kalkan, Gülen Cemaati tarafından hedef alınan Rektör Yücel Aşkın ve yardımcısı Enver Arpalı... Hayatları farklı, yaşadıkları trajedinin sorumlusu aynı: Darbe girişiminden sonra itirafçı olan ‘demokrat ve cesur savcı’ Ferhat Sarıkaya. Basit bir aparattan fazlası olmayan bir savcı, aynı anda kaç hayat çiğneyebilir?

Bir savcının cinayet defteri

banner404
UMUT Göktuğ S. ve sevgilisi Ramazan Kalkan, yalnızca bir aşka değil, sonu baştan belli olan bir imkânsızlığa adım atmışlardı. Fakat 20 yaşındaki Umut Göktuğ’un kalbi, 36 yaşındaki Ramazan’dan ötesini düşünecek halde değildi. Umut Göktuğ, tanıştıktan hemen sonra, Ekim 2012’de Ramazan’ın evinde kalmaya başladı. Umut Göktuğ’un Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’ndan emekli olan babası Albay S.S. bu gizli aşkı öğrendiğinde, kâbus da başlamış oldu. Albay S.S., oğluna silah doğrultup “Seni öldürürüm!” dedi. Ramazan’la görüşmesin diye oğlunu evde hapsetti. Ardından Umut Göktuğ’u Amasya’nın Taşova ilçesindeki kardeşi C.S.’nin yanına gönderdi.
Umut Göktuğ, üç hafta alıkonulduğu o evde amcası tarafından da ölümle tehdit edildi. Polis olan bir diğer amcası, Umut Göktuğ’un cep telefonunu ve sosyal medya hesabını takibe aldırdı. Üç hafta sonunda Umut Göktuğ, bir fırsatını bulup Ankara’ya kaçtı, sevgilisi Ramazan’a sığındı. Kavuştuklarında Ramazan’ı korku içinde buldu. Çünkü Albay S.S., Ramazan’ı da ölümle tehdit etmişti.
İki sevgili çaresizlik içindeydi. Nihayet Umut Göktuğ, 2 Ocak 2013’te Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, babası hakkında şikâyetçi oldu ve  koruma istedi. ‘Aile içi şiddete uğradığı’ gerekçesiyle Umut Göktuğ’a altı ay süreyle ‘çağrı üzerine koruma’ verildi. Umut Göktuğ’un baba ve amcalarına eve yaklaşma yasağı getirildi.
Biraz olsun, öldürülme tehdidinden uzak bir hayat kurma ihtimaline kavuştuklarını düşünüyorlardı ki, 23 Şubat 2013’te saat 18.00 sularında Dikmen’deki evlerine dönerken, Ramazan’ın telefonu çaldı. Arayan, ev sahibiydi. Ev sahibi, “Umut Göktuğ’un babası ve amcası sizi kapı önünde bekliyor” dedi. Umut Göktuğ, hemen 155’i aradı ve polisten yardım istedi. Polisler “Geliyoruz” deyince iki sevgili güven içerisinde eve yürüdü. Kapıda baba S.S., amca C.S. ve yanındaki altı kişiyle karşılaştılar.
Sekiz saldırgan, iki sevgiliyi yere yatırıp tekme ve yumruklarla dövdü. Baba S.S. ve amca C.S. silahını çıkarıp Ramazan’ın kalbine ve kafasına doğrulttu. Umut Göktuğ, zorla araca bindirilirken; babası S.S. de Ramazan’a “Umut’u öldüreceğim, sebebi sen olacaksın. Seni de aileni de yok edeceğim” diye bağırıyordu. Sevgilisinin bindirildiği aracın peşinden koşup camlarına yapışan Ramazan, bir süre sürüklendi.
Polis yetişmemiş ya da yetişememişti.
Ramazan yara bere içinde başvurduğu Dikmen Polis Merkezi’nde “Umut’u ve beni öldürmekle tehdit ediyorlardı” dedi ve saldırganların yakalanmasını istedi. Polisler, Ramazan’ın ifadesini aldıktan sonra, gerekli talimatlar için nöbetçi savcıya telefon açtı. Telefonun ucundaki isim, Savcı Ferhat Sarıkaya’ydı. Polis talimat için beklerken; Ramazan, savcının adını nereden bildiğini düşünmekteydi.
CEMAAT’İN SAVCISI
Bu savcı, 2005 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın’ı hedef alan soruşturmasıyla adını duyuran Ferhat Sarıkaya’ydı. Atatürkçü kimliği nedeniyle Gülen Cemaati tarafından hedef alınan Prof. Aşkın’ı soruşturma ‘görevi’ Sarıkaya’ya verilmişti. Cemaat’le bağlantılı Başsavcı Vekili Muharrem Morgül’ün talimatıyla Sarıkaya, ‘tıbbi cihaz alımında yolsuzluk, ihalelerde usulsüzlük ve çıkar örgütü kurma’ suçlamasıyla operasyon yaptı. Aşkın ve Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı 11 Temmuz 2005’te tutuklandı.
Aşkın ve Arpalı aynı koğuştaydı. İbadetini bir gün bile aksatmayan Arpalı, gitgide bunalıma sürüklendi. Arpalı, 28 Ağustos’ta Sarıkaya’ya gönderdiği tahliye dilekçesinde, “Psikolojik dengem bozuldu, sağlık durumum her geçen gün kötüye gitmektedir. Ben ve geniş ailem böyle yüz kızartıcı ve aşağılayıcı bir suçun yükünü çekememekte ve ezilmekteyiz” diye yazdı. Bir ay sonra, 26 Eylül’de, “Psikolojik dengem bozulmak üzeredir. Toplumda dürüstlüğü ile tanınan şahsım, zor günler geçirmekteyim” dedi. Son dilekçesinde, “Sağlığım her geçen gün kötüye gitmektedir. Hekim kontrolü altında olmam hayatiyetimin devamı açısından çok önemlidir. Adalete inanıyor, güveniyorum” diye isyan etti.
Sarıkaya, çığlıkların hiçbirine kulak asmadı. Cemaat’ten aldığı talimat gereği dilekçeleri yanıtsız bıraktığı gibi, Arpalı’yı doktora yönlendirmedi. Arpalı çaresizdi. İslam’da en büyük günahlardan biri sayılan intiharı düşünür olmuştu. Koğuş arkadaşı Osman Serdar İmre’ye “Bir arkadaşımın oğlu kendisini asarak intihar etti. Bu bir kader midir” diye sordu. Ardından, Diyanet’in imamına intiharın kader olup olmadığını sordu.
Nitekim 13 Kasım 2005’te, ‘suç ortağı’ Aşkın ile oturdukları sırada, çamaşır yıkamak için girdiği banyoda, iki boru arasına gerdiği çamaşır ipiyle kendini asarak hayatına son verdi. Devlet, kontrol ettirmediği Arpalı’ya, bir de çamaşır ipi vermişti.
Kader arkadaşının ölümüne, Aşkın’ın yüreği dayanamadı. Kalp krizi geçiren Aşkın, tedavi edildikten sonra tahliye oldu. Ancak bu davayla murat edilen sonuca ulaşılmış, Aşkın görevinden uzaklaştırılmıştı. Gülen Cemaati, üniversitedeki hâkimiyeti ele geçirmişti.
Aynı yıl Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde, iddiaya göre iki asker ve bir itirafçı tarafından 9 Kasım 2005’te kitabevine bomba atılmış, bir kişi öldürülmüştü. Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay başkanlığını engellemeye çabalayan Cemaat için bu, bulunmaz bir fırsattı. Cemaat’in bizzat yazdığı, Büyükanıt’ı suçlayan iddianame, Sarıkaya’nın önüne kondu. ‘İddianame’ nedeniyle Sarıkaya, HSYK tarafından meslekten atılınca ‘yürekli ve cesur savcı’ ilan edildi. Oysa basit bir aparattan fazlası değildi. Öyle ki Cemaat’in isteği üzerine başörtülü eşine başını açtırmıştı.
Sarıkaya, Cemaat imkânlarıyla ilkin Güney Afrika’ya, ardından Bosna’ya yerleştirildi. Fethullah Gülen’in talimatı üzerine maaşını ve masraflarını Cemaat karşıladı. Yetmezmiş gibi, yurtdışına giriş çıkış kayıtları silinerek, hangi ülkede olduğu saklandı. Nihayet, 2010’daki referandum sonrası yargı Cemaat’in eline geçince Sarıkaya’ya “Dön” emri verildi. ‘Demokrat ve cesur savcı’ 2011’de Cemaat’in ve liberallerin alkışları eşliğinde mesleğine iade edildi. Kendisine “Nerede görev yapmak istersin” diye soruldu. Sonunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda göreve başlatıldı.
Yeniden savcılık koltuğuna otururken, ardında Arpalı’nın intiharı, önünde sevgilisi kaçırılıp kendisi dövülen ve ölümle tehdit edilen Ramazan Kalkan’ın şikâyeti vardı. Sarıkaya, telefonda “Savcım ne yapalım” diye soran ve talimat bekleyen polise, “Ailenin kendi çocuğu, biz ne yapabiliriz!” diye yanıt verdi. Polis, Sarıkaya’nın bu talimatına uyarak, saldırganların yakalanması için hiçbir işlem yapmadı.
Ramazan Kalkan keder içinde evine dönerken, sevgilisi Umut Göktuğ’un zorla bindirildiği araç Amasya’nın Taşova ilçesine ilerliyordu. Ailesi, 26 Şubat 2013’te mahkemeye başvurarak, oğullarının akıl sağlığının yerinde olmadığını belirterek, vasi tayini istedi. Sırasıyla Samsun ve Taşova’da hastaneye yatırılan Umut Göktuğ, en son GATA’ya götürüldü. Bir fırsatını bulup Ramazan’ı arayan Umut Göktuğ, “Beni kurtarın!” dedi. Fakat Sarıkaya talimat vermediği için polis harekete geçmiyordu. Beş savcı değiştikten sonra dosya, yakalama kararı çıkarılmadığı gibi, 21 Mart 2013’te, Umut Göktuğ’un kaçırıldığı ve ailesinin bulunduğu Taşova’ya gönderildi. Saldırganlar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.
Ramazan, bir daha Umut Göktuğ’a kavuşamadı. Ardından erkek kıyafetlerini çıkardı, kadın kıyafetlerini giydi. Hoşdere’de seks işçiliği yaparak, hayatını sürdürmeye çalıştı. Olmadı; tutunamadı. Bir yıl sonra, Mart 2014’te adını ‘Figen’ olarak değiştirdi. Artık Ankara’da kalamadığı için Mersin’e yerleşti; ‘işine’ burada devam etti. Hayatındaki ikinci en ağır darbeyi, 13 Mayıs 2014’te Manisa Soma’da meydana gelen maden kazasında aldı. Kardeşi İsmail, madende can veren 301 işçiden biriydi. Korktuğu için kardeşinin cenazesine gidemedi. İsmail’den sonra annesi Haskadın hayatına son verdi.  
Ramazan, yeni adıyla Figen, bu acıyı sadece transseksüel arkadaşlarıyla paylaşabiliyordu. Üyesi olduğu Mersin 7 Renk Derneği’nde, eşcinsellerin hakları için mücadele verirken, gece ‘çarka’ çıkmak zorunda kalıyordu. Ancak devlet yakasını bırakmıyordu. İsmet İnönü Bulvarı’nda, 21 Temmuz 2014’te, yedi trans arkadaşlarıyla sohbet ettikleri sırada polislerce dövülüp yerlerde sürüklendiler.
O gecenin sabahında yüzü tanınmaz hale gelmişti.
Sevgilisi Umut Göktuğ’dan, kardeşi İsmail’den, anası Haskadın’dan ve nihayet yediği bütün sillelerden sonra bu dünyada tutunacak takati kalmamıştı.
Ve 24 Ağustos 2014 gecesi Mersin’de, sahile yürüyüp kendisini denize bıraktı.
Cenazesini Kütahya’daki köyüne defnettiler.
‘Demokrat ve cesur savcı’ Sarıkaya, 15 Temmuz’daki darbe girişiminden sonra itirafçı oldu. Cemaat tarafından operasyonel amaçlar için kullanıldığını açıkladı. Gazetecilerin Enver Arpalı’yı hatırlatması üzerine Sarıkaya, “Allah rahmet eylesin, haklarını helal etsinler” dedi.
Arpalı’nın ailesi, Sarıkaya’nın özrünü kabul etmedi.
Yaşasaydı Ramazan da etmezdi.
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.