banner391
banner405

Bizi tutan oruç

Oruç tutan insan bir yandan sahip olduğu nimetlerin kıymetini idrak ederken, diğer yandan bu nimetlerden yoksun olan muhtaçların durumunu daha iyi anlayarak, toplum içinde kendisine düşen görevlerin farkına varır

Bizi tutan oruç

banner404
Prof. Dr. İ. Hakkı Ünal (*)
Sözlükte, “bir şeyden uzak durmak”, “bir şeye karşı kendini tutmak” anlamına gelen “sıyam” kelimesi, hadis metninde bu anlamı öne çıkarılarak kullanılmış ve sadece yeme-içmeden uzak durmanın (es-sıyamu mine’l-ekl ve’ş-şürb) oruç için yeterli olmadığı, gerçek bir oruç için boş laf ve kötü sözden de uzak kalınması (es-sıyamu mine’l-lağv ve’r-refes) gerektiği vurgulanmıştır. Her ne kadar fıkıh kitaplarımızda oruç, “tan yerinin ağarmasından güneş batımına kadar, kişinin yeme-içme ve cinsel ilişkiden uzak durması olarak tanımlamışsa da”, ilgili bazı hadisler dikkate alınınca bunların âdeta asgari şart olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin, sevgili Peygamberimiz’in, “yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı terk etmeyen kimsenin yemesini-içmesini bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.” (Buhari, Savm, 8) hadisi, oruç ibadetinin hakkıyla eda edilebilmesi için daha nelerin gerekli olduğunu bize hatırlatmaktadır. 
İslam dini, diğer ibadetlerde olduğu gibi oruç ibadetinde de, Allah’a yakınlaşma ve O’nun rızasını kazanma niyet ve amacının yanında, bunların getirisi olan ahlakî güzelliğe ve olgunluğa ulaşma hedefine de büyük önem vermiş, ilahî rızanın ancak böyle elde edilebileceğini bildirmiştir. “Şüphesiz namaz, insanı ahlaksızlık ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebut, 45) buyuran Cenab-ı Hak da; “oruç koruyucudur. Biriniz oruçlu olduğunuz zaman, çirkin söz söylemesin ve kabalık yapmasın…” (Ebu Davud, Sıyâm, 25) diyen Allah Rasulü de aynı hedefe işaret etmişlerdir. Orucun farziyetini gösteren Bakara suresinin 183. ayetinde de, “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sakınasınız diye, size de oruç farz kılındı.” buyrularak, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet ederek, kötülüklerden sakınma (ittikâ) hususu, oruç emrinin temel hikmeti olarak gösterilmiştir. 
Nefis tezkiyesi, yani, kişinin kendini kötülüklerden arındırması açısından bedenin zekâtı sayılan oruç, yılın bir ayında, günün belirli bir süresinde, dünyevî ihtiyaç ve zevklerin bir kısmından uzak kalınarak gerçekleştirilen bir alıştırmadır. İnsanın en çok yoğunlaştığı ve ölçüyü kaçırdığı yeme-içme ve şehevî arzuların disiplin altına alınmasıyla, her şeyin bedenden ibaret olmadığı, dengeli bir hayatın ancak, bedenî ihtiyaçların yanı sıra ruhî melekelerin ve buna bağlı yüce duyguların aktif hale getirilmesiyle sürdürülebileceği anlaşılmış olur. Kendi iradesiyle helal olan şeylerden uzak kalabilen insan, haram olanlara hiç yaklaşılmaması gerektiği bilinci ve iradesini güçlendirir. Gerektiğinde meşru bedenî ihtiyaçlarına belirli bir süre oruç tutturabildiği gibi, nefsin ihtiyaç gibi sunduğu, dedikodu, gıybet, yalan, çirkin söz gibi kötü vasıflara sürekli oruç tutturması gerçeğini kavramış olur. 
Oruç tutan insan bir yandan sahip olduğu nimetlerin kıymetini idrak ederken, diğer yandan bu nimetlerden yoksun olan muhtaçların durumunu daha iyi anlayarak, toplum içinde kendisine düşen görevlerin farkına varır. Böylece, yardımlaşma, paylaşma, fedakârlık, dayanışma gibi erdemleri yaşama fırsat ve zevkine kavuşur. Bir yandan namaz, oruç gibi bireysel ibadetlerini yerine getirmenin manevi hazzını tadarken diğer yandan hemcinslerine karşı toplumsal görevlerini yerine getirmenin ve onlarla bu mübarek ayın kazandırdığı ortak duygu ve heyecanı paylaşmanın sevincini yaşar. Bu fırsatın iyi değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Bu ayda cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. Ramazanın sonuna kadar her gece bir münâdî, “ey iyilik isteyen, haydi koş. Ey kötülük isteyen, kötülüğü bırak,” diye seslenir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/411) 
Evet ramazan, iyilik sahiplerine kucağını ve cennetin kapılarını açan, kötüler için şeytanları bağlayıp cehennem kapılarını kapatarak fırsat sunan kutlu bir aydır. Bu fırsatı iyi değerlendirerek hayatını düzene sokan insanın, bu manevî doygunluğu sürekli kılması kendi elindedir. Her yıl tekrar eden ramazanlar, daha önce fırsatı kaçırmış olanlara her şeye yenden başlama imkânı sunmakta, zarardan samimiyetle dönenler için ömrün tamamını kâra çevirme şansını tanımaktadır. Onun için Peygamber Efendimiz, “Ramazan orucunu inançla ve karşılığını yalnızca Allah’tan bekleyerek tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari, İman, 27) buyurmuştur. 
Orucun hikmeti insanı dayanamayacağı bir sıkıntıya sokmak değil, aç-susuz ve yoksul insanların halini anlayıp sıkıntılarına çare olmayı sağlamaktır. İnsanı ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılan Yüce Allah, oruç ayetlerinin sonunda hastaya ve yolcuya sağlanan kolaylıkları belirttikten sonra “Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez.” (Bakara, 185) buyurarak, muradının kullarına zorluk çektirmek olmadığını beyan etmiştir. Dolayısıyla orucu sadece belli bir süre aç-susuz kalmaya indirgeyerek, akşama kadar katlanılan mahrumiyetlerin acısını çıkartırcasına mükellef iftar sofraları için büyük masraflar yapıp, yanı başındaki insanların ihtiyacını görmeyen kimseler bu ibadetin anlamını kavramamış demektir. 
Özet olarak, tuttuğumuz oruçlar, bizi kötü iş ve davranışlardan tutup çevirmedikçe, bize diğer insanlarla paylaşacağımız güzel hasletler kazandırmadıkça, ramazan, gün boyu, iftar soframızın hazırlığı ve yiyeceğimiz nefis yiyeceklerin düşüyle geçireceğimiz bir diyet proğramına dönüşecektir. Dolayısıyla tuttuğumuz oruçların yerini bulması, o oruçların bizi tutup çekip çevirmesiyle çok yakından ilgilidir.
(*) Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.