banner391
banner405

Aşk, 'takıntılı' bir durum olarak görülebilir

Aşkın, kompulsif (saplantı-zorlantı) ve obsesif (takıntılı) bozukluğa benzer bir durum olarak görülebileceği bildirildi

Aşk, 'takıntılı' bir durum olarak görülebilir

banner404
YAPILAN inceleme ve araştırmalar sonucunda  aşkın kompulsif (saplantı-zorlantı) ve obsesif (takıntılı) bozukluğa benzer bir  durum olarak görülebileceği bildirildi. 
 Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim  Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hatice Özyıldız Güz, yaptığı  açıklamada, aşkın yapısı, ömrü, hormonlar ve beyinle olan ilişkisini anlattı. Aşkın biyolojisini anlamak için birçok araştırma ve inceleme  yapıldığını ifade eden Güz, şöyle konuştu: "Yapılan araştırmalar ve aşık olanlar ile olamayanların incelenmesi  sonucunda aşkın obsesif ve kompulsif bozukluğa benzer bir durum olduğu kanısına  varıldı. Obsesyon, kişinin aklına istenmeden gelen, uygunsuz olarak yaşanan,  belirgin sıkıntıya neden olan, yineleyici özellikte sürekli düşünceler, dürtüler,  hayal, düşlemler olarak tanımlanır. Bunlara bağlı olarak gelişen kişinin  yapmaktan kendini alıkoyamadığı yineleyici davranışlar veya zihinsel eylemler de  kompulsiyondur. Aşkta kişi sürekli sevdiği kişiyi düşünür, onunla ilgili hayaller  kurar, sürekli olarak onu görmek için çaba sarf eder. Bu açıdan bakıldığında aşk  da bir yerde saplantı-zorlantı bozukluğu olarak değerlendirilebilir." 
 Serotonin maddesinin saplantı zorlantı bozukluğu yaşayan insanlarda  olduğu gibi aşıklarda da düşük olduğunu vurgulayan Güz, şöyle devam etti:  "Serotonin, insanın duygularını, mutlu ve canlı hissetmesini,  cinselliğini, hatta iştah ve uykusunu düzenleyen bir maddedir. Yapılan  araştırmalarda aşık olanlardaki serotonin düzeyi normal kişilerle  karşılaştırıldığında yüzde 40 oranında düşük olduğu görülmüştür. Aşıklarda  dopamin denilen bir beyin maddesinde de değişiklik oluşuyor. Dopamin ise beynin  haz-ödül merkezini ayarlayan bir maddedir ve aşık olunca kişinin hep o kişiyi  düşünmesi, onu düşününce haz alması, dikkatini ona yoğunlaştırması dopamin  sayesinde olur. Dopaminin bozulduğu hastalıkların başında şizofreni gelir.  Şizofrenide de kişi hayal ve gerçeği ayırt edemez, saplantılı düşünceleri olur,  hep aynı konuyu düşünür, hayaller görür, sesler duyar. Aşık olan kişi de aşık  olduğu kişiyle ilgili gerçekleri görmez, kabul etmez, hep onu hayal eder, nereye  baksa onu gördüğünü, onu hissettiğini söyler." 
 
"Aşkta abartılı tutku, sevgide şefkat ve hoşgörü var" 
Aşkta abartılı bir tutku, sevgide ise şefkat ve hoşgörünün bulunduğunu  dile getiren Güz, "Aşkın içinde tutku, tutkunun içinde ise cinsellik, özlem,  hayatları birleştirme isteği, devamlı o kişiyle meşgul olma durumu vardır. Son  zamanlarda bilimsel araştırma yollarının artmasıyla, aşkla ilgili çalışmalarda da  artma olmuştur. Görüntüleme yöntemleri, nörobiyolojik çalışmalarda aşkın neden  oluştuğuna dair çalışmalar yapıldığı gibi psikolojik açıdan da hangi durumlar  altında daha çabuk aşık olunacağı, aşkı oluşturan etmenlerin neler olabileceği  gibi araştırmalar yapılmıştır. Aşk ve sevgi ilişkilerinin limbik sistemle  ilişkili karmaşık bir süreç olduğu, oksitosin, dopamin, serotonin, vazopressin,  endorfin ve endojen opiatların değişime uğradığı gösterilmiştir" dedi. 
 
"Aşk kalpte değil beyinde" 
Tüm organlara yön veren organın beyin olduğunu vurgulayan Güz, şunları  söyledi: 
 "Aşık olduğumuz kişiyi gördüğümüzde kalbimizin hızlı hızlı atması,  beynimizin verdiği komut ve sonrası adrenerjik sistem gibi devrelerin araya  girmesi ile olur. Zaten kişiye bu anlamı yükleyen de beyindir. Bazı yazarlar  aslında aşkın bir psikoz hali olduğunu, kişideki gerçeği değerlendirme duygusunun  yok olmaya başladığını, kişiyi idealleştirip görmek istediğimiz gibi gördüğümüzü,  algılamada bozukluk olduğunu söyler. Bazı araştırmacılar da aşkın aynı bir  obsesif kompulsif bozuklukta olduğu gibi takıntı olduğunu, kişinin bazen saçma  olduğunu bilmesine karşın bu takıntıdan kurtulamadığını ve bu nedenle kaygıya  kapıldığını, hatta aşık olan kişilerde obsesif kişilerdeki gibi serotonin  sisteminin bozulduğunu ispatlamışlardır." 
 "Aşk üç yılda sevgiye dönüşür veya biter" 
Prof. Dr. Güz, birbirini tanıyan kişilerin farklı yönlerini görmeye  başladıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti: 
 "Bu şekilde yüceleştirdikleri kişinin gerçek yönlerini kabul edip  etmemek durumunda kalıyorlar. Aşkın üç yıl sürmesini bilim insanlarının yaptığı  araştırmalara göre sinir büyüme faktörüne bağlamıştır. Bu maddenin 3 yıl içinde  azaldığını ileri süren araştırmacılar bu nedenle eski arzu, heyecan duygusunun  azaldığını belirtmişlerdir. Bu süre bazen daha da kısa sürebilir. Çünkü aşk  zamanla yerini sevgiye bırakır. Farklılıklar az ise doyumun ardından sevgi  oluşur." 
 
 

banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.