banner391
banner405

Bu yöntem insan ömrünü uzatacak

İnsan ne kadar yaşayabilir? 100 yıl… 200 yıl… 1000 yıl!!! “Yok artık” diyebilirsiniz ama saygın bilim insanları bu hedefin peşinde koşuyor. Milyarderler ölümsüzlüğe kavuşmak için oluk oluk para akıtıyor. Üstelik “Oldu bu iş” diyenler bile var

Bu yöntem insan ömrünü uzatacak

banner404
 BİZİ yaşatan şey bizi öldürüyor da diyor Aubrey de Grey... “Vücudumuz bir makine gibi; çalışırken parçaları aşınıyor, o aşınma da makineyi imha ediyor. Ama biz buna yaşlılık diyoruz.”
ubrey de Grey’in kendine biçtiği misyon da yaşlılığı imha etmek. Yıllardır bu alanda çalışıyor; araştırmalar yürütüyor, kitaplar yazıyor, vakıflar açıyor.
Upuzun sakallı, eksantrik görünümlü bu adamın kurup yönettiği SENS Foundation, yaşlılığa karşı savaşan en önemli kurum kabul ediliyor. Milyonerler vakfa cömert bağışlar yapıyor; Time, Newsweek gibi dergiler de Grey’in görüşlerini kapağa çıkarıyor.
Görüşlerini kabul etmeyenler dahi bu konunun araştırılmaya muhtaç olduğunu söylüyor.
“İnsan 1000 yılına kadar yaşayacak” diyor de Grey. “Ama ilk hedef 150’ye ulaşmak.” Peki kim ulaşacak? Araştırmacıya göre bu gazeteyi elinde tutan hemen herkes için bu mümkün.
Bin yaşını görecek ilk bebek ise, 150’ye ulaşan insanlardan sonra doğacak.
Biraz teknik bir konu; Aubrey de Grey’le meseleyi basitleştirmeye çalışarak konuştum. Sanırım biraz da kızdırdım...
150 yıl yaşayabilmekten bahsediyorsunuz? Yakın mıyız bu hedefe?
- Bu birçok şeye bağlı. Gelecek yıllarda ilgili araştırmalara ne kadar harcanacağına mesela.…Ya da yaşlılığı kontrol etme meselesinde yeni engellerle karşılaşıp karşılaşmayacağımıza. Her şeyden öte sizin “Yakın mıyız?” diyerek neyi kastettiğinize bağlı. Bu bence yanlış bir soru.
Nedir peki doğru soru?
- Bence şöyle: İleri yaşlarla bağlantılı hastalıkları ve engelleri dramatik bir şekilde nasıl engelleriz; bu çabayı nasıl hızlandırabiliriz? Bu hedefin erişim mesafesi içinde kalırsak, bu engelleri hızlıca aşmak daha kolay olur.
Yaşlanmayla gelen hastalıkları yediye ayırıyorsunuz. Bu hastalıkların vücuda verdiği zararın tek tek tamir edilebileceğini de söylüyorsunuz. Yalnız bunlar biraz teknik konular. Çok basit bir şekilde yaşlanmanın nasıl geriye döndürüleceğini anlatabilir misiniz bana?
- Vücudumuz, hareketli parçalara sahip her makinede olduğu gibi, normal operasyonunu sürdürürken bir taraftan da kendine zarar verir. Bu operasyonun yan etkisi. Ama vintage arabalara bir bakın. Bir makine henüz fonksiyonunu kaybetmeden, yani bir parçanın gördüğü zarar makineyi daha mahvetmeden müdahalede bulunup o zararı tamir etmek mümkün. İnsan vücudunda bu biraz kök hücre terapisine benzer. Ölen ve hasar görmüş dokudaki diğer hücrelerin bölünmesiyle otomatik biçimde de yenilenmeyen hücrelerin yerine yenilerini koymak gibi yani. Ya da başka canlıların enzimlerini kullanarak, bizim kendi kendimize doğal biçimde sindiremediğimiz atıkları sindirmek gibi…
Bu yaşlanmayı sizin dediğiniz gibi geriye döndürdük diyelim, on yıllarca yaşlı insanlar olarak mı yaşayacağız?
- Kesinlikle hayır! Kırılgan ve hastalıklı olursanız zaten ölürsünüz ve en nihayetinde de böyle olacak. Bizim bu çabalarımız gerçek gençliğe ulaşmak için. Çıkacak sonuç da genç yetişkinlerin fiziksel ve mental fonksiyonlarıyla eşdeğer olacak.
Çok basit bir soru daha. Neden yaşlanıyoruz biz? Geriye döndürülebilir diyorsunuz; nasıl geriye çevrilebilir ki bu süreç?
- Yaşlanıyoruz çünkü vücudumuzu sağlıklı tutan süreçlerin yan etkileri var ve o yan etkiler de birike birike bizi öldürüyor. Yan etkileri ortadan kaldıran ilaçları üretince yaşlanmayacağız.
Peki daha uzun yaşamak için kısa vadede biz ne yapabiliriz? Kendi kendimize yapabileceğimiz bir şeyler var mı yoksa her şey özel tedavilere ve tıptaki ilerlemeye mi bağlı?
- Şu andaki imkânlarınızla sizin bu konuda yapabileceğiniz çok çok az şey var. Lifestyle, diyet, ilaçlar bir yere kadar. Tabii ki sigara içmemelisiniz, çok kilo almamalısınız ve çok kötü beslenmemelisiniz. Ama bunu bilmeyen var mı ki? Dürüstçe söylemek gerekirse, bunların ötesinde çok da bir şey yapılamaz. Ben de zaten bu yüzden insanları dürtüp duruyorum. Gelecek tıbbının hızla geliştirilmesi lazım.
Bahsettiğiniz tedaviler henüz geliştiriliyor. Hangi tarihi beklemek lazım? 2040 falan mı?
- Evet, o tarihte ihtiyaç duyduğumuz her şeye sahip olmak için en az yüzde elli şansımız var. Terapiler belki yine mükemmel olmayacak ama bize zaman kazandıracak yeterlilikte olacak… Ve bu böyle gidecek. Kısacası, o günlerde makul derecede sağlıklı bir vücudunuz varsa, yaşlılıktan ve yaşlılığa bağlı hastalıklardan ölmezsiniz.
Yani “150-200 yıl yaşayacak çocuk doğdu” diyebilir miyiz?
- Hayır. O kişiler çoktan doğdu zaten ve şu an orta yaşlarını sürüyorlar.
Peki bu tedaviler neye benzeyecek? Hap falan mı alacağız?
- Birçok safhası var. Haplar, evet, bulunuyor bu aşamaların içinde. Enjeksiyonlar, belki biraz cerrahi müdahale... Gerçi cerrahi kısmı çok da talep edilmeyecek; ilaçlar geliştikçe de gözden düşüp kaybolacak.
Yıllardır bu konular hakkında çalışıyorsunuz. Uzun yaşam konusunda hep umutlu oldunuz. İzin verirseniz sorayım; nasıl bu denli umutlu kalıyorsunuz?
- Sorunuza birkaç soruyla cevap vereyim o halde. Neden bu soruyu soruyorsunuz? Yani iyimser dediğinizde ‘aşırı iyimser’i mi kastediyorsunuz? Eğer öyleyse kimin ‘aşırı iyimser’ kimin ‘aşırı kötümser’ olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?
‘Aşırı’ bir şeyi kastetmiyorum. Sadece bu alanda başı çektiğiniz için sormuştum.
- Düşündüğüm her şeyi doğrudan söylerim, gizlemem. Gelecek onyıllarda, yaşlılığı geniş ölçüde tıbbi kontrol altına almak konusunda hatırı sayılır bir şansımız olduğunu düşünüyorum. Bu uğurda da daha çok çalışmalıyız ki, bilimi bu noktaya getirelim. Yıllarca emek verdim bu konuda; bir uzmanlığım var ve mümkün olduğunu düşünüyorum. Hepsi bu.
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.