banner391
banner405

Kılıçdaroğlu'ndan çarpıcı sözler: Eğer böyle devam ederse...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Sayın Cumhurbaşkanının, muhtarlarla yaptığı toplantıda, Lozan Anlaşması'nı bizim tarihimize uygun olmayan bir dille eleştirmesini ben içime sindiremiyorum." dedi

Kılıçdaroğlu'ndan çarpıcı sözler: Eğer böyle devam ederse...

banner404
KILIÇDAROĞLU, CNN Türk'te katıldığı "Eğrisi Doğrusu" programında  gazeteci Taha Akyol'un gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
TBMM'nin yarın açılacağını hatırlatan Kılıçdaroğlu, Parlamentonun 15  Temmuz sürecinde çok önemli bir sınav verdiğini, bombalanırken sabaha kadar  çalıştığını, demokrasiye ve parlamenter sisteme bağlı kaldığını söyledi.
Tarihte ilk kez böyle bir olayın yaşandığını dile getiren  Kılıçdaroğlu, "Bu parlamentoyu, parlamento kılan da Lozan Anlaşması. Türkiye  Cumhuriyeti'nin varlık nedeni olarak saydığımız Lozan Anlaşması'nın bizim  tarihimizde özel bir yeri vardır." diyerek şöyle devam etti:
"Sayın Cumhurbaşkanının, muhtarlarla yaptığı toplantıda, Lozan  Anlaşması'nı bizim tarihimize uygun olmayan bir dille eleştirmesini ben içime sindiremiyorum. Ben CHP'nin genel başkanı olma sıfatını bir tarafa bırakıyorum,  sade, ülkesini, insanını seven bir vatandaş olarak içime sindiremiyorum. Çünkü  Lozan Anlaşması, büyük imkansızlıkların yaşandığı bir süreç içinde, Batının dize  getirildiği anlaşmadır aslında. Türkiye'nin varlık nedenidir Lozan Anlaşması. Ben  Sayın Cumhurbaşkanına, ortaokulda, lisede okuduğu tarih kitaplarının ötesinde,  çünkü o tarih kitaplarını okumakla insan tarihi öğrenmiyor, onlar ön bilgi  veriyor. Ama eğer ben Lozan'ı öğrenmek istiyorum diyorsa, Lozan ile ilgili bir  kitap okumasını da istemiyorum. Sadece ve sadece Mustafa Kemal Atatürk'ün  Nutuk'unu okusun. Öyle tamamını okumasına da gerek yok, baştaki ilk 30 sayfayı  okusun yeter."
 
"Osmanlı sadece Fatih, sadece Kanuni değil"
 
Osmanlı'nın son dönemlerini görmeden, bir Osmanlı tarihi çizmenin  mümkün olmadığını savunan Kılıçdaroğlu, Osmanlı'nın sadece Fatih Sultan Mehmet,  Kanuni Sultan Süleyman değil, Osmanlı'nın aynı zamanda Vahdettin ve diğer  padişahlar olduğunu belirtti.
 
"Sayın Cumhurbaşkanı kendisine sorsun; 'Bu Osmanlı'nın parası var  mıydı? Bu para nerede basılıyordu? Bizim ilk milli bankamız ne zaman oldu?" diyen  Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
 
"Kendi paramızı 1930 yılında bastık. Bankası yoktu Osmanlı'nın.  Düyun-u Umumiye içinde zaten batmıştı Osmanlı. Ama Lozan Anlaşması'nı imzalayan  genç Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nın borcunu son kuruşuna kadar ödedi, inkar  etmedi. Bunları bilmeden, tarihi bilmeden, birisinin sözüyle bir Cumhurbaşkanı  konuşmamalı."
 
Gazeteci Akyol'un, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Lozan Barış Antlaşması’nın  93’üncü yıl dönümünde yayımladığı mesajında, "Lozan Anlaşması'nın yeni kurulan  devletimizin tapusu niteliğindedir" ifadesini hatırlatması üzerine Kılıçdaroğlu,  "Zaten o açıklama üzerine böyle bir açıklama... Yani taban tabana zıt bir  açıklamayı toplumun gündemine getirmek bir Cumhurbaşkanına yakışmaz zaten. Ya onu  söyleyeceksiniz ya bunu söyleyeceksiniz." ifadesini kullandı.
 
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Bu sizin yarınki davranışınızı  etkiler mi?" sorusuna, "Hayır. Makam ayrı bir şey. Cumhurbaşkanlığı makamı  ayrıdır, biz o makama saygı gösteririz. Ama biz isteriz ki makamın ötesinde  kişiye de saygı gösterelim. Sonuçta halkın iradesiyle seçilmiş bir kişi. Biz  halkın iradesine hep saygı gösterdik. Ama o koltuğa oturan kişi, o koltuğun  hakkını teslim etmeli. Koltuğun ağırlığını, herkesin kucaklanması gerektiğini,  kullanılan dilin sıradan bir politikacı dilinin ötesinde, sevecen bir dil olması  gerektiğini, kendisini eleştirenlere bile büyük bir hoşgörüyle katlanması gereken  bir kişi olduğunu asla unutmamalı. Buradan yola çıktığımız zaman bu ülkede biz  huzuru ve barışı bulabiliriz." yanıtını verdi.
 

"OHAL uygulamalarını doğru bulmuyoruz"
 
"OHAL'i uzatma konusunda tavrınız ne olur?" sorusu üzerine  Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
 
"Biz OHAL uygulamalarını doğru bulmuyoruz. Darbeye Parlamentodaki 4  parti karşı çıktı mı? Karşı çıktı. Sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları,  bütün medya karşı çıktı mı? Karşı çıktı. O zaman OHAL ilan etmeye gerek yok. Bir  şeye ihtiyaç varsa gelir Meclise, oturur tartışılır, gereği yapılır. Biz her  türlü desteği veririz. OHAL ile ilgili yetki aldılar. Meşru mudur? Meşrudur.  Yetki nereden alınmıştır? Meclisten alınmıştır. Doğru mudur? Doğrudur. Anayasal  bir kurum mudur OHAL? Evet Anayasal bir kurumdur. Alındı yetki ve kullanıldı.  Yetki kullanıldıktan sonra yanlış kullanıldığını, Anayasaya aykırılık  oluşturduğunu ifade ettik."
 
Anayasa'nın 120. maddesinde, "OHAL'in gerekli kıldığı konularda  KHK'ler çıkarılabilir" hükmünün yer aldığını anımsatan Kılıçdaroğlu, şunları  kaydetti:
 
"Biz Anayasa Mahkemesinin geçmişte bu konularda verdiği kararlara da  baktık. Çünkü geçmişte de OHAL nedeniyle KHK'ler çıkmış. 1990'lı yıllarda Anayasa  Mahkemesine başvurulmuş. Anayasa Mahkemesi kararlarında şunu söylüyor; 'Yer  unsuruyla sınırlıdır', 'Zaman unsuruyla sınırlıdır', 'Konu unsuruyla sınırlıdır',  'Kapsamla sınırlıdır'. Çıkarılan KHK'lere baktığımız zaman yer unsurunda, zaman  unsurunda bir sorunumuz yok ama konu unsurunda sorunumuz var. Anayasa'da hangi  konularda OHAL dolayısıyla KHK çıkarılacağı belirtilmiş. Savaş, olağanüstü terör  olayları, kalkışma gibi. 674 sayılı KHK'de Maarif Vakfı'nın yönetim kurulu  üyelerine, huzur hakkıyla ilgili düzenleme yapılmış. Konunun, OHAL ile ne ilgisi  var? Bu anlayış, Parlamentonun devre dışı bırakılması anlamına gelir. Aynı  şekilde kapsamla ilgili endişelerimiz var. Barış Bildirisi'ni imzalayan öğretim  üyeleri. OHAL'dan çok önce imzalanmış, bazıları hakkında soruşturma açılmış. Bunu  da  alıyorsunuz sistemin içine ve görevlerine son veriyorsunuz. OHAL ile ne  ilgisi var. Buna benzer bizim endişelerimiz var."
 
"OHAL sonrasını da düzenlemeye kalkarsanız, bu Anayasa'ya aykırıdır"
 
Anayasa Mahkemesinin "OHAL KHK'leri ile yasalarda değişiklik  yapılamaz. OHAL KHK'leriyle getirilen kuralların, OHAL bölgeleri dışında veya  OHAL'in sona ermesinden sonra da uygulanmalarının devamı isteniyorsa, bu konudaki  düzenlemenin yasayla yapılması zorunludur." kararını okuyan Kılıçdaroğlu, "Yani  siz diyorsunuz ki, 'Ben Milli Savunma Bakanlığının bünyesini değiştirdim'. Bu  OHAL kalktıktan sonra da devam edecek. O zaman siz ne yapmış oluyorsunuz? Amacın  dışına çıkmış oluyorsunuz." dedi.
 
Kendisini ziyarete gelen Başbakan Binali Yıldırım'a da Anayasa  Mahkemesinin bu kararından söz ettiğini ve aykırılığını anlattığını belirten  Kılıçdaroğlu, "Hatta ikinci kararname çıktığında bunun doğru olmadığını söyledim.  Benden bir not istedi. Kapsam, yer, zaman, konu ile ilgili açıklamaları, Anayasa  Mahkemesi kararlarını da gönderdim. Kendisine şunu da söyledim; Bizim Anayasa  Mahkemesine gitmemizi istemiyorsanız, yaptığınız düzenlemelerle ilgili şunu  söyleyebilirsiniz, bir geçici maddede 'Yukarıdaki düzenlemeler, OHAL süresince  geçerlidir'. O zaman biz zaten Anayasa Mahkemesine gidemeyiz. Dolasıyla herhangi  bir sorun kalmaz. Ama siz OHAL sonrasını da düzenlemeye kalkarsanız, bu  Anayasa'ya aykırıdır. Dolayısıyla biz bu gerekçeyle Anayasa Mahkemesine  gidiyoruz. "
Kemal Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın, CHP'nin Anayasa  Mahkemesine gitmesinin doğru olmadığını ve Anayasa'nın buna izin vermediğini  söylediğini hatırlatarak, şöyle devam etti:
 
"Şimdi Anayasa Mahkemesi buna neden bakıyor? Nedeni şu; Anayasa'nın  ilk üç maddesi, değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen düzenlemeleri içeriyor.  'Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir' diyor. Siz KHK  ile Anayasa'nın bir maddesini askıya alırsanız, Anayasa Mahkemesi buna bakmak  zorundadır. KHK ile Parlamentoyu tümüyle devre dışı bırakırsanız, bu Anayasa'ya  aykırıdır. Anayasa'nın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddeye aykırı bir  düzenleme yapmayacaksınız. Nedeni de şu; OHAL, bir hukuki, yasal, Anayasal  düzenlemedir. Ama bunun hukuk içinde kullanılması lazım, hukukun dışına çıkıldığı  zaman bunu birisi denetleyecek."
 
"Süreci bozmak istemedik"
 
"Sizin açtığınız iki davada, kamu görevine son vermeyle, görevden el  çektirmeyle ilgili bir iptal talebi yok. O konuya niye girmediniz?" sorusuna  karşılık Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda yaptıkları ilk görüşmede bir  komisyon kurduklarını, OHAL sürecini izleyeceklerini söylediklerini anlattı.
 
MHP ve AK Parti'nin de birer komisyon kurduğunu aktaran Kılıçdaroğlu,  bu çerçevede pek çok haksızlığın giderildiğini söyledi.
 
Her kararnamede işten atılanlar, görevine son verilenler olduğu için  bununla ilgili her zaman Anayasa Mahkemesine başvurabileceklerini aktaran  Kılıçdaroğlu, "Bu süreci bozmak istemedik. Süreç kendi içinde yürüyebildiği kadar  yürüsün, umarız daha iyi koşullarda devam eder. O nedenle kişilerle ilgili  gitmedik, sadece süreyi aşan düzenlemelerle ilgili gittik." dedi.
 
Kılıçdaroğlu, "2. OHAL kararnamesinde, Jandarma ve Sahil Güvenlik,  İçişleri Bakanlığı'na bağlanıyor. Askeri yargı ile ilgili düzenlemeler var. Bunun  neden iptalini istiyorsunuz?" sorusuna şu yanıtı verdi:
 
"Bunlar OHAL sona erdikten sonra da devam edecek. Böyle bir düzenleme  KHK ile olmaz. Hepimizin tek güvencesi hukuk. Herkes hukuka uymak zorundadır.  Özellikle devleti yöneten hükümet, hukuka uymak zorundadır. Hukuku şu veya bu  şekilde ihlal ettiğimizde, gelecek güvencemizi kaybetmiş, adalete olan güveni  sarsmış oluruz. Dolayısıyla herkes hukuk içinde hareket etmek zorundadır. Eğer  adalet bu kadar önemli ve soylu bir kavramsa, adaletin üzerine herkesin titremesi  lazım. Adalet içinde herkes gereğini yapsın.
 
Jandarma Genel Komutanlığı, İçişleri Bakanlığına bağlanabilir. Zaten  iktidar partisinin Parlamentoda yeterli sayısı var. Emin olun, bağlamak  istiyorlarsa getirsinler biz de destek veririz. Jandarma, büyük ölçüde bağlı  durumda. Bütün mesele düzenlemelerin hukuk içinde yapılmış olması. Hukuk içinde  yaparsanız sorun yok. Anayasa Mahkemesi diyor ki; 'OHAL dönemi özel bir dönemdir.  Çıkaracağınız bütün hukuk uygulamaları, Türkiye'yi ya da nerede uygulanıyorsa,  OHAL'dan çıkarıp normal sürece sokmaktır. Sayın Başbakana şunu da söyledim;  Yasalarda yaptığınız düzenlemeyi belki bizim bilmediğimiz bazı gerekçelerle  yapmış olabilirsiniz, biz buna itiraz etmeyiz ama bunu OHAL süresince sınırlı  tuttuğunuz zaman, bizim zaten Anayasa Mahkemesine gitme hakkımız da ortadan  kalkmış olur."
 
'BU, TÜRKİYE İÇİN FELAKET  BİR TABLODUR'
 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, OHAL'e ilişkin,  "Sayın Cumhurbaşkanı çıktı, '12 ayı bile aşabilir' dedi. Bu, Türkiye için felaket  bir tablodur. Eğer böyle devam ederse bir karşı darbe algısı toplumda çok daha  güçlenir." dedi.
 
Harp Akademilerinin kapatılması ve askeri hastanelerin devrine ilişkin  değerlendirmede bulunan Kılıçdaroğlu, bir devleti devlet yapanın kurumları ve  gelenekleri olduğunu ifade ederek, içinde FETÖ unsurları var gerekçesiyle  askeriyede Osmanlı'dan kalan yapının silindiğini ancak bunun doğru olmadığını  savundu.
 
Kemal Kılıçdaroğlu, devlette kurumların devamlılığının esas  alındığının altını çizerek, her kurumun kendi kültürünün olduğunu ve kurumların  kendi kültürleriyle yaşatılmasının gerektiğini vurguladı.
 
Kurumlar içindeki kültürün liyakat çerçevesinde geliştiğini ve  liyakatın kurumları daha güçlü hale getirdiğini aktaran Kılıçdaroğlu, "Sayın  Binalı Bey'e direkt aktardım; Maliye Bakanlığında daire başkanı olarak  atandığımda kimden sonra genel müdür yardımcısı olacağımı gayet iyi biliyordum.  İktidar kim olursa olsun bu kural değişmiyordu. Bu Maliye Bakanlığının yarattığı  kültürdü. Genel müdür siyasi bir otorite olmasına rağmen yine o konunun uzmanı  olurdu. Usta çırak ilişkisi içinde gelişirdik. Devleti devlet yapan budur. Bir  askeri kurumu tümüyle siliyorsunuz, niye siliyorsunuz,hangi gerekçi ile  siliyorsunuz? Sadece bunu yapmadık, Etibank, Sümerbank gibi çok önemli markaları  da sildik. Özelleştirebilirsiniz ama o marka ile devam edilebilirdi. Aksi  takdirde devletin hafızasını ve kültürünü siliyorsunuz. Bugün geldiğimiz nokta o,  devletin hafızası ve kültürü silindi." diye konuştu.
 
"Bürokrasi devletin hafızasıdır"
 
Askeri liselerin kapatılmasının gerekmediğini savunan Kılıçdaroğlu, bu  okullara daha çok ekonomik durumu iyi olmayan alilerin çocuklarının gittiğini, bu  insanların çocuklarını büyük umutlarla askeri liselere gönderdiğini dile getirdi.
 
Kılıçdaroğlu, GATA'nın Sağlık Bakanlığına bağlanmasına ilişkin,  şunları kaydetti:
 
"Sayın Başbakana şunu ifade ettim; 'Siz GATA'yı alıp, Milli Savunma  Bakanlığına bağlayabilirsiniz, buna itiraz etmeyiz. Madem ki Milli Savunma  Enstitüsü kuruyorsunuz, GATA da bu üniversitenin sağlık bölümü olsun.' Şimdi  birilerini ikna etmek gerekiyor. Sayın Başbakanın birilerini ikna etmesi  gerekiyor. Askerler de biliyorlar ki askeri hastanelere ihtiyaç var. Olmazsa  olmaz. Dünyanın her tarafında askeri hastaneler var. Kaldı ki hiçbir yerde  olmazsa bile bizim geleneklerimizde var askeri hastaneler. Osmanlı'dan beri  geliyor, o zaman yaşatalım. Aksayan yönleri olabilir, düzeltelim. Aklımız var,  nerede bir aksaklık var, oturulur uzmanı gelir, düzeltir mesele biter. Sanki  Sağlık Bakanlığı kendi hastanelerindeki tüm sorunları çözdü de bir tek orası  kalmış ve orayı da çözecek. Yeni yeni kurumlaşmaya başladık ama onu şimdi  öldürmeye çalışıyoruz. Bunlar doğru değil.
 
Yaptıkları hatalardan biri de şu; Maliye Teftiş Kurulunu ve Hesap  Uzmanları Kurulunu kapattılar. Bunlar devletin akademisi gibiydi. Her görüşten  insan vardı, hepimizin ortak noktası vardı. Bir; saygı, iki; devleti çok iyi  bilirdik, üç; hangi siyasi gelirse gelsin aldığı kararın doğru ya da yanlış mı  olduğunu ona anlatırdık. Takdir siyasetindi. Hükümet devlet değildir, devleti  yönetmek için gelir. Onun için devlette liyakat diye bir kavram vardı. Bazen  bürokrasiyi çok aşağıladık ama bürokrasi devletin hafızasıdır. Devlet kurumunu  yaşatmak lazım. OHAL kararnameleriyle yetki alıyorsunuz, şöyle tehlikeli bir  süreç var. Bu tehlikeli süreç uzarsa daha ciddi sıkıntılara yol açabilir. 'Ne  güzel ben her istediğimi yapıyorum', şimdi bu cazibeye hükümet kapılırsa bu çok  tehlikeli bir süreç doğurur ve demokrasiyi tamamen askıya almış oluruz."
 
"Darbe mağdurları oluştu"
 
OHAL'in uzatılması konusuna da değinen Kılıçdaroğlu, konuyla ilgili  Başbakan Binali Yıldırım ile ilk görüşmelerinde kendisine "Kısa bir süre için  olağanüstü bir duruma baş vuracaklarını" söylediğini hatırlatarak, "Son  görüşmemizde ise uzatacaklarını ifade ettiler. Sayın Cumhurbaşkanı çıktı, '12 ayı  bile aşabilir' dedi. Bu Türkiye için felaket bir tablodur. Eğer böyle devam  ederse bir karşı darbe algısı toplumda çok daha güçlenir. 'Ben KHK'leri çıkardım,  istediğimi yaparım, istediğimi keserim, bütün muhalifleri ezerim.' Şimdi  kalkıyorsunuz terörle hiç ilgisi olmayan televizyonları kapatıyorsunuz, yarın  gazeteleri kapatırsa ne yapacaksınız? Muhalefet kanallarını tamamen  kapatıyorsunuz,1 milyonun üzerinde mağdur yaratıyorsunuz." şeklinde konuştu.
 
Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin dört bir yanında darbe mağdurlarının  oluştuğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"15 Temmuz demokrasi şehitlerine çok şey borçluyuz o konuda hiç  tereddüt yok. Minnet, şükran borçluyuz, darbeye karşı çıktılar. Ancak eğer darbe  yapanları değil de geniş bir çerçeveden olayı alır tamamını darbeci diye  cezalandırırsanız bu toplumda derin yaralar açar.  Mustafa Kemal Atatürk'e  suikast düzenleyen kişilerin çocuklarına bir bakın. O babaların çocukları  devlette çok önemli makamlara gelmiş. Devlet kimseye kinle bakmamış. Başbakanla  görüştüğümde, isimsiz ihbar mektuplardan hareket ederek insanların hayatlarını  darmadağın etmeyin' dedim. 'Biz isimsiz ihbar mektuplarının işleme konulmaması  için bir genelge çıkarırsak siz itiraz etmez misiniz? ' diye sordu, 'yok, itiraz  etmeyiz' dedim."
 
Kemal Kılıçdaroğlu, FETÖ'nün okullarına çocuklarını gönderen ailelerin  de mağdur olduğunu, bu okulların ve Bank Asya'nın kurulmasına hükümetin izin  verdiğini ifade ederek, "Deniyor ki, 17/25'ten sonra para yatıranları...İyi de o  banka yasal bir banka değil mi? Kaldı ki siz o tarihi esas aldığınız zaman kendi  vatandaşınıza tuzak kurmuş olmuyor musunuz? Bir sendikaya üye olmak suç değil ki,  böyle bir suç yok bizim yasalarımızda ama siz bunların işine son veriyorsunuz.  Sayın Başbakana; 'İnsan hakkı ihlalleri çok büyük boyutlarda, onların tamamı  yarın AİHM'e gidecek ve sizin düşündüğünüzden çok daha büyük tazminatlarla  Türkiye karşı karşıya kalacak.' dedim." şeklinde konuştu.
 
'BEN '3 GÜNDE BÜTÜN BU  SORUNLARI ÇÖZECEĞİM' DEMENİN BİR MANTIĞI YOK'
 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Fetullahçı  Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin, "Ben '3 günde bütün bu  sorunları çözeceğim' demenin bir mantığı yok. Üç günde çözülecek sorun, darbeyi  asıl yapanların, talimatı verenlerin yargılanmasıdır." dedi. 
 
Kılıçdaroğlu, CNN Türk'te katıldığı "Eğrisi Doğrusu" programında  gazeteci Taha Akyol'un gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
 
15 Temmuz şehitleriyle, terörle mücadelede şehit olanlar arasında  ayrım yapılamayacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, "Allah'ın nezdinde de bu doğru  değildir. Şehit şehittir. Şehitlerimizi bile ayırmaya başladı, bu çok tehlikeli  bir şey. Komşumuzu ayırdık, düşüncelerimizi de ayırdık. Şehitler ayrılır mı,  ayrım yapılabilir mi? Bunu da gündeme getireceğiz. Türkiye çok tehlikeli bir  sürecin içine sokuluyor. Bu çok yanlış." şeklinde konuştu.
 
Darbe girişimi kapsamında tutuklu bulunanların yakınlarının  yaşadıklarının sosyal devlet anlayışına ters olduğunu, hiçbir darbede böyle bir  tablo görmediğini anlatan Kılıçdaroğlu, birçok tutuklu yakınının avukat tutacak  para bulamadığını söyledi.
 
Kemal Kılıçdaroğlu, Nazlı Ilıcak, Ali Bulaç, Aslı Erdoğan, Murat  Aksoy'un da aralarında bulunduğu gazeteci ve yazarların tutuklanmasını  eleştirerek, bu kişilerin yargılanmasına karşı olmadıklarını ancak  tutuklanmalarını anlayamadıklarını dile getirdi. Kılıçdaroğlu, "Altan kardeşler.  Bu toplumun vicdanına seslenmek istiyorum. Bayram öncesi alıyorsunuz gözaltına,  bunların kaçtığı falan yok. Bütün bayram süresince karakolda tutuyorsunuz. Herkes  bayrama gidiyor, onları tutuyorsunuz orada. Bu devletin intikam alması demektir,  devlete yakışmaz. Bayramdan sonra birisini tutuklayıp, birisini serbest  bırakıyorsunuz. Başka bir gerekçeyle tekrar gözaltına alıyor ve hapse  atıyorsunuz. Böyle devlet olur mu? Bu mudur darbeyle mücadele etmek, böyle bir  şey olamaz. Askeri darbe döneminde bile böyle bir şey olmadı. Şu anda hapisteki  gazeteci sayısı, 110'un üzerinde." ifadesini kullandı.
 
KHK'lerle kolektif suç yaratıldığını, bazı hukukçuların "Anayasa  hükmünde KHK çıkartıldığını" ifade ettiğini aktaran Kılıçdaroğlu, askeri darbeler  döneminde karşılaşılmayan uygulamalar görüldüğünü öne sürdü.
 
OHAL kararnameleriyle bu kadar büyük mağdur yaratmaya gerek olmadığını  dile getiren Kılıçdaroğlu, "Ben '3 günde bütün bu sorunları çözeceğim' demenin  bir mantığı yok. 3 günde çözülecek sorun, darbeyi asıl yapanların, talimatı  verenlerin yargılanmasıdır." dedi.
 
"Çok şey değişti"
 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Binali Yıldırım'ın  "Sayın Kılıçdaroğlu, 'sonuna kadar sizi destekliyoruz' dedi. Şimdi 15 Temmuz'dan  bu zamana iki aydan biraz fazla zaman geçti, ne değişti?" sözlerinin  hatırlatılması üzerine, hala darbeye karşı olduklarını ve bu konudaki mücadeleyi  sonuna kadar destekleyeceklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, "Peki ne değişti? Çok şey  değişti. KHK ile olağan hal üstü dönemin arkasını da düzenlemeye kalktılar,  Anayasa'ya aykırı olarak. Bu yanlış. Bunu hatırlatmasam, Sayın Başbakan'a  söylemesem siteminde haklı. Nasıl düzeltilir onu da söyledim. Benden not istedi,  notu da gönderdim. Ben bütün görevimi yaptım. 'Anlaşılmayan konular var.' diyor.  Evet anlaşılmayan konular var. Nedir anlaşılmayan konular? Hukukun üstünlüğü ve  adalet. Devlet adaletsiz davranamaz, adil davranmak zorundadır. Suçluya karşı  bile adil davranmak zorundadır." ifadelerini kullandı.
 
Başbakan Yıldırım'ın "Milletin mağduriyetini nereye koyacağız"  sözlerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
 
"Mağdur olanlar milletten değil mi? Bu insanlar başka bir millet mi?  Millet kavramını, mağduriyet üzerinden götüreceksek haklı, haksız ayıralım. Ama  onu biz değil, adalet, hukuk ayırır. Baştan siyaset kurumu, 'şu suçludur, bu  suçsuzdur' diyemez. İki 'FETÖ ile mücadele etmek kolay değildir, bunlar çok  farklı kişilerdir, samimi değillerdir, etrafınızdaki insanlardan kim FETÖ'cüdür,  kim değildir, bunu bilemezsiniz' diye bir düşüncesi oldu. Haklı olabilir. 2004  tarihli MGK Kararı. Diyor ki, 'Fetullah Gülen konusunda önlem alın, tedbir alın,  bu örgüt sıradan bir örgüt değildir, Türkiye'nin geleceği açısından sağlıklı bir  yapı değildir, önlem alın.' Bu 2004'te çıkıyor, 29 Kasım 2013'te bir gazete  yayımlıyor. 9 yıl sonra. Dönemin Başbakanı Erdoğan'ın danışmanı Yalçın Akdoğan,  şunu söylüyor. 'Hükümet tarafından yok hükmünde kabul edilmiştir, hiçbir işlem  yapılmamıştır.' diyor. Akşam gazetesinde sürmanşette. İlk kez açıklıyorum, şimdi  elimizi vicdanımıza koyalım, Sayın Binali Yıldırım'a soralım. Dokuz yıl bu MGK  kararını yok hükmünde sayan bir siyasi anlayışa ne yapacaksınız? Gücünüz polis  memuruna yetiyor, Bank Asya'ya para yatıran vatandaşa yetiyor, çocuğunu cemaat  okuluna gönderene yetiyor ama MGK kararını tam 9 yıl yok hükmünde sayıyorsunuz,  2013'te de 'Devam ediyoruz, hiçbir işlem yapmıyoruz.' diyorsunuz. Sayın Başbakan  diyor ki, 'Bunlar çok gizli çalışıyorlar.' Hiç de gizli çalışmıyorlar, kim dedi  gizli çalışıyorlar?"
 
Devlette önemli bir noktaya gelmek isteyenlerin Pensilvanya'ya gidip  izin aldığını ileri süren Kılıçdaroğlu, grup toplantısında "Yargıtay'a 160  militan atadınız" dediğinde kıyamet koptuğunu kaydetti.
 
Kılıçdaroğlu, "Şimdi diyor ki, 'Bunları nasıl tespit edeceğiz?'  Yabancılar gelince soruyorlar. 'Bir anda nasıl tespit ettiniz ve hepsinin  görevine son verdiniz?' diye. Bu darbe önceden hazırlanmış mıydı diye? Kaygı  duyuyorlar. Beraber iş yapıyorlardı zaten kimin ne olduğunu gayet iyi  biliyorlardı. Biz de biliyorduk onlar da biliyorlardı. Bilinmeyen bir olay değil.  Bunu gayet iyi ve yakından biliyorlardı. Bununa mücadele böyle yapılmaz. Yani  fincancı dükkanına fil gibi devlet girmez. Daha dikkatli girer, ayırırsınız.  Sıradan insanın darbe ile ilişkisi yoksa, kalkıp da işine son vermezsiniz."  değerlendirmesinde bulundu.
 
"Adil Öksüz korunuyor"
 
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Adil Öksüz'ün sıradan bir insan  olmadığı ve bunun üzerine gidilmesi gerektiği" şeklinde aldıkları duyuma  değinerek, Öksüz'ün MİT elemanı olmadığı yönündeki haberleri "Hiçbir istihbarat  örgütü, 'bu bizim elemanımız veya değil' diye açıklama yapmaz." sözleriyle  eleştirdi.
 
Öksüz'ün gözaltına alınması ve serbest bırakılması sürecine değinen  Kılıçdaroğlu, yaşananların Öksüz'ün sıradan bir insan olmadığını gösterdiğini  söyledi.
 
Kılıçdaroğlu, "Adil Öksüz'ün bütün ayrıntılarıyla incelenmesi lazım.  Birisi korumasa böyle bir şey olmaz. Bunun arkasında güçlü bir örgüt var, yerli,  yabancı. Korunuyor. En büyük endişem de yakalanmadan önce öldürülme ihtimali de  var. Geçmişte buna benzer çok olaylar oldu. Belli kişiler alındı, öldürüldü,  nerelere gömüldüğü belli olmadı." diye konuştu.
 
Türkiye'nin darbe girişiminin ardından 21 Temmuz'da BM Kişisel ve  Siyasal Haklar Sözleşmesi'nin 13 maddesine çekince koyduğunu hatırlatan  Kılıçdaroğlu, çekince konulan maddeler arasında "tutulanlara insani biçimde  davranma", "adil yargılama" ve "ifade özgürlüğü" bulunduğunu dile getirdi.  Kılıçdaroğlu, bu maddelere çekince konulmasını eleştirerek, "Bu şekilde 'Ben  darbeyle mücadele ediyorum' diyemezsiniz ve dünyayı ikna edemezsiniz." dedi.
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.