Yıllar boyu siyasetin içinde aktif olarak yer almış, aynı zamanda sürekli siyasi yorumlarda bulunan birisi olarak, üzülerek söylüyorum, siyasetten giderek soğumam bir yana, artık midem bile bulanmaya başladı. Kırk, kırk beş yıldır bu denizde...
Yıllar boyu siyasetin içinde aktif olarak yer almış, aynı zamanda sürekli siyasi yorumlarda bulunan birisi olarak, üzülerek söylüyorum, siyasetten giderek soğumam bir yana, artık midem bile bulanmaya başladı.
Kırk, kırk beş yıldır bu denizde kulaç atıyorum.
Geçmişte de bu denizde belli kirlilikler vardı ama bugünkü kadar rezil, bugünkü kadar pislik bir çamur deryasından söz etmek mümkün değildi!
İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Menderes, Osman Bölükbaşı, Erdal İnönü, Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Turgut Özal, Alpaslan Türkeş, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Deniz Baykal gibi liderler arasında da, birbirlerine dönük çok ciddi eleştiriler yapılmaktaydı.
Özellikle de muhalefette bulunan liderler, iktidardaki lideri acımasızca eleştirirlerdi.
Ama bugünkü gibi, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli türünde bir hakaretin yapıldığını ben hatırlamıyorum.
Otuz yıl boyunca devam edip gelen terörün bitmesine bile karşı çıkma aymazlığı sergilenebiliyor.
Ülkenin başbakanını suçlama adına, Türkiye’nin suçlandığının, hatta bu yolla Türkiye uluslararası arenada suçlu konuma düşürüldüğünün farkına bile varamayanların vatan haini olabileceğini düşünmek imkansız olduğuna göre, burada bir akıl tutulmasından söz etmek mümkün!
Koltuk kapmaya bu kadar yoğunlaşmış, hatta her anlamda körleşmiş bir siyaset anlayışına, toplumun bir kesiminin destek vermesi de gösteriyor ki, iktidardan nemalanamayan bazı beyinler, ileriye dönük en küçük bir projesi olmayan, salt mevcudu eleştirmekle yetinen, olmadık saçmalıklara imza atmaktan çekinmeyen muhalefet partilerinin peşine takılmaları da gösteriyor ki, ülkenin ve ülke insanının çıkarlarını düşünmekten çok, ileriye dönük kişisel belli hesaplar içine giriyorlar demektir!
Bence, mevcut iktidarı beğenmemek, onu eleştirmek ne kadar önemliyse, asıl önemli olanın, yıkmak istenilen yapının yerine neyin nasıl konacağına doğru karar verebilmektir.
Gelen gideni aratacaksa, bunca mücadeleye ve de riske ne gerek var?
AK Parti’yi yıkmasına yıkalım da, yerine gelecek CHP, MHP ya da BDP’nin bu ülkeyi AK Parti’den çok daha iyi yönetebileceğinden emin miyiz?