banner433

BUGÜNDEN, bugünün sorunlarından bunalmamızın açmazında, ona buna veryansın etmekle meşgulüz.
"O" "Bu" derken, en çok topa tuttuğumuz kesim, siyasetçilerimiz.
Özellikle de, başrollerdeki siyasi aktörlerimiz.
Yüz yılın üç çeyreğini sollamış birisi olarak, “Dünlerde sanki bugünlerden çok mu farklı bir durumdaydık?” diye soracak olursanız, ne yalan söyleyeyim, dünlerde de hep günün gerçeklerinden ve günün siyasetçilerinden yakınıp dururduk.
Günün siyasetçilerinden birinin peşine takılıp onu tabulaştırır, sonra da ona tapınma noktasına gelirken, diğerlerini de yerin dibine batırır, hatta vatan haini ilan etme aymazlığı içine girerdik.
Bugün de aynı anlayış içindeyiz.
Aslında bir düşünürün de dediği gibi, “Her toplum hak ettiği şekilde yönetilir.”
Eğer bir toplum, belli bir kültür düzeyini yakalayamamışsa, kendi içinden çıkardığı siyasetçiler de o toplumun kültür ve bilgi düzeyinde bir hizmet üretebilir.
İstisnasız hepimiz, düşünsel yönelişlerimiz, her tür tercihlerimiz, inançlarımız ve bilgi birikimimiz anlamında çevremizin ürünüyüz.
Bize her anlamda şekil veren çevremiz.
Birey olarak bu dayatmalara karşı, “Başkalarının düşüncelerine göre hareket ettikten sonra, kendi düşüncemizin ne anlamı kalır?” diyerek, tüm öğrendiğimiz ve ezberlediğimiz dayatmaları ve her tür inancı sorgulamaya başlarsak işte o zaman, özgürce kendi irademizle benimsediğimiz kendimize özgü bir düşünceye ya da inanca sahip olmuş oluruz.
Yıllar boyu bize dayatılan, hikayeler, efsaneler, savsatalar hatta saçmalıklar nedeniyle toplumsal tepkiden korkarak kimi gerçeklerin dile getirilememesi nedeniyle de, toplumsal olarak bir türlü ileri gidemediğimiz gibi, zaman zaman geriye bile gittiğimiz oluyor.
Ama yine de, insanları inandıkları şeyden alıkoymak, bir şeye inandırmaktan daha zordur. Zira kökleşmiş inançları söküp çıkartmak için uzun mücadeleye ihtiyaç vardır. Eski inançlar yerlerini yenilerine terk etseler bile, kökleriyle sökülmemişlerse en ufak bir zemin bulunca hortlarlar.
Bugün bir sürü saçmalık hortlayıp duruyor.
İşte bu yüzdendir ki, toplumsal gelişim ve değişimin kültürel anlamda çağdaş düzeylere doğru evrilebilmesi için, bilime dayalı eğitimin temel alınması gerekir.
Bilim günümüzde öylesine ileri düzeylere tırmandı ki, ona ulaşmak, hem çok zor hem de büyük emek istemekte.
Halbuki, dogmalara dayalı öğretiler soyut kavramlara dayandığı için, insanımız, bilgisizliğin kolaycılığında ahkam kesmeyi tercih ediyor.
Böyle bir ortamda, siyasetçilerimiz de, bilgisiz yığınlara soyut kavramlar ve sloganlarla, her tür inançtan yola çıkarak şiirsel söylemlerle toplumu yanına çekmek zorunda kalıyor.
Bu düşünsel erozyon salt gerici denilen kesimler için de geçerli değil.
Kendisini ilerici devrimci, hatta aydın olarak gören çoğu beyin de, soyut sloganlar ve kavramlarla benimsediği ideolojinin bile özünü bilmeden çağdaşlıktan söz edip, bir cemaatleşmenin dar kalıpları içinde, toplumdan soyutlanmış olarak, siyaset yaptığını sanmanın aymazlığı içinde.
Siyaset, olması gerekeni bilmek, olabiliri gerçekleştirmektir.
Bizim siyasetçilerimiz günü kurtarmakla meşgul.
İleriye dönük sağlıklı öngörüleri hak getire.
Baksanıza, Kıbrıs konusunu 1974 yılından bu yana halen halledebilmiş değiliz.
Demek ki, 1974’ün siyasi aktörleri de ileriyi görerek bir önlem alamamışlar.
Bugün de hep kandırılmaktan, yanlış yapılanlardan ve bir sürü iyi niyetli ama hatalı politik girişimlerden bahsedip duruyoruz.
Suçlu kim mi?
Elbette hepimiz. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner418

banner407

English Russian

banner419

banner381

banner344

banner386

banner349