banner391
banner405

Yaşamak için ölen yolcuları yediler

Kuala Lumpur-Pekin seferi için kalktıktan yaklaşık 40 dakika sonra kaybolan Malezya Havayolları’na ait uçaktan hâlâ haber alınamaması, geçmiş yıllardaki kayıp uçakları akıllara getirdi. İçlerinde öyle bir uçak var ki... O uçak, havacılık tarihinin en trajik kayıp uçağı olarak kayıtlara geçti

Yaşamak için ölen yolcuları yediler

banner404
MALEZYA Havayolları'nın kalkıştan kısa süre sonra radardan kaybolan yolcu uçağı, havacılık tarihine "And Dağları Uçak Kazası" olarak geçen olayı hatırlattı. Bu olay, ölen yolcuların cesetlerini yiyerek hayatta kalabilenlerin gerçek hikayesi...
2 AY 10 GÜN SÜREN İNANILMAZ KURTULUŞ HİKAYESİ
13 Ekim 1972 tarihinde 45 kişiyi taşıyan bir uçak And Dağları’na çarpıp düşmüş, hayatta kalan 16 kişi ancak 23 Aralık 1972 günü kazanın üzerinden iki aydan uzun bir süre geçtikten sonra kurtarılabilmişti.
SANTIAGO'DA MAÇA GİDİYORLARDI
13 Ekim 1972 Cuma günü, bir Uruguay Hava Kuvvetleri twin turboprop Fairchild FH-227D uçağı, Uruguay’ın Montevideo şehrindeki Stella Maris Koleji’nin "Old Christians" isimli rugby takımını And Dağları üzerinden geçen bir uçuşla Şili’nin Santiago şehrinde yapacakları karşılaşmaya götürüyordu.
Yolculuk bir gün önce 12 Ekim’de Carrasco Uluslararası Havaalanı’nda başlamıştı ancak fırtınalı dağ havası yüzünden, uçak geceyi geçirmek üzere Arjantin’in Mendoza şehrine inmişti. 13 Ekim öğleden sonra yolculuğa devam etmek üzere havalanan uçak kısa süre sonra dağlardaki bir geçitin üzerinden uçmaya başlamıştı. Uçağın pilotu Santiago’daki hava kontrol görevlilerine Şili’nin Curicó şehri üzerinde olduğunu bildirmiş ve iniş için gereken izni almıştı. Daha sonra bunun ölümcül bir hata olduğu ortaya çıkacaktı.
Hala dağların üzerinden seyretmesine rağmen bulut örtüsünün içinden geçerek alçalmaya başlayan uçak kısa süre sonra isimsiz bir zirveye çarptı. Sonraları Cerro Seler adı verilen, Glaciar de las Lágrimas (Gözyaşları Buzulu) olarak da bilinen zirve, Şili ile Arjantin arasındaki uzak dağlık sınırda Cerro Sosneado ve Tinguiririca Volkanı arasında yer alıyordu. 4 bin 200 metrelik rakımda zirveye çarpan uçağın sağ kanadı koparak geriye doğru fırladığında kuyruk üzerindeki dikey dengeleyiciyi kopararak gövde üzerinde arkada kocaman bir delik açılmasına neden oldu. Daha sonra ikinci bir zirveye çarpan uçağın sol kanadı da kopunca geriye yalnızca havada ilerleyen bir gövde kaldı. Yere çakılan gövde dağın dik bir eğiminden kayarak bir kar yığınına takılarak durabildi.
HAYATTA KALMA SAVAŞI
Kırk beş yolcudan on ikisi kaza esnasında ya da hemen sonra, beşi ertesi sabah ve biri de yaralarına yenik düşerek sekizinci gün öldü. Geride kalan 27 kişi dondurucu soğuk altında dağların yüksek rakımında hayatta kalmanın çok zor olduğu koşullarla karşı karşıya kaldı. Şartların gerektirdiği hiçbir teçhizata sahip değillerdi. Yirmi dört yaşındaki Adolfo "Fito" Strauch, pilot kabinindeki güneş siperliklerinden yararlanarak birkaç güneş gözlüğü yapmıştı. Ancak kar körlüğünü engellemek için dağcı gözlükleri, soğuktan koruyacak giysileri ve buzda yürüyebilmek için kramponları yoktu. Daha da kötüsü hiçbir tıbbi gerecin olmamasıydı. Aralarında bulunan Tıp birinci sınıfta okuyan iki öğrenci uçaktan kalanlarla kırık çıkıklar için derme çatma ateller yapmak zorunda kaldı.
ARAMA ÇALIŞMALARI 8 GÜN SONRA DURDURULDU
Üç ülkeden arama ekipleri kaybolan uçağı aramaya başladılar. Ancak beyaz olan uçak, karın içinde kaldığından gökyüzünden görülemiyordu. Sekiz gün sonra arama çalışmaları durduruldu. Uçakta transistörlü küçük bir radyo bulan çocuklar dağdaki on ikinci günlerinde aramaların durdurulduğunu haber aldılar.
Kurtulanlarla yapılan röportajlara dayanarak yazılmış olan Alive: The Story of the Andes Survivors adlı kitapta Piers Paul Read aramaların durdurulduğunu öğrendikten sonra geçenleri şöyle aktarır:
Roy’un etrafında toplananlar haberi duyduktan sonra ağlamaya ve dua etmeye başladılar. Batıda yükselen dağlara doğru sakince bakan Parrado dışında hepsi ağlıyordu. Gustavo Nicolich uçaktan çıkıp geldiğinde suratlardaki ifadeden ne olduğunu anlamıştı. Bavullardan ve rugby formalarından yapılmış olan duvardaki delikten tırmanarak loş tünelin ağzında çömeldi, hüzünlü gözlerle ona bakanlara “Hey çocuklar” diye bağırdı ve “iyi haberler var! Az önce radyodan duyduk. Aramayı durdurmuşlar” dedi.
Uçağın içinde bir sessizlik olmuştu. İçinde bulundukları çıkmaz durumun ümitsizliğini idrak ettikçe ağladılar. Paez kızgınlıkla Nicolich’e bağırdı: “Allah aşkına bunun neresi iyi haber?”. “Çünkü” dedi Nicolich, “Buradan kurtulmak bize kaldı.” Tek başına bu çocuğun cesareti herkesin umutsuzluğa kapılmasını önlemişti.
HAYATTA KALMAK İÇİN CESETLERİ YEDİLER!
Hayatta kalanların elinde sadece birkaç çikolata, çerez ve birkaç şişe şarap vardı. İlk günlerde, zaten az olan yiyecek stoklarını aralarında azar azar paylaşarak idare etmeye çalıştılar. Fito karı eriterek su elde etmenin bir yolunu buldu.
Ne kadar az pay etseler de, stoklar kısa sürede tükendi. Karla kaplı dağlık arazide ne bir doğal bitki örtüsü vardı ne de herhangi bir hayvan yaşıyordu. Hayatta kalabilmek için, ölen arkadaşlarının cesetlerini yemeye karar verdiler. Bu, kolay alınmış bir karar değildi, ölenlerin çoğu hem sınıf arkadaşları hem de yakın dostlarıydı. Nando Parrado 2006 yılında yayımlanan Miracle in the Andes: 72 Days on the Mountain and My Long Trek Home adlı kitabında bu kararı şöyle yorumlar:
"Yüksek rakımda vücudun kalori ihtiyacı astronomiktir… açlıktan ölüyorduk ve yiyecek bulma umudumuz da kalmamıştı, ama açlığımız o kadar arttı ki yine de aramaya devam ettik… tekrar tekrar uçağın gövdesinde kalmış kırıntıları aradık durduk. Bavulların deri kısımlarını koparıp yemeye çalıştık. Bu maddelerdeki kimyasalların bize yarardan çok zarar verceğini bile bile… Koltuk oturaklarını saman buluruz ümidiyle parçaladık ama içinden sadece yenmesi mümkün olmayan koltuk süngeri çıktı. Tekrar tekrar aynı sonuca varıyordum kafamda: Eğer üstümüzdeki elbiseleri yemeyeceksek burada alüminyumdan, plastikten, buz ve kayadan başka hiçbir şey yoktu."
ÇIĞ ALTINDA KALDILAR!
İlk başta hayatta kalanların sekizi uçağın enkazında uyurken üzerlerine düşen bir çığ sonucu 29 Ekim gecesi hayatını kaybetti.
Çığdan sonra çocukların bazısı, hayatta kalabilmenin tek yolunun dağları tırmanarak aşmak ve yardım aramak olduğunda ısrar ettiler. Yardımcı pilotun Curico’yu geçtiklerini belirtmesi nedeniyle Şili topraklarının, batıda yalnızca birkaç mil ötede olduğunu düşünüyorlardı. Grubun içinde en sağlıklı ve güçlü olanlar her yöne doğru yaptıkları ufak yürüyüşlerle hem uçağın kopan kuyruğunu hem de kaza anında kaybolan arkadaşlarını araştırdı. Böyle bir yürüyüş sonucunda altı kişinin cesedini, daha yüksek bir rakımda buldular. Yürüyüşlere katılmak isteyenler, bu kadar yüksek rakımda yürümenin ve amansız geçen soğuk gecelere dayanmanın zorluğu karşısında bundan vazgeçtiler.
Birkaç denemeden sonra Nando Parrado, Roberto Canessa ve Antonio "Tintin" Vizíntin’den oluşan son bir grup kuruldu. Roberto Canessa'nın ısrarıyla ilk önce Parrado ile birlikte kuyruğu bulmak için doğuya doğru gitmeye karar verdiler. Bu denemelerinde uçağın kuyruğunu buldular. Kuyruğun içinde birkaç bavul bulunuyordu. Çok az yemek artığı, bir çizgiroman, giysi ve sigara buldular. Tintin'in bulduğu, boruların çevresine sarılmış yalıtım malzemesi, daha sonra kurtulmalarını sağlayan önemli bir nokta olacaktı.
UYKU TULUMU HAYATLARINI KURTARDI
kurtuluş yolunun batıya doğru dağları aşmak olduğunun farkına varmışlardı. Ancak geceleri hayatta kalmanın bir yolunu bulmadan tırmanmaya çalışmak olanaksızdı. İşte bu noktada uyku tulumu fikri ortaya atıldı.
Nando Parrado, Miracle in the Andes: 72 Days on the Mountain and My Long Trek Home adlı kitabında otuz dört yıl sonra şunları yazacaktı:
"İkinci büyük zorluk, özellikle de günbatımından sonra soğuktan kendimizi korumaktı. Yılın bu zamanlarında gündüzleri hava sıcaklığı donma derecesinin üzerine çıkabiliyordu ancak geceleri bizi öldürecek kadar soğuk oluyordu. Ayrıca artık açık yamaçlarda sığınacak bir yer bulamayacağımızı da biliyorduk. Uzun geceleri donmadan geçirebilmenin bir yolunu bulmalıydık ve uçağın kuyruk bölümünden kurtardığımız yalıtım malzemeleri bize çözüm yolunu gösterdi… yolculuk hakkında fikirlerimizi paylaşırken bu yalıtım parçalarını birbirine dikerek büyük ılık bir battaniye yapabileceğimizi farkettik. Sonra da bu battaniyeyi ikiye katlayıp kenarlarını diktiğimizde, üç kişinin içine girip soğuktan kendini koruyabileceği büyük yalıtılmış bir uyku tulumu yapabileceğimizi anladık. Üç kişinin vücut sıcaklığı ve yalıtkan malzemenin yardımıyla en soğuk gecelerin bile üstesinden gelebilecektik.
Carlitos bu işi üstüne aldı. Daha küçük bir çocukken annesinden dikiş dikmeyi öğrenmişti. Annemin makyaj çantasında bulduğum dikiş setini kullanarak hemen işe koyuldu… daha hızlı çalışabilmek için bize de dikiş dikmeyi öğretti ve hepimiz sırayla işe koyulduk… Carlitos, Coche, Gustavo [Zerbino] ve Fito içimizdeki en hızlı ve en iyi terzilerdi."
Uyku tulumu tamamlandıktan ve hayatta kalanlardan Numa Turcatti yaraları nedeniyle öldükten sonra, daha önceleri kararsız olan Canessa da yola çıkmanın doğru olacağına kanaat getirdi ve üç yolcu 12 Aralık’ta tırmanmaya başladılar.
UMUDA TIRMANIŞ
12 Aralık 1972’de, kazanın üstünden iki ay geçtikten sonra Parrado, Canessa ve Vizintín tırmanmaya başladılar. Önde giden Parrado’yu diğerleri sık sık yavaşlaması için uyardı. Hâlâ çok soğuk olmasına rağmen, uçağın kuyruğundan çıkardıkları yalıtım malzemesi ile yaptıkları uyku tulumu sayesinde geceleri hayatta kalabildiler.
Tırmanışlarının üçüncü gününde, Parrado diğer ikisinden önce dağın tepesine ulaştı. Orada gördüğü, kelimenin tam manasıyla nefesini kesti. Göz alabildiğince dağlar uzanıyordu önünde. Uzaklarda küçük bir "Y" görünce dağdan çıkışın buradan olduğunu düşündü ve umudunu kaybetmedi. Tırmanışlarının planladıklarından daha fazla enerji gerektireceğini anlayınca ve yiyecek stokları da azalınca Parrado ve Canessa, Vizintín’i kaza mahalline geri gönderdiler. Geri dönüş sadece üç saat sürdü.
ÜÇ ATLI KURTULUŞLARI OLDU
Parrado ve Canessa birkaç günlük yürüyüşün sonunda kar çizgisinin bitimine ulaştı. Dokuzuncu gece dinlenmek için durakladılar. Parrado ateş yakmak için çalı çırpı toplarken Canessa’nın dikkatini, nehrin öte yakasında at üzerinde bir adama benzer bir karaltı çekti ve Parrado’ya nehrin kenarına inmesi için bağırdı. Önce Canessa’nın hayal gördüğünü sanmışlardı ancak sonunda üç atlıyı gördüler. Aralarındaki nehre rağmen Nando ve Canessa durumlarını adamlara anlatmaya çalıştılar. Atlıların içindeki Şilili Huaso Sergio Catalan "yarın" diye bağırarak cevap verdi. Kurtarılacaklarını anlamışlardı ve nehrin kenarında uyumak için yerleştiler. Ertesi gün geri dönen atlılar bir taşa kağıt ve kalem bağlayarak delikanlılara attılar. Parrado uçak kazası hakkında bir not yazarak taşı onlara geri attı. Catalan, at üzerinde çok uzun bir yol katederek yardım aramaya gitti ve sonunda helikopterlerle bir kurtarma ekibi geldi. Nando helikopterlerle birlikte dağlara, diğer hayatta kalanların yerini göstermek için geri döndü. 13 Ekim Uruguay Hava Kuvvetleri Uçuş 571 kazasından sağ kurtulanların olduğu haberi uluslararası basına da sızdığından yöre gazeteci akınına uğradı.
KURTULUŞ GÜNÜ
Kaza yerinde kalanlar Parrado ve Canessa’nın yardım bulduğunu ertesi gün radyodan öğrendi. Aynı gün, 22 Aralık 1972'de öğleden sonra iki arama kurtarma görevlisi ve Parrado'yu taşıyan helikopter bölgeye ulaşarak hayatta kalanların yarısını helikoptere aldı. Kurtarma görevlileriyle birlikte geride kalanlar, geceleyin And Dağları’nda uçuşun zorluğu nedeniyle ertesi sabah gelecek olan helikopteri bekledi. İkinci helikopter 23 Aralık günü gündoğarken kaza mahalline ulaştı ve kazadan kurtulan on altı kişinin tamamı kurtarılmış oldu. Kurtulanlar Santiago’daki hastanelere götürülerek, yükseklik hastalığı, dehidratasyon, soğuk çarpması, kırık kemikler, iskorbüt ve kötü beslenme nedeniyle tedavi gördüler.
Kazada ölenlerden geriye kalanlar, kaza mahallinden yarım mil ötedeki bir taş yığının altına gömüldü. Mezarın tam ortasına demir bir haç kondu. Uçağın gövdesinden geriye kalanlar maceraperestlerin ilgisini çekme ihtimaline karşı yakıldı.
Yaşanan bu trajik olay, 1993 yılında "Alive" (Yaşamak İçin) adında bir film çekilerek ölümsüzleştirildi. Filmin yönetmenliğini ABD'li ünlü yapımcı ve yönetmen Frank Marshall üstlendi.



(kaynak: www.airporthaber.com)


banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.