banner391
banner405

Alanya'nın Yaylaları

Alanya, Akdeniz kıyısındadır ama sırtını Batı Toroslar’a dayamıştır. Toros dağları, Alanya’da yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Yaz aylarında yaylaya çıkmak ve yazı yaylada geçirmek bin yıllık yörük Türkmen kültürüdür. Geçen yüzyıla kadar köyler baharla birlikte boşalır ve yaylalara çıkılırdı. Toros dağlarının yüksekliği 1000 metreyi aşan düzlüklerinde keçi kılından yapılmış çadırlar kurulur, bir yandan sürüler otlatılırken bir yandan da peynir ve yağ üretilir, halı ve kilim dokunurdu. Yayla kültürü günümüzde çadırların yerini alan lüks konutlarda serin bir hafta sonu tatili geçirmek için sürmektedir.

Alanya'nın Yaylaları

banner404
Çam ve sedir ağaçlarıyla kaplı ormanları, derin vadileri, bulutların içine giren zirveleri ve zirvelerden taşıp gelen akarsuları ile Toroslar, doğanın eşsiz güzelliklerini saklar. Günümüzde yaylalar, yerli ve yabancı turistlerin de uğrak yeri olmuştur; günübirlik piknik alanlarında eski Türkmen gelenekleri yaşatılmaktadır. 


 

DİM ÇAYI
Toroslar’dan gelerek Alanya’nın doğusundan Akdeniz’e dökülen Dim Çayı’nın kıyıdan 15 kilometre kadar uzaktaki kıyılarında piknik yerleri vardır. Ulu çınarların altındaki kır lokantalarında masalar yaz aylarında çayın içine kurulur. Konuklar çıplak ayakları ile suların içinde oturur. Ayrıca su kıyısına yakın yamaçlarda ve su kıyısında da ahşap teraslarda minderlerle otantik yer sofraları kurulur. Bazı lokantalarda masalar salların üzerindedir. Ormanlarla kaplı vadi, yaz günlerinde bile serindir. Bu bölgede tercih edilen yemek alabalıktır. Alabalıklar, lokanta bahçelerindeki havuzlarda bulundurulur. Tava, ızgara ya da fırında güveç olarak pişirilir. Bölgede dağ bisikleti ve trekking için uygun güzergahlar vardır.

 

OBA ÇAYI
Oba Çayı, Toroslar’dan gelerek Dim Çayı’nın birkaç kilometre batısından Akdeniz’e dökülür. Çayın çıktığı Kadıpınarı mevkiinde su kenarında piknik alanları vardır. Çam ve çınar ağaçlarının gölgesi her zaman serindir. Alanya’nın tarih öncesi çağlardaki ilk yerleşimine ev sahipliği yapan Kadıini Mağarası da buradadır. Herhangi bir düzenleme yapılmadığı için mağaraya girmek güvenlik açısından sakıncalıdır. Kadıpınarı’ndaki kır lokantalarında alabalık tercih edilen yemektir.

 

TÜRBELİNAS YAYLASI
Kentin kuzeydoğusundadır. Toroslar’ın iç kısmına doğru yaklaşık 1 saatlik otomobil yolculuğu ile çıkılır. Bölgeye jeep konvoyları ile safari turları da düzenlenir. Yol virajlı fakat asfalttır. Türbenilas yaylasında ulu çınarlardan birinin altında müşterisini tıraş eden bir berber görebilir, isterseniz siz de sokak ortasında tıraş olabilirsiniz. İçecek şişelerinin buzdolabı yerine çeşme yalağındaki suyun içine yatırıldığına ve buz gibi soğuduğuna tanık olabilirsiniz. Soluduğunuz havadaki saf oksijeni akciğerlerinizde hissedebilir ve hemen o an uzun bir yürüyüş yapmak isteyebilirsiniz. Yayla lokantalarından vereceğiniz yemek siparişi, tereyağı ve domates salçası ile tencerede pişirilen ve suyuna ekmek banılan “köy tavuğu” olmalıdır. Türbenilas’tan birkaç kilometre önce Gedevet yaylası vardır. Bölgedeki öteki yaylaları arasında Pınarbaşı, Türktaş, Gökbel, Söbüçimen, Mahmutseydi sayılabilir.
 

SÖĞÜT YAYLASI
Alanya’nın doğusundaki Demirtaş nahiyesinden Toros dağlarının iç kısımlarına doğru Demirtaş Çayı’nın kıyısından narenciye bahçeleri, seralar, maki bitkileri ve çağ ağaçları arasında stabilize bir yoldan çıkılır. 30. kilometrede Kaş, 35. kilometrede Sapadere, 40. kilometrede Tokar, 50. kilometrede Söğüt yaylası vardır. Yayla köylerinde kır kahveleri ve kır lokantaları bulunur.
 

DEREKÖY YAYLASI
Alanya’nın kuzeyinde Kargı Çayı’nın aktığı vadinin yamaçlarında bir yayla köyüdür. Çam ağaçları ve sebze-meyve bahçeleri arasında kurulmuştur. 30 kilometrelik asfalt yoldan çıkılır. Orman piknik ve yürüyüş yapmak için uygundur. Köy bakkalından alışveriş yapılabilir, köy kahvesinde demli bir çay içilebilir. Et yemekleri sunan kır lokantaları da vardır.
Mahmutseydi Yaylası
Aslında bu köyümüzün bütün özelliklerini daha önceki satırlarımızda etraflıca anlatmıştık. Şehir merkezinden 25 km. uzaklıkta bulunan bu yayla köyümüzdeki yaz nüfusu aynen Dereköyündeki gibi asıl nüfusunun birkaç katı fazla olmaktadır. Yerleşik nüfus yaz ve kış aylarında burada kalır, geçim kaynakları az da olsa hayvaneılık. orman işçiliği. yaz aylarında sebze-cilik. elma, armut, erik. üzüm,
incir. ceviz bunların yanısıra bol miktarda zeytin üretilir. Zeytinyağı ve pekmez üretimi çok fazla olan aileler çarşı da Pazar da bunları satarak diğer ihtiyaçlarını gidermektedirler. Bu yaylamızdaki yapılaşma da aynen Gedevet ve Pınarbaşı'ndaki yapılaşmaya benzer, villa tipi konaklar her geçen gün çoğalmaktadır. Yaz aylarında gerek yerleşik köylüler ve gerekse şehirden göçenler tarihi cami ve çevresinde bulunan ulu çınar ağaçlarının koyu gölgesindeki çardaklarda ve Tekkeönü denilen meydanlıkta oturup sohbet etmeleriyle çeşmelerinden akan buz gibi menba sularını içerek yaylanın dini çıkarmaktadırlar. 500 600 yıllık tarihine bakıldığında bugün irili ufaklı bir çok köyün Mahmutseydi Köyünden ayrıldığını görürüz.

Deretürbelinas Yaylası
Burası genelde kışlıkçıların oturduğu çok eski bir yerleşim yeridir.
havayı, suyu ve gerekse hayvanlar için çok önemli otlaklara kavuşmalarıdır. Özellikle iklim bakımından yaylaların ve Karamanoğluları zamanında Mürşitler Mahallesi adıyla Mahmutseydi Köyüne ait olduğu tarihen bilinmektedir. 13. yüzyılda yaşayan Mahmutseydi Köyünün kurucusu Seyyidi Mahmut'un kardeşi olan Mahmut Yusuf Narabi o zamanlar Hurşitler Mahallesi adıyla anılan şimdiki Dere Köyündeki Türbede yatmaktadır.
Dere köyü etrafı yüksek dağlarla çevrili,yamaçlara serpilmiş küçük küçük yerleşim merkezlerinden oluşmuştur. Tam ortasından Kargı Çayının menşei (çıktığı yer) olan Deregözünde alabalık yetiştir­ilmektedir. Burada yazın turistlere hizmet vermek için alabalık lokantaları kurulmuştur. Bu köyün üzümü, inciri, pekmezi ve pestili çok meşhurdur. Yaz nüfusu kış nüfusunun kat kat üstündedir. Çeşmelerinden akan buz gibi kaynak suları canlılara hayat verir. Ulaşım sorunu yoktur, şehir merkezimize olan uzaklığı 30 km. dir.
Pınarbaşı Yaylası
Alanya merkezinde oturan insanların çoğunluğu bu yaylaya göçmektedir. Dere köyü hudutları içerisinde kalan bu yaylamızın yaz aylarındaki hareketliliğine canlılığına doyum olmaz, ulu çınar ağaçlarının'koyu gölgelerinde bulunan çardaklardaki sohbetler eğlenceler bir başkadır pınar başında. Hele hele dokuz oluğundan akan buz gibi kaynak sularında elinizi yüzünüzü yıkamak birkaç yudum su içmek canlılığınızı bir kat daha arttırır. Bu yaylamızın da üzümü, inciri, kirazı, cevizi, elması, eriği, armudu meşhurdur. Son zamanlarda çok katlı yüksek evler yapmak modası başladı. Burada bulunan lüks evlerin Alanya merkezinde bile olmadığı aşikardır. Yaz aylarında cıvıl cıvıl olan pınarbaşı yaylası kış aylarında ölü şehir görünümündedir. Bu yaylamızın kuruluş tarihi Dere Köyü kadar eski değildir. Eskilerde özellikle Demircilik denen semtte sağa sola serpilmiş birkaç ev varken 1800'lü yıllarda Müderris Mustafa Fevzi Kemaloğlu ismindeki hemşehrimiz kapı dışındaki yıkılmış harap olmuş Balâ Medresesini tamir ettirip çocuk okutmaya başlamış şöhreti bütün çevre köy ve kasabalara yayılmış, işte bu sırada Alanya'da veba salgını olmuş ölümler başlamış,Mustafa Fevzi Kemaloğlu Hoca öğrencilerini alıp tersane önünde duran bir tekneye taşımış, öğrencileri on gün kadar karantinaya alıp teknede eğitmiş. Sayısız ölümden sonra halk yaylalara göç etmeye başlamış. Türktaş yaylasına göçen ağalardan bir bölümü ile Alanya merkezinden bir gurup Pınarbaşına yeni yeni evler yaparak bir anda orasını büyük bir yerleşim merkezi haline getirmişler. Bu yaylaya ağalar yaylası da denir. O dönemde Alanya merkezinde namlı Rum ustalar vardır, Beyri ve Sarrafoğlu adındaki ustalar namlı ustaların başında gelir, işte Pınarbaşındaki konağı da Beyri usta yapmıştır. Sözün kısası Pınarbaşının kuruluş tarihi de 1800'lü yıllarda gerçekleşmiştir.

Gedevet Yaylası
Bu yaylamız da Pınarbaşı yaylası gibi Dere Köyü hudutları içersindedir. Bir rivayete göre Fatih Sultan Mehmet zamanındaAlaiye'yi Karamanoğullarından almak için görevlendirilen Gedik Ahmet Paşa Konya üzerinden Taşatan ve Gedevet yoluyla Alaiye'ye inmiş işte bunun içinde Gedik isminin Gedevet olarak söylene geldiği bilinmektedir. Bu yaylamız Pınarbaşına göre daha serindir. Çünkü daha yüksektir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1050 metredir. Yaylanın merkezi yerinde bulunan ulu çınar ağaçları görülmeye değer. Bundan 8İ10 yıl evvel bir Hollandalı uzman bu ağaçlardan birisinin yaşını ölçmüş 968 yaşında olduğunu tesbit etmiş. Hele birisi varki bu yaylaya gelen herkesin dikkatini çekmektedir. Çok yaşlandığı için içi boşalmış çok büyük bir kovuk oluşnnuş. bu kovukta yıllarca değişik berber ustalarına traş salonu olarak hizmet vermektedir. Çınarların koyu gölgelerinde bulunan çardaklarda oturanlar yine burada bulunan çinilerle süslenmiş meşhur Gedevet çeşmesinin oluklarından veya musluklarından su içebilirler. Eskilerde burada bir cami ve çok ilginç ahşaptan yapılmış birde minaresi vardı. Şimdilerde gerek Pınarbaşına ve gerekse Gedevet yaylasına çok güzel camiler ve minareleri yapılmıştır. Buradaki evlerde şehir merkezinden çok daha görkemlidir. Hepside Avrupa tipi yüksek çatılı ve kiremitlidir. Ancak son zamanlarda yapılaşma o kadar çok hızlandı ki yavaş yavaş yayla özelliğini de kaybetmektedir. Yolu çok güzeldir,her tür araba çıkabilir,25 km. uzaklıktadır. Turfanda sebzeleri elma,armut,Kızılcık,fındık,kestane ,kiraz,üzüm,incir gibi halkın ihtiyacını karşılayacak miktarlarda üzümler yetiştirilir. Yaz aylarında cıvıl cıvıl olan Gedevet Yaylası kış aylarında da bir ölü şehir görünümündedir.

Burası da aynen Mahmutseydi Köyü gibidir. Kış nüfusu ile yaz nüfusu arasında büyük farklılıklar vardır. Eskilerde buraya Damatlar yaylası derlerdi. Kitabımızın bir bölümünde bahsetmiştik. Alanya'da baş gösteren veba salgını dolayısıyla yaylalara göç fazlalaşmış ve Deretürbelinas yaylasının Pınarbaşı bölümü hızla gelişmiş ve çoğalmıştır. Elbette burası da bu gelişmeden nasibini almıştır. Bu yaylamızın adı eskilerde Urumtaş'tı. 1967 yılında çıkartılan bir yasayla Türkiye genelindeki bir çok yerleşim alanları gibi Urumtaş'da nasibini almış Türktaş olmuştur. Aslında eski ismi Büyük Selçuklu Veziri Karatayyi'nin kardeşi olan Rumtaş Paşa'ya atfen verildiği bilinmektedir. Şehir merkezine 29 km. uzaklıktaki bu yayla köyümüz hayvancılığın yanı sıra turfanda sebze ve meyve üretimiyle uğraşmaktadır. Pınarbaşı yaylası gibi bu yaylanın da 9 oluğu meşhurdur. Son yıllarda yapılan modern evlerde bu yaylamıza renk katmaktadır. Bu yaylamızla ilgili öteden beri söylenegelen bir rivayet vardır. Urumtaş'lılar köylerine bir şair davet edip yedirirler içirirler ve sonunda Urumtaş'a bir methiye yazmasını isterler ve şairde almış kalemini eline.
Eski ismi Urumtaş imiş
Yeni ismi Türktaş.
Türk'e baş eğmiş Türktaş
Türktaş ahalisi hoştur gönül alıcı
Kimisi çul dokur kimisi halı.
Bu methiyeyi duyan Türbelinas 'lılar aynı aşığa bir methiye de bize yazarmısın dedikleri zaman gösterin de Türbelinas' ınızı sizede yazayım diyerek geçiştirmiştir. Şimdi gelelim Alanyalıların yüksek yayla tabir ettikleri yaylalarımıza. Eskilerde bu yaylalara günü birlik gidip gelmek mümkün değildi. Nisan ayı sonunda kıyı şeridinde azalan otlaklar nedeniyle büyük ve küçükbaş hayvanların yavaş yavaş yüksek yaylalarda bulunan otlaklara doğru yol alıp gitmeleri belki onbeş gün belki bir aylık yolculuktan sonra gerçekleşemiyordu. Yolların açılması ulaşım araçlarının teknolojiye ayak uydurması sonucu Alanya yöresinde bulunan en yakın ve en uzak yaylalara günübirlik inip çıkmak mümkündür.

1-Gedevet Yaylası 
2-Deretürbelinas Yaylası 
3-Türktaş yaylası 
4-Mahmutseydi Yaylası 
5-Söğüt Yaylası 
6-Çayarası Yaylası 
7-Sarı Su ( Fakırcalı ) Yaylası 
8-Eşel kırıldığı Yaylası 
9-Gökbel Yaylası 
10-Körahmetler Yaylası 
11-Kaş Yaylası 
12-Sapadere Yaylası 
13-Göngele ( Yaylakonak ) Yaylası 
14-Mahmutlar Yaylası 
15-Lortlar Yaylası 
16-Hacımehmetli Yaylası 
17-Söbüçimen Yaylası 
18-Kocaoğlanlı Yaylası 
19-Ayı Muharı Yaylası 
20-İki Evli Yaylası 
21-Dikmetaş Yaylası 
22-Gören Yaylası 
23-Çeltek Yaylası 
24-Ahmet Öldüğü Yaylası
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.