banner391
banner405

Hanedan savaşına Ortaylı ‘el’ attı

Ünlü tarihçi İlber Ortaylı, “Osmanlı hanedanı aileye dönüşür mü?” başlıklı yazısında Yeni Alanya’nın “Osmanlı Osmanlı'ya karşı” manşetiyle okuyucularına duyurduğu Osman Mayatepek’in yazısını değerlendirdi

Hanedan savaşına Ortaylı ‘el’ attı

banner404
 NACİYE Sultan ile Enver Paşa’nın torunu Osman Mayatepek’in 26 Aralık 2009 tarihinde Yeni Alanya’da kaleme aldığı yazı, ünlü tarihçilerin bir numaralı gündem maddesi haline geldi.
Yeni Alanya’nın “Osmanlı Osmanlı’ya karşı” manşeti ile duyurduğu Osman Mayatepek’in yazısını ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, Milliyet Gazetesi’ndeki köşesine taşıdı.
İlber Ortaylı'nın dün çıkan köşe yazısı şöyle:
Osmanlı hanedan reisi Şehzade Ertuğrul Osman Efendi vefat ettikten sonra, hanedanın üyeleri herkes gibi “Ne olacağız, ne haldeyiz?” diye sordular. Hanedan reisi olan amca bırakınız Türk saray anane ve çevresini, Avrupa saraylarında bile az rastlanır prenslerdendi; bilgisi, zarafeti ve mahareti ile başka milletlerin hükümdar soyundan kimseleri de kendine hayran bırakmıştı.
Onun gibi göze batan bir diğer hanedan üyesi de elan İstanbul’da yaşayan Neslişah Sultan’dır. Neslişah Sultan bildiği lisanlar, edebiyattan tarih-coğrafyaya çok geniş bilgisi, insanları hayran bırakan sportmenliği ile yurtdışında Türklüğü bütün soylu çevrelerde üstünlükle temsil etmiş ve yurtiçinde de Osmanlı sarayı hakkındaki eksik bilgilendirmeyi tashih etmiştir. Henüz saltanat zamanında doğduğu için hanedan defterine resmen kaydedilen, doğumu topla selamlanan son hanedan üyesidir.
Şehzade Osman Ertuğrul Efendi’nin ölümünden sonra bir demeç vermişti, esası şuydu: “Bu devlet ve milleti altı asır boyu şan ve satvetle temsil eden ailemiz yeni zamanlara ve şartlara uymak durumundadır. Ailemizin genç üyeleri saray çevresinden ve etiketinden uzakta yetiştiler. Artık bir hanedanın sahip olması gereken şartlar zor ayakta duruyor, hatta duramıyor. Bundan sonra bir aile olmalıyız. Bu aile üyelerinin bilinç ve kişiliğini korumalı, hanedanın mensupları ile alakası olmayan hatta Avrupa’da türeyen bilinmeyen ecnebilerden düzmece prens ve prenseslere karşı hukukumuzu korumalı ve ailenin müşküllerini çözmek için bir araya gelmelidir.”
"MENSUP OLDUĞUNU
SÖYLEDİĞİ AİLEYİ,
HANEDANI TANIMIYOR"
Saltanatın lağvından sonra neredeyse 87 sene geçmişken açıklanan bu bildirge çok anlamlıydı. Birinci Cihan Savaşı’ndan sonra taht ve tacı kaybeden bütün büyük hanedanlar maddi yaşam koşullarını korumakta güçlüğe uğramış ve ailelerinin manevi vasıflarını devam ettirmekte krize sürüklenmişlerdir. Osmanoğulları en çok sıkıntı çekenlerden biri olduğu halde hanedan olarak iffetlerini, onurlarını koruyabildiler. Neslişah Sultan “Hükümdarlıklar dönemi bitti, artık biz de bir aileyiz, eski şerefli hükümdar torunlarından oluşan bir aileyiz” diyordu.
Şu sıralarda Sultan Abdülmecid’in torunlarından Naciye Sultan’ın ve Enver Paşa’nın torunu olan Türkan Mayatepek ve büyükelçi Rüveyda Mayatepek’in oğlu olan Osman Mayatepek benzer bir bildiri ele aldı. Söylediği; “Muhteşem bir imparatorluğu 600 yıl yöneten ailemizin şu son ölümlerden sonra maalesef bu aileyi yönetecek nitelikte genç üyeye sahip olmadığı anlaşılıyor. Bazıları mensup olduğu ailenin veya hanedanın üyelerini tanımıyor, tarih bilmiyor. Hatta Türkçe konuşamayanlar ve Türkiye’yi tanıyamayanlar var.” 
Bu görüş, cumhuriyet rejimine tam itaat anlamına gelecektir.
Devamla Osman Mayatepek’in ifadesine göre bazı genç kuşak şehzade ve sultanların sağda solda birçok toplantılara, törenlere katıldıkları basında aile tarafından kabul edilemeyecek demeçler verdikleri ileri sürülüyor. Etrafta ailenin ismini ve onurunu zedeleyecek düzmece prens ve prensesler dolaşıyor;
“Bütün bu şartlarda ailemiz mensuplarının bu ailenin ananelerini takip edecek şekilde hareket etmelerini sağlayacak, hukukumuzu zedeleyecek kimselere karşı bizi savunacak tecrübeli tek kişi Neslişah Sultan olacaktır. Osmanlı saray ananesini tanıyan, hanedanın resmen kayıtlı son üyesidir. Bir müddet için Mısır’ın kral naibesi olmuştur. Hepimiz onun tavsiyelerini ve ikazlarını dinlemek zorundayız. Ailemizin büyüğü odur. Parlak bir örnek olan Osman Ertuğrul Efendi’den sonra bu vasıflar bir tek onda görülür.”
Avusturya Habsburg ve Bourbon hanedanları gibi Osmanlı ailesinin de soyuna ve onun şöhretine sahip çıkması gereklidir. En azından Romanovların çocukları arasındaki münakaşa, bölünme ve tanımama bu hanedanda da yaşanmamalıdır. Diğer yandan bu görüş Türkiye’nin cumhuriyet rejimine tam bir itaat ve kabulü ifade etmektedir.
MAYATEPEK NE DEMİŞTİ?
Naciye Sultan ve Enver Paşa'nın torunu olan Osman Mayatepek, 26 Aralık 2009 tarihli Yeni Alanya Gazetesi'nde "Osmanlı ailesine bir 'Reis' aranmasına gerek var mı?" başlıklı yazısında şu ifadeleri kullanmıştı:
Geçenlerde kuzenim Orhan Osmanoğlu’ndan “Osmanlı ailesinin reisi” konusunda, amacı belirsiz iki ifade içeren bir ileti aldım. Kendisine göre Şehzade Ertuğrul Osman’ın vefatından sonra ailemiz medyanın ilgi odağı haline gelmiş ve “başsız” kalmış.
Artık bir “hanedan” yerine “aile”den söz edilmesini ferahlatıcı bir gelişme olarak görüyorum. Esasen bu konuda son sözü “Bundan böyle hanedan değil aile var” diyerek  Neslişah Sultan söylemişti. Orhan’ın bu iletisinin, aile bireyleri olarak bir başa veya reise ihtiyacımız olup olmadığı ve eğer gerçekten bir ihtiyaç varsa bu kişinin vasıflarının ve görevlerinin ne olacağı konularına dikkatimizi çekme açısından bir yararı olabilir diye düşünüyorum.
Osmanlı ailesinin reisliği, belirli yetenek ve vasıfları, böyle bir statünün doğal icabından olan görevleri üstlenme ve bazı mecburiyetleri yerine getirebilme yeteneğini gerektirir. Eğer bir intikal veya geçiş devresi farzediliyorsa, bu da muazzam bir İmparatorluğa 600 yıl hükmetmiş bir aileye yakışan yumuşak ve vakur bir şekilde yapılmalıdır.
Kanımca artık Osmanlı ailesine reislik edebilecek  vasıflara sahip kimse hayatta kalmamıştır. Aksine, bugün ortaya çıkan görüntü hayali bir yarış alanında kazanan hatta girmeye çalışan kişilerin verdikleri çekişme görüntüsüdür. İddiaları kan bağlılığında öncelik açısından bir dereceye kadar geçerli olabilirse de kişilikleri bu itibarlı mevki için uygun olmaktan uzaktır. Ortada dolaşan isimlerden bazıları ne ailenin diğer bireylerini, ne de Türkiye’yi tanırlar. Aralarında Türkçe konuşamayanlar bile vardır. Bir prens ile evlilik bağları olmadığı halde prenseslik iddiasında bulunan yabancı hanımlardan söz ediliyor. En önemlisi, böylesine seçkin bir aileyi temsile yeterli eğitim ve kişisel saygınlığa, yeterli maddi imkanlara da sahip değillerdir. Bir kişinin yüksek mevkilere liyakatını ilan etmesi bu mevkinin gerektirdiği vasıflara sahip olduğu anlamına gelmez. Buna rağmen kendilerini prens veya prenses ilan edenler olduğunu görüyoruz. Dürüstlük ve “empati” yaratabilmek, iyi kişisel vasıflar olsalar da bu derecede ileri iddialar için yeterli sayılamazlar.
Bu bağlamda Neslişah Sultan’ın sözlerini hatırlatmakta yarar vardır. Kendisi Osmanlı saraylarında yaşamış en son aile bireyidir. Bir süre Mısır Naibinin eşi olması dolayısıyla fiilen Mısır kraliçeliğinin önde gelen adayı olarak da görülebilir. Hepimiz onun açık ihtarlarına kulak verip aile reisliği gibi hayalperestliklere son vermeliyiz. Osmanlı aile bireyleri çoğunlukla mütevazı ve ağırbaşlı kişiler olarak sevilmiş ve saygı görmüşlerdir. Merhum Ertuğrul Osman bunun parlak bir örneğiydi. İyi eğitimi, birkaç lisana hakimiyeti, kibar ve zarif kişiliği yanında başarılı bir işadamı da olmasına rağmen Osmanlı ismini hiçbir zaman kişisel şöhret veya çıkar için istismar etmemiştir.
İletideki ikinci unsura, yani “medya ilgisi”ne gelince, geniş bir imparatorluğa asırlarca hükmettikten sonra sürgünde zor bir hayat geçirmiş olan aileye gösterilen merak ve ilgiyi doğal olarak görmeliyiz. Ancak bu ilginin ve Osmanlı isminin kişisel amaç veya çıkarlar için istismarı kesinlikle hoş görülemez.
Bu bireylerden bazıları Anıtkabir defterine “Aile namına” imzalarını atıyorlar, başkaları Azerbaycan Cumhurbaşkanı’na Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini düzeltebilecekleri iddiasıyla mektuplar yazabiliyor, asıl amaçları gösteriş olduğu için, içi boş mesajlarla da olsa, her fırsatta televizyon kanallarında görünmeye veya basında isimlerini geçirtmeye can atıyorlar. Bu yüzden mesajlar değersiz kalıyor, amacı bazı kişilere şöhret getirmekten öteye  gitmeyen vakıfların yerden biten mantarlar misali çoğalmasına fırsat yaratılıyor. Sonuçta “Aile adına bu gibi girişimlerde bulunulmasına kim yetki veriyor?” sorusu da son derecede rahatsız edici bir konu olarak karşımıza çıkıyor.
Bu “orta oyununa” tamamen kontrolden çıkmadan son verme zamanı gelmiştir. Bizler büyük ve asil bir aileye mensup olmanın şuuruna varmış isek, davranışlarımız da ona yakışır bir seviyede olmalıdır. Kişisel çıkarları için ailemizin adını istismar ederek hepimizi yaralayanlar bu türden faaaliyetlerine son vermelidirler. Eğer paylaşacak bir şeyleri varsa, bunu açıkça söylemekte tereddüt etmesinler. Ancak yüzlerini basında veya televizyon programlarında göstermek için her “Umuma mahsus hamam”ın açılış merasimine de koşmasınlar.
Vakar, hepimiz için ulaşılabilecek en büyük mükafattır.

banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.