banner391
banner405

Davutoğlu'ndan Rusya'ya tavsiye

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye-Rusya ilişkilerine yönelik, "Hemen alacağımız bazı tedbirler var. Öncelikle zarar gören ihracatçılarımızın, turizmcilerimizin ve Türk ekonomisinin bundan etkilenmemesi için neler yapacağımız, kısa vadede alacağımız telafi edici tedbirleri yakında kamuoyuyla paylaşacağım" dedi

Davutoğlu'ndan Rusya'ya tavsiye

banner404
DAVUTOĞLU, HaberTürk'te katıldığı televizyon programında gündeme dair soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

"Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile görüşmesini etkilediği" yönündeki bir soruya Davutoğlu, bunun Türkiye-Rusya arasında Suriye bağlamında yaşanan gelişmelerle herhangi bir irtibatının olmadığını vurguladı.

Davutoğlu, önceki haftalarda Kıbrıs'a İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond'ın iki, Almanya Dışişleri Bakanı Frank Steinmeier'ın bir kez geldiğini, iki gün sonra ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin de geleceğini bildirdi.

Bu kişilerin KKTC tarafına geçerek, Akıncı ile makamında görüşeceklerini belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bütün bu dışişleri bakanları Sayın Akıncı ile makamında görüşürken, Sayın Lavrov ara bölgede görüşmeyi teklif etti. Yani kuzeye geçmeyi doğru görmedi herhalde kendisi açısından. Dolayısıyla Türkiye-Rusya arasında yaşananların bununla bir ilgisi yok. Sayın Akıncı da 'Gelirseniz benim makamımda görüşürsünüz, diğer dışişleri bakanlarına kural neyse sizin için de geçerli ama gelmeyecekseniz de sizin tercihiniz' demiş. Bugün Sayın Akıncı bu bilgiyi bana aktardı. Bence de doğru bir davranış. Sayın Akıncı, KKTC halkının oylarıyla seçilmiş bir lider. Eğer Kıbrıs'ta müzakere yürürken, Kıbrıs Türk tarafının müzakereye eşit şartlarda oturması söz konusuysa Kıbrıs'a gelenlerin de Sayın Akıncı ile KKTC Cumhurbaşkanı ile görüşmek istiyorsa onun makamına gitmesi doğrudur. Lavrov'un, Türkiye-Rusya ilişkileri bağlamında bir görüşmeyi reddetmesi söz konusu değil. Kendisi ara bölgede görüşmeyi talep ettiği için Sayın Akıncı'nın bu görüşmeyi reddetmesi ve makamına davet etmesi söz konusu. Olayın arka planı bu."

- "Türkiye, kimseyi tahrik etmeye dönük bir işlem yapmadı"

Türkiye-Rusya ilişkilerine değinen Başbakan Davutoğlu, kritik bir süreçten geçildiğinin altını çizdi. Davutoğlu, iki ülke arasında bir hafta önce krizin başladığını hatırlatarak, Türk hava sahasını ihlal eden uçağın düşürülmesi sonrasında bir haftadır yoğun diplomasinin yaşandığını anlattı.

Başta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin olmak üzere Rusya'daki yetkililere tavsiyelerinin bulunduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Tavsiyemiz öncelikle olayın doğru anlaşılmasını temin etmek, sonra da çok kalıcı temellere dayalı Türk-Rus ilişkilerine zarar vermeksizin bu krizin içinden birlikte çıkmak. Kastettiğimiz şey şudur, eğer Türk hava sahası ihlal edilmemiş olsaydı böyle bir kriz yaşanmayacaktı. Dolayısıyla Türkiye burada kasıtlı bir kriz başlatan taraf değildir. Krizi tırmandıran taraf değildir. Türkiye, kendi hava sahasıyla ilgili son derece defansif yani temelde kendi hava sahasını savunmaya dönük kimseyi tahrik etmeye veya kimseye saldırmaya dönük bir işlem yapmadı. Kendi hava sahasını korumaya dönük bir eylemde bulundu."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın France 24 kanalına yaptığı açıklamada "Bunun Rusya uçağı olduğunu bilseydik farklı davranabilirdik" sözlerini kullandığının anımsatılması üzerine Davutoğlu, "Farklı davranmaktan kasıt herhalde 'Hava sahası ihlaline izin verirdik' anlamı çıkmaz" ifadesini kullandı.

Rusya ile Türkiye arasında, daha önce yapılan üç ihlalden sonra, iki ülke silahlı kuvvetleri arasında bir mekanizmanın kurulduğunu vurgulayan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Rusya arayıp 'Biz şu bölgede operasyon yapacağız DEAŞ'e karşı, bunu koordine edelim' denseydi bu olay yaşanmayabilirdi. Onlar da zaten daha dikkatli olurlardı. Ama şimdi yanı başınızda bir savaş varken hava sahanız ihlal edilmişse, orada iki kez tur atılmışsa, uyarılara rağmen tekrar dönülüp gelinmişse, bu tekrar dönüp gelen uçağın ne niyetle geldiği, bir saldırıda mı bulunup bulunmayacağı konusunda bir yargıda bulunmak, o an için mümkün değil. Eğer bu uçaklar durdurulmamış olsaydı ve bir şehrimize saldırmış olsaydı şu anda herhalde Türkiye'de herkes 'Niye Türk Silahlı Kuvvetleri görevini yapmadı, hükümet neredeydi, niye Türk Silahlı Kuvvetlerine gerekli talimatı vermedi' diye sorulurdu. Bu uçaklar Suriye uçağı ya da başka bir uçak olabilirdi. Ve Türkiye'de bir yere füze fırlatabilir, birçok şey yapabilirdi. O yüzden bizim tutumumuz açık.

En başından itibaren Ruslara da son derece dostane şekilde 'Bir, bizim hava sahamızı ihlal etmeyin, 3 kere ettiniz tekrar etmesin' dedik. İki, sivillerin üzerine hava bombardımanı yaparak, mültecileri bize sürmeyin, yeteri kadar mülteci var bizde. Üç, Bayırbucak bölgesinde tek bir DEAŞ unsuru yok, bu bölgede operasyon yapmayın' bunları hep söyledik. Ama esas itibarıyla uçağın düşmesinin sebebi hava sahası ihlalidir. Bu konuda da tutumumuz açık, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı, sadece hak değil görevimizi yerine getirdik."

- "Türkiye'nin kaygılarına özenle yaklaşmasını bekleriz"

"Krizin yatıştırılması yerine derinleştirilmesi yönünde bir pozisyon alınmasının, aslında başından bu yana stratejik başka bir hedefe işaret edip etmediği" sorusu üzerine Davutoğlu, bu konuda spekülasyon yapmak istemediğini, iki ülke arasındaki ilişkilerin doğal seyrinde herhangi sıkıntının olmadığını bildirdi.

Davutoğlu, "Şu var ki bu sınır, Türkiye-Suriye sınırı, Rusya'nın sınırı değil. Rusya'nın kendi sınırı olmayan bir yerde Türkiye'nin kaygılarına özenle yaklaşmasını bekleriz" dedi.

İlginç bir şekilde Suriye'de kendi çıkarlarını gözeten birçok tarafın, başta Suriye rejimi olmak üzere DEAŞ'ın katliamlarını, barbarca eylemlerini istismar ettiğini anlatan Davutoğlu, bunların, Suriye topraklarında kendi hedefleri doğrultusunda faaliyet gerçekleştirdiğini dile getirdi.

"DEAŞ, Suriye'de nerede? Rusların bombaladığı Bayırbucak bölgesinde DEAŞ var mı? Yok. Dolayısıyla orada bir DEAŞ petrolü olma ihtimali var mı? Yok. Türkiye'nin, DEAŞ'ten bir petrol aldığına dair herhangi bir belge var mı? Yok" diyen Davutoğlu, şu görüşlerini paylaştı:

"Burada DEAŞ bahane edilerek, Suriye'nin sivil halkına karşı yapılan ve bazı uluslararası hukuk bağlamında da meşkuk olan silahlarla yapılan saldırıları, 'DEAŞ'e operasyon gibi' kimse gösteremez. Bayırbucak bölgesinde tek bir DEAŞ unsuru yok. Ama burada çıkıp Rusya, kendisi burada bir operasyonel hata yaptığını söylemek... Şunu diyebilirdi Rusya, 'Evet, uçağımız hava sahası ihlali yaparken art niyeti yoktur, operasyonel hata oldu'. Biz de o zaman 'Evet, bu operasyon hata olmasaydı biz de düşürmezdik.' O anlamda karşılıklı iyi niyet jestiyle bir yere gidebilirdik. Ama Rusya, sanki hava sahası ihlali olmamış gibi bir tavır takındı. Olduğunu kabul ettikten sonra, belgelerle ortaya koyduktan sonra da sanki 'Türkiye, DEAŞ ile iş birliği halindeymiş' gibi başka bir suçlamanın içine girdi. Burada Rusya'dan beklediğimiz şu, çok köklü ilişkilerimiz var. AK Parti iktidarları döneminde Türkiye-Rusya ilişkileri en üst düzeye çıktı. Türkiye, Rusya ilişkilerini riske eder mi? Etmez. Niye Türkiye bu tepkiyi göstermek zorunda kaldı? Çünkü Türkiye, Suriye sınırı bağlamında güvenlik kaygısı içinde."

- "Rusya, ambargolar ilan etme yerine, oturup masaya beraberce konuşma yolunu dener"

"Rusya'nın yaptığı ambargoya yönelik doğal gazı kesme ihtimalini göz önünde bulundurup bulundurmadıklarının" sorulması üzerine Davutoğlu, Bakanlar Kurulu'nun ilk toplantısını hatırlatarak, ilgili bakanların ilişkilerin hangi boyutta etkileneceğine ilişkin kapsamlı brifing yaptıklarını açıkladı.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek'in bugün sabah toplantının neticelerini kendisine aktardığını kaydeden Davutoğlu, "Hemen alacağımız bazı tedbirler var. Öncelikle zarar gören ihracatçılarımızın, turizmcilerimizin ve Türk ekonomisinin bundan etkilenmemesi için neler yapacağımız, kısa vadede alacağımız telafi edici tedbirleri yakında kamuoyuyla paylaşacağım. Gerek ithalat ve ihracat dengeleri, gerek Türk yatırımlarının Rusya'daki faaliyetleri, gerekse enerji alanında bir zarar söz konusu olacaksa bu karşılıklı yapılacak bir zarardır. Biz ümit ederiz ki Rusya, iki tarafın da zararına olacak olan bu tür suçlamalar ve bazı ambargolar ilan etme yerine, oturup masaya beraberce konuşma yolunu dener" diye konuştu.
Davutoğlu, Türk hava sahasını ihlal eden Rus Savaş uçağının düşürülmesinin ardından, Rusya'nın Türkiye'ye uygulayacağını açıkladığı bazı ekonomik yaptırımlarla ilgili değerlendirmede bulundu.

Yaş sebze ve diğer bazı ürünlere gelen yaptırımlara değinen Davutoğlu, "Sebze, meyve için Türkiye'nin dünyada pazar sıkıntısı yok, başka yerlere de satar. Bunun tedbirlerini alırız. Olay olduğu anda arkadaşlarla bunu planlamaya başladım. Türkiye'nin kapısı kapanmaz. Bütün milletimiz sakin bir şekilde bu gelişmeleri takip etsin" diye konuştu.

"Bir, milli güvenliğimizi sarsıcı hiçbir eyleme izin vermeyiz. İki, fevri tepki göstermeyiz, hissi davranmayız" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Birisi bir şey söyledi diye o sözün tesiriyle aynı şekilde mukabele edip karşılıklı söylem savaşına girmeyiz. Ama ne yaparız, alırız rasyonel taraf olarak, Rusya'nın aldığı kararlar bizi nerede etkiler, nasıl etkiler, kısa, orta, uzun vadeli olarak değerlendirir, bunun tedbirlerini alırız. İlk alacağımız karar, yarın tabii arkadaşlarla detaylarını konuşacağım ama Rusya gümrüklerinde bekleyen sebze ve meyve, orada bozulmasını engelleyecek şekilde geri çekmemiz. Bunları çekeriz, elimizde kalanlar ve diğerlerini başka pazarlara sevk edilecek olanları sevk ederiz ama buradan ihracatçılarımızın zarar görmemesi için de gereken tedbirleri alırız."

-"İhracatçılar hiçbir şekilde paniğe kapılmasınlar"

Rusya'nın yaptırımlarından etkilenen sebze ihracatçısına devlet desteği verilip verilmeyeceğinin sorulması üzerine, Davutoğlu, "Tabii onlar da dahi olmak üzere. Bunu beklenmedik bir afet gibi değerlendirin. İhracatçılar o konuda kendilerinden hiçbir şekilde paniğe kapılmasınlar, gördükleri zararla ilgili çalışmalar yapıyoruz. Zaten Ekonomi Bakanımız kendileriyle toplandı, Kültür Turizm Bakanımız turizmcilerle toplanıyor. Turizmcilere başka nerelerde alan açabiliriz diye düşüneceğiz. Turizmcilere verdiğimiz, 30 Kasım'da dolan desteğin süresini uzattık. Bunların hepsini bir şekilde yeniden dengelere oturturuz. Yani bu anlamda bizim halkımızın herhangi bir şekilde paniğe kapılmasına gerek yok" şeklinde konuştu.

-"Türkiye'nin önünde alternatifler daralmaz"

Davutoğlu, Rusya'nın Türkiye'ye ihraç ettiği doğalgazı kesme ihtimalinin sorulması üzerine de şunları söyledi:

"Bir kere kendimize güven itibarıyla, şu anlamda tabii her türlü tedbiri almakla birlikte özgüven içinde olmamız gerektiren husus şu, Türkiye'nin coğrafyasında olan bir ülkesinin kapısı kapanmaz. Bakın, benim için şansız tablo, yani hükümeti kurduğumuz gün, ben hükümet listesini Cumhurbaşkanımıza sunmaya giderken, bu olay patlak verdik. Savaşla başladık, biz içine girmiş değiliz ama Suriye savaşının etkileri bağlamında, ondan bu yana birçok başka krizle uğraşıyoruz. Ama aynı anda Avrupa Birliği Zirvesi ile Türkiye AB ilişkileri yeni bir ivme kazandı. Rusya ekonomisi daralırken, Avrupa ekonomisi toparlanıyor ve tekrar kendi dinamizmini buluyor.

Mesela turizm, o kapı kapanırsa başka kapılar açılır. Çok güzel kampanya başlamış Arap dünyasında, 'Ruslar, Türk ürünlerini ambargo ediyorsa biz Türk ürünleri alacağız, bundan sonra' diye. Bunlar da gösteriyor ki Türkiye'nin önünde alternatifler daralmaz."

-" Türk-Rus ilişkileri kolay kopacak ilişkiler değil"

"Şunu ifade edeyim, Türk-Rus ilişkileri bu kadar kolay kopacak ilişkiler değil" ifadesini kullanan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Karşılıklı ihtiyaç içinde olduğumuz ilişkilerdir. Avrupa'da aldığımız kararlardan biri de Türkiye-Avrupa arasında üst düzey enerji diyaloğu başlatmak. Çok çarpıcı ifadeyle söyleyeyim, dengelerin nasıl değişebileceğini enerji piyasasında göstermek için, ben Dışişleri Bakanlığımda önümde bulduğum ilk dosya Nabucco dosyası. Hatırlayacaksınız, Azerbaycan'dan gelip Orta Avrupa'ya giden hat. Şimdi birçok kişi unuttu. Onları raflardan çıkarıp bir ay içinde Nabucco anlaşmasını imzalamıştık, Ankara'da. Bu telaşla Rusya, Güney Akımı başlattı. Bulgaristan-Yunanistan üzerinden. Avrupalılar, Nabucco'nun önemini kavrayamadıkları ve gerekli finansmanı sağlamadıkları için biz TANAP'ı devreye soktuk. Sonra Ukrayna krizi başlayınca bu sefer bize alternatif olarak üretilmiş olan Nabucco'ya alternatif, sonra TANAP'a alternatif gibi düşünülen Güney Akımı, bize 'Türk Akımı' diye teklif edildi. Yani size alternatif olan şey, size teklif ediliyor.

Şimdi Rusya ile bir gerilim yaşıyoruz. Tabii bu proje gündeme gelmeyecek ama başka projeler de gündeme gelecek. Şunun için bunu zikrediyorum, statik bakmayacağız olaya. Şu kazanım, bu kayıp değil. O kadar hızlı akan uluslararası konjonktür var ki her şeyden önce soğukkanlı olmak lazım. Türkiye coğrafyası çok kıymetli coğrafya, uzun zamandır bu coğrafyada oturanlar, eğer rasyonel davranıp bir de özgüvenleri, milletten aldıkları destek varsa, uzun dönemde mutlaka kazanırlar."

-"En kötü ihtimale de hazırlıklı olmamız lazım"

Davutoğlu, "Enerjide ben Rusya'nın böyle bir yola tevessül edeceğini düşünmüyorum çünkü çok ciddi karşılıklı angajmanlar, ikinci müşterisiyiz hem de uluslararası hukuktan kaynaklanan karşılıklı haklarımız, taahhütlerimiz var. Yani bu bir bavul ticareti değil. Bu 'dur' dediğinde duracak olan. Karşılıklı taahhütler var. Ama en kötü ihtimale de hazırlıklı olmamız lazım. Onun için de Enerji Bakanlığına, değişik alternatifleri çalışma talimatı verdim. Bu çalışma da yapıldı" diye konuştu.

Doğalgaz alımıyla ilgili İran ile bir görüşme yapılıp yapılmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan Davutoğlu, şöyle konuştu:

"İran'dan doğal olarak gelen gazımız var. Azerbaycan'da olacağım, perşembe günü. Azerbaycan'dan gelen doğalgaz miktarını, LNG imkanlarını değerlendireceğiz, başka imkanları da ama öncelikle Rusya'nın böyle adım atmaması yönünde beklentimi ifade etmek istiyorum. Yani bunun için gerekli görüşmeleri yaparız. Atarsa tabii inşallah bu çalışmamın hepsini yaparız ama şunu da geçen Erzurumlulara sormuşlar, tek tek, 'böyle bir durum olursa ne yaparsınız' diye. Biri öyle diyor, ben böyle bir şey teklif ediyor değilim ama ' 'gerekirse tezek yakarız ama sınırlarımızı çiğnetmeyiz' gibi bir ifade kullanıyor bir Erzurumlu. Biz tabi böyle bir şey olacak değil Allah'ın izniyle elimizdeki bütün imkanları kullanacağız. Muhtemelen de böyle bir gelişme olmaz. Ama olursa bizim milletimiz, vatanı ve onuru için gerekli fedakarlıkları göstermeye de hazır bir millettir. Benim bu anlamda milletimize güvenim tam. İnşallah böyle olacak anlamına gelmez. Olursa alacağımız tedbirler var. Alıyoruz, alacağız. Ümit ederim vakti geçmeden o düzeye çıkmadan Rusya ile ilişkilerimiz tekrar rayına oturur."

-"Türkiye'nin tavrı, Rusya'nın aşırı özgüven içine giren psikolojisini sarstı"

"Karşılıklı bağımlılıktan söz ettiniz. Buna rağmen krizi derinleştirmede Putin'in iç kamuoyuna oynama gibi bir hedefi olabilir" şeklindeki bir soruya da yanıtlayan Davutoğlu, şöyle dedi:

"Ben bu krizde stratejik boyuttan daha çok psikolojik boyut görüyorum. Yani Rusya ile Türkiye'nin stratejik çıkarlarının çatıştığı bir yerde değiliz. Suriye'de farklı düşünüyoruz ama Suriye dahi stratejik çıkarlarımızda ortaklıklar bulabiliriz ama psikolojik bir faktör var. Çünkü son dönemde özellikle Gürcistan 2008 savaşından bu yana birçok hamle ile değişik alanlarda çok aktif bir, aktifi her yönde kullanabilirsiniz, hırslı bir politika yürüttü. Ukrayna, Gürcistan, Kırım. Bu konuda da aşırı bir özgüven oluştu. Suriye sahasına girerken Suriye sahasının Türkiye için ne kadar önem taşıdığını bildiği halde, bizim uyarılarımızı, kanaatlerimizi çok ciddiye almadı. Hava sahamız çiğnenmemiş olsaydı Suriye'de yaşanan bütün acılara, Rus savaş uçaklarının katlettiği bütün sivillere rağmen yine de Rusya ile görüşmeyi tercih ederdik. Ama eğer hem sınırımızda soydaşlarımızı katledeceksiniz hem oradan mülteci akınlarına yol açacak şekilde insanları süreceksiniz hem de sınır ihlali yapıp bizim topraklarımızdan gidip yine oradaki kardeşlerimizi bombalayacaksınız, e bu kadarı da fazla. Şimdi bu tutum, Türkiye'nin gösterdiği tavır, Rusya'nın son yıllarda o aşırı özgüven içine giren psikolojisini sarstı. Bu sebeple de kamuoyuna dönük olarak böyle bir söylem sebebini benimsemesinin sebeplerinden birinin bu olduğunu düşünüyorum. Ama herkes empati yapmalı. Rusya ve Ruslar onurlu bir millet ama Türkler de onurlu bir millet. Bizden saygı bekleyenin bize saygı göstermesini beklemek de bizim hakkımız."

-"En geç ekim ayında vize muafiyeti"

Davutoğlu, "Türkiye-AB Zirve'si mülteci pazarlığı üzerinden yürümedi. Hakikaten önemli kazanımları var, diyorsunuz. Hakikaten 2016'da amasız, fakatsız, vizesiz, Türk vatandaşları pasaport kuyruğu beklemeden Avrupa'ya gidebilecek mi? Baktığımızda 72 şarttan bahsediliyor. Bir kere o 72 kriteri bir an önce yerine getirebilecek miyiz? Dolayısıyla, amasız, fakatsız vize kalkacak mı" şeklindeki soruyu da şöyle yanıtladı:

"Öyle bir hava estiriliyor ki geri kabul anlaşması sanki mülteciler için geliyor. Hayır. Bütün Avrupa Birliği vize muafiyeti anlaşmalarında, geri kabul anlaşması var. Sırbistan ile Bosna Hersek ile kimle yapmışlarsa hepsinde var. Baştan itibaren var ve önce geri kabul anlaşması imzalanır, bir müddet uygulandıktan sonra vize muafiyetine geçilir. Biz ise o zaman geri kabul anlaşmasını hemen uygulamayı kabul etmedik ve çok çetin müzakerelerle muhataplarımıza, hatta bir seferine ilgili komiser, 2011 Şubat'ında, 'siz geri kabul anlaşmasını imzalayın, bir müddet uygulayın, sonra biz konseyden vize diyaloğu için yetki alacağız' dediğinde, 'biz Avrupa'yı tanıyoruz' demiştim. Önce bizden bir şey alındığında sonra sözler unutulur. Söze söz, parafa paraf, imzaya imza, onaya onay uygulamaya uygulama.

Diğer ülkelerden farklı olarak ikisini senkronize götürdük sonra da görüşmeler belli bir yere gelmişti. Şimdi mülteciler gündeme gelince, AB açısından bu süre daha da önemi kazandı, doğru. Ama o olmamış olsaydı da zaten 2017'de bu hayata geçecekti. Biz geri kabul anlaşmasını Yunanistan ile ihtilaflarımızı çözerek metin üzerinde bir yere getirmiştik. Mülteciler krizi, bunun 2016'ya alınmasını sağladı. Onların da geri kabule ihtiyacı daha fazla artmış oldu açık söylemek gerekirse. Şimdi oturduk bunları konuştuk, müzakere ettik. İki tarafın kabul ettiği eylem planı var, mültecilerle ilgili. Bir de bu vardığımız anlaşma, zirvenin metni dikkatli okunursa mülteciler çok kısa bir yerde geçiyor. Bütün metin ilişkileri yeniden tanımlamaya dönük. Yılda iki zirve yapılacak. Üst düzey ekonomik diyalog başlayacak. Üst düzey enerji diyalog başlayacak. Siyasi diyalog devam edecek. İlk defa Türkiye AB ilişkileri bir ete kemiğe bürünüyor, bir çerçeve kazanıyor. Şimdi ise bir yapı kazanıyor. Bu çok önemli.

Peki 72 şart nedir? Bunlarını çoğu teknik şeyler. Yani 72 deyince bizim yapacağımız mesela, pasaportların nüfus cüzdanı, kimlik cüzdanı haline dönüşmesi vesaire, vesaire. Bu konuda da yürütülen çalışmaları hızlandıracağız. İnşallah mart ayında ilk rapor çıkacak. Haziran ayında geri kabul anlaşması devreye girecek. Ondan sonra da senkronize şekilde en geç ekim ayında da vize muafiyeti, yani vatandaşlarımızın amasız, fakatsız, vizesiz, beklemesiz Avrupa'ya seyahatleri gerçekleşecek."

AB'ye üyelik süreci kapsamında uygulamaya konulması planlanan Geri Kabul Anlaşması'na ilişkin yaşanan tartışmalara da değinen Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"Türkiye, mülteci kampına mı dönüşecek, hayır. Bu da söz konusu değil. Eğer bu anlaşma olmamış olsaydı, Türkiye mültecilerle ilgili ne kadar uğraşması gerekiyorsa yine uğraşmaya devam edecekti. Bu anlaşma, bize gelen mültecilerin sayısını artıran anlaşma değil. Mülteciler Avrupa'dan gelmiyor ki bizim mülteci yükümüz artmış olsun. Bu anlaşmayla bizim üzerimizdeki mülteci yükünün külfeti paylaşılacak. 3 milyar avro bu anlamda sağlanacak. Ayrıca da birlikte düzenleme ile yasal olmayan mülteci akını yerine yasal bir kotayla Avrupa ülkeleri mülteci alacak. Doğrudan mülteci alacak. Bunları bir düzene koyacağız. Bu anlamda bir önemi var. Yoksa Türkiye bir mülteci, açık hava hapishanesine dönecek diye bir algı yanlış. Avrupa ile anlaşmamış olsak da zaten mülteci riskimiz neyse ondan fazla olacak değil ondan daha az olacak."

Davutoğlu, vize muafiyetinin kapsamına ilişkin de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin Schengen bölgesindeki her yere rahatlıkla gidebileceğini söyledi.
Seçim vaatlerine ilişkin takvime yönelik soru üzerine Davutoğlu, vaatlerin sistematik, zamanı ve yöntemi belli olacak şekilde hayata geçirileceğini söyledi.

AK Parti'nin 13 yıllık iktidarı döneminde, toplumda "AK Parti söz verdi mi yapar" kanaati oluştuğunu dile getiren Davutoğlu, "Verdiğimiz her vaadi inşallah ilk üç ayda yerine getirmeyi planlıyorum" dedi.

Asgari ücret ve öğrenci burslarında artışın hemen hayata geçirilmesini planladıklarını ifade eden Davutoğlu, hangi vaat için ne yapılması gerektiğine ilişkin çalışmanın gerçekleştirildiğini bildirdi.

Demokratik, sosyal düzen açısından büyük önem taşıyan şeffaflık, siyasi etik, dinamik nüfus yapısının korunması, çalışan kadınların hakları, kişisel verilerin korunması gibi düzenlemelere ilişkin çalışmaların ikinci sırada geleceğini kaydeden Davutoğlu, daha sonra da Gelir Vergisi Kanunu ile ilgili düzenlemeler, yatırım ortamını iyileştirici hamleler gibi daha yapısal konuların ele alınacağını belirtti.

Başbakan Davutoğlu, "Üç aylık, altı aylık, bir yıllık bir program çıkardık, takvimlendirilmiş. İnşallah bunu gelecek hafta içinde, gün vermeyeyim, bir, iki gün içinde ilan edeceğim, hükümet programının güncellenmesi şeklinde kamuoyumuzla paylaşacağım. Hükümet programını Meclisimize sunduk, şimdi kamuoyumuza çıkıp 'Şu, şu vaatleri şu ay içinde, şu yasaları şu ayda çıkarmayı arzu ediyoruz' diye kendimi de hükümetimizi de bağlayan bir deklarasyonda bulunacağım" diye konuştu.

64. Hükümet Programı'nın görüşmelerine verilen aralarda, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile ayrı ayrı bir araya geldiğini ve geçici bütçe yerine, 2016 Yılı Bütçesi'nin Meclis'e gelmesi konusunu görüştüklerini anımsatan Davutoğlu, "HDP eş başkanları orada değildi, olsaydı onlarla da görüşürdük. Parlamentodaki hiç kimsenin dışlanmasından taraftar değilim. Dolayısıyla orada yaptıkları eleştiriler doğru değil. Hükümet programına önem veren genel başkan ya da eş başkanları orada bulunurlar, bulunurlarsa da muhatap alınırlar" dedi.

Kılıçdaroğlu ve Bahçeli ile güzel bir görüşme yaptıklarını söyleyen Davutoğlu, geçici bütçe gelmesi halinde, kalıcı bütçenin çıkarılmasının ülkeye birkaç ay kaybettireceğini belirtti. "Birçok problem var, esas bütçeyi bir an önce geçirelim" ricasını dile getirdiğini anlatan Başbakan Davutoğlu, "Sayın Bahçeli ve ekibi, kesin destek vereceklerini ifade ettiler. Kendisi de 'Türkiye bu şartlardayken esas bütçeyle çalışılması gerekir, bu konuda size destek oluruz' dediler. Teşekkür ediyorum. Sayın Kılıçdaroğlu, arkadaşlarıyla görüşüp bildireceklerdi, daha bu anlamda onlardan net bir cevap alamadık ama ilk intiba olumluydu" ifadelerini kullandı.

- "Azerbaycan ziyaretinden sonra genel başkanlardan randevu isteyeceğim"

CHP'nin, "kesin hesap komisyonu kurulması ve başkanın muhalefetten olması" şartını dile getirdiğine ilişkin bilgiler olduğunun belirtilmesi üzerine Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Daha resmen bize bu intikal etmedi ama arkadaşların temaslarında, bir ön yoklama olarak bu bilgi bize iletildi. Açık bir yüreklilikle, kamuoyuyla paylaşmakta da beis görmüyorum, bütçe için şartı doğru görmem. Bunları konuşuruz, bunlar yapısal reformlardır. İç Tüzük, anayasa reformları bağlamında konuşuruz. Çünkü yeni bir komisyon ihdas etmenin bir süreci var. Bizse bütçeyi yarın sunmak zorundayız. Yarın, bir, iki gün içinde sunmazsak zaten mümkün olmuyor.

Bunlar konuşulabilir, konuşulmaz değil de 'Madem bütçede bir zorunluluk var, dolayısıyla bu fırsattan istifade biz de şu seçim vaadimizi yerine getirelim' yaklaşımı doğru değil. Bütçe hepimizin bütçesi olacak. Bütçenin görüşülmesi esnasında bir talep varsa, mesela 'Bize şu süre yetmiyor, 24 saat çalışalım.' Ben arkadaşları 24 saat çalıştırırım. Bizim bütçeyi çıkarmamız lazım, acil bir konu. O olmazsa başka hiçbir şey olamıyor. Dolayısıyla bizi geçici bütçeye mahkum etmemelerini rica ediyorum. Dün de bunu rica ettim. Eğer bu gerçekleşirse güzel bir başlangıç olur, sonra oturur kesin hesaplarla ilgili neler yapacağımızı, yapısal ne reformlar yapacağımızı, onları da dinleyerek yapacağız. Zaten kendisine de söyledim. Kamuoyu önünde de söyledim, ilk fırsatta, çalışmaları yaptıktan sonra, Azerbaycan ziyaretimiz var, ondan sonra inşallah genel başkanlardan randevu isteyip, gidip, zihnimdeki, biraz önce zikrettiğim vaatler, reformlar vesaire... Bu vaatlerin bir kısmı muhalefetin de desteklemesi gereken vaatler."

"İkinci bir görüşme planlıyorum, ne dersiniz?" sorusunu ilettiğinde olumlu cevap alıp almadığına ilişkin de Davutoğlu, "Olumsuz bir cevap gelmedi, dolayısıyla olumlu telakki ediyorum" dedi.

- "Sivil toplumun bütününü muhatap alıyoruz"

TÜSİAD'ın yarın akşam Ankara'da yapılacak Yüksek İstişare Konseyi kokteyline onur konuğu olarak katılacağının anımsatılması ve "TÜSİAD ile yeni bir dönem mi başlıyor?" diye sorulması üzerine Davutoğlu, sadece TÜSİAD değil bütün toplum kesimleriyle görüşmenin gerekliliğine inandığını vurguladı.

Seçim beyannamesi hazırlanırken iş dünyası kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldiğini, hükümet programı açıklanmadan önce çalışan temsilcilerinin de bulunduğu bir platformdan görüş aldıklarını hatırlatan Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Bundan sonra da dün Meclis'te de söyledim, yüzde 49,5 ile destek alan başbakan olmak başlı başına büyük bir güç ve öz güven veriyor insana. AB Zirvesi'ne oturduğumda bunu hissettim, ifade ettim. Bu dönemde yüzde 49,5 destek almış olsak da biz, yüzde 100'ün başbakanıyız, yüzde 100'ün hükümetiyiz. Dolayısıyla yüzde 50,5, bize o veya bu gerekçeyle bugün oy vermemiş ama inşallah yarın verecek olan vatandaşlarımızı da dinleyeceğiz. Buradan TÜSİAD'ın bize oy vermediği anlamını çıkarmayın. Şu anlama çıkıyor, sivil toplumun bütününü muhatap alıyoruz. Bu çerçevede de TÜSİAD böyle bir davet iletmişti, ona katılacağım. MÜSİAD'ın, TÜMSİAD'ın kongrelerine de katılacağım. Bütün toplum kesimlerine açık bir yaklaşımımız olacak."

Başbakan Davutoğlu, "Yeni anayasayı yaparken de benzer bir anlayışla mı hareket edeceksiniz?" sorusuna karşılık da uzlaşma komisyonu yönteminin sonuç getirmediğini ancak bunun yanlış bir yöntem olduğunun da söylenemeyeceğini kaydetti.

"Önce genel başkanlarla bir görüşmek istiyorum. Onların özel, 'şöyle bir yöntem' dediği bir yöntem varsa onu deneriz. Çünkü biz tek başına anayasa değiştirecek güce sahip değiliz. Sahip olsaydık da etik ve siyasi olarak herkesin kanaatinin o anayasaya yansımasını düşünürdüm" diyen Davutoğlu, anayasaların mümkün olan en fazla mutabakatla oluşması gerektiğine işaret etti.

Davutoğlu, sadece parlamento mutabakatının yeterli bulunmayacağını, sivil toplumla da görüşerek mutabakat tabanının genişletilmesi gerektiğini vurguladı.
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.