banner391
banner405

Hukuk çevreleri Oytan'ı konuşuyor

38 yıldır Alanya'da evi bulunan Emekli Danıştay Üyesi ve Anayasa Mahkemesi eski Raportörü Doç. Dr. Muammer Oytan, makalesiyle Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk'a tutum değiştirtti

Hukuk çevreleri Oytan'ı konuşuyor

banner404
 ALANYA'NIN Kestel beldesinden 1972 yılında ev alan, emekli olduğu 2002 yılından bu yana da Alanya'da yaşayan Emekli Danıştay Üyesi ve Anayasa Mahkemesi eski Raportörü Doç. Dr. Muammer Oytan, Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk'a tutum değiştirten makalesiyle hukuk çevrelerinin en çok konuşulan ismi haline geldi. 
Oytan, Star Gazetesi'nin pazar günleri yayınlanan "Açık Görüş" ekinde kaleme aldığı yazısıyla, 27 Nisan 2010 tarihinde Star Gazetesi'nde yargı reformuyla ilgili 3 maddenin geri çekilmesini tavsiye eden Selçuk'a yanıt verdi. Selçuk, bu yazısında Anayasa Mahkemesi ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) oluşumu ile siyasi partilerin kapatılmasıyla ilgili Anayasa değişikliği maddelerinin geri çekilmesini önermişti. Oytan, kaleme aldığı cevap yazısında Selçuk'un bu teklifine şiddetle karşı geldi. Oytan'ın yazısının ardından yine Star'da bir makalesi yayınlanan Selçuk'un tutum değiştirdiği dikkat çekti. Selçuk, bu yazısında 1982 Anayasası'nın gayri meşru olduğunu, bu Anayasa'nın tartışılmadan beyin yıkama bombardımanından sonra onaylandığını, Anayasa onanmasa diktanın süreceği mesajının verildiğini, tek işlemle devlet başkanının ve Anayasa'nın beraber oylandığını, içini gösteren zarflarla, gizli oy ilkesi çiğnenerek oylanmış olduğunu ve bu sebeplerle 82 Anayasası'nın derhal değiştirilmesi gerektiğini belirtti ve Oytan'ın fikirlerine katıldı. 
İŞTE OYTAN'IN O YAZISI 
Üç seneden beri Anayasa’nın değiştirilmesi konusundaki teklifleri, dinlemeden-incelemeden elinin tersiyle geri itenlerle, kapılarını sımsıkı kapatanlarla hiçbir yere ulaşılamayacağı, her türlü uzlaşma teklif ve denemelerinden sonra apaçık görülmüştür. Demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin hayatiyetini sürdürmesi, Türk demokrasi hayatının başında Demokles’in kılıcı gibi sallanan bir Başsavcılığın lütfuna bırakılamaz. HSYK’nın, görülmekte olan davalara bakan hakim ve savcılar hakkında, onları tedirgin edecek işlemler yapıyor olması HSYK’nın yapısıyla ilgili değişiklik ihtiyacını ortaya koymaktadır. Bazı yüksek yargı yerlerinin kuvvetler ayrılığı ilkesine ters düşecek davranışlarda bulundukları aşikardır. Yargı bağımsızlığını ve yargı tarafsızlığını sağlamak şart olmuştur. Bu durumu gören Parlamento’nun, Birinci Meclis’in Türk devletinin ve Cumhuriyetin kurulması aşamasında oynadığı rolde olduğu gibi, bu dönemde de Türk demokrasisini vesayetten kurtarmak, Türk toplumunu özgür bir demokratik hayata kavuşturmak ve yargının kendi gerçek rayına oturmasını ve kuvvetler ayrılığı ilkesine riayet eden, bağımsız ve fakat tarafsız, sadece kanuna-hukuka ve vicdanî kanaatine göre karar veren bir erk olmasını sağlamak için kollarını sıvadığı şu günlerde, akla hayale gelmeyecek dirençlerle karşılaştığını kamuoyu ibretle ve dikkatle izlemektedir.
SAMİ SELÇUK NE ÖNERİYOR?
Son olarak, 27.04.2010 tarihli Star gazetesindeki yazısında, Yargıtay Onursal Başkanı Sayın Prof. Sami Selçuk’un çağrısını da gördük. Sayın Selçuk’un bu çıkışını; kamuoyunda bıraktığı tarafsızlık ve saygınlık izlenimiyle, değişikliğe direnç gösterenlerin çabalarına, o tatlı-sert ve nazik üslubuyla, son çare olarak, el vermesi-destek vermesi olarak yorumluyorum. Çünkü Sayın Selçuk, bu ihtilal Anayasası'na karşı ilk bayrağı açanlardan birisidir. Yargıtay Başkanı iken yeni adli yılın başlaması nedeniyle yaptığı her konuşmasında 1982 Anayasa’sının mutlaka değiştirilmesi gerektiğini söyleyerek, darbe Anayasası ile Türkiye’nin hala yönetilmesini ağır şekilde eleştirmiştir.
Şimdi ise muhterem Selçuk, parti kapatma, HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin oluşumu konularının ertelenmesini teklif ediyor! Ne zamana kadar? Bunlar üzerinde uzlaşma sağlanıncaya kadar!... Türkiye’mizin gerçeklerini bilen ve gören kişiler için açıktır ki, erteleme teklifi, bu değişiklikler asla yapılmasın anlamına gelmektedir. Mevcut Anayasa değişikliğinin özü, esası, anlamı, önemi bu üç konudur zaten.
İNSAN ONURUNA YAKIŞIR BİR YAŞAM 
Güzel Türkiye’mizde insan onuruna yakışır şekilde, vesayetsiz bir demokratik hayat içinde özgürce yaşamamız; siyasi partilerin, halkın büyük çoğunluğunun oyunu almaya mazhar olmuş dahi olsalar, Başsavcının tek başına, gazete kupürlerini toplayarak, en ciddi sayılan delillerinin dahi sonradan gerçek dışı olduğu anlaşılacak bir iddianame ile ömrümüzü vakfettiğimiz “Yargı Fonksiyonunun” prestijini milletin gözünde düşürecek şekilde kapatma davaları açmasının önlenmesine bağlıdır. Böyle bir davanın, o parti kapatılsın veya kapatılmasın ülkemize ekonomik-sosyal-kültürel ve uluslararası ilişkilerde son derecede ağır zararlar verdiğini hiç kimse inkâr edemez. Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında alay konusu yapılan bir ülke olmaktan, demokrasinin henüz kurulamadığı Afrika ülkeleri seviyesinde bir düzeyde kabul edilen bir ülke olmaktan kurtarılmalıdır. Böyle bir değişiklik neden, niçin ertelensin ki?
Yine bu ülkede, demokratik rejim içinde ve özgürce yaşamamız; şahsen 12 sene raportör olarak çalıştığım Anayasa Mahkemesi’nin, gerek Anayasa’da, gerekse kuruluş yasasında, yetki veren hiçbir hüküm olmamasına rağmen, tamamen yetkilerini aşarak, hukuka ve mevzuata açıkça aykırı şekilde yürütmenin durdurulması kararı icat etmekten; meşhur 367 garabeti gibi kararlar almaktan; Anayasa’nın son derecede açık ve âmir hükümleriyle yasaklamasına rağmen esas hakkında inceleme yapıp 411 oyla TBMM’de kabul edilmiş bir Anayasa değişikliğini iptal etmekten, kısaca şekil incelemesi yapıyor görüntüsü altında, değiştirilemez maddelerden girerek, bir takım varsayımlarla, dolaylının da dolaylısı şekilde esastan inceleme yapmaktan vazgeçmesi; toplumun özlediği bir yüksek mahkeme durumuna kavuşması gerekir. Böyle bir değişiklik niçin ertelensin ki?
Yine demokratik rejim içinde özgürce yaşamamız, mahkemelerin ve yargı mensuplarının, her kime karşı olursa olsun açılmış davalarda, kanuna-hukuka ve vicdani kanatlarına göre, bağımsız ve fakat mutlaka tarafsız şekilde kararlar vererek adaleti tam olarak tecelli ettirmelerine bağlıdır. Görülmekte olan bir davaya hiçbir şekilde müdahale edilemez. Anayasa’nın 138. maddesi uyarınca; görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Organında dahi yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, beyanda bulunulamaz; hiçbir organ-makam-merci ve kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere talimat veremez, telkinde dahi bulunamaz. Hal böyle iken HSYK’nın, görülmekte olan en önemli davaların hakimlerinin ve özellikle savcılarının özlük haklarıyla ilgili girişimlerde bulunuyormuş-bulunacakmış gibi izlenimler veren ve gerek kamuoyunda, gerekse görevli hakim ve savcılarda tedirginlik yaratan haberlerin iletişim araçlarında yoğun şekilde verildiğini; iddianame hazırlamış olan savcılara bu görevlerinden el çektirdiklerini; haklarında iddialar olanlarla telefonla, kamuoyunda yanlış değerlendirilmesine açık şekilde samimi konuşmalar yaptıklarını, kamuoyu, ibretle öğrenmekte ve izlemektedir. Bu Anayasa değişikliği maddeleri tehir edilerek böyle bir durumun devam etmesine nasıl taraftar olunabilinir? En doğal görevi olan iddianame hazırladığı için meslekten ihraç edip, bir savcıyı aç ve çaresiz bırakan bir kurul kararına karşı yargıya başvurmayı yasaklayan bir statükoya nasıl ve neden sahip çıkılabilir?
BU PARLAMENTO TARİHE GEÇER 
TBMM’deki, sözü edilen üç konudaki Anayasa değişikliği ile yargı erki içindeki bazı unsurlar, kendi sınırları içinde, Anayasa’ya, hukuka ve vicdanî kanaatine göre, yargısal görev yapmaya daha iyi konsantre olacak, Yasama ve yürütme erklerinin, Anayasa’dan ve yasalardan doğan en tabii haklarına, yetkilerine ve kararlarına daha titizlik gösterecek; ülkenin, yasalara uygun şekilde, ekonomik-sosyal-kültürel-eğitimsel kalkındırılması çabalarına, mevzuata ve hukuka uygun olarak geçit vereceklerdir. Yasama organının çıkardığı yasaları, ancak ve sadece Anayasa’ya uygunluk denetimine tâbi tutacak; 367 garabetinde olduğu gibi hukuk dışı kararlar alamayacak; Anayasa değişikliklerini, Anayasa koyucunun âmir ve açık iradesine uygun şekilde, ancak ve sadece şekil yönünden inceleyecektir.
Sayın Başsavcı, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partiler hakkında, delilsiz-ispatsız, delil niteliği olmayan gazete kupürleri ile davalar açamayacaktır. HSYK, hakim ve savcıların, görevlerini hukuka ve mevzuata ve vicdanlarına göre yapmalarının daha güçlü teminatı olacak, siyasi iktidarların ideolojik müdahalelerinden korumak amacıyla kurulmuş bir kurul olduğunun bilincinde davranacaktır. Bunların hangisi, neresi hukuka; hukukun üstünlüğü, hukuk devleti, kuvvetler aykırılığı ilkelerine aykırıdır?
Anayasa değişikliklerinin birinci görüşmelerini azimle ve tutarlı davranışlarla sonuçlandırmış olan parlamento, ikinci görüşmeleri de başarırsa ve sonuçta Türk milleti, siyasî sağduyusu ile referandumda da kabul ederse, bu Anayasa değişiklikleri Türk demokrasisinin tam bir dönüm noktası olacak; bu parlamento, bu hizmeti ile tarihe geçecektir. Başta da söylediğim gibi, bu parlamento, devletimizi kuran, Cumhuriyetimizi kuran Birinci Meclis gibi tarihî bir meclis olacaktır. Çünkü tek başına Cumhuriyet çok şey ifade etmez: Libya’da, Suudi Arabistan’da, Saddam’ın Irak’ında olduğu gibi... Cumhuriyetin, insanları mutlu edebilen, özgürce ve tam bir huzur içinde yaşanılan bir rejim olması ancak ve mutlaka demokratik rejimle beraber uygulanmasına bağlıdır. Ve bu demokratik rejimin de, hangi taraftan gelirse gelsin, vesayet altında olmaması gereklidir. Böyle özgür ve huzurlu bir toplum, demokratik-lâik-hukuk devleti ilkeleri ile donatılmış bir Cumhuriyet içinde yaşamayı, mutlaka, herkes ister, arzu eder... Bu Anayasa değişikliğine karşı çıkanların çabaları hiç kuşku yok ki tamamen siyasîdir; siyasî ikbal kaygısıdır! Fakat Türk milleti “Muasır medeniyet seviyesine çıkmış” bir ülkede sadece, özgürce, huzur ve refah içinde yaşamak istiyor.
YARIN: Doç. Dr. Oytan'ın, Anayasa değişikliklerine karşı Anayasa Mahkemesi'nde iptal davası açılamayacağı tezini işleyen yazısı yarın Yeni Alanya'da...
mm
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.